
Bölüm 6: Ufak Bir Yardım
Günümüz
Genç kız işittiği takırtı sesleri ile yeni dalmış olduğu uykusundan uyanmış, uzanarak komodinin üzerindeki telefonundan saate bakmış, elini alnına yaslayarak bir süre ekranla bakışmıştı. Saat gece üçe geliyordu ve bu saatte Kelvin aşağıda ne yapıyor olabilirdi bilmiyordu.
Uykulu gözlerini ovuşturarak ayaklarını yataktan sarkıtmış, terliklerini giyerek ağır adımlarla salona inmişti. Planı Kelvin'e gürültüyü kesmesini söyleyip yeniden sıcak yatağına dönmekti.
Aşağıya indiğinde duraksamış, arkası kendisine dönük adamın hareketlerini izlemeye koyulmuştu. Rahatça arkasına yaslanmış, tek kolunu koltuğun sırt kısmına atmıştı. Elindeki ufak bardaktaki sıvıyı tek dikişte bitirmesiyle sehpaya eğilerek yeniden doldurmuş ve yeniden tek dikişte bitirmişti.
"Kelvin?"
Meredith şaşkınlıkla adama doğru ilerlemiş, tam karşısında durarak suratına bakmıştı. Genç adam yüzündeki minik gülümseme ile kendisine baktıktan sonra bardağını kadeh kaldırır gibi kaldırmış, içmeye koyulmuştu. Genç kız bir adama, bir de sehpadaki eşyalara dikkatle bakmıştı. Sehpada yarısı dolu tekila şişesi ve son damlasına kadar bitirdiği bira şişeleri duruyordu. Şişelerin ortasında, hemen adamın karşısında ise yıllar önce o eve ilk geldiği gün gördüğü çerçeveli fotoğraf duruyordu. Kelvin'in eşi ve kızının olduğu fotoğraf.
Adamın kendisine daha önce bahsettikleri aklına geldiğinde zorlukla yutkunarak boğazındaki yumruyu yok etmeye çalışmış, ardından kollarını göğsünde kavuşturmuştu.
"Bu saatte ne yapıyorsun?"
Adam bardağını yeniden ağzına kadar doldurmuş, gülümseyerek çerçeveye hafifçe dokundurarak tokuşturmuştu. Onun bu halinden fena sarhoş olduğunu anlaması pek de zor olmamıştı.
"Kutlama yapıyorum." Demişti genç adam fotoğraftakilerden gözlerini ayırmadan. "Eşim Raissa bana asla inanmamıştı. Aklımı kaçırdığımı düşünmüştü." Uzanarak çerçeveyi almış, parmaklarını sarı saçlı kadının üzerinde gezdirmişti. "Ama işte buradayım. Planım kusursuz bir şekilde işledi. Sona yaklaştım."
Meredith koltukta adamın yanına oturmuş, kaşlarını çatarak bir fotoğrafa bir de adama bakmıştı. "Son mu? Sen neyden bahsediyorsun? Plan bu muydu, her şey bitti mi?" Demişti umutla adama bakarak. Her şeyin bitmiş olmasını içten içe diliyordu.
Adam başını olumlu anlamda sallayarak biten bardağını masaya bırakmış, sıvıyı bardağa doldurmak yerine şişeyi kucaklayarak büyük bir yudum almıştı.
"Yıllardır bu planı hazırlıyor, kuruyordum. Nihayet bitmek üzere. Son getirdiğin tablet sayesinde." Genç kıza dönerek gülümsemeye çalışmış, sarı saçlarını okşamaya çalışmıştı fakat bu zaten karışık olan saçlarını daha çok karıştırmasına sebep olmuştu. "İyi iş çıkardın."
Meredith gülümsemek ile yetinmiş, karşısında kendisini izleyen koyu gözlere bakmıştı. Onu gururlandırdığı için ne kadar mutlu olsa da düşünceler aklında dört dönüyor, göğsünde sancı hissetmesine sebep oluyordu.
"Kendine gel Meredith! Gözünü aç artık! Adam seni kullanıyor göremiyor musun?" Peter'ın kendisine söylediği bizzat buydu. Ve o geceden beri aklından bir saniye dahi çıkmamıştı.
"Sence de biraz hızlı olmadı mı, Kelvin? Sonuçta bu FBI. Bu kadar kolay olması tuhaf. Ya bu bir tuzaksa. Tedbirli olmamız daha güvenli değil mi?"
Adam başını iki yana salladığında ellerini saçlarına geçirerek kısaca kaşımış, gözlerini karşıda bir noktaya sabitlemişti. Arkadaşının söylediklerine bir süreliğine kulak tıkamaya ve tamamen Kelvin'e odaklanmaya çalışmıştı. Yanlış bir şey yapsın istemiyordu.
"Bence biraz ağırdan almalıyız. Elimizde olan kaynakların güvenilirliğini araştırmalı ve ona göre hareket etmeliyiz. Üstelik bir B planına da ihtiyacımız yok mu? Ya tüm bunlar boş yere-"
"Planın beyni benim!" Diye bağırarak kızın sözünü kesmişti genç adam. Aralarında mesafe olacak şekilde oturmalarına rağmen nefesindeki yoğun alkol kokusunu hissedebiliyordu genç kız.
"Planın beyni benim ve ben ne dersem, ne istersem o olur! Sen de, ben ne dersem onu yapmak zorundasın! Senin görevin bu anladın mı?"
Genç kızın dudakları şaşkınlıkla aralanırken adama dönmüş, öfkeli suratına bakmıştı uzun uzun. Bunları ondan duymak hem şaşırtmış, hem de kırmıştı. Bedeninden ani bir titreme dalgası geçerken gözlerini bir kaç kez kırpıştırmış, ellerini dizlerine bastırmıştı.
"Ben sadece fikrimi söyledim." Diyerek kendisini savunmaya çalışmıştı genç kız. "Sana fikrini soran olmadı."
Gözleri adamın sıkı sıkıya sarıldığı çerçeveye gitmiş, çerçeveyi tutan elinin üstüne koyarak destek amaçlı sıkmıştı elini. Ne kadar kırılmış olsa da onun yanında olduğunu hissettirmek istiyordu.
"Planı senin kadar ben de önemsiyorum. Acını ve neden bu kadar aceleci davrandığını anlayabiliyorum. Raissa ve Felicia. Kendini onlara kanıtlamak istediğini biliyorum."
"Kes sesini!" Adamın sert çıkışı ile elini çabucak geri çekmiş, ayağa kalkıp yere fırlatıp attığı şişenin tuzla buz oluşunu izlemişti. Meredith onun her bir hareketini hayretle izliyordu. Ona ne olmuştu bilmiyordu.
"Kes artık! İşime, aile ilişkilerime karışma! Bu hakkı sana kim veriyor söylesene?" Adam sehpadaki şişeleri kontrol etmiş, boş olduklarını anladığında mutfağa yönelmişti. Genç kız titrek bir nefes çekmişti ciğerlerine. Niyeti onu sinirlendirmek değildi. Ona yardımcı olmak, yanında olduğunu bilmesini sağlamak istemişti. Kelvin'in böyle düşündüğünü asla tahmin edemezdi.
Yaşadığı duygu karmaşasını anlatacak olsa güçlük çekerdi Meredith. Adamın söyledikleri o kadar acıtmıştı ki canını ne yapacaktı bilmiyordu. Kabullenmek istemiyordu. Adamın kendisini bir hiç olarak görüyor olmasını kabullenemiyordu.
Yavaşça oturduğu yerden kalkarak yerdeki parçalanmış camların yanına eğilmiş, büyük parçaları dikkatle toparlamaya başlamıştı. Bir yandan da mutfaktaki adam ile konuşmaya çalışıyordu. Onu hala sakinleştirebileceğine ve mantıklı düşünmesini sağlayabileceğine inanıyordu. "Sana yardım etmeye çalışıyorum. Bunları alkolün etkisiyle söylüyorsan eğer-"
Mutfaktan elinde iki bira şişesiyle çıkan adam yerdeki parçaları toplamaya çalışan kıza kısaca bakmıştı. Meredith adamın bakışları altında ezildiğini hissediyordu. Koyu gözlerinde öfke ve tiksinti dışında hiçbir şey göremiyordu.
"Yardımını isteyen olmadı. İş ile aile ilişkisini birbirine karıştırma, ufaklık. Ben emir veririm, sen de buna uyarsın. Aramızdaki tek ilişki bu. Umarım anlatabilmişimdir."
Adam elindeki şişelerden birini açarak yukarıya çıkan merdivenleri tırmanmaya koyulmuştu ki genç kız elindeki topladığı parçaları adama doğru fırlatmış, yumruklarını öfkeyle sıkmıştı. Bir kaç cam avuçlarını çizmiş olsa da öfkesi acısını bastırmaya yetiyordu. Adam bu hamleye karşılık genç kıza dönerek şaşkınca bakmıştı. Meredith'in öfkeden gözleri yanıyor, burnu sızlıyordu. Suratı kıpkırmızı bir hal almıştı. Buna izin veremezdi.
"Benimle bu şekilde konuşamazsın! Asıl sana bu hakkı kim veriyor? Senin kölen değilim, uşağın değilim! Sadece yardım etmek istemiştim ama belki de onu bile hak etmiyorsundur!"
Dik bir konuma gelerek gözlerini adamın gözlerine dikerek ellerini saçlarından geçirerek arkaya atmış, kollarını göğsünde birleştirmişti. Uzun bir sessizlik girmişti aralarına.
"Bak ne diyeceğim? Yarın sen ayıkken konuşuruz. Buraları da sen toplarsın." Demişti genç kız etraftaki dağınıklığı göstererek. Hemen ardından merdivenlere yönelmiş, adamın yanından geçerken yüzüne dahi bakmadan yukarı çıkan merdivenleri tırmanmıştı.
Sonunda odasına geldiğinde kapısını arkadan kilitlemiş, ayaklarını sürüye sürüye yatağına bırakmıştı kendini. Sırt üstü uzanıp tavanı seyrederken kontrolünü kaybetmiş, istemsizce yaşlar akmaya başlamıştı. Dostunun söylediği sözler, düşünmemek için itelediği kenardan çıkmış, yeniden düşmüştü aklına.
"Adam seni kullanıyor göremiyor musun?"
Yedi yıl önce
Minik kız, karşısında oturmuş yemeğini sessizce yiyen adama dikmişti gözlerini. Yüzünde heyecanlı bir ifadeyle hareketlerini izliyor, ne düşündüğünü anlamaya çalışıyordu. O, çok çalıştığı için beraber fazla vakit geçiremiyorlardı ve bu kendisini üzüyordu. Meredith Kelvin ile vakit geçirmek için elinden gelen her şeyi yapmaya çalışıyordu. O günün akşamı ise ikisi için elinden geldiğince güzel bir akşam yemeği hazırlamıştı.
"Ee?" Demişti adamın sessizliğine karşılık. "Nasıl olmuş? Beğendin mi?"
Genç adam ağzındaki lokmayı çiğnerken karşısında oturan sarışın kızın heyecanlı yüzüne bakmıştı. Mavi gözleri sevinçten parlıyordu adeta.
Ağır ağır başını aşağı yukarı salladığında minik kızın suratındaki gülümseme büyümüş, kendisi de yemeğinden büyük bir lokma almıştı. Fazla bir şey bilmediğinden spagetti ve tatlı olarak da puding yapabilmişti. Eh, henüz on yaşındaydı ve annesi ona bir şeyler öğretmek için çaba göstermemişti. Bunun için kendisi ile gurur duyuyordu.
Tabaklarındaki yemekler bitince minik kız hızla ayağa fırlamış, mutfağa koşar adım ilerlerken masadaki adamın gitmesinden korkarak seslenmişti. "Tatlıları alıp geliyorum!"
Mutfağa geldiğinde omzuna dökülen saçlarını geriye atmış, buzdolabından tabaklara koyduğu pudingleri alarak memnuniyetle bakmıştı. Çıkardığı işten oldukça memnundu.
Sevinçle masaya dönmüş, bakışlarını elindeki tabaklardan çekip adamın oturması gereken yere baktığında suratındaki gülümseme yavaşça solmuştu. Gitmişti. Her zamanki gibi.
Elindeki tabakları masaya bırakarak sandalyesine geri oturmuş, kollarını masaya, başını da kollarının üzerine koyarak öylece masanın ortasına bahçeden koparıp koyduğu çiçekleri izlemeye başlamıştı. Kelvin her zamanki gibi ortalıktan kaybolmuştu. Yine işi ile ilgili olduğuna emindi Meredith. Adamın ne yaptığını tam olarak bilmiyordu. Ona bunu sorduğunda kendisini sadece geçiştirmişti. Fakat bazı günler bir yerleri morarmış veya kanamış halde eve döndüğünden pek de iyi şeyler yapmadığını tahmin ediyordu. Ama bu onun umurunda değildi. Kelvin'i seviyordu ve sonuçta kendisiyle annesinin ilgilendiğinden daha çok ilgileniyordu.
Bir kaç dakika öylece durduktan sonra toparlanmış, yemek masasını toparlamaya koyulmuştu.
Yaklaşık bir saat sonra bulaşıkları yıkamayı bitirmiş, yaptığı pudingi alarak televizyonun karşısına kurulmuş, çocuk kanallarından birini açarak izlemeye koyulmuştu. Uykusu gelmişti ama uyuyamazdı. Kelvin ile konuşmak istiyordu.
Çizgi dizilerin bölümleri arka arkaya oynarken Meredith göz kapaklarının açık kalmakta zorlandığını hissediyordu. Pes ederek elindeki tabağı sehpaya bırakıp koltuğa kıvrılmış uykuya daldığı sırada işittiği anahtar sesleriyle yaydan çıkan ok gibi yerinden fırlamıştı.
Kelvin yukarıya çıkan merdivenlere yöneldiğinde şöyle bir göz atmıştı adama. Yine kan ter içinde kalmıştı. Fakat görünürde yarası yoktu. Sadece yorulmuş olmalıydı.
"Kelvin!" Diye seslenmişti yukarıya çıkan adamın arkasından. Dönüp kendisine bakmadığın ise koltuktan kalkarak peşinden yukarı koşturmuştu Meredith.
Adamın odasının önüne geldiğinde kızıp kızmayacağını düşünmemiş, kapıyı çalmadan içeriye girmişti. Genç adam sırt çantasından bir kaç dosya çıkarırken hayretle içeriye giren kıza bakıyordu.
"Sana kaç kere önce kapıyı çal demeliyim?"
Meredith adamın dediğini umursamamış, direkt karşısına geçmişti. Gözleri kısa bir süreliğine masanın üstündeki kalın kapaklı dosyalara kaymış hemen ardından yeniden karşısındaki adama dönmüştü.
"Sana yardım etmek istiyorum." Demişti nihayetinde. Pekala, adamın neler yaptığı hakkında pek bir fikir sahibi değildi. Ama çok da zor olmadığını düşünüyordu. Sonuçta kendisine öğretebilirdi. Ve Meredith de akıl hocası olarak gördüğü bu adam ile daha çok vakit geçirme fırsatına sahip olabilirdi.
"Ne saçmalıyorsun sen?" Demişti adam çatık kaşlarla. Kızın böyle bir şey demesini tahmin dahi edemezdi.
"Sana yardım etmek istiyorum. Artık her ne yapıyorsan onun için." Demişti masadaki dosyaları işaret ederken.
"Bunlar seni alakadar etmez." Kelvin masadaki dosyaları üst üste dizerek çekmecelerine yerleştirmeye koyulmuştu. Kızın işine burnunu sokup her şeyi batırmasını istemiyordu.
"Ufak bir kızın da yardımına ihtiyacım yok. Şimdi çalışmam gerek, dışarı çık."
Meredith kararlılıkla başını iki yana sallamış, kendisine arkasını dönen adamı kolundan çekiştirerek yeniden kendisine bakmasını sağlamıştı.
"Hayır. Sen kabul edene kadar buradan çıkmayacağım! Neden bu kadar inat ediyorsun ki?"
"Yardım etmeni kabul etsem bile hiçbir şey bilmiyorsun, Meredith." Kelvin kızı görmezden gelmeye çalışarak masasına kurulmuş, diz üstü bilgisayarını açarak işine odaklanmaya çalışmıştı. Doğrusu, kızın bu kadar hevesli olmasına şaşırmıştı.
Meredith derin bir nefes alarak başını bilgisayar ekranının önüne uzatmış, uzun saçları klavyeye dökülmüştü.
"Bana öğretirsin." Demişti adamın koyu gözlerine karşılık. Ardından yüzünde sıcak bir gülümseme yer edinmişti. "Çabuk öğrenirim."
Bạn đang đọc truyện trên: Truyen247.Pro