BİR ADIM ÖTE AŞK 4. BÖLÜM
BİR ADIM ÖTE AŞK CEREN💞SEYHAN 4. BÖLÜM*
ŞAPKALI GENÇ ADAM*
Annesinin çığlık atar gibi adını seslendiğini duyduğunda, Ceren'in midesi korkuyla kasıldı. Allah'ım neler oluyor, bu silahlı adamlar da kim, bizden ne istiyorlar? Cevabını bilmediği sorular beyninde yankılanıyor, tutamadığı gözyaşları ardı ardına akıyordu. Dilinden dualar usulca dökülürken silah sesleri yükselmeye başladı. Korumalar ile silahlı adamlar arasında ufak çapta bir çatışma başlamıştı.
Amcası, hemen onu kendine doğru çekti ve kollarıyla sararak havada uçuşan kurşunlardan korumaya çalıştı. İkisi de eğilerek oradaki bir duvarın kenarına koşarak gittiler ve yere çömeldiler. Korumalar onların önünde etten duvar örmüşlerdi.
Çömeldikleri yer; restoranın arka tarafındaydı ve çatışmanın en yoğun olduğu yerdeydi. Birkaç silahlı adamın daha geldiğini gördüler. Çatışma gittikçe koyulaşıyordu. Amcası bu tehlikeli yerden onu uzaklaştırmak için restoranın yan tarafına doğru götürdü ve orada gördükleri bir konteynerin arkasına sakladı. Güvenli buldukları bu yer, restoranın yemek yenilen camlı bölmesine yakındı.
"Sessizce burada bekle prenses."
"Peki amca. Dikkatli ol lütfen."
"Sen de."
Amcası onun alnına öpücük bırakıp ayağa kalktı ve arka tarafa doğru tekrar gitti. Konteynerin kenarındaki ufak aralıktan amcasının gittiği yere bakıyordu. Gördüğü kadarıyla babası, diğer korumalarla birlikte amcasına yardıma gelmişti. Amcasına da kendini koruması için silah vermişlerdi. Onları ilk defa silah kullanırken görüyordu ve bunun son olmasını umut ediyordu.
Çatışma daha da büyüyor, silah sesleri hiç kesilmiyordu. Korkudan olduğu yere sinerken ne yapacağını bilemez bir halde dua ediyordu. 'Allah'ım yardım et, Allah'ım koru. Bizi bu durumdan sağ salim kurtar.'
Mahir amcası tekrar yanına gelip elini ona uzattı. "Buradan hemen gitmeliyiz tatlım. Ayağa kalkar kalkmaz başını eğerek hızlıca koş."
Amcasının elini tutarak ayağa kalktı ve el ele restoranın ön tarafına doğru koştular. Restoranın ön kapısına geldiklerinde, adamlardan iri yarı olanı onlara yetişti ve amcasına yumruk atıp yere devirdi. Mahir amcası kendinden geçer gibi olmuştu. Bir anlık şokla kalakaldı. Bu boşluğundan yararlanan izbandut, onu kendine doğru çekti. Genç kız, onun iri kolları arasında ufacık kaldığı için ürküp çığlık atmaya başladı. Adam, kocaman eliyle ağzını kapadıktan sonra kulağına fısıldadı.
"Sakin olursan serbest kalırsın küçük kız, seninle bir işim yok. Benim işim Mahir'le."
Serbest kalma umuduyla sakin durması sadece beş dakika sürmüştü. Çünkü silahlı üç adamın, yarı baygın haldeki amcasını sürükleyerek bir yere götürdüklerini görmüştü. O adamlar amcasına kesin zarar verecekti. Amcası, gözünün önünde ölüme gidiyordu ve elinden bir şey gelmiyordu. Yıllar sonra kavuştuğu amcasını kaybetme korkusu içinde çığ gibi büyüdü lakin yılmadı. Buna çaresizce şahit olmak yerine deli cesaretiyle, iri adamın kollarında tepinmeye başladı. Kıskaç gibi onu saran adam çok güçlüydü. Buna rağmen pes etmeyip dirseğiyle adamın midesine hızlıca vurdu. Aldığı ani darbeyle adamın eli genç kızın ağzından aşağı doğru kaydı. Hemen bu durumdan yararlanıp tüm gücüyle bağırdı.
"İmdat, yardım edin! Kimse yok mu? Baba!"
İri eller ağzını tekrar kapattı. İmkânsız olsa da adamın elinden kurtulmaya çalışıyordu. O kadar çok tepiniyordu ki bu duruma katlanamayan iri adam onu omuzuna aldı. Pes etmeye hiç niyeti yoktu. Bir yandan tüm sesiyle bağırıyor, diğer yandan da adamın sırtını yumrukluyordu. Ama bunun işe yaramadığını adamın iğrenç sırıtışla söylediği sözlerle anladı. "Devam et küçük kız çok güzel masaj yapıyorsun."
Onun sırtını yumruklamayı bırakıp gözyaşlarıyla bulanmış gözleriyle amcasını götürdükleri yere baktı. Biraz uzakta bir yerdi. Onu zorla beyaz bir arabaya bindirmeye çalışıyorlardı. Amcası, tek başına katil kılıklı üç adamla mücadele ediyordu. Onun aldığı her darbe kendi canını da acıtıyordu.
Korumalar neredeydi, neden kimse onlara yardım etmiyordu?
Gözyaşları tekrar sel gibi akmaya başladı. Bu izbandutun onu bırakmayacağından da emindi artık. Başları nasıl bir belanın içindeydi bilemiyordu. Az önceki cesareti tamamen kaybolmuştu. Umutsuzlukla 'Nasıl kurtulacağız' diye düşünürken nereden geldiğini bilmediği şapkalı genç bir adamın amcasına yardım ettiğini gördü.
Beklemediği bu duruma öfkelenen izbandut, onu hızlıca restoranın yan tarafına doğru götürdü. Diğer silahlı adamlar da oradaydı. Onu sırtından indirip tek koluyla hapsetti. Sonra da adamlarına emir verdi.
"O adam nereden çıktı bilmiyorum. Kaçmalarına sakın izin vermeyin, gerekirse ikisini de vurun!"
Vurun kelimesi Nefesinin kesilmesine neden oldu. O an eli ayağı boşaldı. İri adamın sıkı sıkı tuttuğu kolu arasında yığılıp kaldı.
❤️
Seyhan, ne olduğunu anlayamadan kendini aniden silahlı çatışmanın ortasında buluverdi.
"Kahretsin!"
'Kimdi bu silahlı adamlar, bu küçük kızdan ve yanındaki adamdan ne istiyorlardı?' diye düşünürken silahlı üç adamın, kızın yanındaki adamı sürüklediklerini gördü. İlerideki beyaz bir arabaya doğru götürüyorlardı. Bir an önce bir şey yapmalıydı. Saatine baktı. Nerede kaldı bu polisler arayalı yirmi dakika olmuştu.
Arkasına saklandığı cipi, adamı götürdükleri beyaz arabanın durduğu yerin tam karşısındaydı. Gizlendiği köşeden kızın amca diye seslendiği adama dikkatlice baktı, yüzü çok tanıdık geliyordu. Gördüğü kâbuslar ani şekilde aklına üşüştü ve adamı hemen tanıdı. ''MAHİR NEHİROĞLU'
Sinirleri altüst olmuştu. Cipin lastiğine sırtını dayadı. Alnında biriken terin, çıkarmayı unuttuğu şapkasından mı, yoksa aklına gelen kötü anılarından dolayı mı kaynaklandığını anlayamadı. Dişlerini sıktı. İkilemde kalmıştı, ne yapacağını bilemiyordu. Şimdi o adama ve kıza yardım etmeli miydi, yoksa onları akıbetlerine terk edip buradan gitmeli miydi? Gözlerini yumdu, bir an önce karar vermesi gerekiyordu.
En sonunda vicdanı ağır bastı. Gözlerini açtı ve hafifçe başını kaldırıp gizlendiği köşeden etrafa baktı. Uygun gördüğü bir anda eğilerek karşıdaki beyaz arabaya doğru koştu. Neyse ki kimse onu fark etmemişti. Hiç kullanmak istemiyordu ama başka alternatifi yoktu şu an. Silahını belinden çıkardı ve kızın amcasını tutan adamlardan birinin kafasına silahın arka tarafıyla hızlıca vurarak bayılttı. Diğer adamı da yumruklayarak etkisiz hale getirdi.
Mahir de yanındaki silahlı adamı yumruklayarak etkisiz hale getirmişti. Şapkalı genç adamın sayesinde kaçırılmaktan kurtulmuştu. Kendisini hâlâ sersemlemiş hissediyordu. Elini acıyan kaşına götürdü, kanıyordu. Muhtemelen yarılmıştı. Ama önemi yoktu. Tek düşündüğü Ceren'di. Şu an silahlı adamların elindeydi ve onun için çok endişeleniyordu. 'Onu o adamların elinden nasıl kurtarabilirim?' diye düşünürken şapkalı genç adamın sorusuyla dikkati ona kaydı.
"Arabanız hangisi?"
Mahir buna cevaben abisinin arabasının olduğu yeri gösterdi. Gösterilen yere bayağı uzak olduklarını gördü. Tüm olasılıkları düşünmeye başladı. Diğer adamlar görmeden oraya gitmeleri imkânsızdı. Tedbirli olmaları gerekiyordu. En azından zaman kazanmak için doğru anı ayarlamaları gerekiyordu. Kızın amcasına, işaret eder etmez arabaya doğru koşmasını söyledi. Sonra adamların durduğu yere doğru tekrar baktı. Gördüğü kadarıyla dikkatleri başka yöne kaymıştı. Onların bulunduğu tarafa bakmıyorlardı. Bu fırsattan yararlanmak istedi ve hemen yanındaki adama koşması için işaret etti. İkisi aynı anda arabanın olduğu yere doğru koşmaya başladılar. Adamlar onları görür görmez hemen arkalarından koştular. Ama onlara yetişmeleri mümkün değildi.
Adamlardan birinin kızın amcasına doğru nişan aldığını fark etti. Adamı hedef noktasından iterek yere düşmesini sağladı. Silah ateşlenmişti ama kimse vurulmamıştı. Arkalarındaki adam yine ateş etmeye hazırlanırken, Silahını adamın bacağına doğrultup ateş etti ve onu etkisiz hale getirdi. Sonra fırsattan istifade kızın amcasını hemen yerden kaldırdı. Arabaya doğru tekrar koşmaya başladılar.
❤️
Arkadaşlarının vurulduğunu gören diğer iki adam, daha fazla yaklaşmadan geri çekilmişti. Ceren iri adamın bu duruma sinirlenerek küfrettiğini duydu.
Amcası kurtulmuştu. Babası da korumalarla birlikteydi. Bu adamların elinde bir tek kendisi kalmıştı ve akıbetinin ne olacağını da bilemiyordu. İçinde bulunduğu vahim durumun farkındalığı ile sarsıldı.
"Beni bırakacağını söylemiştin, lütfen bırak beni gideyim, lütfen!"
"Yalvarıp durma, senin özgür kalma şansın o amcan olacak adamın, adamlarımın elinden kaçmasıyla son buldu. Seni patrona götüreceğim gebertir mi serbest mi bırakır onun insafına kaldın küçük kız... Bir de şu ağlamanı kes artık."
Adamın hapis olduğu kolundan başını kaldırıp onun kilodan küçücük kalmış gözlerinin içine baktı ve sesinin kendinden emin çıkmasını umut ederek, "Amcam ve babam mutlaka beni kurtarmanın bir yolunu bulacaktır." dedi.
Az önce ağlayıp yalvaran kızın şimdi kendinden emin konuşması iri adamın küçük bir kahkaha atmasına sebep oldu. Sonra genç kızın kanını donduracak kadar soğuk bir sesle, "Bunu denediklerinde adamlarım onları öldürmezse, bu dediğini ihtimalden sayarım," dedi.
Ürpermemek için kendini zor tuttu. Yine de içinden 'Kurtulmamın elbet bir yolu vardır. Umarım' diye düşünmekten kendini alamadı. İçini çekerek yüreğinden yine dua etmeye başladı 'Allah'ım içine düştüğüm bu vahim durumdan beni sağ salim kurtar.'
Gözleri kapalı şekilde dua etmeye dalmışken iri adam onu kolundan çekerek tekrar omuzuna aldı. Beklemediği bu hareket karşısında korkuyla çığlık atınca amcasının endişeyle ona seslendiğini duydu.
❤️
Seyhan ve kızın amcası hedeflerine varmak üzereyken yanlarına ailenin birkaç koruması geldi. Etraflarını kalkan misali sararak onları korumaya aldılar. Güven içinde arabanın park edildiği yere vardıklarında, kızın babasını gördü. İki sene önceki gibiydi, değişmemişti. Kızın babası nam-ı diğer Kadir Ağa, onu tanımamış olmalı ki ona mesafeli selam verip sonra kardeşine dönmüştü.
"Arabaya bin Mahir!" Sesi emir doluydu.
"Ama abi Ceren o adamların elinde kaldı onu kurtarmalıyız."
"Arabaya bin ve hiçbir yere kıpırdama! O adamlar senin peşinde. Ceren'e hiçbir şey yapamazlar. Sana ulaşmak için ellerinde tutacaklar, amaçları bu zaten."
Mahir, abisinin sözünü dinleyip arabaya bindi. Kadir Bey, korumalarına doğru vakur bir edayla döndü.
"Burada kalın ve onu koruyun. Kızımı kurtarmaya tek başıma gideceğim."
Seyhan, kenarda durmuş, düşünceli bir halde en yakın arkadaşının babasını süzüyordu. Oldukça endişeli ve sinirli görünen Kadir amcası, yaşlıydı ve pek çevik görünmüyordu. Kızını o adamların elinden kurtarabileceğini hiç sanmıyordu. Bir şeyler düşünmeliydi. O sırada Ceren'in çığlığını duydular. Bunun üzerine Mahir'in arabadan çıkmaya çalıştığını gördü. Korumalar onun çıkmasına izin vermedi.
"Ceren!"
Kadir Bey endişeyle seslenen kardeşine daha da sinirlendi. O da taş değildi. Kendi kızı için elbette yüreği yanıyor ve fazlasıyla endişeleniyordu. Ama şu an yapılması gereken en iyi şeyin soğukkanlı olup, planlı ve mantıklı hareket etmek olduğunu düşünüyordu.
"Sakin ol ve otur!" Sesi umduğundan yüksek ve sert çıkmıştı.
Seyhan kararını verdi ve Kadir amcasının yanına geldi. "Siz de burada kardeşinizin yanında kalın. Kızınızı ben getireceğim." Kadir Bey'in şaşkın bakışları altında beline koyduğu silahını tekrar çıkardı ve kimsenin itiraz etmesine fırsat vermeden restorana doğru koştu.
İçeride yemek yemeğe gelen insanlar korkudan masalarının altına saklanmışlardı. Bütün personel, onun daha önce gelip telefonunu şarjdan aldığı bölümde; yani kasa tezgâhının arkasında yerde oturmuş bekliyorlardı. Onların yanına geçip herkesin merak dolu bakışları altında aklındaki soruyu sordu. "Buranın arka kapısı var mı?" Kasada duran genç çocuk başını evet anlamında salladıktan sonra arka kapıyı tarif etti. Ayağa kalkarken onun tarif ettiği yere doğru baktı. Kapı açıktı ve oradan çıkmanın ne derece güvenli olduğunu bilmiyordu. Oradakilere tekrar polisi aramalarını söyledi. Onlar polisi ararken Silahıyla arka kapıya doğru nişan aldı ve sessizce yürüdü. Kapıdan çıkmadan önce yavaşça dışarıya baktı. Kızı tutan iri yarı adam ile yanındaki iki adamı gördü. Ellerinde silahla orada tetikte bekliyorlardı.
Adamlar kendisini görmeden hemen içeri geri geçti, acilen bir şeyler düşünmeliydi. Adamlardan birinin telefonu çalınca, tekrar kapıya doğru yaklaştı ve dinlemeye başladı.
"Mahir'i elimizden kaçırdık ama kız elimizde."
"..."
"Siz hiç merak etmeyin ağam, kızı kurtarmak için söylediğimiz her şeyi yapacaktır."
"..."
"Kızı nereye götürelim?"
"..."
"Peki ağam. İki saat sonra orada oluruz."
Duydukları karşısında kaşlarını çattı. Adamlar bahsedilen yere kızı götürmeden kızın kurtulması şarttı ve hemen bir şeyler yapmalıydı. Aklına bir fikir geldi.
Tampon: Araba bagajı anlamındadır. (Genellikle Adana ve çevresindeki illerde kullanılan bir kelimedir ☺️)
Ve Bölüm Sonu
Umarım Beğenmişsinizdir. ☺️
HİKAYEMİN BU BÖLÜMÜNÜ CANIM KARDEŞİM ErisenNazli VE OĞLUMDAN SONRA EN DEĞERLİM OLAN YEĞENİM DORUK'A İTHAF EDİYORUM. SİZLERİ ÇOK SEVİYORUM CANLARIM BENİM İYİKİ VARSINIZ ❤️
Bạn đang đọc truyện trên: Truyen247.Pro