
Bölüm 8
Anahtarı komidinin üzerine attığım gibi annem belirdi. Yüzünde endişe, rahatlama, neşe ve hüzün hemen hepsi vardı. "Kızım, iyi misin? Hoşgeldin." dedi hızla sarılarak. Yüzümü buruşturdum.
"İyiyim annecim."
O sırada babam da belirmişti. Onun da yüzünde aynı ifadeler vardı. Şefkatle öptü alnımı. "Nasılsın?"
İçimi çektim. Bir an önce odama gitmeliydim ama onları üzmek istemiyordum. Yorgun bir şekilde gülümsedim. "Gerçekten iyiyim. Yağmur başladığı gibi toparlandık. Islanmadım merak etmeyin."
Babamın kaşları çatıldı. "Böyle proje mi olurmuş canım? Baştan yanlıştı sizi dağa bayıra götürmeleri. Şikayetçi olacağım okuldan."
"Annecim, babacım." diye böldüm ikisini. "Çok yorgunum. Duş alıp hemen uyumak istiyorum."
Anlayışla karşıladılar neyseki. Eşyalarımı koymak için odama girdim. Işığı yaktığımda korkuyla yerimde sıçradım. Arda karanlık bir köşede, kollarını göğsüne bağlamış, yüzünde ciddi bir ifade ile beni bekliyordu. Hızla kapıyı kilitledim.
"Beni korkuttun. Nasıl girdin buraya?"
Eliyle işaret ettiği yere bakınca rüzgarla havalanan perdeleri gördüm. Pencereyi sertçe kapattım. "Ne işin var burada?"
"Konuşmamız gerektiğini söylemiştin."
Gözlerimi yumdum derin bir nefes alırken. "Biliyorum." diye mırıldandım bitkince. "Bak, çok yorgunum. Temizlenip, uyumam lazım. Ben bir insanım, temel ihtiyaçlarım var."
"Yarı insansın."
Gözlerimi devirdim. "Her neyse. Dinlenmem lazım."
Bir an düşündü. Sonra başını salladı. "Sanırım haklısın."
O sırada annemin sesi duyuldu. "Kızım, aç mısın?"
Endişeyle Arda'ya baktım. "Beni görmesine engel olabilirim."
Bir kaşımı kaldırdım. Bu durum gerçekten çok tuhaftı. "Evet anne. Bir şeyler atıştırabilirim. Banyodan sonra." dedikten sonra Arda'ya döndüm. "Hadi, şimdi geldiğin gibi git."
Arda'nın yüzünde kesin bir ifade belirdi. Başını iki yana salladı. "Olmaz. Senin güvenliğini sağlamam lazım. Alarik evini biliyor."
Ağrıyan başımı iki elimin arasına aldım. "Birlikte uyuyamayız."
Arda'nın yüzünde çok hoş bir gülümseme belirdi. "Uykuya ihtiyacım yok."
"Ama benim var!" Sesim birden yüksek çıkınca endişeyle kapıya baktım.
"Lütfen Elda, seni korumama izin vermelisin. Bu benim görevim."
Öfkeyle soludum. "Ela, benim adım Ela. Ve ben odamda bir yabancı varken rahat rahat uyuyamam."
"İstersen beni görmene engel olabilirim."
"Gitmen yeterli." Arda'nın alındığını görünce yumuşadım. "Bütün problem bu aptal kolyede mi? Onu sana vereyim ve git. Böylece Deniz senin peşine düşer."
Deniz'in adını söylemem ile birlikte kaşları çatıldı. "Anlamıyorsun. O çok tehlikeli. Tek istediği kolye değil. Sen olmadan kolye bir işine yaramaz."
Başım artık çatlıyordu. "Lütfen, dur. Bütün bunlar çok fazla. Kaldıracak durumda değilim. Annemlerin seni görmeyeceğini söylemiştin değil mi?"
Olumlu anlamda başını salladı. Dudağımı ısırdım. "Bunu nasıl başaracaksın. Onlara bir çeşit, garip şeyler yapmazsın değil mi?"
Dudakları yukarı kıvrıldı. "Hayır, sihri kendime yaparak görünmez olabilirim."
"O zaman öyle yap ve oturma odasında uyu. Anlaşıldı mı?"
"Biliyorsun, benim uykuya..."
"Her neyse. Şimdi rahat bırak beni. Yalnız kalmaya ihtiyacım var."
Başını anlayışla salladı. Sonra dudaklarının belli belirsiz kıpırdadığını gördüm. Zümrüt yeşili gözleri bir an dünya dışı bir ışıkla parladı. İçimi yine o tuhaf duygu kaplamıştı. Kapının kilidini açarken hızla elini tuttum. "Seni hala görüyorum!"
Dudakları yine hoş bir şekilde yukarı kıvrıldı. Bunu ne zaman yapsa içimi garip bir duygu sarıyordu. Başını hafifçe yana yatırdı. Gözleri muzip bir ışıkla parlıyordu. Bu haliyle nasıl yakışıklı olduğunun farkında mıydı acaba? "İstersen senin görmeni de engelleyebilirim. Ama için rahat etmez."
Kızararak elimi çektim. "E..evet. Haklısın."
Odadan çıktığında sırtımı kapıya yaslayıp derin bir nefes aldım. Hayatımda hiç bu kadar yorgun ve bitkin hissettiğim bir anım olmamıştı. Düşüncelerim sarhoş arılar gibi beynimde vızıldıyorlar, oradan oraya uçuyorlardı. Ne yaptığımı bilmeden dolabımdan temiz kıyafetler çıkardım. Ardından havlularımı alarak banyonun yolunu tuttum. Kirli kıyafetlerimi kirli sepetine attım ve kolumdaki sargıyı dikkatle açtım. Yara ilk başlarda çok daha kötüydü. Saatler geçtikçe iyileşmiş, uzun, ince bir çizik halini almıştı. Duşun altına girip sıcak suyu sonuna kadar açtım. Buhar ve sıcak su etrafımı sardığında biraz daha iyi hissetmiştim kendimi. Gözlerimi yumduğum gibi o korkunç saatler geldi gözümün önüne.
Deniz okuduğum cümleler ile değişmiş, yüzünde cani bir gülümseme belirmişti. Derin mavi gözleri, ilk defa sıra dışı ve ürkütücü bir mavilikle ışıldıyordu. Göz bebeğini bile kaplamıştı mavilik. Gözlerine baktıkça kendimi gökyüzünde kaybolmuş aynı zamanda okyanusta boğulmuş gibi hissediyordum. Bir süre sonra nefes alamaz oldum ve yere çöktüm. Her yer maviydi. Mavi genişliyor, genişliyor ve beni sarıyordu. Bir süre sonra da nefes alamayacak kadar sıkıştırmaya başlıyordu beni.
Arda'nın beyaz ışıkla parlayan kılıcı havada vınn sesi çıkararak döndü. Deniz'in gözleri hızla ona kaydı. Nefes aldığımı hissetmeye başlamıştım. "Ona dokunma!" diye haykırdı Arda.
Deniz'in alaycı gülüşü duyuldu. "Beni sen mi durduracaksın küçük savaşçı? Şu aptal kılıcınla mı?" Elini rasgele havada sallamasıyla kılıç Arda'nın ellerinden kayıp, uzağa, sert toprağa düştü.
Simay anlamadığım bir dilde bir şeyler mırıldandı. Ellerindeki mavi ışık dalgası yayılarak küçük derenin sularına karıştı. Dere çalkalanmaya başladı. Çalkalandı, çalkalandı ve kocaman bir dalganın oluştuğunu dehşetle gördüm. Fakat Deniz elini dur dercesine büyük dalgaya kaldırdı. Dalga köpürerek geldiği gibi aniden yok oldu. "Başka numarası olan var mı?"
Birden omzuna bir ok saplandı. Ateş hiç vakit kaybetmeden küçük oklarından birini saplamıştı. Deniz'in yüzündeki kendini beğenmiş ifade hızla kayboldu. Yüzü acıyla buruştu. Okun ucunda için için yanan bir alev vardı. O sırada siyah bir duman Ateş'in etrafını sarmaya başladı. Ateş biri boğazını sıkıyormuş gibi nefes alamayarak dizlerinin üzerine çöktü. Yüzü mosmor kesilmişti.
"Onu rahat bırak!" diye haykırdı Esin. Güçlü bir rüzgâr siyah dumanı gökyüzüne dağıttı. Deniz'in arkasından yavaşça bize doğru yaklaşan Savaş'ı gördüm o sırada. Duman onun marifetiydi. Gözleri yapışkan bir maddeyle kaplanmış gibi simsiyahtı. Esin ona doğru tısladı. Savaş'ın yanında hiç konuşmayan o çocuk belirdi. Deniz'in eli havaya kalktı.
"Durun."
Bu komutla birlikte herkes durdu. Acıyla dişlerini sıktığını görebiliyordum. Oku eliyle çekip çıkardı omzundan. Dişlerinin arasından ıslık gibi bir ses çıkmıştı. Okun ucu hala yanıyordu. Omzunda ise siyah, büyük bir oyuk oluşmuştu. Oluk oluk kan akıyordu yaradan. "Sizlerle bir derdimiz yok öfkeli elfcikler. Bana Elda ve Nemirdes lazım. Kan dökmeden halledebiliriz."
"Bizim görevimiz onları sana vermemek." diye hırladı Arda öfkeyle. Önüme geçmişti. Elleri beyaz bir ışıkla parlıyordu sanki. Daha dikkatli bakınca parmaklarının arasında elektrik akımı gibi dolaşan beyaz dalgaları görebiliyordum. Kolyem tenimi acıtacak kadar ısınmış, yadsıyamadığım derecede parlamaya başlamıştı. Elim gayri ihtiyari ona doğru uzandı. Ne yaptığımı bilmiyordum. Kolyemin damla şeklindeki ucu, uçuk bir maviyle dolmuştu. Bir gücün avuçlarıma, oradan da bedenime yayıldığını hissettim. Bu gücü herkes hissetmiş gibi hepsi bana döndü. Deniz'in yüzü sararmıştı. Arkadaşları ise endişeyle etraflarına bakınmaya başladılar.
"Ne yapıyorsan hemen kes şunu!" diye haykırdı Savaş öfkeyle. Ses tonu hiç duymadığım kadar kaba ve korkunçtu. Deniz elini kaldırdı yeniden.
"O yapmıyor. Nemirdes onu koruyor." Sıkılı dişlerinin arasından zorlukla gülümsedi. "Bu çok ilginç." diye mırıldandı.
"Onu istiyorum!" diye hırladı diğer çocuk. Birden insan şeklindeki görüntüsü yok oldu. Büyük, siyah kıllı bir örümceğe dönüştü. Korkuyla çığlık attım. Dokunaçları uzayarak etrafımı sardı. Biri kolumu sardığında müthiş bir acıyla çığlık attım. Sanki ateşle dağlıyorlardı kolumu.
Bir kılıç darbesiyle dokunaç kesildi. Yaratık korkunç bir ses çıkardı. Bu sefer hedefi Arda'ydı. Ama amacına ulaşamadan Deniz'in bir sözüyle dokunaçları acıyla kıvrılmaya, içeriye doğru bükülmeye başladı. "Ona canlı ihtiyacımız var seni aptal yaratık!" diye haykırdı. Ardından bana döndü. Kolumdan boşalan sıcak kanı hissedebiliyordum. Kazağımın kolu yırtılmıştı. Bir adım geri attım. Onu tanımıyordum. Bana zarar vermek isteyen, tehlikeli biriydi o. İnsan bile değildi!
Birden toz bulutu kapladı her yeri. Öyle güçlü bir fırtınaydı ki ne olduğunu anlamadan hiç kimseyi göremez olmuştum. Bir el yaralı olmayan kolumu tuttuğunda korkuyla ondan uzaklaşmaya çalıştım. "Benim." diyen Arda'nın sesi belirdi zihnimde. "Eren kaçmamız için kum fırtınası çıkardı. Haydi."
Sıcak suyu kapattığım gibi görüntüler de kayboldu zihnimde. O anları yeniden yaşamak beklediğimden daha çok sarsmıştı beni. Otomatik hareketlerle giyinirken düşünmemeye çalışmıştım. Ama beceremiyordum.
Arda beni kum fırtınasından çıkardıktan sonra daha sakin bir yere götürmüştü. Bir süre sonra arkadaşları da bize katılmıştı. Deniz ve tayfası gözükmüyordu.
"İzimizi kaybettirdim." dedi Eren tedbirli bir tonla.
"Yüce Eru." diye fısıldadı Esin. "Alarik'in bu kadar güçlü olduğunu düşünmezdim."
"O bir maia." diye cevapladı Arda. "Maialar saf yaratıklardır."
"Pek bir saflığı kalmamış." diye mırıldandı Ateş. Boynunu ovuyordu. "Tamamen onlardan olmuş."
Arda karamsar bir ifadeyle başını salladı. Olan biteni şok olmuş bir şekilde izleyen bana döndü. Zihnim daha yeni olanları anlamlandıramıyor, çığlık çığlığa inkâr ediyor ya da bir sürü teori geliştiriyordu. Karman çorman olduğumu biliyordum ve nereden başlayacağımı bilmiyordum. Ya da nasıl başlayacağımı. Tepki verebilecek durumda dahi değildim!
"Koluna bakayım." diyen Arda'nın sesiyle kendime geldim. Hızla iki adım geri attım.
"Kimsiniz?" diyebildim zorlukla. Ya da nesiniz?
Sıkıntıyla birbirlerine baktılar. Sanki hangisinin başlaması gerektiğini düşünüyorlardı. Sonunda hepsinin gözleri Arda'ya dönünce, doğru kişi belirlenmiş oldu. "Sakin ol, bizden sana zarar gelmez."
"Siz nesiniz?" diye haykırdım birden. "İnsan olmadığını ortada."
"Bizler elfleriz." diye araya girdi Simay. Kaşlarım havaya kalktı.
"Neysiniz?"
"Elfleriz. Sen de bir elfsin." dedi Eren.
"Yarı elf." diye araya girdi Simay hoşnutsuz bir sesle. Esin hızla onu dürttü. Kendimi büyük bir çılgınlığın içine sürükleniyormuşum gibi hissediyordum. İlk tepkim gülmek oldu. Deli gibi gülmeye başladım. Sonra kolumdaki acı zonklayarak kendini belli edince dişlerimi sıktım ve gözlerimden yaşlar boşaldı. Zorlukla nefes almaya çalışarak bir süre hıçkıra hıçkıra ağladım. Seslerini çıkarmadan beni izlediler. Sonunda sakinleşebildiğimde Arda yeniden yaklaştı.
"İzin ver, koluna bakayım. Acını giderebilirim."
Çaresizlikle kolumu ona uzattım. Büyük bir yarık vardı. O kadar kan kaybediyordum ki başım dönmeye başlamıştı. Aslında şimdiye çoktan ölmem gerekiyordu ya. Arda elini yaramın üzerine koydu. Bir şeyler fısıldadı. Gözleri ışıldadı. Acı yok olmaya başlarken kanama da durmuştu. Elini çektiğinde derin, kırmızı bir çizik vardı.
"Şimdilik idare eder." diye mırıldandı kaşlarını çatarak. "Şükürler olsun ki zehrini akıtmamış."
"Ona sağ ihtiyaçları var." dedi Simay yine hoşnutsuz bir sesle. Arda uyarı dolu bakışlarla baktı.
"Onlar kim ve benden ne istiyorlar?"
Zihnim bütün bu dehşeti kaldıramayacakmış gibi fıldır fıldır dönüyordu. Arda omuzlarımı tuttu. Yüzünde anlayış dolu bir ifade vardı. "Sana her şeyi açıklayacağım. Ama önceliğimiz güvenliğin. Lütfen bize güven."
Çaresizlik ile inledim. Simay'ın becerisiyle çıkan şiddetli yağmur kampın erkenden bitmesine neden olmuştu. Arda bir şekilde Selçuk Hoca'yı ikna etmiş, benim onlarla gitmemi sağlamıştı. Tabii Nisan'ın da yanımda gelmesi konusunda ısrarcı olmuştum. Deniz ve çetesi ortalıkta gözükmüyordu. Yine de Nisan'ı tehlikeye sokamazdım.
Temiz kıyafetlerimi giydikten sonra kendimi daha iyi hisseder olmuştum. Kolumu yeni bir bandajla sardım. Sabaha bir şey kalacağını sanmıyordum. Mutfağa geçtiğimde, Arda'nın temkinli bir şekilde pencereden dışarıyı kolaçan ettiğini gördüm. Annem ve babam onu görmeden geçip gidiyorlardı yanından. Annemin yaptığı tostu yerken gözümü bir an bile ondan ayırmadım. Ona güvenli miydim? Elf de neyin nesiydi? Bir Tolkien kurgusunun içine mi hapsolmuştum? Düşüncelerimi anlamış gibi birden bana döndü. Yüzünde afacan bir gülümseme belirmişti.
Annemler yatak odasına çekildiğinde tostumu bitirmiştim. Ellerimi masaya dayayıp gözlerimi yüzüne sabitledim. "Nemirdes, kolyenin adı mı?" diye sordum aniden. Ciddi bir ifadeyle başını evet der gibi salladı. Derin bir iç çektim. Pekâlâ kendimi her zaman farklı hissetmiştim. Bulunduğum yere ait değildim, farkındaydım. Ama bir elf? Pardon, yarı elf? Bu sözü söyleyen Simay'ın yüz ifadesinden yarı elflerin pek popüler olmadığını anlamak güç değildi. Kendimi tokatlamak istiyordum. Elfler hakkında düşünüyordum!
"Annem ve babam..." dedim yavaşça. "Onlar elf miydi?"
"Sadece baban. Annen bir insandı."
İçimde anlam veremediğim bir hüzün ve özlem belirdi. Annem ve babamı tanıyordu. Hep beni neden bıraktıklarını, kim olduklarını, neye benzediklerini merak ederdim. Gözlerimdeki yaşlara engel olmak için dilimi ısırdım. "Adları neydi?"
Arda'nın yüzünde yamuk bir gülümseme belirdi o sırada. "Adlarını biliyorsun Elda."
Kaşlarımı çattım. "Nasıl?"
Yavaş adımlarla masaya geldi ve karşıma oturdu. Yeşil gözleri heyecanla parlıyordu. "Annenin adı Hazel. Baban ise..."
"Merilindir." deyiverdim. Gözümün önüne rüyamdaki genç çiftin görüntüsü belirmişti. "Onları gördüm. Onlar..." Dudaklarımdan hıçkırığa benzer hafif bir kahkaha döküldü. "Onlar yaşıyor!"
Ümitle ve sevinçle gözlerine baksam da orada gördüğüm şey boğazımda kocaman bir yumruya neden olmuştu. "Sana her şeyi anlatacağım. Ama dinlenmen lazım. Sabah erkenden yola çıkacağız."
Gözlerimdeki yaşları çabucak sildim. Onları bulduğum gibi kaybetmiştim. Gerçi bu da bir şeydi benim için. Beni terk etmemişlerdi. En azından isteyerek yapmamışlardı. "Nereye gidiyoruz?"
"Her şeyin başladığı yere. Rüyalarının açıldığı kapıya gideceğiz. Cevapları orada bulacaksın."
Bạn đang đọc truyện trên: Truyen247.Pro