
10.Bölüm
İlk öncelikle merhaba bitanelerim❣️
Umarım iyisinizdir ben gayet iyiyim.
Bugüne kadar yazdığım en uzun bölüm diyebilirim biraz içime sinmedi ama nasıl olduğunu beğenip beğenmediğinizin yorumlarını bekliyorum.
Bu arada yeni kapağımızı begendiniz mi onunda yorumunuzu bekliyoruuum💞
Yorum bırakmadan geçmeyiiin❣️
Herkes buraya okuduğu tarihi ve saati bıraksın💢
İyi okumalar ponçikleriim💫
Çağlar'dan
Kütüphane de bizim için önemli olan kitabı arıyorduk Eceyle beraber. En arka raflardan başlamıştım aramaya. Son kısım olduğu için burası baya bir tozlanmıştı. Tozlu raflardan bir kitap aldım. Kitap okumayı pek sevmezdim ama kitap okuma numarası sayesinde kız bile tavlamıştım anılarım aklıma gelince sırıttım. Anılarım canlandı be! Ben ne fenaymışım abi?
Elime aldığım kitabı yarı keder, yarı heyecan içinde sayfalarını karıştırmaya başladım. Şu kitabı bulsakta rahatlayabilsek her şey yoluna girecekti. Sayfaları karıştırırken üniversite ile ilgili bir kitap olduğunu anladığımda kitabı yerine koydum. Başka bir kitabı elime alıp karıştırırken ismimin anınmasıyla elimde aradığım kitap olmayan saçma kitabı rafa sıkıştırıp arkamı döndüm.
Karşımda benden kısa olan bir çocukla karşılaştım. Bana anlamsız bakışlarını yoluyordu. Bu da kimdi? Ne işi vardı burada?
Of sanane Çağlar burası kütüphane senin mekanın mı sanki?
Onu bunu bırakta beni nerden tanıyordu? Of tamam popülerim ama ne bileyim abi?
"Sende kimsin? Beni nereden tanıyorsun?" Karşımda duran çocuğu daha önce bu okulda hiç görmemiştim. Hiç konuşmamıştıkta. Eyy Çağlar görmediğin bir çocukla nasıl konuşacaktın ki?
Hey iç sesimi bu üstün zekasından dolayı ayakta alkışlamak istiyordum.
Ben ki yakışıklığımla göze çarpan biriyim... Hey ne diyordum ben!
"Yağız, Ece ablayla acil çıkış merdivenlerinin orada ona bir şeyler diyordu kolunu sıkarak," deyip hızlıca rafın arkasına geçmişti. Kendi kendime konuştuğumdan dediği şeyleri anlamamıştım pek fazla. Tek anlayabildiğim Ece Yağız yangın merdiveni üçlüsüydü! Ece!
Az önce çocuğun olduğu tarafa doğru koştum, fakat hızlı davranarak ortadan kayboldu.
Kendini tanıtmadan kaçıp gitti.
Hızla rafların arasında 'Ece' ismini söylemeyip âdeta haykırdığım da cevap gelmediğinde çocuğun dediklerini doğru olduğunu anladım. Kısık sesle bir siktir çekip koşarak kütüphaneden çıktım. Kütüphane de umarım kamera yoktur! Yoksa bir de kütüphanede koştum diye bir ceza verirdi bu manyak müdür! Bu okulda bir tane düzgün insan var mıydı? Ben hariç canım.
Hızlı adımlarla çocuğun dediği yere merdivenlere gelmiştim. Ece'nin saçının kılına bir zarar gelsin! Ölümün benim elimden olur Yağız! Ölümlerden ölüm beğen bebeeyiiim!
Yukardan baktığımda kimse görünmüyor. Burnumdan soluyarak merdivenlerden indiğimde ise karşımda Yağız'ı gördüm. Karşımda bana sırıtarak bakıyordu. O güzel yüzünü dağıtmak için sabırsızlanıyorum bebeğim... Etrafta bir göz gezdirdiğim de Ece'nin olmadığını gördüm.
Siktir!
Ece neredeydi?
Ece yoktu!
Ne yani o kişi niye yalan söylesin? Niye söylemesin sanki tanıyorsun!
Yağız'a doğru bir adım attım.
"Ece nerede?" Dediğimde bir kahkaha attı. Hadi ama ben bu okuldan en fazla bir ay içinde atılacaktım bu çocuk yüzünden. Bir insanın gülüşü yüzünden bile gıcık kapılır mıydı?
Tabii kapılırdı Yağızsa her şey olabilirdi.
Yağızdan bir cevap gelmeyince sorunu tekrarlamak için ağzımı açmıştım ki kafamdan aşağı sıvı ve kokulu bir şeyler dökülmüştü. Burun deliklerimden içeri sevmediğim bir koku yayıldı!
Boyaydı bu boya.
Ha siktir!
Ne yani tuzak mıydı?
"Bu da bizim hoş geldin deme tarzımız. Hoş geldin Çağlar Yaman."
Gözlerimi ve konuşmak için açtığım ağzımı boyanın etkisiyle kapattım. Karşımda ise kahkaha atan Yağızın sesi her yerde yankılandı.
Bunu sana ağır ödetecektim Yağız!
Sinirden kuduruyordum.
Bu çocuk gerçekten ölmek istiyordu!
Sinirden gözlerim dolmuştu. Ellerimi yumruk haline getirmemek için zorlarken ellerim yumruk haline gelirken ise ne ara geldiğini bilmediğim Ece ise ellerimi tutmuştu. O an ise kalbimde bir şeyler çarpıştı. Ne oluyordu?
Cebinden hızlıca peçete çıkararak gözlerimi, ve yüzümü sildi.
Sadece benim diyebileceğim bir ses tonunda fısıldadı. "Özür dilerim, Özür dilerim!" Önüme geçerek benden kısa olan Ece kafasını omzuma yasladı. Ne oluyordu? Neden özür diliyordu? Ben bugün kafayı yemesem iyidir! Biri bana bunu açıklayabilir mi?
Ece elimden tutarak, "Çağlar lütfen benimle gel,"
Beynim ve kalbim savaş verirken ne yapacağımı bilemedim. Nereye gidiyorduk? Benim burda kalıp o Yağız'ı mükemmeliğini söndürmem gerekiyor. O parlayan yıldızını ampülle söndüreceğim merak etme.
Ece ise elimden tutarak ben sürükledi. Arkadan ise Yağız'ın Ece'nin ismini bağırdığını duymuştum. Senden bunu intikamını alacağım Yağız! Doğduğun yere geri sokacağım seni! Eben seni görseydi insan sağlığına zararlı diye doğduğun yere geri tıkardı. Ben bu görevi zevkle gerçekleştirecegim bunun için heyecanlanmaya başlasan iyi olur! Senin o sesini ben bir yerine sokacağım geri dönmek için hamle yaparken Ece'nin bir anda kendisine beni döndürmesiyle Eceyle çarpıştık! Bir bu eksikti gerçekten Ece'nin üzerini de boya bulaşmıştı. Ece bunu umursamayıp beni kızlar tuvaletinin önüne getirdi. Kapıyı açarak içeri girdiğinde olduğum yerde durdum.
Ne yani ben bu yakışıklığımla kızlar tuvaletine mi gireceğim?
Bizimkilerden biri söylese bunu gülerdim. Ben ve kızlar tuvaletine girmek! Hiç bir kuvvet beni buraya girdiremez!
Ece'nin beni içeri çekmesi ve kapıyı kapattığında bu şoku atlatamamıştım. Ece kuvveti hariç! Ece de nasıl bir güç var anlayamadım. Ben daha hiç bir kızda bu kadar kuvvet görmemiştim vay anasını sayın seyirciler vay!
Ece kendi yüzüne bulaşan boyaları temizlerken ben onu izledim. Eline bolca su alıp yüzüne çarptı. Su damlacıkları yüzünden akarak boynuna doğru yol almıştı. Uzun kirpiklerini kırparak bana baktı.
"Özür dilerim Çağlar benim suçum! Hepsi!"
Dedi karşımda üzgün gözüken Ece.
Ece'yi hiç bu kadar pişman görmemiştim.
Hiç beklemediğim bir anda kelimeler istemsizce ağzımdan döküldü.
"Senin bir suçun yok, hepsi Yağız'ın bir planıydı," dedim.
"Olsun önüme baksaydım o ipe basmıyacaktım ve boya dökülmeyecekti." Dedi hızlıca.
"Ne ipi?"
"İşte tuzak yok mu? İple bağlamış ona benim basmamı beklemiş, planlamış işte ben basınca da boya üstüne döküldü!"
"Ben bunun intikamını alacağım merak etme," dedim.
"Sen burda elini yüzünü temizle ben dolaplardan kıyafetleri alıp geliyorum üstümüzü değiştirsek iyi olur kimse görmeden rezil olmak istemem!" Deyip kızlar tuvaletinden çıktı Ece.
Bak sen şu Yagız'a güzel plan hazırlamış. İyi güldü olanlara ama unutmasın son gülen iyi güler. Yüzümü ve saçlarımı temizlediğimde eski halinden boyalıdan daha iyiydi. Çok geçmeden Ece gelmişti. Bu okulda olan en güzel şeylerden birtanesi de dolap olmasıydı. Dolabın şifresi ve ya anahtarı yoktu ama bugüne kadar kimsenin bir şeyi çalınmamıştı. Kesin benim başıma böyle bir şey gelirdi ama başta böyle bir müdür olduktan sonra böyle bir olayın olacağını sanmıyorum. Elinden kıyafetleri alıp tuvalete girip üzerimi değiştirdim. Kimseye yakalanmamıştık! Şükürler olsun! Yoksa bir de okulun medyasında olmayı hiç istemezdim doğrusu.
Manşette şu "Kızların yakışıklısı Çağlar Yaman kızlar tuvaletinde!" He bunun yanında bir de Eceyle adım çıkardı.
Kısmetim kapanır, kızlar ağzıma düşecek gibiler. Ee yakışıklılık bunu gerektirir bebeeyim!
***
Tekrar ders zilinin çalmasıyla sınıfa girdim. Etrafta Yağız'ı ararken daha gelmediğini görünce sınıfta yavaş adımlarla yürüyerek bana bakan kızları umursamadan yerime geçtim. Yanımda bir hareketlenme olunca Begüm yanıma oturmuştu.
"Selam!" Dedi her zaman ki neşeli sesiyle.
Biraz bana yürüyor muydu?
"Selam." Dedim havalı bir şekilde. Ee bizimde bir karizmamız var yani.
"Yarın cumartesi müsait misin?"
Evet yürüyor hatta koşuyor!
"Bilmiyorum, benim de kendime göre işlerim var,"
Dersimiz nedir diye düşünürken Matematik hocamız sınıftan içeriye girdiğinde dersin matematik olduğunu anlamam uzun sürmedi. Zeki olmak böyle bir şey işte..
Cevap vermeden Begüm sinirle yanımdan kalkıp kendi sırasına gitti ve bana kızgın bakışlarını yolladı. Bozulmuştu. Güzel kız yani ama bilemiyorum şimdi.
Klasik günaydın laflarından sonra yerine oturdu. Dosyasının içinde geçen gün yaptığı quizleri çıkardığında gülmeye başladı. Bu arada ortalarda Yağız ve arkadaşlarından hiç biri yoktu yine bir şeyler peşinde olabilirdi? Hocanın kahkaha sesleri ile düşüncelerim yarım kaldı.
"Hayal gücünüze hayranım hayatımda görmediğim formülleri gördüm," deyip gülüyordu.
Ee daha ne istiyorsun işte geleceğin dahi insanlarıyız! O kadar güldüğüne göre puan vermişsindir umarım diye dua etmeye başladım içimden. Evet arkadaşlar sabahtan beri Yağız'a küfreden ben dua etmeye başladım. Arada Yağız'a da akıl vermesi için dua ettiğimi vurgulamadan geçmek istemiyorum.
Kağıtları eline alıp teker teker okumaya başladı.
"Derin 65,"
Vay be bende alsam bu kadar yeter valla fazlasını istemem. Fazlasında gözüm yok. Ben böyle kendi kendime içimden konuşurken ismimin okunmasıyla poncik hocama baktım. Bir insan bu kadar mı ponçik olabilirdi ya? Kağıdımı inceledikten sonra bakışlarını bana döndürdü.
"Çağlar numara derken sınıf numarasını kasttetmek istemiştim," dediğinde bende dahil tüm sınıf gülmüştü. Bunu bilerek yapmıştım yanlız.
"Hocam bir durum olursa arayın hemen ben yardıma gelirim,"
"Terbiyesiz!" Dediğinde hemen konuşmaya devam ettim. Olay farklı konulara sürüklenip gidiyordu. Ben oysaki çok masum bir şey için yazmıştım.
Siz ne düşünüyorsunuz?
"Hocam no fesat! Sizsiniz fesat anlayan," deyip arkama yaslandım gülerek. O sırada ayağıma yediğim tekmeyle gülüşüm yarıda kesilmişti. Ece'nin ayarı fazla kaçmış. Buna bir el atmak lazım. Ece de beni dövmeyi hırpalamayı seviyordu. Ece'ye baktığımda gülme sırası onda gibiydi. 'Ne' dedim bakışlarımla o ise zihnimi okuyordu! İçimden 'Keşke bende senin gibi zihin okusam be Ece' dediğimde kıkırdayarak önüne döndü. Hoşuna gitmişti.
Hoşuma gidiyorsun oooo beni deli ediyor oo
Ne oluyor lan bana?
Deliriyorum oooo deliriyosun ooo.
Kızlar ise hocadan kağıdı alıp kağıda bakma numarası ile telefon numaramı alıyordu. Sizi uyanıklar sizi sinsirellalar.
"Çağlar beş puan adın soyadına verdim bir soruyu yarım yapmışsın ona da beş puan verdim. O kadar formül sallamışsın hayal gücüne ve yaratıcılığına da beş puan verdim on beş aldın," dediğinde kaşlarım çatıldı.
O kadar isim yazdım lan her yere boşuna mı yordum bu narin parmaklarımı? O kadar akrostiş yazdım ona bari puan verseydin zalımın kızı!
Sinsi yılan!
Elimi kaldırarak izin aldım. "Hocam ayıptır sorması seksen beş puanımı nerden kırdınız acaba?" Dediğimde kafama yediğim kalem ile sustum.
Hocam siz orda sadece notumu değil kalbimi de kırdınız bilin istedim....
Neyse bu sözlüden 15 aldım sınavdan 100 alsam geçerim sıkıntı yok. Türk olmak ilk sınavdan 15 alıp ikincisinden 100 almayı hedeflemektir.
Ece'nin kağıdı okunduğunda ağzım bir o harfi aldı, seksen beş nedir abi seksen beş! Olmadı on beş puanımı ona vereyim de kız yüz alsın!
"Hocam Ece'nin on beş puanını nerden kırdınız acaba?"
Ece'den
Çağlar ve hocanın komik atışmalarını izlerken çok eğlenmiştim. Bu çocuk niye bu kadar komikti ki? Anlayamıyorum sürekli değişiyor. Bazen komik bazen sert bazen kızgın, öfkeli her hâli alıyordu bu çocuk. Az önce aşağı da sinirden Yağız'ı bile öldürebilecek çocuk şuan gülmekten çene kaslarımı ağrıtmıştı.
Sahiden Yağız neredeydi? Sırasına baktığımda bom boştu sıraları. Kendisi ve arkadaşları yoktu. Çağları ordan sürüklerken arkamdan ismimi söylediğini duydum ama tınlamamıştım. Kütüphane de ki çocukta onun oyunu olması gerekiyordu. Çocuğu aramayı düşündüm ama ne gerek vardı her şey ortadaydı.
Sıra benim kağıdıma geldiğimde "Seksen beş," dediğinde gülümsedim. Eve gidip tekrar yapmanın faydaları yani. Hiç bir zaman ders çalışmam arada kitabı okur geçerim bu yeterlidir bana. Her insanın çalışma şekli farklı sonuçta.
Çağlar, "Hocam Ece'nin on beş puanını nerden kırdınız!" Diye sorduğunda aynen nerden kırdı bu kadın?
Oysaki ben 86 bekliyordum.
Hocanın ise "İster kırarım. İster çarparım, İstersen yanına geleyim uygulamalı olarak göstereyim!" Dediğinde Çağlar elini öne uzatarak 'Durun' işaret yaparak
"Hocam hiç gerek yok böyle şeylere benim canım pek bir tatlıdır!" Dediğinde hocada gülüp devam etmişti.
Ders boyunca Çağlar ve Hocanın tatlı atışmalarını dinlemek çok hoşuma gitmişti açıkçası.
Ama aklımın bir yerlerinde Yağız vardı. Neredeydi bu? Umarım bir şeyler planlamıyorlardı! Her an kapı çalıcak içeri Yağız girecek diye korkuyordum.
Kırk dakika sonra zilin sesi kulağıma dolduğunda bir rahatlık geldi bana. Sonunda bitmişti. Yemin ederim hayatımızın yarısı okul ile gidiyordu. Elimde kalem ve defterleri çantama tıkdıktan sonra fermuarını çektim. Çantamın bir kolunu omzuma asarak sıradan kalktım. Çağlar'a baktığımda ise benden önce sınıftan çıkıyordu. İnsan bir bekler hani dimi? Yemin ederim hayvan bu!
Öküz!
Hızlı adımlarla kapıdan çıkarken ona yetiştim. Koluna çarptıktan sonra ona en gıcık sinsi bakışlarımı yolladıktan sonra önüne geçip hızla merdivenlerden indim. Okulun bahçesinde beni bekleyen bizimkileri görünce gülümsedim.
'Seni mi? Yanlız orda Emir,Baran, Berkan da vardı. Onlar senin değil Çağların arkadaşı' diyen iç sesimi duyduğumda gözlerimi devirdim. Beni bozmakta senden iyisi yok! Kaynanam olsa sen kaynanamdan daha beter olursun ya!
Kaynanam beni daha çok sever senden.
'Kaynanda Çağlar'ın annesi dimi?' dediğinde yediğim bir sey olmadığı halde bir şeyler boğazıma takılmıştı. Bu iç sesim yüzünden bir gün kesinlikle ölecektim. Ölümüm sebebi iç sesim olacaktı ve bunu kimse bilemeyecekti!
Allam yarabiiim sinirlerim zıplıyor. Hiç iyi değilim!
Ben öksürüklere boğulurken bizimkiler beni görünce hızlıca yanıma geldiler. Biri çantasından su çıkarırken Baran'ın arkama vurmasıyla öksürüğüm kesilmiş yüzüm morarmıştı. Yüzüm renkten renge girerken sanırım öteki dünyayı boylamıştım sanırım.
Oha o beyaz ışık mı?
Baya beyaz lan mı?
Öldüm mü yaraaabim!
Sanırım bu sefer kesinlikle ölmüştüm. Bir insanın eli bu kadar ağır olur mu? Hele Baran gibi minnoş birinden bu beklenir mıydı? Benim donup kalmamla Emir'in Baran'ı azarlaması, kızların bana su içirmeye çalışmasını duyuyor, görüyordum. Kendime geldiğimde suyu içtim ve tiz bir çığlık attım.
"Ay yeter çekilin nefes alamıyorum,"deyip kendimi yere attım.
Benimle birlikte kendimi yere atan Baran'a baktım. Karşımda bağdaş kurmuş bana dikkatlice bakan Baran'a gözlerimi diktim.
Ne oluyordu lan?
"Pardon kardeşim öyle vurmak istemedim," dediğinde kafa sallamakla yetindim.
Şuan tam olarak kardeşinden dayak yiyen sonra da annesine ispiyonlayan küçük kız gibi hissediyordum kendimi. Bana şuan ne oluyor bilmiyordum..
Buse beni yerden kaldırıp, "Yeri yaladın resmen toz toprak içinde kaldın prenses," dediğinde hafifçe kıkırdadım.
Bu değişip duran ruh halimi ve ic sesimi hiç bir zaman anlamayacaktım.
"Ha bu arada akşam bizdesiniz Ece, biz yemek yapacağız," dediğinde Emir'in dediklerini ilk başta anlayamadım.
Siz ve yemek yapmak.
Yemek yapmanın içinde Emir, Berkan, Baran ve Çağlar olduğundan bunlar birbirine uymuyordu. Normalde tabii güzel yemek yapan erkek aşçılar var ama bunlar bizimkiler yani bokta çıkabilir.
Bu konuda Çağlar var yani Çağlar!
Kahkaha attım. "Siz ve yemek yapmak?!" Diyerek alaycı bir ifadeyle konuştum.
Yani şimdi ben kız halimle tam yemek yapmayı bilmiyorum. Daha yolda yürümeyi bilmiyor bunlar mı yapacak!
Emir, "Ee yani beğenemediniz mi hanfendi!" Dediği an Çağlar araya girdi! Hani bir eksik kal hani! Sen ne ara geldin ya hem?
"Ne bugün mü? Benim niye haberim yok lan ben daha banyo yapacağım! Planlarım var benim," diyen Çağlar'a kaşlarımı çattım.
Rezil olmayı istemediğinden nasıl da kıvırıyor şuna bak şuna biraz daha kıvırsa dansöz olacak!
"Bir banyo bir gün sürecek hali yok herhalde! Yoksa rezil olmayı gözemi alamıyorsunuz?" Dediğinde bir ara Neşe'yi alkışlamam gerektiğini aklıma not ettim. Bu kız gerçekten benim aklımı okuyor sanırım ama burda akıl okuyabilen tek kişi benim!
Çağlar,"Tamam tamam gelin!"
Neşe kulağıma doğru eğilip,"Kanka az önce bunların aynısı ben de söyledim en fazla makarna yaparlar," deyip kıkırdadığında bende ona eşlik ettim.
Neşe hanım ortamlara dönüyordu. Uzun süredir konuşmayan espri yapmayan kız ortamlara dönmüştü. Oh be sonunda özlemişim.
Neşe'ye doğru eğilip, "Kanka bir de güzel yemek yapıyorlarmış yemin ederim kızlığımdan utanırım!" Dediğimde güldü.
*****
Odama girdiğimde çantamı bir kenara fırlattım. Hızlı bir duş yaptıktan sonra yatağımın üzerine giymek için hazırladığım tişortümü ve yüksek bel siyah pantolonumu giydim. Süslü siyah kemerimi de taktım. Saçımı taradıktan sonra açık bırakıp odama gittim. Odama girdiğimde bir facia ile karşılaşmayı hiç ama hiç beklemiyordum.
Yatağımda oturan bir Yağızla karşılaşmayı hiç beklemiyordum. Bir anda Yağızı görünce çığlık atmamak için kendimi zor tuttum. Ne oluyor du ya? Korktuğum için elimi kalbime götürdüm. Heyecan ve korkudan kalp atışım hızlanmıştı.
Senin ne işin var burada hayır nasıl girdin buraya ay delireceğim! Heyecan ve biraz da korkudan ne diyeceğimi bilemeyip bir şeyler geveledim. Hâlâ şoktayım! Market olan değil yanlış anlamayın.
"S-senin ne işin var burada nasıl buraya girdin?"
Heyecandan kekelemiştim.
"Ece, buraya gelmemem gerekiyordu. Okulda bir bana yüz vermiyordun! Bugün arkandan sana seslendim ama sen beni tınlamayıp Çağlar'ın elini tutup gittin," Deyip ayağa kalktı.
Ne diyordu bu ya?
Sinirliydi. Yaptığıma, Çağlar'ın elini tuttuğuma sinirlenmişti.
Şimdi odaya biri girse yanlış anlayacak!
Hızlı adımlar atarak odada üstüme doğru geldi. Aramızda ki açıklığı kapattıktan sonra geri geri gitmeye başladım. En son sırtım soğuk duvarla buluşmuştu. Yine aramızda ki mesafeyi kapatmıştı Yağız. Boyu benden uzun olduğu için biraz bana doğru eğilmişti.
"Ece, telefonuna numaramı kaydedip kendime mesaj attım. Şifreni kırmakta hiç zor olmadı insan doğum tarihi yapar mı şifresini? Ece bana bir şans versen biraz konuşsak?" Dediğinde anlamakta güçlük çekiyordum.
Şifremi değiştirmem gerektiğini anladım. Aferin sana salak Ece anlaya anlaya bunu mu anladın? Sanki şuan okuldaki kötü Yağız gitmiş onun yerine çok masum biri gelmiş gibiydi. Bunun Yağız olduğundan bile emin değildim. Bu masumluk onun yakışıklılığını daha çok ortaya çıkarmıştı. Konuşmaktan bahsediyordu sürekli bizimle oynayan kişi.
"Yağız,"
"Efendim?" Konuşmasıyla nefesi yüzüme çarptı. Şuan kendimi çok klişe olan filmde gibi hissettim. Erkek kızı duvarla kendi arasına sıkıştırır be baam kızı öper. Ardından kız çocuğa tokatı basar umarım öyle bir şey başıma gelmezdi...
'Ne oluyor lan'
Hah siktir bir sen eksiktin!
'Ece eve erkek mi attın sen! Aferin iyi seçim hem yakışıklı hem de Çağlar'ın gıcık olduğu birisi!
Şuan yeri değil diyerek iç sesime tekme attım. Hemde uçan tekme. Biraz da ihtiyacım olduğu zamanlar ortaya çık ha?
"Yağız ben ne diyeceğimi bilmiyorum!"
Elini alıp kalbimin üstüne koydu. Eli sıcaktı. Temasıyla içimde bir hisler oluştu. NE OLUYORDU BANA!
"Bunları düşün biraz konuşalım lütfen! En azından beni biraz dinle! Bugün saat on ikiye kadar senden mesaj bekliyor olacağım!Unutma saat on ikiden sonra prenses tekrar kül kedisine dönüyor!" Dediğinde beklemediğim bir şey oldu ve Neşe kapıdan içeri girdi. Bizi öyle görünce ağzı bir karış açıldı. Bir çığlık atarak Yağız'a bağırdı.
"Senin ne işin var burada!" Deyip ikimizin arasına girdi Neşe. Yağız bana dediklerimi unutma der gibi bir bakış attıktan sonra odadan çıktı. Ne yapacağımı bilemeyip orada öyle durdum. Keşke bir sehpa olsaydım. Gerçekten bir duvar kapı olsaydım. Salondan geçmiş olmalı ki Buse'nin sesi çok fena sinirli geliyordu. Sonra bir kapı çarpılma sesi duymuştum. Kapı olmasın kalbim gibi sürekli o da çarpılıyordu. Pencereden girip kapıdan çıkmak nasıl oluyor ya? Sinirden kahkaha atmaya başladım. Gerçekten sinirlerim bozuluyordu. Ne yapacağımı ne diyeceğimi bilmiyordum. Kızlar bizim odamıza geldiğinde aynı anda konuşmaya başladılar.
Bunun burada ne işi var?
Nasıl girdi buraya?
Sana ne dedi gibi vs sorular.
Kızlara tüm ayrıntılarına kadar anlattım. Kızlardan aldığım tepki ise bu çocuk seni seviyor, düzgün kafayla düşün, senin hayatın onu seviyor musun? vs gibiydi. Diyecek bir şey bulamıyorum cidden çok yoruldum. İçim acıyordu. Dedikleri doğru mu bilmiyorum. Seversin birini ama sonra karşılıksız kalır bu çok kötü bir şey. Oflayarak ayakkabılarımı giydim ve evden çıktık. Taksi beklerken ve Emirgile giderken bile bunu düşündüm.
***
Mesaj atılan eve geldiğimizde ağzım iki karış açık kalmıştı. lan bu nasıl bir güzel ev nasıl bir zenginlik bu? Evin dışı böyleyse evin içini tahmin edemiyorum. Zile bastığımızda kapıyı çok iyi görünen bir tatlı Baranımız açmıştı. Akşam yemeğine Emirlerin evine davetliydik. Bence aç kalacak gibi görünüyorduk. Hayatım da güzel yemek yapabilen bir erkeğe rastlamadım daha! Hatta kendim bile zor yemek yapabilen biriyim. Bırakın erkekler yapsın tamam erkekler yapabilir ama bizimkilerin yapabileceğini pek sanmıyorum.
Herkesle selamlaştıktan sonra içeri girdim. İçeri girer girmez burnuma dolan kokuyla kendimden geçtim. Lan bu ev bizim evden daha temizdir yeminle! İnşallah yemek konusunda da yanılmam.. içeri girdiğimizde kokudan sonra dikkatimi çeken şey duvarda asılı olan tablolardı. Ayrı bir hava katmıştı eve. Odanın duvarı kremden biraz daha farklı renklerdi. Salondaki koltuklar l cinsinden olan koltuklardır. Duvar ve koltuklar her şey çok uyumluydu. Yemin ederim bizden daha iyi zevkleri vardı.
Koltuklara yerleştiğimizde sohbet koyulaşmıştı. Baya samimi olmuştuk birbirimizi baya tanıma fırsatımız olmuştu.
Konular, sohbetler birbirini açarken Baran anılarını anlatmaya başladı.
Baran konuşmaya başladı.
"Bir gün marketin birinde meyve reyonunda ilerliyordum işte annem yine zorla beni markete yolamıştı o zaman. Meyve alacağım işte tek tek hepsinden tadıyorum. Kiraz, şeftali vs... Görevli de bana bakıyor ama ben hiç aldırmadan yemeye devam ediyorum. Sonunda görevli
yavaşça yanıma yaklaştı ve şey dedi; abi karpuzda keselim mi?"
Baran komikti hemde fazlasıyla mutsuz olan, hiç gülmeyen biri bile Baran'ın yaninda gülmemesi mümkün bile değildi. Güldürebilen bir yapısı vardı. Bizde ki tam Neşeydi. Neşe demişken bunların arasında bir şeyler olabilir gibi geliyordu bana. Bazen ikisininde bakışlarını yakalıyordum. Bu konuyu Neşe'ye konuşacağımı aklımın bir yerine not aldım. Neşe ona dikkatlice baktığımı anlamıştı ki beni mutfağa çağırdı. Yerimden kalkarken herkesin konuşması bölünmüştü ama ben mutfağa gittiğimde tekrar sesler gelmişti. Mutfak tezgahına yaslayıp Neşe'nin söyleyeceklerini bekledim. Kafasını gösteriyordu. Napıyor bu manyak acaba?
"Ne yapmaya çalışıyorsun geri zekalı mısın sen ya!" Deyip hafiften azarlamıştım Neşe'yi. Neşe ise benim dediklerime alınacağını sanmıyordum ve öylede olmuştu.
"Aklımı oku! Bunu söyleyemem!" Dediğinde anladım o hareketlerin niye olduğunu boşuna kız öyle yapmamış.
'Ece sana bir şey söyleyeceğim'
Ağzımı açıp tek bir kelime söylemeden başımla onayladım onu. Çok iyi anlaşıyorduk dimi ama? Söyleyeceklerini saniyeler geçtikçe merak ediyorum.
'Ben,'
'Ben Baran'ı seviyorum!'
Ve bir bölümün sonuna daha geldikkk. Buraya bool bol bölüm hakkında yorumlarınızı bırakmayı unutmayın!
Neşe ve baran olur mu sizce?
Yağız'a şans verecek mi Ece?
Peki Begümle Çağlar buluşacak mı?
Yoksa bunlar plan mı?
Diğer bölümde sizce neler olacak!
Bölüm hakkında bütün yorumlarınızı bekliyoruuum🌸🌸😘
Sizii seviyorreeem ponçikleriim 💟😘😘😍
Bạn đang đọc truyện trên: Truyen247.Pro