Chào các bạn! Vì nhiều lý do từ nay Truyen2U chính thức đổi tên là Truyen247.Pro. Mong các bạn tiếp tục ủng hộ truy cập tên miền mới này nhé! Mãi yêu... ♥

KM-2

İlk bölümü beğenip okumaya devam ettiğin için teşekkürler! :)
Multimedya Can

Yaşlı adamın Esra'yı görmesiyle gözleri parlamıştı. Çetin Bey kollarını yeğenine açtı. Kardeşinin, sahip çıkamadığı emanetine. Ama artık ona sahip çıkacak, tüm günahlarından arınamasa bile en azından kalbi rahat ölecekti.

''Hoşgeldin yuvana kızım.'' dedi gülümseyerek.

Esra tedirgince karşısındaki ona gülümseyen adama bakıyordu. Amcam dedikleri bu olmalı diye düşündü. Yanındaki de yengesiydi. Hem yengesi hem de amcası onu davet edercesine bakışlar atıyordu. Yanlarındaki kız da ona dönmüştü ama camın önünde arkası dönük olan adam hala oradaydı.

Yavaş adımlarla yatağa yaklaşıp önünde durdu. Saçlarını kulağının arkasına yerleştirdi. Herkes pür dikkat onun ağzından çıkacak kelimeyi bekliyordu. Tabi biri hariç.

Emre.

Babası onun öfkesini anlamakta güçlük çekse de mirası bölmek istemediği için böyle davrandığını düşünüyordu. Emre hırslı bir adamdı ne parayı ne gücü paylaşmak istemezdi çünkü. Çetin Bey kızlarından farklı olan oğlunu kendinden bile iyi tanıyordu.

En sonunda Esra ağzını açmaya karar verdi. Sesli bir şekilde boğazını temizledi. ''Kusura bakmayın ama benim amcam yok.'' dedi pat diye. Birden söylemişti. Çünkü hemen bu karmaşadan kurtulmak istiyordu.

Çetin Bey hiç şaşırmamıştı. Kardeşi Adnan asla söylemezdi, zaten tek kalemde silmişti onları.

Gülümseyerek karşısındaki genç kıza baktı. Gözleri aynı babası diye düşündü. ''Baban söylemedi değil mi?''

Genç kız cevap vermedi.

Çetin Bey tekrar konuştu. ''Ben senin amcanım kızım. Yıllar önce bir hata yaptım ve babanın gitmesine, bizi silmesine neden oldum. Pişman olduğum da artık çok geçti, baban gururundan asla beni affetmedi.''

Esra duydukları karşısında afallamıştı. Biliyordu babası gururlu adamdı. Ama hiç mi bahsetmek aklına gelmemişti. Sonuçta buna hakkım vardı diye düşündü Esra. Babası ona her zaman yetiştirme yurdunda büyüdüğünü ve ailesini hiç tanımadığını söylerdi.

''B-ben bilmiyorum. '' dedi Esra kekeleyerek.

Yaşlı adam tekrar gülümsedi. ''Anlıyorum kızım. Olayları sana uzun uzun anlatmak istiyorum ama-'' konuşması öksürükle bölünmüştü hasta adamın ''öncelikle sana bıraktığım mirası kabul etmeni istiyorum.'' dedi.

Esra ikinci bir şok yaşamıştı. ''Ne mirasından bahsediyorsunuz?'' dedi, sorguladı.

''Bu tüm servetimin yarısı senin kızım. Ben çok hastayım her an ölüm gelip kapımı çalabilir ve senin refah içinde yaşamanı istiyorum.''

Genç kız gözlerini açmış karşısındaki adamın ciddi olup olmadığına bakıyordu. Aynı zaman da cam kenarında Emre'de kızın ağzından çıkacak kelimeleri bekliyordu bu sefer, kız onu şaşırtmıştı çünkü. Kesin kabul edecek diye geçidi içinden kim kabul etmez ki? Babasının ona bıraktıkları ile milyoner olacaktı .

Kız kendiyle girdiği savaştan çıkıp kaşlarını çattı. ''Benim babam kimsesiz bir adamdı. Yetiştirme yurdunda büyüdü. Siz kimsiniz bilmiyorum ama eğer gerçek amcamsanız bile mirası kabul etmeyeceğim. Babamın kabul etmediği bir şeyi ben hiç kabul etmem!'' Kızın tek nefeste söylediği bu cümlelere Emre sevinip birden arkasını dönmüş, Çetin Bey şaşırmamış, Ayşe Hanım ise şaşkınca kıza bakıyordu.

''Aynı baban gibisi. Gururlu, sinirliyken bile saygılı ve güçlü.''

Evet diye düşündü Esra. Ben babamın kızıyım. ''Babamı tanıyor olmanıza sevindim ama lütfen beni bir daha rahatsız etmeyin. Ben kimseden tek kuruş istemiyorum.''

Diyerek son sözü söylemişti. O sırada gözü duvardaki saate çarpmıştı. Kahretsin işe geç kaldım diye geçirdi içinden. ''Size iyi günler.'' arkasına dönüp çıkmıştı.

Herkes kızın bu tavrına şaşırmıştı. Tabi Çetin Bey hariç. Böyle bir tavır bekliyordu kızdan. Sonuçta o Adnan'ın kızıydı.

Emre ise sevinçle giden kızın arkasından bakıyordu.

Babasının ona seslenmesiyle suratındaki sırıtışı sildi. ''Efendim baba.''

''Boşuna sevinme Emre. Vasiyetimi çoktan yazdım Esra istese de istemese de şirketin ortağı.''

Emre sen öyle san babacığım diye geçirdi içinden. Madem kızın gönlü yoktu gayet tabi bu mirası kabul etmemesi için elinden geleni yapacaktı. Hisseleri ona satması için gerekirse evine gidecek onu ikna edecekti. ''Hay hay baba.'' diyerek odadan çıktı.

Çıkar çıkmaz da Savaş'ı aradı. ''Kız kabul etmedi, işimize devam edebiliriz.''

Evden çıkan Esra hem buradan eve nasıl döneceğini düşünüyordu, hem de içeride yaşadıklarını...

Gerçekten bir amcası var mıydı yani? Bunca zaman kendini kimsesiz sanırken bir amcaya mı sahipti?

Düşünceleri içinde boğulurken sabah onu almaya gelen buz mavisi gözlü adam yaklaştı. ''Esra Hanım sizi eve bırakalım.''

Esra her ne kadar onlara dair bir şey istemese de hem işe geç kalmıştı hem de hangi semtte olduğunu bile bilmiyordu.

O yüzden kafa sallayarak teklifi kabul etti. Arabaya binerken son kez eve baktığında birinin camdan onu seyrettiğini fark etti. Bu içerideki o arkası dönük adamdı. Gözlerinde garip bir şey vardı. Sevinç? Şaşkınlık?

Bakışlarını kaçırarak arabaya bindi. Ev yerine onu iş yerine bırakmalarını istedi.

İş yerine geldiğinde hemen mutfağa gidip üzerini değiştirecekti ki yanına Sıla yaklaştı. O çoktan işine başlamıştı. Suratında üzgün bir ifadeyle Esra'ya yaklaştı. ''Üzgünüm, ama patron seni görmeyince bir daha da gelmesin.'' dedi.

Esra içten içe bunun olacağını anlamıştı. Ne yapacaktı şimdi? İş bulmak yeterince zordu. Hem de o adam yüzünden kaybetmişti işini.

''Boşver, ben çıkayım yarın okulda görüşürüz.'' Sıla'nın kolunu sıvazladı. Üzerine geçirdiği önlüğü de çıkarıp kafeden kendini dışarıya attı. Eve giderken düşündü, nereden iş bulabilirim, ne yapabilirim? O amca denilen adam yüzündendi..

Kapısının önüne gelip oturdu. Dirseklerini dizlerine yerleştirip saçlarını çekiştirdi. Derin bir of çekti. Umutsuzluğa düşmemek için aklına iyi şeyler getirmeye çalışıyordu. İş bulabilirim, tekrar eski huzurumu bulabilirim diye kendi kendini teselli ediyordu. Yarım saat kapının önünde oturduktan sonra eski apartman dairesine girdi. Odasına girip birikmiş parasını kontrol etti biraz daha idare eder diye düşündü. Tam düşüncelerinin ortasındayken kapı çalmıştı.

Kim gelirdi ki ?

Sıla?

Can?

Belkide amcası o buz mavisi gözlü adamı göndermişti.

Sıla olması imkansızdı işteydi, Can gelmeden önce haber verirdi. Başka da evini bilen kimse yoktu.

O insanlarla bir daha uğraşmak istemiyordu acaba kapıyı açmasa mıydı? Ama bunun saygısızlık olacağını düşündüğünden açmaya karar verdi. İstemediğini söyler gönderirdi. Oturduğu yerden kalkıp kapıya doğru yürüdü.

Dürbünden baktığında bu adamı tanıyordu ama nereden? Sonra aklına amcasının odasındaki o adam gelmişti. Bu oydu. Amcası şimdide onu mu yollamıştı?

Oflayarak kapıyı açtı. ''Buyrun?''

Emre Savaş ile konuşurken onun verdiği fikirle kızla konuşmaya gitmişti. Hisseleri ona satması için ikna edecekti ve kız muhtemelen kabul edecekti. Bu yüzden kapısını açmıştı.

Kapıyı açtığında kızı inceleme fırsatı bulmuştu. Sabah o sinirle pek bakmamıştı yüzüne. 165 boylarında gayet zarif bir fiziğe sahipti. Açık kumral ve tatlı kahve saçlarıyla, elaya dönük bal rengi gözleri her erkeği cezbederdi. Tek ihtiyacı olan daha düzgün kıyafetler ve bakımdı. Farklı zamanlarda olsalardı ve ''Emre'nın kuzeni'' olmasaydı hayır diyemeyeceği bir kızdı.

Emre neler düşünüyorum böyle diyerek kıza cevap vermeye odakladı kendini. ''Ben Emre, Çetin Bey benim babam. ''

Esra'nın sinirleri diline doğru hücum etmiş, bütün sinirlerini akıtmak için ağzını açmıştı. ''Ben o mirası kabul etmeyeceğim, lütfen babanıza bunu iletin!''

Emre gülümsemişti. ''Bende bunun için geldim zaten. Anlaşmaya varabiliriz içeri girebilir miyim?''

Esra tek kaşını kaldırarak kenara çekilip Emre'nin içeri girmesine izin verdi.

Emre, kızı bir apartman dairesinin en alt katında, bakımlı ama oldukça eski bir yerde yaşamasına rağmen neden mirası kabul etmediğini sorgulamak istiyordu. Girdiği oda da iki eski çift kişilik koltuk, bir tüplü televizyon ve televizyonu koyduğu sehpa vardı. Ayrıca camın kenarında da kocaman bir kitaplık. Kızın gösterdiği koltuğa oturup karşısına da kızın oturmasını izledi.

''Neden mirası kabul etmiyorsun?''

Genç kız ofladı. ''İhtiyacım yok.''

Bu sefer tek kaşını kaldırma sırası Emre'deydi. Evi gözleriyle göstererek. ''Emin misin ?'' diye sordu.

Bu tavrı Esra'yı daha da sinirlendirmişti. ''Ben para bağımlısı değilim halimden memnunum belli başlı gelirim de var. Yani kısaca is te mi yo rum! Babamın tenezzül edip almadığı tek kuruşu istemiyorum.''

Emre, kız kesinkes konuşunca daha da keyifleniyordu. ''Ama geri dönüş yok babam hepsini sana bırakmış, yani babam öldüğü saniye milyonersin. Onlardan kurtulman gerekiyor.''

Kız yavaş yavaş genç adamın neden geldiğini çözmeye başlamıştı. '' Ve onları sana satmamı istiyorsun.'' dedi.

Genç adam kızın bu kadar zeki olmasına şaşırarak oturduğu koltuğa daha da yayıldı. ''Aynı dilden konuşmaya başladık.''

''Ama ben o parayı da istemiyorum.''

Emre birden ayağa kalktı. ''O senin sorunun, paradan nasıl kurtulursun bilmem. Ama anlaşmamıza sevindim.'' diyerek geldiği yoldan geri döndü.

Kız da arkasından giderek onu yolcu etmek istedi.

Tam giderken genç adam geri döndü. ''Ha bu arada babam seni çağıracak tekrar. Ona bu konuşmamızdan bahsetmeni istemiyorum. Kabul ettim der geçiştirirsin.''

Esra onun bu emir yağdırma havalarına suratını buruşturarak arkasından kapıyı sertçe kapattı. Kendini sanıyorsa!

Emre anlaşmaya vardığını Savaş'a söylemek için çoktan onun yanına doğru sürmeye başlamıştı. Buralara yakın bir kafede Savaş onu bekliyordu. Arabasından inip çokta onlara uygun olmayan kafeye doğru yürümeye başladı.

Ama Savaş her zamanki gibi onun geldiğini görmemiş garson kızlardan birini kesiyordu. Arkasından yaklaşıp ensesine bir şaplak attı.

Savaş birden irkildi ''Ah!'' Onun bu haline kesiştiği sarışın garson kıkırdamıştı.

Kafasını kaldırıp karşısına oturan Emre'ye baktı. ''Napıyorsun oğlum ya? Kafamı mı kırcan?!''

''Bir kere ya bir kere benim geldiği gör, bir kere kız kesme. Ne karı meraklısı adamsın!''

Savaş'ın siniri geçip gülmeye başladı. ''Bu sefer ki farklı olum aşık oldum.''

Emre kafasını öylesine sallayarak ''Hıhı '' diyerek geçiştirdi.

''Hadi onu çağrıyım da sipariş verelim.''.

Savaş vazgeçmeyecekti. Bu güzel sarışınla tanışmanın bir fırsatını bulmalıydı.

Elini uzatarak genç garsonu çağırdı ''Sar- Şey garson hanım bakar mısınız?''

Emre kahkaha atarak Savaş'a baktı ''Garson Hanım mı? Cidden mi Savaş?''

''Napıyım oğlum aşk işte kafam karışıyor.''

''Siktirme aşkını.''

Savaş gözlerini büyüterek Emre'ye baktı. ''Lan ne demek siktirme aşkını! Sen benim aşkıma göz mü koydun? Oğlum seni bi sikerim bir daha bırak aşkımı kimseyi sikemezsin!''

Emre Savaş'ın bu tepkisiyle daha da keyiflenerek oturduğu sandalyeye yerleşti. O esnada çoktan sarışın garson yanlarına gelmişti.

''Ne alırdınız efendim?''

Savaş hemen cevabı yapıştırdı. ''Seni.''

Emre bıyık altı gülerken kız yüzünü buruşturdu. ''Pardon?''

Savaş suratındaki alık ifadeyi silerek toparlandı. ''Şey yani şeftali suyu.''

Emre artık kahkahasını gizleyemeden gülmeye başladı. Kız neler olduğunu çözmeye çalışırken Emre durumu toparlamıştı. ''Bize bir şeftali suyu bir de filtre kahve.''

Kızı gönderdikten sonra Savaş'a takılmayı ihmal etmedi. ''Oğlum sikik misin? Ne o karı gibi tavırlar? ''

Savaş o esnada önünde giden kızın kalçalarını kesmekle meşguldü. '' Ne bileyim lan mala bağladım işte. Hem şu kalçalar için bir zahmet mala bağlıyım.''

Emre bilerek Savaş'ı gıcık etmek için arkasına dönüp kıza bakacaktı ki Savaş bağırdı. ''Sen bakma hop hop, hatta kimse bakmasın!''

Emre'nin keyfi baya yerindeydi hem kız teklifi kabul etmiş hemde bugün ki Savaş'ı gıcık etme seansı tamamlanmıştı.

Savaş aklını ve başka yerlerini kızdan alarak arkadaşına döndü. ''Halletin mi?''

Emre'nin dudağı kıvrıldı ''Sence?''

''Ne uçanı ne kaçanı diyorsun.'' dedi Savaş.

Deminki garson kız gelip önlerine istediklerini yerleştirdi. ''İsimleriniz neden kartlarınızda yazmıyor?'' diye sordu Savaş imalı imalı.

Genç sarışın ise gülümseyerek cevap vermeden yanlarından uzaklaştı. Kızın bu tepkisine Emre'de gülmüştü.

Savaş bozulduğunu belli etmeden tekrar arkadaşına döndü. ''Emir ile konuştun mu peki? ''

Emre'nin keyfi Emir'in adını duymasıyla bozulmuştu. ''O itle konuşulur mu? O anca silahtan, ölmekten anlar.''

Savaş'ın da keyfi kaçmıştı. ''Adam büyük oynuyor Emre. Bütün şirketleri bize karşı tehdit etmiş. Tahmin edersin ki hepsi de kedi gibi pısmış.''

Emre sinirle saçlarını karıştırdı. ''Zayıf noktamızı arıyor şerefsiz. Yerimize geçmeye çalışıyor.''

Emre ve Savaş gerginliklerini had safhaya ulaştırırken Sıla 'da işten çıkıp yakın arkadaşına uğramıştı.

Esra'nın bozulan keyfi arkadaşını görünce bir nebze olsun düzelmişti.

''Şimdi ne yapacağız peki?''

Esra hazırladığı kahveyi arkadaşına uzattı. ''Yapacağız derken? Sen orada devam edeceksin bende yeni iş bulacağım.''

Sıla kahvesinden bir yudum aldı. ''İşi birlikte ararız seni yalnız bırakacağımı düşünmedin herhalde.''

Esra ona minnettardı. Ama yine de herkes kendi halinden sorumluydu.

''Sen işi boşver de başıma neler geldi bilsen...'' dedi Esra. Amacı Sıla ile dertleşmekti.

Başına gelenleri özetledikten sona Sıla şaşkınca arkadaşına dikmişti gözlerini.

"Amcan mı var yani senin ?"

Ellerini birbirine sürttü Esra "Öyleymiş ama pek ilgilenmiyorum."

Sıla korkakça arkadaşına yaklaştı."Kabul etseydin hayatın kurtulurdu be Esra."

Omuz silkti Esra. "Ben halimden memnunum Sıla."

Peki diye mırıldandı. Esra'nın yerinde olsam çoktan kabul etmiştim diye düşündü Sıla. Artık katlanamıyordu hem çalışıp hem okumaya, bu sene okulu bitecekti ama bir an önce rahat rahat yaşamak istiyordu.

Sıla ile biraz daha konuştuktan sonra kendi evine gitmişti arkadaşı. Esra'da çoktan kendini uykunun kollarına bıraktı. Yarın başına geleceklerden habersiz..

Sabah alarm çalmadan uyanmıştı. Zaten tüm gece ne yapacağım diye düşünmekten gözüne uyku girmemiş sabahta erkenden kalkmıştı. Kahvaltı etmeden evden çıktı.

Okula geldiğinde daha çok erkendi kantine oturup kitaplarını önüne çıkardı. Ders çalışırsam belki aklım dağılır düşüncesiyle.

Ama aklını dağıtan önündeki kitaplar değil, saçlarının üzerine bırakılan tüy kadar hafif öpücük olmuştu. Elbette bu öpücüğün sahibini biliyordu. Öpücüğün sahibi kulağına eğildi.

''Erkenciyiz.''

Normalde olsa bu öpücükten etkileneceğini bilen Esra'yı, Can etkilemiyordu işte etkileyemiyordu. Başını kaldırıp gülümseyerek ona döndü. ''Evet erken uyandım, ders çalışmak için geleyim dedim malum sınavlar..''

Can Esra'nın yanından bir sandalye çekip oturdu. Saçlarıyla oynamaya başladı genç kızın. Garip bir şekilde bu tatlı kahve saçları görmek, onlara dokunmak Can'a huzur veriyordu. ''Kendini çok yorma,o güzel gözlerinde gölgeler görmek istemiyorum. ''

Onun bu iltifatına sadece gülümsemekle yetinmişti Esra. Tam o sırada okulun ortak kafesine gelen Sıla arkadaşını ve Can'ı görünce onların masasına doğru yürüdü.

''Sabah-ı Şerifleriniz hayrolsun.'' diyerek ikilinin karşısına oturdu.

''Sana da günaydın Sıla.''

Can'da günaydın dedikten sonra Sıla merakla arkadaşına sordu. ''İş bulabildin mi?''

Esra işsiz kaldığını Can'ın öğrenmesini istemiyordu çünkü sana iş bulalım diye diretecekti. Arkadaşına uyarır gibi baktı ama Sıla çoktan potunu kırmıştı.

Can'da sert bakışlarını Esra'ya dikti. ''Neden söylemiyorsun işsiz kaldığını?''

Esra gülümseyerek Can'a baktı. ''Ah işe ihtiyacım yok ki Can. Sınavlar için şimdilik bıraktım.''

Sıla arkadaşının söylediği yalanla gözlerini kaçırmış, Can ise elbette bu yalana inanmamıştı.

''Sınavlar bitene kadar iş bulmuş olamazsan seni dinlemem Esra bu sana son uyarım. ''

Esra kafasını sallamakla yetindi.

Tüm günü okulda derslerle geçirdikten sonra gidecek bir işi olmadığı için eve doğru gitmeye başladı. Apartmanının önünde gördüğü minibüsle sağlam bir küfretti. Vazgeçmeyecekler miydi? Emre söylemişti zaten böyle olacağını. Lakin uğraşmak istemiyordu neden kimse anlamak istemiyordu?

Sen halledersin diye kendine cesaret vererek minibüsün önünde durdu. Mavi gözlü adam kapıyı açtı ikisi de hiç konuşmadan arabaya binmişti. Ama bu sefer arabanın içinde amcası da vardı. Mavi gözlü adam kızın kulağına eğildi amcası duyamayacağı şekilde fısıldadı. ''Senin için hasta yatağından kalkıp geldi onu dinlesen iyi olur.'' Kız onaylar şekilde başını salladıktan sonra amcasının önündeki deri krem rengi koltuğa yerleşti .

''Kızım ne için geldiğimi biliyorsun.''

Genç kız başını salladı. ''Lütfen bu yaşlı amcanı üzme. Senin için geldim. Lütfen beni dinle.''

Esra, Emre ile konuştuklarını hatırladı. Daha ılımlı yaklaşmaya çalışıyordu. ''Peki kabul edeceğim.'' dedi.

Yaşlı adam bu atağı hiç beklemiyordu, bu dünyada karşılaştığı hiçbir şey onu bu kadar şaşırtmamıştı.

Dudakları kıvrıldı. ''Ama önce babanla hikayemi dinlemeni istiyorum.'' dedi yorgun sesiyle.

''B-biz babanla'' yoğun şekilde öksürmeye başlamıştı, mavi gözlü adam endişelenerek patronunun yanına yaklaştı. ''Efendim iyi misiniz?'' Çetin Bey onu elleriyle durdurdu. ''İyiyim ben. '' Öksürüğü hafiflese de durumu iyiye gitmiyordu rengi bile ne kadar solmuştu.

Gülümsemeye çalışarak tekrar yeğenine döndü. ''Biz babanla, kardeştik. Dosttuk. Ama ben çok büyük bir hata yap-'' Koca çınar bir öksürük krizine daha tutulmuştu ve bundan kurtulamayacak gibi görünüyordu.

Gerek Esra gerek mavi gözlü adam endişelenmeden duramadılar. Mavi gözlü adam şoföre direk en yakın hastaneye sürmesini emretti. Esra'da aynı zamanda ayaklanmış korkuyla amcasının gömleğinin düğmelerini çözmeye çalışıyordu.

''Nefes alın, lütfen derin derin nefes alın. Bana anlatacak daha çok şeyiniz var lütfen nefes alın!'' diye adamı sakinleştirmeye çalışıyordu.

Ama yaşlı adam çoktan ışıklı yolun yolcusu olmuştu. Söylediği son cümleyle hatırlayacaktı onu Esra.

''Sakın benden nefret etme.''


Bạn đang đọc truyện trên: Truyen247.Pro