Dönüş
Keyifli Okumalar.
Altay’dan...
Gözlerimi İtalya'da geçireceğim son sabaha araladığım da göğsümde hissettiğim ağırlıkla bakışlarımı çevirdim.
Elena başını göğsüme koymuş kollarıyla beni mengene gibi sarmıştı. Hemen onu kendimden uzaklaştırdım afallayarak uyanıp baygın bakışlarla bana bakmaya başladı.
"Neler oluyor Altay"
"Sana kaç kere göğsümde uyumamanı söyledim bundan rahatsız oluyorum." Ne zaman göğsümde bir kız uyusa İnci'ye verdiğim söz aklıma geliyordu. "Kalbinin üzerinde benden başka kimseyi uyutma" O yüzden beraber olduğum kız arkadaşlarımın asla göğsümde uyumasına izin vermiyordum.
"Altay gidiyorsun son bir kez sana sarılarak uyumak istedim bu kadarını bana çok görme hem gitmek zorunda mısın?" Elena'nın gözleri sulanmaya başlamıştı. Kahretsin! Keşke başta onunla bir ilişkiye başlamasaydım.
"Elena bu ilişkiye başlamadan önce sana her şeyi açıkça söylemiştim. Benimle ilgili gelecek hayalleri kurma bir gün geri döneceğim diye de eklemiştim. " Elena çıplaklığına aldırış etmeden yatağın üstünde kalkıp oturdu.
"Biliyorum Altay korkma sana zorluk çıkarmayacağım. Sadece merak ettiğim bir şey var. Bir yıldır beraberiz ve bazen gece İnci diye birini sayıklıyorsun. Onun yüzünden mi gidiyorsun. Ona mı aşıksın?"
"Saçmalama Elena! İnci benim kardeşim gibi ve İtalya'ya geldiğim için bana kızgın, onu hiç bir zaman bırakmayacağıma söz vermiştim ama sözümde durmadım. Bu yüzden yıllardır benimle konuşmuyor bu da beni üzüyor o kadar."
"Evlatlık olduğunu söylemiştim bu da onun gerçek kardeşin olmadığı anlamına geliyor."
"Elena bu sözleri düşüncesizliğine veriyorum. Bak seninle geçirdiğim zamanlar benim için değerli zamanlardı yaşadığım bir çok şeyi atlatmama yardım ettin sana çok teşekkür ederim. Bu şekilde sana veda etmek kendimi pislik gibi hissetmeme neden oluyor olsa da artık dönme ve gerçeklerle yüzleşme vaktim geldi.
"Altay klasik terkeden erkek sözlerini söylemen seni rahatlatacaksa dediğin gibi olsun. Bana bir söz vermedin ve bu ilişkiye bunu bile bile başladım ama seni seviyorum. Altay ne zaman istersen geri dönebileceğini unutma." diyerek yerinden kalkıp banyoya gitti. Banyodan çıktığında vedalaşmak benim için biraz zordu. Elena'ya aşık değildim belki hissettiğim alışkanlıktı bilmiyorum ama tek bildiğim kendimi yanımda özel hissettiğimdi.
Elena yanımdan ayrılınca üzerimi değiştirip Fabian'a veda etmek için şirkete gittim. Fabian her zamanki asaletiyle koltuğunda oturmuş gitmek istediğinden emin misin'der gibi bana bakıyordu. "Altay git geçmişinle yüzleş ve geri dön, senin gibi değerli bir çalışanı mı kaybetmek istemiyorum."
"Fabian dayı biliyorsun gidersem geri dönmeyeceğim, neden aynı şeyleri söylüyorsun."
"Biliyorum ama şansımı son bir kez denemek istedim." Dediğin de gülümsemiştim.
"Dilara ve Kuzey'e İtalya'ya asıl gelişinin sebebini anlatacak mısın?"
"Zamanı gelince, bu sırrı sonsuza kadar saklayamam. Koca adamın Fabian dayı ancak gerçeği öğrendiklerinde benden yüz çevirmelerinden korkuyorum."
"Bu konuyu seninle defalarca konuştuk Altay. Olanlar senin hatan değildi. Geçmişte ayrılıklar, korkular, acılar yaşandı ama pişmanlıklar da yaşanıp af dilendi. Verilen sözler yerine getirildi. Bu yüzden gerçekleri söylediğin zaman senden kimse yüz çevirmeyecek. "
"Haklı olduğunu biliyorum ama yine de bana baktıklarında o adam akıllarına gelecek."
"O adam dediğin senin dayın ve yıllardır sana babalık etmiş pişman biri. "
"Biliyorum Fabian dayı, onunla yaşadığım günleri hatırlıyorum gerçek bir babaydı benim için. Ama annem bir gün ortaya çıkıp tüm inandığım şeyleri elimden aldı. O kaza olmasaydı şuan hayatım nasıl olurdu merak ediyorum. Kuzey abiyle Dilara ablayla Poyraz'la hiç tanışmayacaktım. Ya İnci iyilik perim hayatıma mucize katan kızın varlığından bile haberim olmayacaktı.
"İnci'den bahsederken gözlerinin içi parlıyor Altay. İtalya kaçma sebebinin biri de İnci olabilir mi?"
"Saçmalıyorsun Fabian dayı İnci'ye aşık değilim. Hem o zamanlar İnci 16 yaşında bir çocuk sayılırdı. O benim için çok değerli ama düşündüğün gibi bir şey değil."
"Ben sana İnci'ye aşıksın demedim. Sadece ondan bahsederken gözlerinin içi parlıyor dedim."Fabian'ın sözleri bir an duraksamama sebep olmuştu.
"Altay yıllar önce sana ne dediğimi hatırlıyor musun?” Elbette hatırlıyordum. İnci seni abisi olarak kabul etti ama önemli olan kalptir. Dikkat et kandırılan sen olma.”
Fabian dayı haklıydı. İnci sadece beni görünüşte abi kabul etmişti. Küçücük yaşında bana abi dese de gözlerinde çok daha fazlasını görüyordum. Daha dokuz yaşındaydı bana güzel görünmek için elinden geleni yapıyor, büyüdüğünü ispatlamaya çalışıyordu.
Geçmiş...
Üniversiteyi kazanmanın mutluluğuyla içim içime sığmıyordu. Dilara abla Kuzey abi benimle gurur duyuyordu. Onları hayal kırıklığına uğratmamak için çok çalışmış İstanbul üniversitesi inşaat mühendisliğini kazanmıştım. Poyraz’la aynı bölümü kazanmıştık. Üniversiteyi de beraber okuyacaktık. Akşam ailece kutlama yapmış geç saatlere kadar oturmuştuk. İnci koltuğun üstünde uykuya dalmıştı. Poyraz da diğer koltukta uykuya dalmıştı. “Sen de git yat Altay bu günlük eğlence herkesi yordu”
“Tamam abla. Ben İnci’yi yatırırım. Siz de Poyraz’ı uyandırın. Onu uyandırmak işkenceden beter çünkü.” Kuzey abi kıkırdamıştı.
“İşkenceyi bize layık gördün anlaşılan”
“Öyle demek istemedim abi”
“Şaka yapıyorum. Sen İnci’yi yatır. Biz de işkencemize başlayalım” Dilara abla küçük bir kahkaha atmıştı. Küçük meleğimi kucağıma aldım. Usulca merdivenlerden çıkıp odasına girdim. Yatağa yatırıp üzerine pike örterken bir defter dikkat mi çekti. Defter yarı açıktı. İsmim yazılı olduğunu gördüm. İnci kim bilir benim için neler yazmıştı. İnci’nin üzerini örtüp defteri elime aldım. Ne yazmış diye yüzümde kocaman gülümsemeyle okumaya başladım. Okurken gülen yüzüm yavaş yavaş soldu.
Allahım Altay’a abi demekten nefret ediyorum. Bir an önce büyük bir kız olmak istiyorum. Altay üniversiteyi kazandı. Başkasını sevmesinden çok korkuyorum. Beni sevdiğini söylüyor ama kardeşi gibi... Defterinde kocaman kalpler içinde ikimizin adı yazıyordu. O gün İnci’nin duygularının değişmediğini ne kadar derin olduğunu anladım. Düşünceleri çocukçaydı belki büyüdükçe bu düşüncesinden vazgeçecekti. Ama küçücük kalbinde ona daha fazla yük olamazdım. O henüz çok küçüktü. Düşündüğü şey ben değil oyun oynamak yemek yemek yaramazlık yapmak dersleri olmalıydı. Bu yüzden o an bir karar verdim ileride sorun yaşamamak için artık kendi başımın çaresine bakmaya karar vermiştim. Artık küçük bir çocuk değildim. Üniversiteyi kazanmış koca delikanlı olmuştum. Artık anlamsız kabuslarımı da görmüyordum. Aldığım psikolojik tedaviler işe yaramıştı. Ertesi gün Kuzey abi ve Dilara ablaya bu konuyu ilk açtığımda ikisi de bu kararıma karşı çıktı.
“Altay nereden çıktı bu şimdi”dedi Kuzey abi.
“Abi bu eve ilk geldiğimde size söylemiştim. Kendi ayaklarımın üzerinde durmak istiyorum. Bunca yıl bana kol kanat gerdiniz. Sayenizde bir ailem oldu. Üniversiteyi kazandım. Artık kendi başımın çaresine bakmalıyım.”
“Henüz bizden ayrılman için erken. En azından okulunu bitirmeyi bekle” dedi Dilara abla.
“Abla ben hem çalışıp hem okumak istiyorum. Hem temelli gitmiyorum. Bir ayağım bura da olacak. Siz benim ailemsiniz.” Dakikalarca dil dökmüş sonunda ikisini de ikna etmeyi başarmıştım.
“Peki hafta sonlarını burada geçirmen ve sana burs vermemiz karşılığında ayrı bir eve çıkmanı kabul ediyorum. Çalışmanı istemiyorum. Hedefin okulu bitirmek olsun. İlla çalışacağım diyorsan ders programına göre çalışma saatlerini ayarlar bizim şirkette çalışırsın”
“Teşekkür ederim abi, abla” Sevinçle ikisine de sarıldım. Onlara sahip olduğum için çok şanslıydım. Sonra bu konuyu Poyraz’a açtım. Düşündüğümün aksine Poyraz sevinçten havalara uçmuştu. Beraber ayrı eve çıkalım demişti ama Kuzey abi ve Dilara abla izin vermemişti. Çünkü İnci tamamen yalnız kalacaktı. Dilara abla “ İnci bundan hiç hoşlanmayacak” dedi.
“Onunla konuşurum abla”
“İşin hiç kolay değil” Gerçekten de İnci’ye bu konuyu açmak hiç de kolay olmamıştı. Tek kelime etmeden boş gözlerle sadece beni dinlemişti. Çocuk aklından neler geçiyor şuan bilmeyi çok isterdim.
“Dayım gibi beni terk etmeyeceğine söz vermiştin” Mavi gözleri su içinde kalmıştı.
“Seni terk etmiyorum İnci istediğin zaman beni görebileceksin. Ben de buraya sık sık geleceğim”
“Bu aynı şey değil” deyip ağlayarak yanımdan kalkıp gitti. Onu üzdüğüm için kendimden nefret ediyordum. Sonra ki bir kaç gün İnci somurtarak gezmiş benimle tek kelime konuşmamıştı. Zaman alsa da alışacaktı. Başka çaresi yoktu.
***
Böylelikle yıllar geçti. Bana olan duygularının geçeceğini düşünmüştüm ama İnci büyüdükçe bana olan ilgisi de büyümüştü. Çok iyi bir oyuncuydu. Ailesine hiç bir şey fark ettirmemek için her şeyi yapıyordu. Bana abi demek onun için tam bir işkence olduğunu görebiliyordum. İtalya'ya ani bir şekilde gelmemin bir nedeni hayatımla ilgili bir sırrı öğrenmenin yanında İnci’nin benimle ilgili hayallerine son vermekti. Evi ayırmak yetmemişti. Benimle ilgili hayallerini tamamen silmeliydim. O zaman Türkiye’den ayrılmasaydım şuan olduğundan çok daha fazla acı çekecekti. İnci artık benden nefret ediyordu istediğimi başarmıştım ama benden nefret etmesine dayanamıyordum. Sevinebileceğim tek taraf artık benimle ilgili hayalleri yoktu.
“Altay!!!” İsmimi duymamla geçmişten sıyrıldım.
"Özür dilerim dayı bir an dalmışım ne diyordun?”
“İnci’yi seviyor musun?”
“O benim iyilik meleğim. İnci'yi elbette seviyorum, kalbimde çok özel bir yeri var."
"Kardeşin gibi biliyorum?"
"İnci benim kardeşim değil!" Bir an fazla tepki verdiğimi fark ettim. Fabian dayım derin bir nefes aldığında fazla düşünceli olduğunu fark ettim.
"Bu konuşma bitmiştir Altay, yolun açık olsun sadece geçmişin yükünden dolayı mutsuz olma bırak her şey olacağına varsın kendini de sevdiklerini de üzme." Diyerek yerinden kalkıp yanıma geldi.
"Teşekkür ederim dayı "derken ayağa kalktım.
" Artık öz ailenle de yüzleş yıllardır seni öldü biliyorlar yeterince acı çektiler.”
"Merak etme kendimi hazır hissettiğim de bunu yapacağım."
Fabian dayımla vedalaşıp üç yıldır kaldığım evime döndüm. Kaçarcasına gelip soluğu İtalya'da aldığım Tam üç yıl olmuştu.
Öğrendiklerimi hazmedemiyordum. Bana bir yuva vermiş insanların onlara en çok zararı vermiş insanlarla kan bağım olduğunu öğrenmek benim için içinden çıkılmaz bir durumdu. Yüzleşmektense kaçmak bana doğru gelendi ama hayatımın sonuna kadar kaçamazdım. Artık yüzleşme vakti olduğu kadar kırdığım küçük bir kalbi de onarmalıydım. Hazırlamış olduğum bavulları elime alıp evimle vedalaştım. Hava alanına giderken değişik duygular içindeydim. Bavullarımı bagaja verip bekleme salonun da uçağın kalkmasını beklerken heyecanım iyice artmıştı. Tam üç yıldır Türkiye'ye gitmemiştim. Sanki yeni bir ülkeye adım atacakmış gibi hissediyordum. Sonunda uçağın kalkış saati geldiğinde anons edilmişti. Uçağa binip yerime oturduğumda dört saatin biran önce geçmesi için dua ederken gözlerimi kapattım.
*****
Sonun da yıllar önce ayrıldığım evin kapısının önündeyim. Zili çalıp çalmamakta tereddüt ederken titreyen elimi zile basmak için uzattığımda kalbimin hızlı atan sesi kulaklarımın altında çalan davul gibiydi.
Artık geri dönüş yoktu, hayatımda bir şeyler değiştirmem gerekiyordu. Nasıl yapacağımı bilmiyordum ama bir yerden başlayıp kırık bir kalbi onarmam gerekiyordu. Yıllar önce gitmek doğru gelmişti, zaman geçtikçe yanlış yaptığımı anlamıştım elbet ama sonra da geri dönmeye cesaret edememiştim ta ki bugüne kadar. Zili son bir cesaretle dokunup beklemeye başladım.
İtalya'ya gittiğim ilk zamanlar, Dilara abla ve Kuzey abinin her gün yaptığı gibi evime beni kontrol etmeye gelecek sanıyordum. Onlardan ayrı yaşasam da bu duruma alışmam biraz zaman almıştı. Eskiden olsa İnci bu saatte eve geleceğimi bilir yüzünde kocaman gülümsemesi ile kapıyı açar bana sarılırdı.
Şimdi kapının açılmasını beklerken kapıyı açan İnci olsa bile bu rastlantıdan başka bir şey olmayacaktı.
Bugüne kadar Poyraz'la, Kuzey abiyle Dilara ablayla bir çok kez konuştum. Kuzey abi bir kaç kez iş bahanesiyle gelip beni sorguya çekse de üstelememişti. Poyraz'la sanki hiç ayrılmamış gibiyim sıksık yanıma gelip bana olan kardeşliğinden hiç bir şey kaybetmediğini göstermişti ama İnci... Onunla hiç konuşmamıştım. İlk zamanlar onunla -gittiğimi nasıl açıklayacağımı bilmediğim için -konuşmaya cesaret edememiştim. Sonra da İnci benimle konuşmayı reddetmişti ve onunla hiç görüşmedik. Sadece fotoğraflardan gün gün nasıl büyüdüğünü güzel bir genç kıza dönüştüğünü gördüm. Poyraz'dan neler yaptığına dair bilgi aldım.
Sonunda kapılar açılmış Dilara abla hem şaşkın hemde yüzünde kocaman bir gülümsemeyle bana bakıyordu. Üç yıldır Dilara ablayı sadece bir kere Kuzey abiyle yanıma geldiğim de görmüştüm. Hâlâ en son gördüğüm kadar güzeldi. İçeri girdiğim de Dilara abla gözleri dolmuş şefkatli kollarını yıllar önce yaptığı gibi bana açmıştı. Hissettiğim özlemle sıkıca Dilara ablaya sarıldım bu evin, bu ailenin sıcaklığını çok özlemiştim.
"Altay oğlum, sonun da evine döndün." Dilara ablanın sona doğru sesi çatallaşmıştı.
"Döndüm, biraz uzun zaman aldı ama sonunda döndüm” Şuan değişik duygular içindeyim yıllar önce bu eve adım attığım ilk gün gibi utanıyor nasıl davranacağımı bilemiyordum.
Kuzey abi tüm heybetiyle merdivenlerden inerken Dilara abladan uzaklaştım. Kuzey abiyle bir süre birbirimize baka kalmıştık. Kuzey abinin görmeyeli saçlarında ki aklar artmıştı ama yaşına rağmen hâlâ çok karizmatik bir adamdı. Yanıma gelerek şefkatli kollarını bana açmış hiç bir şey sormadan yargılamadan "Hoş geldin." demişti ama bu sessizliği kısa sürmüştü. Benden uzaklaşıp omuzlarımdan sıkıca kavradı.
“Biliyorum ki okumak için gitmen sadece kaçmak içindi. Biz senin ailendik bize anlatsaydın dinler seni yargılamazdık. Biliyorum bu soruları sana daha önce defalarca sordum ama hâlâ cevabını almış değilim."
"Özür dilemenin saçma olduğunu biliyorum ama o zaman bunun doğru olduğuna inandığım şeyi yaptım. Fakat artık buradayım ve kendimi hazır hissedince sebebini sizinle paylaşacağım."
"Peki oğlum daha önce üstelemedim şimdi de üstelemeyeceğim. Sen hazır olana kadar bekleyeceğim ama fazla uzatma. Poyraz ve İnci geldiğine çok sevinecek."
"Poyraz eminim sevinecek ama İnci için pek emin değilim." dediğim an Poyraz ve İnci kapıdan içeri giriş yapmıştı. Ne Poyraz ne İnci beni görmeyi bekliyordu. Poyraz hızla gelerek boynuma sarıldı. "Heyt be oğlum sürpriz diye buna denir işte bir hafta önce yanına geldiğim de döneceğinden bahsetmemiştin." dedi.
"Sürpriz yapayım dedim, artık temelli buradayım. Geri dönmeyi düşünmüyorum."
"Döneceğini bildiğim için odana dokunmadım bıraktığım gibi duruyor"
"Teşekkür ederim Dilara abla kimsesizliğimi hiç bir zaman bana hissettirmediniz. Bakışlarımı İnci'ye çevirdim. İnci tek kelime etmeden yanımdan geçip gittiğin de ruhumda soğuk rüzgarlar esmeye başlamıştı. Bir süre sonra da elinde bir bardak portakal suyuyla mutfaktan çıkmış yanımdan geçerek merdivenlere yönelmişti.
"İnci, Altay abin gelmiş hoş geldin demeyecek misin?" dediğin de Kuzey abi İnci duraksamış babasına dönmüştü.
Gözlerim İnci'yle buluştuğunda ne söyleyecek diye merak ediyordum. İnci'yi görmediğim yıllarda gerçekten çok büyümüştü fotoğraflarından bile daha güzeldi. Kestane rengi saçları beline kadar uzanıyor mavi gözleri artık genç bir hanımefendiye aitmiş gibi bakıyordu. İnci artık çelimsiz küçük bir çocuk gibi değil güzel bir kadın gibi gözüküyordu.
İnci bir süre bana baktıktan sonra ses çıkarmadan arkasını dönüp merdivenlerden çıkmaya başlayınca Kuzey abinin az önceki sakin sesi yerini sert sözlere bırakmıştı.
"İnci sana bir şey söyledim, bu ne saygısızlık hemen buraya gelip özür diliyorsun." İnci ani bir hareketle arkasını döndüğün de yüzünde kızgın daha çok kırgın bir ifade belirmişti. "Benim Altay abim yok, o yüzden kimse benden böyle bir şey beklemesin. Ayrıca onu bu evde istemiyorum görmediğim üç yıl boyunca onunla aramda ki tüm bağ koptu. O benin için artık bir yabancıdan farksız." İnci'nin ardı ardına çıkan sözleri içimi sızlamıştı.
Daha dün gibi hatırlıyorum. Yetimhanedeyken annesine Altay'da bizimle gelsin diye ağlayıp herkesi başımıza topladığı... Şimdi beni bu evde istemiyordu.
Gerçi ona kızmıyorum, bir nevi onu anlıyorum araya yıllar girmişti. Artık onun için bir yabancıdan farksız olmam normaldi. Poyraz hızlı bir şekilde İnci'nin yanına gidip kollarından sıkıca kavradı.
"İnci ağzından çıkanı kulağın duyuyor mu senin? Daha dün gibi peşinden ayrılmadığın zamanlar. Benden çok sevdiğini düşündüğüm için kıskandığım zamanlar da."
"Abi benim bir tek abim var oda sensin değmeyecek birini boşuna kıskanmışsın."
"İnci'nin umarsız tavırları karşısında Poyraz İnci'nin kollarını iyice sıkmıştı canının yandığını yüz ifadesinden anlaşılıyordu.
'İnci!"
İnci abisinin tepkisine karşı elindeki bardağı yere fırlatınca bardak kırıldı portakal suyu zemine yayıldı.
"Kimse benden Altay'ı tekrar kabullenmemi beklemesin. Üniversiteyi evimizden ayrıldığında ses çıkarmadım çünkü sadece evlerimiz ayrılmıştı. Ama Altay bana bir veda etmeden gittiği gün benim için bitti. Beni rahat bırakın, müsaadenizle" İnci hızlıca merdivenlerden çıkıp gözden kaybolduğun da kalbimde ki bir parçayı da götürmüştü.
"Onun adına özür dilerim Altay. Senin gidişini bir türlü kabullenemedi. Bu aralar da bir de sınav stresi yaşıyor. Henüz ne okuyacağına da karar veremedi. Bazen onu ben bile tanıyamıyorum." dedi Poyraz. Oldukça mahup gözüküyordu.
"Ona kızamıyorum. Sizde bana davranışlarından dolayı üzerine gitmeyin. Bırakın aramızda ki sorunları ben düzelteyim." Kuzey abi düşünceli bir halde derin bir iç çekti.
"Peki. Ama sana saygısızlık yaparsa sessiz kalmam."
"Teşekkür ederim abi. Ben yorgunum biraz dinlesem iyi olur. Yarın görüşürüz” deyip adımlarımı kapıya çevirdim.
“Nereye gidiyorsun Altay?”
“Evimde kalsam iyi olur. Daha fazla İnci’nin huzurunu kaçırmayayım”
“Altay! Bizim soyadımızı taşımıyor olabilirsin. Yıllardır bizimle de yaşamıyor olabilirsin ama sen hâlâ bu ailenin bir ferdisin. Şimdi odana çık” Kuzey abinin emir verici sözlerinin ardından onları kırmak istemediğim için geceyi burada geçirmeye karar verdim.
“Tamam Kuzey abi”
“Ha şöyle Dinlen biraz” dedi Poyraz. Yanlarından ayrılıp eski odama giderken attığım her adımda İnci ile geçirdiğim güzel günler gözümde canlanmaya başladı. Bir keresinde benim peşimden koşarken merdivenlerden düşmüş dizinde derin bir yara açılmıştı. Günlerdir bu yüzden kendimi suçlamış Kuzey abiyle Dilara ablanın yüzüne bakamamıştım. Bir hafta ayağının üstüne basamadığı için onu kucağımda taşımıştım. Daha sonra ne zaman kucağıma almamı isterse ayağının ağırdığını bahane olarak kullanıyordu ve ben buna izin veriyordum. Çünkü İnci benim iyilik perimdi. Beni neşelendirmek için elinden geleni yapardı. Aklımda düşünceler çoktan odamın önüne geldiğim de gözlerim İnci'nin odasına kaydı. İnci odası ve benim odam birbirine bakıyordu. Odamın kapısında İnci'nin yazmayı öğrendiğin de yazdığı İyi ki varsın yazısı hâlâ asılı duruyordu. Bu da İnci ile aramızı düzeltmek için hala umut var demekti. Odama girip bavullarımı açıp eşyalarımı yerleştirdim.
Dilara abla dediği gibi hiçbir şeyime dokunmamış her şey bıraktığım gibi yerli yerinde duruyordu. Biraz dinlensem iyi olacaktı İnci ile barışmak için savaşa hazırlanmam gerekiyordu. Onun benden nefret etmesi fikrine tahammül edemiyorum. Sanki hayatımın mutluluk kaynağını kaybetmiş gibi hissediyorum.
Yatağıma uzandığımda gözlerimi kapattım. Yatağım kır çiçeği kokuyordu. Ciğerlerim patlarcasına derin bir nefes çekip kır çiçeği kokusunu içime çektiğim de içim de tarifsiz bir mutluluk belirdi. "İnci" Nefret ettiğini söylese de iyilik perimin kalbindeydim. Yerimden doğrulup yastığıma baktım. Kestane rengi oldukça uzun bir kaç saç teli vardı. Bu Dilara ablanın olamazdı. Çünkü Dilara ablanın saçları omuzlarına kadar uzundu. Yüzümde anlamlandıramadığım bir tebessüm belirdi. Bakalım varlığıma ne kadar kayıtsız kalacaksın İnci. Sen de Laz inadı varsa bir o kadar Laz inadı da bende vardı.
Evet arkadaşlar bir bölümün daha sonuna geldik. Desteklerinizi eksik etmeyin.
Bạn đang đọc truyện trên: Truyen247.Pro