
Ölüm🌑
Dalgaların arasından çıkıyorum.
Boğuluyorum hatta.
Yüzüme çarpıyor su,sesli bir nefes veriyorum yıllardır nefesimi tutmuş gibi.
Derindeyim,çok derinde.Boyumu aşıyor su,ayaklarım zeminde değil.
Tıpkı yaptıklarım gibi,aşmış boynumu.
Bu koca okyanusta (hayatta) tekim,etrafımda hiç kimse yok.Yardım isteyeceğim belki bir gemi (doktor) anca gelir.En fazla susuzluk ve açlık öldürür beni.Yorgunluk değil.
Genzimi kavuran muhteşem acı ve tuzlu bir deniz suyu bu.Tonlarca su genzime kaçmış,oradan bir ateş harlayacak gibi.
Bu yorgunlukla nasıl duruyorum suyun yüzeyinde,kaldırma kuvveti var fakat beni kurusa kaldıramaz herhalde,o denli ağır hissediyorum.
Anlattıklarım yalan değil,gerçek..hissediyorum bunu.Çıplak tenimin serin suyu..Beni bir yönden hiç iyi hissettiremezdi.
Kan ter içinde uyandığım yatağımda,yaptığım tek şey sesli nefes alış verişlerimle perdesi açık sürgülü penceremden süzülen ay ışığının aydınlattığı odama bakmak oldu.
İçim gitti bir rüya gördüm.
Saklanıp kaçmakla olmuşum kördüğüm..
Ayaklarımı yavaşça yatağımdan sarkıttığımda küçük komodinime uzanarak abajuru açtım.
Anca kendime gelebildiğim zamanda annem ve babamın uyanmamasına dikkat ederek odamdan çıktım.Banyoya girdiğimde,ışığı yakmadan üzerimdeki kıyafetleri çıkardım.
Yüzümü görmek istemiyordum eğer ışığı açarsam,ışığa alışmayan gözlerim ise müthiş bir sızlamayla ağrıyacaktı.
Kendime bu işkenceyi lüzum görmezdim.
Tamamen çıplak bir şekilde bir bacağımı küvete sokarak suyu açtım.Diğer bacağım da küvete soktuğumda yavaşça ılık suyu vücuduma tuttum.
Bu kışın ortasında,bu su,tam da rüyamdaki gibi..
Çıplak tenimin serin suyu..
Saat gecenin bilmem kaçı,bu yaptığım şey bilhassa annemi uyandırmaya yeterdi ki pek de zannetmiyorum.Banyo ile onların odasında oldukça büyük bir mesafe vardı,
Daha fazla ileriye gitmeyip suyu kapattım.Bir süre etrafı dinledim,etraf sakin olunca küvetten çıkıp havluyu bedenime sarıp parmak uçlarımda odama girip kapımı kapatarak kilitledim.
Abajurdaki ışığı kapattığımda ayın ışığı hala daha mükemmel gözüküyordu.
İç çamaşır ve yeni pijamaları çıkartıp yatağıma bıraktığımda,üzerimdeki havlu da çoktan yeri boylamıştı.
Kilot ve sütyenimi giyip,pijamaları da üzerime giydikten sonra ıslak saçlarımın nemini alarak yeniden taradım.
Oh be,dünya varmış.
Öyle terli terli duramıyorum ben.Bir rüya gördüğümde,muhakkak kan ter içinde uyanırdım kesindi.
Ama kalkıp da atletimi değiştirmek,ki zaten giymiyorum,kısa bir duş idealdi her zaman.Saat kaç olursa olsun.
Daha sonradan fark ettim perdeyi kapatmadığımı,yutkundum.
Odamın camı boydan boya uzundu,sürgülü olduğu için balkona açılıyordu.
Odanızda gerçekten bir balkon varsa çok şanslısınız,çıkın oturun müzik dinleyin,kitap okuyun.
Ama kışın pek mümkün olmuyor benim için.
Dışarıya baktım uzaktan,sakin ve sessizlik hakimiyetini sürerken bir an önce perdeyi kapatıp yatağıma koştum,yorganı tepeme kadar çektiğimde ise,komodinde duran telefonumun ışığı açıldı.
Saat iki buçuk..
İnstagramdan gelen bir mesaj..
"Eğer daha önceden perdeyi kapatmayı akıl edebilseydin,o mükemmel vücudu göremeyecektim çakma sevgilim.Seni gördüm şimdi uyuyabilirim..Yeniden iyi geceler.. :))"
""
Sabaha kadar gözüme uyku girmemiş,sabahın yedisinde ayağa kalkarak okul kıyafetlerimi giymiştim.
Ne tür bi malsın sen kızım?
Nasıl unutursun,nasıl ya!
Derin bir nefes verdim aynanın karşısında.
Gördü! Herşeyi gördü!
Mutlu musun Arzu ha?
Bu resmen görsel anlamda bi taciz!
Saçlarımı sinirle çekiştirerek ördüm.İçeriye annem girdi.Onunla doktorla buluştuğum günün pazarından beri birbirimize karşı soğuktuk.
"Bu gün yanına bir şeyler koydum okulda sürekli tostla oradaki yemeklerle beslenme diye,götürürsün"
Dedi pijamalarımı yüzüme bakmadan dürerek.
Konuşması oldukça mesafeliydi.
"Hı,hı" dedim onu dalgınca onaylayarak.Halletmem gereken bir iş vardı.Dövecektim hatta,çok pis.
Ördüğüm saçımı siyah bir tokayla bağlarken,montumu yeni aldığım siyah botlarımı ve çantamı alarak koridora çıktım.
Ayakkabılıkta duran bir poşet bana bakarken botlarımı giyip poşeti aldığım gibi anneme hoşçakal demeden evden çıktım.
Evet,yine defalarca söylüyorum
Halletmem gereken bir iş var.
Halletmem gereken bir iş var.
Halletmem gereken bir iş var.
Azar yiyecek bir kişi var.
Belki de daha fazlası.
Onu evimin uzağında kaldırımda motoruna dayanmış bir şekilde buldum.
Yanına koşarak geldiğimi gördüğünde gülümsedi ve doğruldu.
Dibinde biter bitmez tokadı yemişti zaten benden.
"Sen aptal mısın?! Yoksa şaka falan mı!"
"Yoo" yanağını tutup gözleri sıkı bir şekilde kapatarak gülüyordu.
"Bak,gülmeyi kes tamam mı?! Senin gece gece evimin önünde ne işin var bir.İkincisi benim vücudumu görmek de neyin nesi!! Açıklama yap!"
"Şşş sakin olsana sen ya bi bağırma.." oldukça yaklaşarak sıcak avucu dudaklarımı örttüğünde ona tek sinirli ve asi gözlerim bakakalmıştı.
"Alkollüydüm dün gece,ne vücudu ne evi?"
Bakışlarım anında donuklaştığında,dudaklarımı yavaşça koca avucundan çektim.
Ne yani hiç bir şey hatırlamıyor muydu?
Montumun cebinden telefonumu çıkararak dün gece attığı mesajı ona gösterdim instagramdan.Uzun süre ekrana bakıp güldüğünde "Bunu ben mi attım gerçekten?" Dedi şaşkınca.Hemen "Evet" diye cevap verdim.
"Sana yemin ederim ki hiç bir şey hatırlamıyorum,beni arkadaşlar bulmuş zaten senin evin orda baygınmışım.Sabah zar zor kalktım zaten buluşmamız gerek diye mesaj attığında."
"İyi" dedim ona son kez kötü bir bakışla.Nasıl rahatladığımı gevşediğimi ona belli etmek istemesem de yüz ifademden anlaşılırdı.
Sonradan yere bakıp güldü tatlı bir şekilde.
"Keşke hatırımda kalsaydı" dediği an gözlerim yeniden kocaman oldu.Ona bir kez vurduğumda "Yeter" dedi kahkaha eşliğinde."Bana haksız yere vuruyorsun.Vurduğun yerleri sana şimdi öptürebilirim"
Tabi canım,fillerde uçuyordu zaten.
"Böyle bir şeyi asla yapmayacağım,saçmalama.Neyse tamam git.Bende gidiyorum okula."
Bileğimden tutup gitmeme engel olurken "Benimle geliyorsun" dedi."O niyeymiş?" Diye sormamlada kaskı alarak elime tutuşturdu."Biz sevgiliyiz unuttun mu?"
"Ben bu hayvan gibi motoruna binmek istemiyorum"
"Hayvan dediğin motor saatte kaç yüz bin kilometre gidiyor senin haberin var mı? "
"Umrumda değil Çınar,ben kendim gitmek istiyorum" diye diretmemle bacağından birisini motoruna attı ve bindi,"Hadi ama uzatma,Senin 30 dakikada gittiğin okula 10 dakika da varıcaz belki."
Ofladım."Bak söz veriyorum hızlı gitmeyeceğim fazla."
Bir kaç saniye daha suratına baktım öylece,ne yapmam gerektiğini kestiremiyordum,ya da sadece yanlış yapmaktan korkuyordum.
En sonunda başımı bıkkınca olumlu anlamda salladım,kaskı başıma geçirip omuzlarından destek almam için tutundum.
"Nasıl biniyoruz biz buna?"
Gülünce başına vurdum."Bak hep vuruyorsun ama" dedi daha sonra.
Doğru hep vuruyorum.
"Afedersin,ama sende sinirlendirme."
"At bacağını işte benim gibi,biniyosun" dedi umursamazca,motoru çoktan çalıştırmıştı.
Bilmiyordum sağol.
Arkasına oturduğumda,ellerim serbestti.
Ona sarılmamı falan beklemiyordunuz herhalde,ki istesem de böyle bir şey yapamazdım.
"Şu an bi harekete geçsem yerinden fırlayacaksın onu söyleyeyim"
"Ben önlemimi aldım,yürü sen"
Derin bir nefes verdi,geniş sırtını kaplayan deri ceketi kasıldı ve "Allahım sen bana ne inatçı ne değişik kızlar çıkartıyorsun karşıma yarabbim! Duy sesimi be Cenab-ı Mevlam!" Diye bağırdı.
Eyyy bu çok oluyordu ama!
"Hadisene be! Bak inerim!"
"İnme baş belası inme! Nereye tutunduysan iyice tutun o zaman"
Son lafını da söyler söylemez harekete geçtiğinde tüm hızıyla ardımızlakileri geride bırakarak ana yolda büyük bir motor sesi ve hızla ilerliyorduk.
Hiç bir yanım üşümüyordu desem yalan söylemiş olmam.
Başımda bir kask var montum da soğuyu sadece çarpıp geri gönderiyor gibiydi.
Sağ salim okula geldiğimizde,Çınar motorunu park edip indi.
Ben hala üzerinde olduğumdan,kaskı çıkardım ve etraftaki üzerimize çekilen bakışları yok sayarak ardından bende indim.
Çınar parmaklarını parmaklarımın arasından geçirerek elimi tuttuğunda benimkiler serbestti.
Çünkü hiç bir şey hissetmiyorum.
Ona karşı en ufak bir şey hissetmediğim adamın da elini tutmak zorunda değildim.
O tutsa ne yazar.
Değişik figülerle çevrelediği dövmeli elini bırakıp,Fundanın yanına koşturdum.
Dün okulda kötüydü ve onunla fazla ilgilenememiştim.
birbirimize sarıldığımızda Çınar tam da arkamda duruyordu ve sıkıldığını belli eden bir oflamayla etrafına bakındı.
"Sen istersen gidebilirsin" diye konuştum ona dönerek.Çarpık bi gülüşle darmadağın olmuş saçlarımı düzeltti.
Neydi şimdi bu?
Fundaya bir dakika işareti yapınca Çınar'a doğru "Bir daha senin motoruna binen bok olsun" dedim sessizce.
Hala daha sersemdim çünkü.
Bunu bana yapması haksızlıktı.Onu sonuna kadar dövebilir vurabilirdim.
Çünkü hak ediyordu.
"Bence de" dedi bana iyice yaklaşıp dudaklarıma doğru eğilerek.
Lan oğlum okuldayız!
"Çünkü daha nasıl binilmesi gerektiğini bilmiyorsun"
Birinin ona seslenmesiyle bir adım geriledim gözlerimi yere indirip.
Çınarda "Geliyorum!" Diye bağırdığında çok geçmeden yanımdan uzaklaşmıştı.
Funda ile baş başa kaldığımızda,yazık kızcağız bana şeşi beş bakıyordu.
Ağzı açık kaldığını gördüğümde çenesinden tutup kapattım.
"Az önce olanlar neydi? Siz gerçekten sevgili mi oldunuz? Size baktılar! Şu kokonaların bakışlarını görmeliydin! Ay kalbim durcak şimdi Arzu neler oluyor!"
"Sus bi ya!" Diye bağırdım ona.
Abartması anlamsızdı.
Bahçeden sınıfa kadar gece olanlardan bahsettim.Anlatış şeklim bile tam tamına fiyasko ve berbattı.
En sonunda hiç bir şey hatırlamadığını ve içkili olduğunu bahsettiğim de "Fazla güvenme" dedi.
E haliyle Anlamayarak suratına bakmaya başladığımda,az daha suratıma eğilip "Yani senin daha fazla ona karşı sinirleneceğini bildiği için sadece böyle bir yalan uydurdu demek istedim"
Bir dakikalık süreçte dalgınca suratına baktım.
En sonunda silkelenerek "Kafamı karıştırma benim ya! Sarhoşum dedi çocuk yalan söyleyecek hali yok" dememle kaşlarını kaldırıp indirdi."Orasını bilmem"
Ders başladığında yerimdeyken dün Tarih sınavının sonuçlarıyla içeriye hoca girdi.
Selamlaşıp yerimize oturduğumuzda Mehmet hoca elindeki kağıtları salladı "Dayanamadım,çocuklarım merak eder diye sonuçları okudum" dedi.
"Aman ne merak ettik" dedi Funda fısıldayarak.Kısa bir an gülümsediğimde Mehmet hocaya yeniden döndüm.
"Sonuçları okudum okumasına da.." kağıtları masada toparlayıp kirpiklerinin altından bizlere baktı."Sonuçlar pek hayra alamet değil." Dedi.
Ne bekliyordunuz ki?
"Sınıftaki en yüksek notu alan kişiyi not almıştım."
Ve bilgisayar çantasından bir not defteri çıkardı.
"Imm,786 Arzu Çağan,86 puan"
Duyduklarıma inanamadım.
Ayağa aniden şaşkın bir suratla kalktığımda hoca da dahil sınıf bana gülünce gözlerimi elindeki kağıttan ayırmıyordum.
Yok yanlış duymadım.
Aynıydı.
"Tebrik ederim Arzu,son zamanlarda bi ilerleme kaydedebildik sonunda ha? Oturabilirsin" deyince yerime sakince oturdum.
Vay be.
Bunu da mı görecektim.
Halbuki hiç iyi geçmemişti veya bir kaç soru dışında çuvallamıştım.
Demek ki o bir kaç soru dediğim parazitler işe yaramıştı.
Arkama yaslanıp sırıtmaya başlarken hoca diğerlerinin notlarını okumayı bitirdi ve derse geçti.
Ben hakikaten herşeyi çalışınca başarabiliyormuşum,ve bunu kendimde şu an yeni keşfetmem ise ayrı bir salaklıktı.
Ve şu kanıya varıyorum ki,her ne kadar umursamamazlıktan gelsem de doktordan öğreneceğim çok şey vardı.
Günün sonunda Fundayla vedalaşmış erken çıkması gerektiğini söyledikten sonra sınıfta tek kaldım.Herkesden sonra ben çıkardım sınıftan,niye bilmem ama galiba etrafı çok dağıtıyorum ve bir takım cezalar alıyorum.
Kitaplarımı çantama koyup sınıftan çıkmak üzereyken içeriye aniden Dövmeli bir çocuk girdi.
Çınar,iri vücuduyla adeta sessiz etrafına yıldırımlar salarken sinirli bir nefesle dibimde durdu,geriye gittikçe kalçam sırama yaslandı ve kollarını her iki yanımdan uzatarak sıkışmamı sağladı.
"Ne var? Ne istiyosun yine benden!"
"Hiç bi şeyini adi! Bundan sonra uzak dur benden! Bitti,oyun falan yok artık!"
"Sen kime ne adi diyorsun be! Ağzını topla!" Aniden parmakları sardı çenemi.Müthiş bir kasılma vücudumu esir aldı ve o güçlü elini bir kez daha yerinden oynatamadım.Elim elinin üzerinde kalırken "Bırak!" Dedim güçlükle.
Deli gibi korkuyorum.
Aklıma türlü şeyler gelip geçiyor.
Hastayım ben,koskoca hata dolu bir hasta!
"Bak durum ciddi,benimle bir daha bu ses tonuyla konuşma.Yoksa kırılan tek çenen olmaz" dedi dişlerinin arasından adeta fısıldayarak.
Çok tehlikeliydi.
Belki elini çekemedim fakat o anki korku ve hırsla bacaklarının arasına sert bir tekme geçirdim.
Acıyla bağırıp geriye çekilirken bundan fırsat bilip koşarak sınıftan çıktım,o ise arkamdan "Seni küçük fare! Kollarımın arasında gebereceksin!" Diye bağırdı ve yalpalayarak malum bölgesini tutarak sınıftan çıktı.
Ardımdan gelmeye çalışıyordu fakat ben çoktan merdivenleri inmiş nefes nefese koşarak çıkışa ulaşmışken telaşlı gözlerle karşılaştım.
Alla'a binlerce kez dua ederek yanına koşturduğumda sertçe göğsüne çarpmamla bir hıçkırık koptu dudaklarımdan ve beni kollarının arasına aldı.
Başımı göğsüne bastırarak "Neler oluyor! Bu halin ne!" Dedi şaşkınca,Kendimi konuşmak için geri çeksemde beni kendinden uzaklaştırmayarak kollarımdan tuttu.
"Lütfen gidelim,lütfen" bir kez daha arkama baktım,Sırf bu çocuk için okulu bile bırakabilirdim.
Başıma ise nasıl bir bela almıştım,tartışılırdı.
Oldukça ciddi bir şekilde yüzümü inceleyip başını salladı ve kapıyı açtı.
Kendimi arabanın içine neredeyse can havliyle atarken,Cenk çok geçmeden yerine yerleşmiş,arabayı çalıştırarak okuldan büyük bir hızla uzaklaşmıştı.
Kalbim hala daha deli gibi atıyordu.Sakin kalmaya çalışamıyordum fakat duygularımı kontrol edememekte zorlanıyordum.
Üstelik bu sabahta ilaçlarımı aksatmıştım.
"Lütfen bi sakin ol,evime gidiyoruz tamam mı? Bitti herşey yolunda."
Bana az önceki sarılma dışında dokunmaya cesaret edemedi.
Elime uzandı fakat hemen geri çekerken,arabayı son hızla kullanmaya devam ediyordu.
Bir apartmanın önüne park edince arabayı ellerim titremeye başlamıştı.
Yoksa henüz yeni bir krizin eşiğinde miydim,bilmiyorum.
Kapımı açtığında bileğimden tutarak nazikçe kalkmam için yardım etti.
Burası başka bir yerdi.
Daha önce hiç görmediğim.
Bu adamın kaç tane konakladığı evi vardı peki?
Asansörden inerken neredeyse en sonuncu kata gelmiştik.
Cebinden anahtarını çıkarıp kapıyı açtı.
Seri nefes alışverişlerim onuda gözlerinden anladığım kadarıyla korkuturken koluna sıkıca tutundum.
Ben böyle şeylere alışkın değilim azizim.
Yeni sayılır,döndüm ölümün eşiğinden.
Evinin içi gerçekten ferahtı.
Karşımda gerçekten devasa büyülükteki cam,karanlık ortamın şehir ışıklarının yansımasına sebep olurken ayaklarım soğuk parkelerinin üzerinden geçerek siyah geniş koltuğa duygusuzca oturdum.
Doktor yanıma oturup "İlaçlarını içtin mi sen? Titriyorsun" dedi,elini anlıma koyduğunda cevap veremeyecek durumdaydım.
Başımı olumsuz anlamda salladığımda sıkıntı ile bir nefes verip koltuğa uzanmamı sağladı.
Gözlerimden binlerce karıncalar geçip duruyor.
İyiye giden bir yol arıyorum.
Bir erkeğin bana dokunmasına bile katlanamıyorken o sinirden köpürmüş gözler ve çenemdeki baskı hala daha yerli yerindeymiş gibiydi.
Olanaksız kalp atışlarımın sonu bir kere daha anlamsız bir hale geldi ve hayattaki yerimi sorguladım.
Bir kaç dakika içinde, iğnenin içinden fışkırttığı o sıvı beni korkutunca çırpınmaya başladım."Uzak tut onu benden! Yeter! Her kriz başlangıcı bana bu dikeni batırmak zorunda değilsin! Senden nefret ediyorum!"
Ağlamaya başlamıştım.
Bu kadar düşüşlüğe uğramak beni herseferinde oldukça yıpratıyordu.
Ve o küçük acı bütün vücudumda büyüdü.
Ve ben onun elini gözlerim kapanana kadar bırakmamıştım.
Artık sonu bitmeyen basit bir iğneyle vücudumda görev yapan bütün fonksiyonlar uyuşmuştu.
Ve ölmüşüm...
....
Bạn đang đọc truyện trên: Truyen247.Pro