Chào các bạn! Vì nhiều lý do từ nay Truyen2U chính thức đổi tên là Truyen247.Pro. Mong các bạn tiếp tục ủng hộ truy cập tên miền mới này nhé! Mãi yêu... ♥

3. Banyomdaki çıplak adam

Ay Işığı henüz kalabalık değildi. Asıl kalabalık öğleden sonra başlyordu. Yani benim mesaimin başlamasıyla. Akşamları ise kaçacak delik arayacak derecede kalabalık olurdu. Özellikle de canlı müzik olduğu günler. Neyse ki bu akşam yoktu. Her nedense uzun süredir hissettiğimden daha yorgundum. Bunun sebebi büyük ihtimalle sabah yaşanan olaydı. Rick'le olan tanışmamın ardından aklım yine Cihan'a gitmiş ve gecmişe gömdüğümü sandığım anılar tekrar gün yüzüne çıkmıştı. Neyse ki mesaim başladığında düşünmek zorunda kalmayacaktım.

Aslında burada olmamam gerekiyordu. Üniversitenin son yılında, yaklaşan mezuniyet telaşına kapılmış okulu bitiriyor olmanın heyecanını yaşamalıydım. Ama üniversiteye sadece bir dönem devam edebilmiştim. Derslerim berbat ötesi hale geldiğinde kaydımı dondurmuş kendimi eve kapatmıştım. Tam bir yıl çok hatırlayamadığım bir şekilde geçip gitmişti. Geceler ve günler bir birine karışmıştı. Kapalı perdelerimin ardında uzunca süre gün ışığından uzak yaşadığımı hatırlıyorum. Ve sık sık ağladığımı... Telefonlara çıkmıyor, akrabalarımla ya da arkadaşlarımla görüşmüyordum. Müzik dinlemeyi ve her gün erken saatte yaptığım sabah koşusunu bırakmıştım. İçimden hiçbir şey gelmiyordu. Öyle ki temizlik konusundaki titizliğimi bile bir kenara atmıştım. Çekmecemin üzerinde yemek tabakları birikmeye başlayıp odamın duvarlarında örümcek ağları oluşmaya başlayınca annem duruma müdahale etmek zorunda kalmıştık. O süre zarfında annemle çok kavga etmiştik. Beni bu ruh hali içinden çıkarmak için kendince uğraşmıştı ancak geçen bir yılın sonunda kendi başıma üstesinden gelemeyeceğimi, profesyonel bir yardıma ihtiyacım olduğunu anlamıştı. Beni bir psikoloğa gitmeye ikna edebilmesi de bir hayli sürmüştü.

Sorunum olduğunu biliyordum. Bir insan böyle yaşamazdı. Hayatıma devam etmek zorundaydım ama nasıl? Cihan içime öyle işlemişti ki i yokken hiçbir şey yapamayacak, beceremeyecekmiş gibi hissediyordum. O olmadan nasıl yaşayacağımı bilemiyordum.

Nihayet psikolojik destek almaya başladığımda annem mutlu olmuştu. Okula geri döneceğim zannediyordu ancak bunu yapmadım. Yapamadım. Kampüse kadar gittim ama artık orası bana çok yabancıydı ve eski de kalmıştı. İçimde o eski heves yoktu. Kendimi oraya ait hissetmiyordum. O gün kaçarcasına kampüsten ayrıldığımda kendimi Ay Işığında bulmuştum. Amacım sadece bir şeyler yemek ve biraz bira içmekti. Sonucunda kapıya asılı 'Bayan Garson Aranıyor' ilanını gördüğümden beri, iki yılı aşkın süredir burada çalışıyorum ve halimden şikayetçi olduğum söylenemez. Tabiki hic kimsenin mesleki hayalleri arasında bir garson olmak yer almaz ama ben zaten artık hayal kurmuyordum. Eskilerinin ise bir önemi yoktu. Zaten okulumu bitirsem dahi alkolik bir öğretmen kimin işine yarardı ki?

"Ne o mesaiden önce içiyor musun?"

Okan'ın sesi beni düşüncelerimden alıp şu ana geri döndürdü. Önümdeki baharatlı patades kızartmasına ve biraya onaylamaz bir şekilde bakıyordu.

"Ben hergün içerim bilirsin," dedim göz kırparak. O ise henüz sadece yarılanmış bardağı önümden çekip alıp kafaya dikti.

"Heyy! Bitirecektim ben onu!" Uzanıp omzuna yumruk attım. O ise bana otuz iki diş birden sırıttı.

"Haydi kalk mesaimiz başlıyor"

Soyunma odasına geçip üzerimde Ay Işığının personeli için hazırlattığı tişörtümü giyerken mesaisi bitip çıkmak üzere olan Tuğçe ile kısa bir selamlaştık. Haftaya ben sabah, Tuğçe öğleden sonra çalışacaktı ve bu her hafta değişiyordu. Çalışma sistemimiz bu şekildeydi. Okan ise üniversitede öğrenciydi ve akşamları çalışıyordu. Çalışanlar arasında tek iletişim kurduğum kişiydi. Gerçi bu benden değil ondan kaynaklanıyordu. Okan hani şu okulda herkesin tanıdığı, herkesle muhabbeti olan sosyal tiplerdendi ve uzun zaman sonra edindiğim tek arkadaştı.

Gün olabildiği gibi geçiyordu. Saat ilerledikçe yemek siparişlerinin yerini genelde bira almıştı. En çok içilen alkollü içeceklerdendi. Tabii en ucuzu.

"Gelmiş yine seninki."

İç çekerek Okan'ın kafasıyla işaret ettiği yere baktım ve onu gördüm. Pislik herif. Evet, takıntılı bir takipçim vardı. Yaklaşık kırk yaşlarında, şık ve pahalı giyinen, macbook kullanan, fiyakalı görünümlü bir adamdı. İsmini bilmiyordum. Haftanın en az üç günü gelir, boş olduğu müddetçe hep aynı masaya oturur ve o rahatsız bakışlarıyla beni taciz edip dururdu. İlk zamanlar kuruntu yaptığmı sanmıştım ancak Okan'da ben söylemeden fark edince adamın benle bir derdi olduğundan emin olmuştum. Ama bu konuda ne yapabilirdim ki? Şu ana kadar sözlü bir taciz olayı yaşanmamıştı. Adamı sadece 'bana rahatsız edici şekilde bakıyor' diyerek mekandan attıramazdımya.

"İzin versen şuna gününü göstereceğim ama-"

"Lütfen Okan! Olay çıksın istemiyorum. Hem işten atılmak mı istiyorsun?"

"Hayır ama bu herif gibi pisliklerden nefret ediyorum. Onun bakışlarına maruz kalmak zorunda değilsin." Okan tuhaf bir şekilde adama benden daha fazla takmıştı.

"Görmezden geldiğim sürece sorun olmuyor." Dedim. Ardından yeni gelen müşterilerin siparişini almak üzere yanından ayrıldım.

***

Geç saate kadar çalışan biri için sabahın sekiz buçuğunda uyanabilmek bir başarıydı gerçekten. Ama uyanmak zorundaydım çünkü Sena kahvaltıya gelecekti. Benim bütün çabalarıma rağmen benle bağlarını koparmayan vefalı arkadaşım. Bir gözüm açık, diğeri çapaktan dolayı yapışmış halde Okan'a mesaj attım.

Sena İstanbul'a döndü ve bu sabah bize kahvaltıya gelecek. İşin yoksa seni de bekliyorum 😉

İtiraf ediyorum ki onları bir araya getirmeye çalışıyordum. Sena ve Okan benim sayemde tanışmışlardı ve Sena İstanbul'a geldiği zaman sıklıkla üç kişi takılır olmuştuk. İçten içe aslında Okan'ın Sena'dan hoşlandığını biliyordum ancak açılma konusunda bir adım atmıyordu. Tabi Sena'nın sevgilisi olduğu için. Ama Seda bir süre önce kuş beyinli sevgilisinden ayrılmıştı ve bu durum şuan beni çöpçatanlık yapmaya itiyordu. Okan iyi bir çocuktu. Sena ile iyi bir çift olacaklarını düşünüyordum.

Zil çaldığında söylene söylene yataktan çıktım. Bu kız gerçekten zır deliydi. Sabahın körüydü ve ben daha hiçbir şey hazırlamamıştım!

Gözlerimi ovalayarak kapıyı açtığımda karşımda gördüğüm kişi Sena değil yeni komşum Rick'di. Üstelik üzerinde sadece beline dolanmış bir havluyla!

"Selam. Rahatsız etmiyorum ya?"

O an beynim bir süredir yapmadığı şekilde hızlı çalıştı ve aceleyle Rick'i içeri çekiştirdim. Ardından etrafa bakındım ve kimsenin görmediğinden emin olunca kapıyı kapadım. Arkamı döndüğümde Rick'in yüzünde kafası karışmış bir ifade vardı.

"Komşular seni bu halde görürse hoş olmaz." Diye açıkladım.

"Üzgünüm. Ben ne yapacağımı bilemedim. Evin tesisatında sorun var sanırım duştayken su kesildi."

Benden bir hayli uzundu. Ve hani o dergilerde gördüğünüz seksi modeller gibi de kaslı. Teni hafif bronzdu ve üzerinde henüz kurumamış su damlacıkları parlıyordu. Kol kasları şişirmesine gerek kalmadan bile ben buradayım diyordu. Göğsü tam başınızı yaslamak isteyeceğiniz türdendi ve... Daha aşağıya bakmayı reddettim.

Daha önce hiçbir erkeği bu şekilde haya etmemiş ya da böyle çekici erkeklere bakmamıştım. Hayatımda Cihan vardı. Cihan bildiğiniz klasik erkeklerdendi. Rick gibi adamlarla kıyaslanırsa çok aman aman seksi bir vücudu yoktu ama ben onu seviyordum ve önemli olan buydu. O gittikten sonra da başka hiçbir erkeğe ne duygusal ne de fiziksel olarak bir ilgi duymamıştım. Taa ki şimdiye dek. Hayır hayır! Şimdi bile ilgilenmiyordum. Etkilenmemiştim, sadece adam fazla çıplak ve fazla yakınımdaydı.

"Bildiğim bir tesisatçı var, sana numarasını verebilirim." Dedim gözümü sadece yüzünde tutmaya çalışarak. Ancak hafif utangaç gülümsemesinin bu denli hoş olabileceğini hiç düşünmemiştim.

"Gördüğün gibi bu halde kaldım." Derken başını eğdi ve ıslak saçlarında bir miktar köpük kaldığını fark ettim. Sol omzunda da bir parça parlıyordu.

"Mümkünse bu seferlik banyoyu kullanabilir miyim?" Ne diyebilirdim ki? Adamı o halde evden göndermeli miydim?

"Tabi, sana göstereyim." Diyerek merdivenlere yöneldim. Rick arkamdan geliyordu.

Size merdivenlerdeki birkaç basamağın rutubetten dolayı şiştiğini söylemiştim değil mi? Evet. Ben de daha önce belki milyon kez geçtiğim basamağa bu kez takılıverdim işte. Dengemi kaybedip geri doğru düşerken Rick'in göğsüne çarptığımı hissettim ve o an bir çift kol beni yakalayıp sardı.

"İyi misin?" Diye panik haldeki sesini duydum. Kafamı çevirdiğimde birbirimize olması gerekenden daha yakındık. Çakmak çakmak parlayan yeşil gözler bana bakıyordu.

"Rutubet yüzünden"

"Ney rutubet yüzünden?"

"Merdivenler şişiyor."

Ahşap merdivenlere kısa bir göz attı ve "Ah, anladım." Dedi sonra. "Sen iyi misin?"

"İyiyim." Nedense hala kolları bana kenetlenmiş halde duruyordu. Gereğinden fazla sıcak ve sertti... Sanki onun bedeninden bana yoğun doğru yoğun bir akım vardı. Anlamlandıramıyordum. Bir çeşit çekim gibi bir şey de olabilirdi. Ya da sadece saçmalıyordum.

"Bırakabilirsin." Dedim. Ama o bana bakmaya devam ediyordu. Dalmış gibi. Gözleri gözlerime kenetlenmişti ve bakışları sanki gözlerimde bir şeyler arar gibiydi. Ya da hayal gücüm aniden fazla çalışmaya karar vermiş olmalıydı.

"Rick! Bırakabilirsin." Dedim elimi yüzüne doğru sallayarak.

"Ah pardon" derken gözlerini kırpıştırdı ve beni bıraktı. Tam o anda belinde çözülmek üzere olan havluyu neyseki yakalayabildi.

"Özür dilerim seni fazlasıyla rahatsız ettim sanırım." Dedi mahcup bir halde.

"Hayır, hayır!" Diye itiraz etti içimde varlığını bile unuttuğum yardımsever yanım. "Sen rahatına bak. Banyo soldan ikinci kapı. Bir şey olursa bana seslenirsin."

Rick banyonun kapısını kapattığı anda tuttuğum nefesimi verdim. Hatta o ana kadar nefesimi tuttuğumun bile farkında değildim. Az önce ne olmuştu öyle? Hayatımda o denli yakın olduğum tek erkek Cihan'dı ama onunla olan yakınlığım az önceki kadar yoğun değildi. Yoğun. Nasıl adlandırabileceğimi bilmiyordum. Uygun tek kelime buydu. Elimle yüzümü yelledim. Sanki vucudumdaki tüm kan yüzüme hücum etmişti. Kahretsin! Neden böyle oluyordu? Neydi bu şimdi?

Mutfağa gideceğim anda ikinci kez çalan kapı zili deyim yerindeyse felaketin habercisiydi. Kapı açılır açılmaz Sena ve Okan'ın ikisi birden içeriye daldılar. Erken gelmişlerdi ve benim banyomda çıplak bir adam vardı. Rick'i onlara fark ettirmeden evden çıkarmamın ise hiçbir yolu yoktu.

Bölüm sonu.

Herkese iyi geceler. Merak ettiğim bir şey var arkadaşlar. Yayınladığım kitaplardan birinde ilk defa karakterin kendi ağzından anlatıyorum. Normalde pek tercih ettiğim bir sey değil ama bu hikayenin büyük kısmını ana karakterimiz Mercan anlatacak şekilde kurguladım. Sizce nasıl olmuş? Becerebiliyor muyum? Yorumlarınıza ihtiyacım var.

Bạn đang đọc truyện trên: Truyen247.Pro