
Bölüm 3
Çantalarımızı alıp çıktığımızda soğuk havayı içime çektim. Şansımıza son dersimiz bedendi ve zilin keskin sesi bize eve gidebileceğimizi müjdeliyordu. Nisan ile ağır bir tempo ile okuldan çıkarken onu gördüm. Üzerinde beden dersinden kalma kıyafetiyle bir arabaya yaslanmış, gülümseyerek beni izliyordu. Yanındaki uzun boylu çocuğun el sallamasıyla dikkatimi Deniz'den çektim. Nisan kızararak çocuğa gülümseyince bahsi geçen Savaş'la karşı karşıya olduğumu anladım. Evet, sınıfa ilk giren çocuklardan biriydi Savaş, anımsamıştım. Ama Nisan'la muhabbeti ilerletene kadar dikkatimi çeken bir yanı olmamıştı hiç. Sanki o yoktu. Nisan'ın ona doğru yürüdüğünü fark ettim.
"Selam vermeden gidilmez. Hadi." diye mırıldandı heyecanla. Ona uyarak peşine takıldım.
"Merhaba." dedi Savaş yüzünde geniş bir gülümseme ile.
"Selam." dedi Nisan da fazla neşeli bir sesle. Gözlerimi Deniz'den çekerek dikkatimi Savaş'a yönelttim. Bu çok zordu. Çünkü mavi gözleri yüzümün her hattını okumaya çalışıyor gibiydi. Bu çocuk benden ne istiyordu ki? Öfkeme hakim olmaya çalıştım. Ağız dalaşına girip de muhabbeti fazla uzatmaya gerek yoktu. Selam verip gidecektik. En azından ben öyle umuyordum.
"Arkadaşım Ela." diye araya girdi Nisan kolumu hafifçe dürtükleyerek.
"Ben de Savaş. Arkadaşım..."
"Arkadaşını tanıyorum." dedim hızla. Artık gitme vakti gelmişti. "Memnun oldum Savaş. Biz artık gitsek iyi olur."
Nisan'ın uyarı dolu dürtüklemeleri sertleşti aniden. "Ela'yı yanlış anlamayın. Otobüsü kaçırmayalım diye böyle acele ediyor. Otobüs kaçınca kırk dakika beklemek zorunda kalıyoruz da."
"Biz sizi bırakırız."
Deniz'in arkadaki arabayı ima ettiğini anlamam için eliyle arkasını göstermesine gerek yoktu. Dik dik yüzüne baktım.
"Gerek yok."
"Zaten sizi çok tutmayacağız." diye araya girdi Savaş hemen. Bakışlarım ona kaydı. Kare bir çenesi, kemerli bir burnu olmasına rağmen bal köpüğü rengi gözleri sert hatlarını yumuşatmış, koyu kıvırcık saçları esmer teninde egzotik bir renk oluşturmuştu. İlginç bir şekilde çekici bir yanı vardı. Savaş'ın bal köpüğü rengi gözleri kesinlikle Deniz'in keskin mavi gözlerinden daha barışçıl sinyaller yolluyordu. Belki de Nisan haklıydı. Savaş, Deniz kadar tehlikeli biri değildi. Devam etmesi için başımla onu onayladım.
"Bu akşam sinemaya gidelim mi diye soracaktım?"
"Harika olur! Değil mi Ela?"
Nisan'ın neşeli tepkisi iyice kaşlarımın çatılmasına sebep oldu. "Eğlenceli olabilir." dedim yavaşça.
"O zaman saat beş gibi sizi alırız. Film altıda başlayacak." diye araya girdi Deniz yeniden. Bize arkasını dönmüş arabasının kapısını açıyordu.
"Bir dakika. Biz derken?"
Deri ceketinin iç cebini kurcalamakla meşgul olarak başını bile kaldırma gereği duymadan cevap verdi. "Siz. Sen ve Nisan."
"Ben hiçbir yere gelmiyorum."
"Eğlenceli olacak. Hem..." diye arayı yumuşatmaya çalışan Savaş'a öfke dolu bir bakış attım.
"Benim için eğlenceli olmayacak."
"Ama daha yeni dedin ki..."
"Seni ve Nisan'ı kastettim!" diye haykırdım hızla.
"Sana yürüdüğümü falan mı sanıyorsun?"
"Anlamadım?"
Deniz'in ani sorusuyla gözlerim fal taşı gibi açılmıştı. O ise iç cebinden bir paket çıkarmış, içinden aldığı bir dal sigarayı dudağının kenarına sıkıştırıyordu. Bir gözünü kısarak sigarasının ucunu yaktı. Hafif bir duman çekerken gözlerim bileğindeki okyanus mavisi saç bandına kaydı. Saç bandındaki o uğursuz mavi renk gözlerinin rengine o kadar benziyordu ki! Sanki başka bir evrene aittiler. Hem gözleri hem de o saç bandı. İçine çektiği dumanı dışarıya üflerken, dumanla buğulanmış gözlerini gözlerime dikti. Yüzünde her zamanki kendini beğenmiş ifade değil de canı sıkkın bir duruş görünce keyfim yerine gelir gibi oldu.
"Bir afra bir tafra. Alt tarafı sinemaya gideceğiz. Ben bu filme gitmek istiyorum. Savaş'da, Nisan ile vakit geçirmek istiyor. Ben de yanlarında sap sap durmayayım diye senin de gelmeni rica ediyorlar. Neyin tribini atıyorsun iki saattir?"
"Ben trip atmıyorum!" diye haykırdım öfkeyle. Deniz yeniden arabaya yaslanarak alaycı bir bakış attı yüzüme.
"Tabiki atmıyorsun." dedi yavaşça gülümseyerek.
"Sen..."
"Ela, lütfen." diye araya girdi Nisan. "Sen olmadan annem sıkıntı çıkartır biliyorsun."
Öfkeden kızardığıma emindim. Ama Nisan'ın yalvaran gözlerine daha fazla tahammül edemezdim. "Of, tamam!"
"Tamam o zaman. Geliyoruz." diye atladı Nisan neşeyle. Savaş'ın gergin yüzünde yumuşak bir gülümseme belirdi aniden. "Harika. Ben seni ararım Nisan."
"Görüşürüz."
Neşeyle el sallayan arkadaşımı kolundan çekiştirerek onlardan ayırdım. "Ne kadar sinir bozucu gördün mü?" diye haykırdım öfkeyle.
"Sen fazla tepki veriyorsun bence."
Aniden durdum. Hayretle kaşlarım havaya kalktı. "Fazla tepki mi veriyorum? Gözünü üzerimden ayırmıyor farkında mısın?"
"Demek ki seni beğeniyor Ela, ne var bunda bu kadar kızacak. Yakışıklı da bir çocuk. Bütün kızlar Deniz'e ağızlarının suyu akarak bakıyor. Ama o gözünü senden ayırmıyor. Nasıl bir sükse yaptığının farkında değilsin."
"Sükse mi?" İçimde korkunç bir endişe duygusu hissettim.
"Evet. Okuldaki herkes sizi konuşuyor. Kızlar seni nasıl kıskanıyor bir bilsen."
"Nisan, Deniz'in benden hoşlandığı yok."
Nisan alayla gözlerini devirdi. "Daha yeni kendin söylemedin mi gözlerini benden ayırmıyor diye?"
"Evet ama benden hoşlandığı için değil. "
"Ne demek istiyorsun?"
Dikkatle gözlerime bakan arkadaşıma yeniden endişeyle baktım. Beni ciddiye almayacağını biliyordum. Deniz'de yanlış olan bir şey vardı. Anlaşılan bunu bir tek ben görüyordum.
"Boşver. Çabuk olalım da otobüsü kaçırmayalım."
***
Kot eteğimin üzerine siyah bir kazak geçirdim. Saçlarımı bağlamak istesem de sonradan açık bırakmaya karar verdim. Üzerime de siyah montumu giydim.
Nisan'ın ailesinin evi iki sokak aşağımızdaydı. Ailesini sevsem de benim aileme göre tutucuydular. Havanın kararması, Nisan'ın eve dönmesi demekti. Ailesi sadece ben olduğum zaman bu kuralı esnek tutardı. Beni sevdiklerini biliyordum.
Bunu Nisan'da biliyordu ki planlarına her zaman beni de dahil ederdi.
Ellerim ceplerimde yürüyordum. Hava kararmaya başlıyordu. Soğuktan mıdır bilinmez sokaklar boştu. Kestirme olarak kullandığım dar sokağa girdim. Sokak sessiz ve garip bir şekilde karanlıktı. Omuzlarımı dikleştirerek adımlarımı hızlandırdım. Ensemdeki tüyler diken diken olmuştu birden. Arkamdan gelen bir sesle hızla arkama döndüm.
Sanki bir gölge hızla kayarak geçmişti. Nedensiz bir şekilde korku gelip göğüs kafesimin içine girmişti. Kolyemin ucunun artan kalp atışlarımın şiddetiyle tenimde zıpladığını hissedebiliyordum. Birden sert bir şeye çarparak çığlık attım.
"Sakin ol."
Nefes nefese çarptığım kişiye baktım. Deniz titreyen omuzlarımı tutmuş, gergin bir ifadeyle arkama bakıyordu.
"Senin burada ne işin var?" diye sordum soluksuz bir şekilde.
"Nisan burada beklememizi söyledi. Evi tam şu köşede değil mi?" dedi çenesiyle sokağın köşesini işaret ederek.
"E...Evet."
"Sen git Nisan'ı al. Biz burada bekliyoruz."
Lacivert renginde bir Nissan Micra sokağa ustalıkla gizlenmişti. Nisan'ın aşırı tedbirlerinden biri olmalıydı. Savaş arabanın içinden neşeyle el sallıyordu. Onun neşesine gülümseyerek karşılık verdim. Deniz ise kaşlarını çatmış, arkama bakıyordu hala. Onun baktığı yere döndüm.
"Ne var orada?"
Gözlerini hızla arkamdan çekip, yüzüme dikti. Dudaklarında yine aynı alaycı tebessüm belirmişti. "Sen söyle. Koşturarak gelen sendin."
Bir süre onu şüpheyle süzdüm. O ise umursamaz bir ifade ile gülümsüyordu. "Öyle olsun." diye mırıldandım.
Nisan'ın evine doğru yürürken bir anlığına arkama döndüm. Deniz kaskatı bir şekilde durmuş, benim geldiğim yöne bakıyordu. Kısa bir süre sonra o sokağa daldı. Arkasından gitmek için harekete geçtiğim sırada Savaş arabadan indi. Yüzünde sabırsız bir gülümseme ile her şey yolunda der gibi baş parmağını kaldırdı. Çalan telefonumla dikkatimi ondan çektim.
"Nerde kaldın kızım?"
"Geliyorum Nisan." diye mırıldandım. "Evin önündeyim."
Bir süre sonra kapıyı sabırsız bir yüzle Nisan açtı. "Ela geldi anne! Biz çıkıyoruz!" diye bağırdı içeriye doğru.
Burcu Teyze hemen kapıda belirdi. Tatlı sert bir mizaca sahipti Burcu Teyze. Nisan'la kız kardeş denecek kadar çok benziyorlardı birbirlerine.
"Nasılsın Elacım?"
"İyiyim Burcu Teyze, sen nasılsın?"
Nisan aceleyle ayakkabılarını giyerken annesi uyarı dolu bir bakış attı ona. "Ben de iyiyim canım. Bu deli kız sana emanet."
Nisan gözlerini devirdi. "Off anne."
"Anneye of denmez." diye çıkıştı Burcu Teyze kaşlarını çatarak. Nisan, annesini hiç umursamayarak bir öpücük yolladı kapıya.
"Görüşürüz annecim."
"Görüşürüz Burcu Teyze." dedim sen merak etme der gibi gülümseyerek.
Dışarı çıktığımızda Nisan sıkıntıyla siyah saçlarını savuşturdu bir eliyle. "Sence de çok abartmıyorlar mı?"
"Sadece seni korumaya çalışıyorlar." Aslında bence de çok abartıyorlardı ama Nisan'ın canını çok da sıkmaya gerek yoktu. Ama arkadaşım sinirli denecek bir bakış attı yüzüme.
"Seninkiler seni korumaya çalışmıyor yani?"
"Tamam." dedim ellerimi havaya kaldırarak. "Çok abartıyorlar. Seni korumaya çalışıyorlar ama ne kadar sıktıklarının farkında değiller."
"Bunu bir gün anneme de söyle."
Araba görüş alanımıza girdiğinde Nisan heyecanla nefesini tuttu. Savaş onu bıraktığım gibi arabaya yaslanmış bizi bekliyordu. Deniz ise ortalarda gözükmüyordu. Gözlerim hızla karanlık sokağa yöneldi.
"Arabaya geçelim mi?" dedi hızla Savaş o anda. "Hava soğuk ama araba sıcak. Hadi."
Deniz nerede diye soracakken onu direksiyonun başında sakin sakin otururken gördüm. Nisan'ın çekiştirmeleriyle arabaya bindim. Savaş'da öne geçti.
Nisan ve Savaş yol boyunca sohbet ettiler. Neden bahsettikleri hakkında hiçbir fikrim yoktu. Huzursuz bir şekilde arabanın camından dışarıyı izliyordum. Akşamın bir an önce bitmesini istiyordum. Birden Nisan ve Savaş'ın gereksiz sohbetleri bitince rahatsız edici bir sessizlik oluştu.
"Hangi filme gidiyoruz?" diye sordum sessizliğe tahammül edemeden.
"Orada karar veririz diye düşündük." dedi hemen Savaş. Gözlerim direk Deniz'e yöneldi.
"Hani gitmek istediğin bir film vardı?"
Deniz'in parlak mavi gözleri dikiz aynasından gözlerimi buldu. Yüzünde sahte bir şaşkınlık ifadesi vardı. "Öyle mi söyledim?"
Öfkeyle ağzımı açtığım sırada Nisan'ın belime attığı dirsekle hızla arkadaşıma döndüm. Nisan sabırsız bir sesle kulağıma fısıldadı. "Çocuk seninle vakit geçirmek istediği için yalan söylemiş, ne var bunda?"
Öfkeyle soluyarak cama döndüm yeniden. Akşam iyice tatsızlaşıyordu.
Avmye vardığımızda altıda başlayacak olan romantik komedi tarzında bir film için bilet aldık. Romantik komedileri çok sevmezdim. En azından sinemada izlemeyi tercih edeceğim türden filmler değildiler ama o an film için görüş bildirmeyi geçtim, sohbetlerine bile katılmak istemiyordum.
Film başlayana kadar hamburger yemeye karar vererek Burger King'e girdik. Savaş ve Nisan her zamanki gevezeliklerini yaparken ben sessizce tepsimdekileri didikliyordum.
"Kolyeni saklamamalısın."
Deniz'in ani yorumu karşısında afalladım. "Ne?" Elim hızla boynuma gitti. Kolyem kazağımın içindeydi. Küçük bir parça zincir gözüküyordu sadece. Kaşlarım çatıldı. Yine mi kolyemi dert edinmişti bu çocuk?
"Ne saçmalıyorsun?" dedim öfkeyle. Bu çocuk beni sürekli öfkelendirmek için mi uğraşıyordu?
"Erkek arkadaşın, hediyesini böyle sakladığını görürse üzülebilir." dedi her zamanki uyuz gülümsemesi ile. Kırmızı bir öfke dalgası boynumdan yüzüme doğru yayılırken Nisan hızla araya girdi.
"Ela'nın erkek arkadaşı yok ki. Kolye, ailesinin hediyesi."
Ona inanamayarak baktım. Ardından masanın altından okkalı bir tekme attım bacağına. Yüzündeki gülümseme anında acı dolu bir ifadeye dönüştü. Deniz ise kaşlarını havaya kaldırmış, çok ilginç bir şeymişim gibi beni inceliyordu yine.
"Beni incelemeyi kes!" diye çıkıştım yüksek sesle.
"Bu pek mümkün değil." diye karşılık verdi yüzünde yayılan pis bir sırıtış ile.
"Artık kalkalım mı? Film başlamak üzere." diye hızla araya girdi Savaş.
"Evet, tabii." diye hemen ona katıldı hain arkadaşım. Seninle sonra görüşeceğiz diyen gözlerimi diktim gözlerine. Ama o beni umursamayıp Savaş'a yöneltti tüm dikkatini. Sabır çekerek peşlerine takıldım ben de.
Filmi görmeyen gözlerle izliyordum. Nisan ve Savaş çok iyi vakit geçiriyor gibiydiler. Deniz ise her zaman yaptığı gibi gözlerini üzerime dikmişti. Aniden ona dönüp dik dik yüzüne baktım. Fakat öfkem geldiği gibi yok oldu. Mavi gözleri iyice koyulaşmış, büyük bir okyanusun ortasındaki bir girdap gibi beni içine çekiyordu. Öyle ani bir çekim olmuştu ki etrafımdaki sesler uğuldamaya başladı. Bir anda zaman durdu, etrafımdaki her şey yok olmuştu. Sadece ve sadece gittikçe koyulaşan girdaplar vardı. Suyun altında gibiydim sanki.
Tolo ar nin.
Uğultuların arasından gelen fısıltı öyle berrak çıkmıştı ki baştan ayağa ürpermiştim. Ne düşünebiliyor ne de hareket edebiliyordum.
Tooloo ar niiinnn.
Fısıltı öyle bir ısrarla çağırıyordu ki beni ruhumun bedenimden ayrıldığını, dipsiz bir karanlığa sürüklendiğini hissediyordum. Karanlık her yerimi kaplamış, vücudum tamamen uyuşmuştu. Sıvıdan oluşuyormuşum gibi süzülüyordum. Tepki gösteremesem de dehşet içindeydim. Çığlık atmak için ağzımı açmayı denedim ama dudaklarım artık benim kontrolümde değildi. Ses gittikçe daha da ısrarla çağırıyordu beni. Girdabın içine sürüklenmiş, boğuluyordum.
Birden başımdan aşağıya soğuk bir şeyin dökülmesi ile hızla kendime geldim. Öyle ani bir geri dönüş olmuştu ki önümdeki koltuğa sıkı sıkı yapıştı ellerim. Dudaklarımdan yükselen bir çığlık ile sesler yeniden doldu kulağıma.
"Ah! Çok, çok özür dilerim!"
"Ela! İyi misin? Kör müsün be adam!" diye haykıran Nisan'ın sesini duydum. Saatlerdir oksijensiz kalmış gibi nefes nefeseydim.
"Gerçekten çok özür dilerim. Tamamen benim sakarlığım."
Pişmanlık ve telaşla dolu genç bir erkek sesi ardı ardına özür diliyordu benden. Üzerimdeki kola kutusunu aldım ve adama uzattım.
"Sorun değil. Önemli değil, lütfen ben iyiyim. Sadece..."
Gözlerim hızla Deniz'e doğru kaydı. Endişeli bir yüzle beni izliyordu. Ve öfkeli.
Dikkatimi ondan çekerek ayağa kalktım. İnsanlar film bölündüğü için öfkeyle homurdanıyordu. Başımda dikilen genç adama döndüm.
"Lütfen yerinize oturun. Yeterince rahatsızlık verdik." diyen sesimi duydum. Hala şoktaydım. Sanırım başımdan aşağıya bir kutu kola dökülmüştü.
"Temizlenmenize yardım edeyim. Lütfen."
"Hayır, tuvalete gideceğim. Kendim hallederim."
"Ben de sizinle geleyim."
Adamın ısrarlı endişesi canımı sıkmıştı ama Nisan beni bu durumdan kurtardı.
"Ben onunla giderim. Çekil kızın başından." dedi sertçe. Koluma girerek beni hızla salondan çıkardı.
"Öküz yemin ederim, öküz. Böylelerini almamak lazım içeriye. Böyle öküzlerin neyine sinema acaba?" diye öfkeyle söyleniyordu bir yandan da.
Tuvalete girdiğimizde aynada solgun yüzüme baktım. Kola saçlarıma oradan da yüzüme ve boynuma yapışmıştı. Suyu açarak yüzümü ve boynumu yıkadım. Saçlarımı da elimden geldiğince temizlemeye çalıştım.
"İyi misin? Yüzün çok solgun gözüküyor. Çok mu korktun?" diye endişeyle konuşan arkadaşımı duymazdan geldim. Aynadan gerçekten de solgun gözüken aksime baktım. Gözlerim kızarmıştı. Ve hala nefes nefeseydim.
Daha yeni neler olmuştu?
Bạn đang đọc truyện trên: Truyen247.Pro