Chào các bạn! Vì nhiều lý do từ nay Truyen2U chính thức đổi tên là Truyen247.Pro. Mong các bạn tiếp tục ủng hộ truy cập tên miền mới này nhé! Mãi yêu... ♥

Bölüm 12: Yüzleşme

Günümüz

Genç kız kendisine verilen bir kaç kağıdı daha imzaladıktan sonra elindeki dosyayı ve kalemi tekrardan hemşireye uzatmış, kadının geçmiş olsun dileğine karşılık içtenlikle gülümsemişti. Haftalar sonra hastaneden çıkabileceği için mutluydu.

Hemşirenin odadan çıkmasıyla ağır ağır oturduğu yataktan kalkmış, üzerine ceketini giydikten sonra yeşil kumaş kaplı koltuğun üzerindeki çantaya kaymıştı gözleri. Andy Roth'un kendisine ateş etmeden önce verdiği çantaydı.

Çantanın fermuarlarını iki yana kaydırarak açmış, içindeki dosyayı görebildiğinde rahat bir nefes vermişti. Bir an için dosyayı tamamen kaybetti sanmıştı. Eğer dosya kaybolursa, planı da suya düşerdi.

Çantayı sırtına asarak son bir kez odada bir şey unutup unutmadığını kontrol etmiş, hemen ardından uzun koridora çıkmıştı. Dışarıya çıkar çıkmaz yoğun bir dezenfektan kokusu doldurmuştu ciğerlerini.

Hala az da olsa sızlayan yarasına elini bastırarak ufak adımlarla asansörlere yönelmiş, açık kapıyı görmesiyle biraz hızını artırarak kendisini geniş kabinin içine atmıştı.

Yavaşça aşağı inen asansör sonunda zemin katta durduğunda daha büyük adımlarla dışarıya atmıştı kendisini. Başını bulutlu gökyüzüne kaldırarak bulutların arkasına gizlenmiş güneşe bakmış, derin nefesler alarak gülümsemişti. Temiz hava iyi hissettirmişti. Uzun zaman sonra ilk defa ilaç ve dezenfektan kokusu dışında bir şey soluyordu.

Hastane bahçesinden çıkar çıkmaz ayakları kendisini durdurmuş, caddede oradan oraya ilerleyen insanlara, yoğun trafiğe bakmış sıkıntıyla nefesini vermişti. Hastaneden çıkmıştı. Fakat gidebileceği bir yeri yoktu. Kelvin'in yanına dönmek istemiyordu. Ki istese bile numarasını değiştirdiğinde göre çoktan başka bir yere de taşınmış olmalıydı. Eliyle yüzünü ovuşturarak ne yapabileceğini düşünmeye başlamıştı. Haftalardır kendisini arayıp sormayan, kendisini düşünmeyen birinin yanına dönemezdi. Kelvin'in söyledikleri ve yaptıkları aklına geldikçe içinde anlam veremediği bir sızı oluyordu zaten, canı yanıyordu. Onu sevmişti, değer vermişti. Onun için her şeyi yapmıştı. Ama kullanıp atmıştı kendisini. Fark etmesi neden bu kadar uzun sürmüştü bilmiyordu.

O ağır adımlarla kaldırımlarda yürüyüp ne yapacağını, nereye gideceğini düşünürken kotunun arka cebindeki telefon titremeye başlamış, çıkararak kim olduğuna bakmış, çabucak yanıtlamıştı.

"Meredith!" Demişti telefonun diğer ucundaki telaşlı ses. "Neredesin? Hemşire taburcu olduğunu söyledi. Neden bana haber vermedin? Ödüm koptu!"

Genç kız bir şeyleri unuttuğunu biliyordu ve bu arkadaşıydı. Ona haber vermeyi unutmuştu. "Ben özür dilerim. Aklım çok karışık. Tamamen unutmuşum." Bir süre telefonun diğer ucundaki çocuğun nefes alışverişlerini dinlemiş, kaşları çatılmıştı. "Senin okulda olman gerekmiyor mu?"

"Evet." Demişti Peter kızın sorusuna karşılık olarak. "Yani hayır! Öğle arasıydı, ben de hastaneye geleyim dedim. Şimdi, neredesin? Yanına geleceğim."

Genç kız yüzünde oluşan gülümsemeye şaşırmış, kaşlarını çatarak elini dudaklarına bastırmıştı. Evet, birilerinin kendisini düşünüyor olması hoş bir şeydi. Ama söz konusu Peter olunca bu daha hoştu. Ve böyle hissediyor olması kendisini korkutuyordu.

"Gelmene gerek yok." Hala parmakları dudaklarının üstünde, düşünüyordu. Neden onun her hareketi kendisini bu kadar mutlu ediyordu? Bunu nasıl başarabiliyordu? En kötü, en karamsar anında bile gülümsemesini sağlıyordu. Gerçi gülümsemek için sadece ona bakması da yetiyordu kendisi için. En iyi ve tek dostuna karşı bunları düşünmesi normal miydi?

"Yemek ye. Derse gir. Benim yüzümden geri kalma." Diyerek tamamlamıştı lafını.

"Meredith." İsmi yeniden genç çocuğun dudaklarından dökülmüştü. "Her neredeysen söyle. Geleceğim. Yemeği beraber yeriz."

"Tamam. Tamam." Genç kız sonunda pes ederek gülmüştü. "Konumu atıyorum." Arkadaşının bir şey demesini beklemeden telefonu kapatmış, mesajlara girerek bulunduğu yerin konumunu atmıştı.

Beklerken kaldırıma oturmuş, ellerini kucağında birleştirerek insanları seyretmişti. Herkesin acelesi vardı. Herkesin yetişmesi gereken bir yer vardı. Belki bu bir işi idi, belki de evindeki ailesiydi. Kendisi ise düşünmekle meşguldü. Nereye gidecekti? Nerede kalacaktı? Nasıl para kazanacaktı? Kelvin ile ne yapacaktı? Bir sonraki adımı ne olacaktı? Hiçbirini bilmiyordu ve ne yapması gerektiğinden emin değildi.

Kendisine zorluklarla nasıl mücadele edebileceğini öğretebilecek bir ailesi yoktu. Kelvin ise ayrı bir dünyaydı. Ona sadece çıkarları için bir şeyler öğretmişti. Hırsızlıktı öğrettikleri. Nasıl bir eve sessizce girebileceğini ya da parmak izlerini nasıl temizleyebileceği gibi şeyleri öğretmişti kendisine. Asla yanında olmamış, destek çıkmamıştı. Yanında olduğunu, sevgisini hissettirmemişti. Ama o sırada daima yanında olduğunu ve kendisini sevdiğini bildiği dostu yolun karşısından kendisine doğru koşar adımlarla geliyordu.

"Hey," Demişti soluk soluğa kaldırımda oturan kıza elini uzatarak. Genç kız arkadaşına gülümseyerek elinden destek alarak kalkmış, pantolonuna bulaşan tozu silkmişti. "Fazla bekletmedim, değil mi?"

Meredith başını iki yana salladığında sağında kalan dostunun uzattığı koluna girerek ona biraz daha yaklaşmıştı. Peter'ın kendine has kokusu burnuna dolarken tebessüm etmiş, başını omzuna yaslayarak birlikte ağır adımlarla ilerlemişlerdi.

"Sen iyi misin?" Demişti Peter koluna sarılmış kıza bakarak. Aklını bir şeylerin kurcaladığını anlayabiliyordu. Sonuçta o en yakın arkadaşıydı. Aylardır küs kalmış olsalar da bu böyleydi ve onun tek bir bakışından nasıl hissettiğini anlaması zor olmuyordu.

"Nereye gidiyoruz?" Demişti bu sefer, kız bir önceki sorusuna cevap vermeyince. Meredith'in adımlarını takip etse de nereye gittiklerini bilmiyordu.

"Yapmak zorunda olduğum bir şey var." Demekle yetinmişti sadece. Genç çocuk bu cevaptan tatmin olmasa da üstelememiş, bir kaç dakika sonra önünde durdukları binaya çatık kaşlarla bakmıştı. Neredeyse gökyüzüne kadar uzanıyormuş gibi görünen heybetli binanın giriş kapısında bekleyen güvenliklere, ardından büyük ambleme bakmıştı bir süre.

Adalet bakanlığı. Federal Soruşturma Bürosu.

"M-Meredith?" Demişti hayretle yanındaki kıza dönerek. Genç kız binayı izleyen buz mavisi gözlerini çekerek arkadaşının kahverengi gözlerine bakmıştı. İkisi de hiçbir şey demeden FBI binasının önünde durmuş öylece birbirlerine bakıyorlardı. Peter arkadaşının niyetinin ne olduğunu anlayabilecek kadar zeki bir çocuktu. Fakat anlam veremiyordu. "Neden?" Diyebilmişti nihayetinde.

"Yapmak zorundayım."

Peter başını hızla iki yana sallayarak kızın ellerini sımsıkı tutmuş, Meredith hayretle önce ellerini tutan ellere, ardından endişeli gözlerine bakmıştı.

"Hayır." Demişti Peter yeniden başını iki yana sallayarak. Yapmasını istemiyordu. Onun için korkuyordu. "Yapmak zorunda değilsin. Eğer Kelvin'in aleyhine ifade verirsen sen de-"

Meredith ellerini tutan elleri güven verircesine sıkmış, her zamanki içten gülümsemesi ile karşılık vermişti. "Sorun yok." Demişti sakinleştirmeye çalışarak. "Bir şey olmayacak. Söz veriyorum. Bir planım var."

Peter kızı hızla kendisine çekerek sarıldığında Meredith başta şaşırsa da çabucak karşılık vermiş, kısa bir kucaklaşmanın ardından yeniden arkadaşının elini tutarak parmaklarını birbirine kenetlemişti.

"Ben de seninle geliyorum."

Meredith buğulanan mavi gözleriyle bakmıştı uzun uzun karşısındaki çocuğa. Bir çok hata yapmıştı. Bir çok kötü şeye bulaşmıştı. Peter'ın aksine o pek de iyi biri sayılmazdı. Ama o yine de oradaydı, yanındaydı ve elini sımsıkı tutmuş yanında olduğunu söylüyordu. Tek düşünebildiği ne kadar şanslı olduğuydu. Peter gibi biri hayatında olduğu için kendisini dünyanın en şanslı insanı gibi hissediyordu.

Arkadaşını başı ile onaylayarak yeniden binaya dönmüş, elleri birbirlerine kenetlenmiş bir şekilde FBI binasına girmeden önce son bir kez derin bir nefes almıştı. Bunu yapmak kendisi için zor olabilirdi. Ama zorlukların üstesinden gelmesini kolaylaştıran dostu yanındaydı. Peter her zaman onunlaydı.

2 ay önce

"Tamam!" Demişti genç kız nefes nefese. Koşarak uzaklaştığı koridorda arkasından seslenildiğini duyabiliyor, fakat dönüp bakmaya korkuyordu. "Tamam. Sanırım atlatabilirim."

Bulunduğu koridordaki bir kaç otel odasının kapısı açılıp gürültünün kaynağına bakınmış, elinde tabancası ile koşturan siyah kar maskeli kızı görmeleri ile panikle odalarına girmişlerdi.

Batırmamalıyım. Diye geçiriyordu içinden. Şimdi olmaz. Kelvin'i yarı yolda bırakamam.

Koridorun sonundaki yangın merdivenlerine vardığında itekleyerek kapısını sonuna kadar açmış, merdivenleri ikişer, üçer tırmanarak çatıya çıkmıştı. Koşmaktan ve merdiven çıkmaktan ciğerleri acıyor, fakat duramıyordu. Panik tüm bedenini ele geçirmişti. Şimdi durursa her şey bitebilirdi.

Çatı katına vardığında kapıyı açmayı denemiş, fakat asma kilidi olduğunu gördüğünde öfkeyle yumruklarını geçirmişti demir kapıya. Kapana kısılmıştı. Odasına girdiği adam peşine düştüyse ve kendisini orada bulursa işi biterdi.

Titreyen elleri arasındaki tabancaya, hemen ardından kilide kısaca bakmış, tereddüt dahi etmeden asma kilidi nişan alarak ateş etmişti. Merminin çıkarken çıkardığı kulak ağırtıcı sesle beraber kilidin bir kaç demir parçası etrafa dağılmıştı bile.

Kapıyı omzu yardımı ile iterek açtığında Queens'in soğuk havası karşılamıştı kendisini. "Çatıdayım. Arabayı çalıştırsan iyi olur." Demişti kemerindeki telsizden.

Çatının ucuna yaklaşarak aşağıya kısaca bakınmış, bulunduğu yükseklik başının dönmesine sebep olmuştu. Yükseklikten korkmasa da bu kadar yüksekte olmak bir an için ödünü kopartmıştı.

Sırtındaki çantayı açarak içinden kalın halatını çıkarmış, bir ucunu otelin havalandırma borusuna bağlarken diğer ucunu da binanın tepesinden aşağıya sallandırmıştı.

"Acele et. Her an polisler gelebilir." Telsizinden gelen öfkeli sese karşılık paniği biraz daha artmış, titreyen parmakları ile kemerindeki kancayı zorlukla kavramıştı. Kancayı ipe henüz takmıştı ki arkasında işittiği adım sesleriyle tabancasını hızla o yöne doğrultmuştu.

"Merhaba." Demişti karşısındaki kırmızı mavi kostümlü adam resmi bir şekilde. "Rezervasyon yapmış mıydınız?"

Genç kız karşısındaki adama korkuyla bakmış, tek eliyle silahını kavramaya devam ederken diğer eline telsizini alarak çağrı tuşuna basıp konuşmuştu.

"İşim uzayacak gibi görünüyor. Örümcek Adam burada."

Örümcek Adam ellerini sol göğsünde birleştirerek bakmıştı gözlerine. "Ah, demek beni tanıyorsun!"

Genç kız adamın kendisine doğru adım atması ile tabancayı daha sıkı kavramış, kararlılıkla doğrultmaya devam etmişti. "Yaklaşma!" Diye bağırmıştı. Her ne kadar çabalasa da sesinden korktuğu anlaşılabiliyordu. "Kullanmaktan çekinmem. Sakın bir adım daha atma!"

Genç kahraman bir adım daha öne atarken ellerini bu sefer beline yerleştirmişti. Kız paniğinin kat ve kat arttığını hissedebiliyordu. Karşısındaki Örümcek Adam idi! Ona karşı hiç şansı yoktu. İşi bitmişti. Orada öylece teslim olsa daha kolayına gelirdi.

"Kullanabileceğini pek sanmıyorum." Genç kız daha ne olduğunu anlayamadan Örümcek Adam'ın attığı ağ ile avcu arasındaki tabanca bir çırpıda çekilerek alınmıştı.

O an ne yapacağını bilmiyordu. Maskesini çıkarıp teslim mi olmalı, yoksa direnmeli miydi? Karşısındaki adam ile yumruk yumruğa dövüşecek hali yoktu ya sonuçta.

"Şimdi. Düzgünce teslim olmaya ne dersin?"

Genç kız önce adama bakmış, ardından gözlerini sıkıca yumarak derin nefesler almıştı. Onu etkisiz hale getirmesi gerekmiyordu ki. Dikkatini dağıtıp kaçması için zaman kazansa yeterdi kendisine. Bunu yapabilirdi. Kendisine inanıyordu.

"Hiç sanmıyorum."

Daha fazla düşünürse yapamayacağını bildiği için adamın üstüne olağan hızıyla koşmuş, Örümcek Adam kızın hamlesini anlamış olacak ki daha kızın sıktığı yumruk kendisine çarpmadan önce o genç kıza sağlam bir tekme atmıştı.

Genç kız hissettiği keskin acıyla çığlık atarak yere yuvarlandığında bu yaptığının ne kadar aptalca bir fikir olduğunu anlamıştı. Gerçekten, az önce sezgileri kuvvetli olan birine saldırmaya çalışmıştı.

Düştüğü yerde elleri yardımıyla ayağa kalkmaya çalışsa da yeniden yüz üstü yere düşmüş, acıyla inlemişti. Daha on yedi yaşındaydı. Ömrünün geri kalanını hapiste geçirmek istemiyordu.

"Şimdi teslim olacak mısın?"

Adamın sesini yeniden işittiğinde canı her ne kadar acısa da ellerini yere sıkıca bastırarak doğrulmuş, zorlukla ayağa kalkarak derin nefesler almıştı. Tekmenin mi yoksa korkunun mu etkisinden bilmiyordu ama midesi bulanıyordu.

"Asla."

Gözüne yansıyan parlama ile bir kaç metre ötesinde, yerde duran tabancasını fark etmiş, bu sefer oraya yönelmişti. Bulunduğu yere doğru sıçrayarak yere sertçe düşmüş, elini öne uzatarak tabancaya ulaşmaya çalışmıştı. Parmakları soğuk metale temas ettiğinde kocaman gülümsemişti ki üstünde hissettiği ağırlık ile hızlıca geri çekilmişti.

"Bırak beni!"

Başının arkasında hissettiği güçlü parmaklar ile gözleri panikle büyümüş, yüzünü örten kar maskesi çekilerek çıkarıldığında tüm vücudu korkudan titremişti.

Üstündeki ağırlık kalktığında o hala yerde yüz üstü öylece yatıyordu. Yerden kalkamazdı. Örümcek Adam'ın yüzünü görmesine izin veremezdi. Kaçmayı başarsa bile nihayetinde kendisini bulmayı başarırdı.

Gözleri ilerisinde duran tabancaya kaymıştı yeniden. Elini uzatsa ulaşabileceği bir mesafedeydi. Ama bunu gerçekten de yapmak istemiyordu. Birine zarar verme düşüncesi bile tüylerini diken diken ediyordu. Fakat tek bir şansı vardı ve bunu değerlendirmek zorundaydı. Kurtulması için Örümcek Adam'a zarar vermesi gerekiyorsa. Verecekti.

Saniyelik hareketle tabancaya uzanarak ayağa fırlamış, Örümcek Adam'ı nişan almıştı. Fakat tetiğe basamıyordu. Elleri tir tir titrerken buğulu gözleriyle maskesine bakabiliyordu sadece.

"S-Sen..."

Adamın şaşkın çıkan sesine karşılık kaşlarını çatmış, gözyaşı dökmemek için bakışlarını bir kaç saniyeliğine karanlık gökyüzüne çevirmişti.

"Meredith?"

Genç kız adını işitmesi ile neye uğradığını şaşırmış, kaşları biraz daha çatılmıştı. Tabancayı doğrultmayı sürdürse de artık önceki kadar kararlı tutamıyordu. Her an ellerinden kayıp gidecek gibi duruyordu.

"Adımı nereden biliyorsun?" Karşısındakinin kendisini nereden tanıyabileceğini düşünüyordu. Pek tanıdığı insan yoktu. Örümcek Adam kendisini nereden bilebilirdi ki?

Kostümlü adam ne yapacağını bilemez bir şekilde öylece dikiliyor, elleriyle maskesinin ardındaki yüzünü ovuşturuyordu. Meredith adamın hareketlerini hayretle izlerken tabancasını indirdiği sırada boğazından sıkıca tutulmasıyla afallamış, ne yapacağını şaşırmıştı. Ayakları çatının ucuna geldiğinde göz ucuyla aşağıdaki trafiğe bakabilmiş, eldivenli elini boğazını saran elin üstüne yerleştirerek çekiştirmeye çalışmıştı. Fakat adam kızın boğazını sımsıkı tutmaya devam ediyor, bedeni hafifçe sarsılıp titriyordu.

"D-Dur." Demişti nefes almaya çalışırken. Elini adamın yüzüne dayayarak iteklemeye çalışmış, fakat yine başarısız olunca tıpkı onun da kendisine yaptığı gibi maskesini sıkıca kavrayarak bir çırpıda çekmişti.

Kumaş parçası yerle buluştuğu sırada nihayetinde maskenin ardına gizlenmiş yüzü görebilmişti. Terden alnına yapışan kahverengi saçlarını, öfkeden kızarmış gözlerinden yanaklarına dökülen yaşları görebilmişti. Dostu ile burun burunaydı ve kendisini bir çatının tepesinden sallandırıyordu.

"Neden?" Demişti genç çocuk ağlamayı sürdürürken. Meredith hiçbir tepki vermiyordu. Hala yaşadığı şokun etkisindeydi. En iyi dostu Peter'ın Örümcek Adam olduğuna inanamıyordu. Ona silah çekmişti. Kendi özgürlüğü için öldürmeyi bile düşünmüştü. Uğruna her şeyi yapmaya hazır olduğu dostunu az daha öldürecekti.

"Neden?" Diyebiliyordu Peter sadece. Sadece bu tek kelimelik soruyu kızın yüzüne öfkeyle haykırıyor, gözyaşlarına engel olamıyordu. Elini çekmek istese de bir türlü çekemiyordu. Meredith'e zarar vermek istemiyordu. Ama karşısında onu o şekilde gördüğünde bütün kan beynine sıçramıştı adeta. "Neden? Neden Meredith?"

Genç kız hıçkırarak ağlıyor, boğazını kavrayan eli sıkı sıkıya kavrıyordu. Yüzüne dahi bakamıyordu. Tanıştıklarından beri yalanlar söylemişlerdi birbirlerine. Görevi olduğu için bazen buluşmalarını saçma bahaneler ile ektiği bile olmuştu. Dostunun gözlerinin içine baka baka yalanlar söylemişti. Gerçek kendisini gizlemişti kendisinden.

Yaşlı gözlerini tereddütle karşısındaki çikolata rengindeki gözlere çevirmiş, zorlukla yutkunmuştu. Öfkeden çok nefret ile bakıyordu suratına. Bu da canını daha çok acıtıyordu.

"N-Nefes alamıyorum... Lütfen."

Bạn đang đọc truyện trên: Truyen247.Pro