Chào các bạn! Vì nhiều lý do từ nay Truyen2U chính thức đổi tên là Truyen247.Pro. Mong các bạn tiếp tục ủng hộ truy cập tên miền mới này nhé! Mãi yêu... ♥

BİR ADIM ÖTE AŞK 14. BÖLÜM

MUTLU PAZARLAR SEVGİLİ OKUYUCULARIM BİR ADIM ÖTE AŞK ADLI HİKAYEMİN 14. BÖLÜMÜNE HOŞ GELDİNİZ 💖😍💕💞😘

AYRICA BİR ADIM ÖTE AŞK AİLEMİZE OKUYUCU OLARAK YENİ KATILAN ARKADAŞLARIM SİZLER DE HOŞ GELDİNİZ 😍❤️

LÜTFEN YILDIZA TIKLAMAYI UNUTMAYIN .

LÜTFEN SATIR ARASI YORUMLARINIZI DA ESİRGEMEYİN.

SEVİLİYORSUNUZ CANLAR 💖💛💕💞💙💜💚💗




Multimedya: CEREN ❤️


BİR ADIM ÖTE AŞK CEREN💞SEYHAN 14. BÖLÜM

PORTAKAL ÇİÇEĞİ FESTİVALİ 1

Havaalanında;

Tokalaşmaları biter bitmez, Derya çantasından bir dezenfektan çıkarıp ellerini temizledi. Genç kadının bu hareketini hayretle izleyen Toygar, bayağı bozulsa da abisinin hatırına sesini çıkarmadı. Aslında Derya için bu olağan bir durumdu ama Toygar henüz onu tanımıyordu.

Müstakbel yengesinin elinde tuttuğu valizi, nezaketen de olsa almak istedi. Ama genç kadın net bir şekilde valizine dokunulmasını istemediğini belli etti. Bu kadın ona resmen mikroplu muamelesi yapıyordu.

İçten içe sinir olduğu bu tuhaf kadından hiç hoşlanmamıştı. Canı sıkkın halde arabaya doğru ilerlerken onu abisine hiç yakıştıramadığını düşündü. Arabaya varır varmaz bagajı açtı. Derya valizini bagaja kendi koymak isteyince üstelemedi. Sonra da nezaketen arabanın kapısını açıp müstakbel yengesini ön koltuğa oturttu. Şoför koltuğuna geçerken telefonu çaldı. Cebinden çıkarıp ekrana baktığında, hafifçe kaşları çatıldı. Derya'nın yanında kuzeniyle konuşamayacağı için müstakbel yengesinden izin isteyip arabadan indi.

Uçak indiğinden beri bu dördüncü arayışlarıydı. Evdekiler Derya'yı çok merak ediyorlardı. Fakat Derya beklentilerinden oldukça farklı biriydi. Bunu onlara nasıl anlatacağını bilemiyordu. En iyisi gözleriyle görmeleriydi. Boğazını hafifçe temizleyip arama tuşuna tıkladı.

"Efendim Seyran."

"Toygar, Müstakbel yengemiz geldi mi?"

"Geldi."

"Nasıl biri anlatsana." arkadan gelen sesleri duyunca hoparlörün açık olduğunu anladı.

"Anlatılacak gibi değil görmeniz lazım." diye kestirip attı.

Annesinin meraklı sorusunu duydu. "O ne demek oğlum?"

"Gelince anlarsınız ne demek olduğunu. Neyse ben kapatıyorum, abimi aramam gerek."

Başka bir şey demelerine fırsat bırakmadan telefonu hemen kapattı.

❤️

Seyhan, elini direksiyona sıkıca kenetlemiş olduğunu parmakları acıyınca fark etti. Gevşettiği eli rahatlasa da içi hâlâ rahatlayamıyordu. Bahadır amcasına oldukça kızgındı. Onun gibi akıllı bir adam nasıl olur da böyle düşüncesizce davranabilirdi, aklı almıyordu.

Sebebi ne olursa olsun Bahadır amcası Emniyet Müdürlüğü'nde o adamın boğazına yapışmamalıydı. Bu olay kendileri için hiç iyi olmamıştı. Hiçbir alakaları olmayan bu silahlı saldırı olayında, şüpheleri üstlerine çekmiş olabilirlerdi. 'Umarım bu yaşananlar başımıza dert olmaz' diye diledi.

Yan koltukta sessizce oturan Bahadır amcasına göz ucuyla baktı. Burnundan soluduğuna göre sinirleri hâlâ geçmemişti. Onu kendinden geçirecek kadar öfkelendiren şeyin ne olduğunu merak ediyordu. Şu an bunu ona sormayı çok istiyordu ama fabrikaya gidene kadar susmayı tercih etti. Arabadaki gergin sessizliği, aniden çalan telefonunun sesi bozdu. Yanıtlamak için direksiyonundaki düğmeye basar basmaz Toygar'ın gür sesi arabanın içine yayıldı.

"Alo abi, biz havaalanından çıktık, direkt çiftliğe mi geçelim?"

Tekrar göz ucuyla amcasına baktıktan sonra cevap verdi.

"Direkt fabrikaya geçin. Biz de yoldayız, birazdan orada oluruz. Sonra hep birlikte çiftliğe geçeriz."

🦋

Elif işlerini erken bitirmiş, çiftliğe gitmek için hazırlanıyordu. Arabasının anahtarlarını bulmaya çalışırken ofisinin kapısı açıldı ve en yakın arkadaşı Sevgi içeri girdi.

"Selam, ben geldim!"

Arkadaşının odayı dolduran neşeli sesi, onun da neşeyle gülümsemesine sebep oldu.

"Hoş geldin Sevgi'ciğim. Her zamanki gibi pozitif enerjiyle dolusun."

Sevgi ona sarıldıktan sonra teklif beklemeden kendini koltuğa atarak oturdu.

"Hoş bulduk tatlım, pozitiflik güzeldir. İnsana yaşama sevinci verir. Tavsiye ederim." dedi göz kırparak. "Buradan geçiyordum, bir uğrayım da hayırsız arkadaşımın kahvesini içeyim dedim."

Arkadaşının bu iğneli yakınmasına mahcupça gülümsedi. "Haklısın canım. Fakat o kadar yoğunum ki yanına uğramaya bir türlü fırsat bulamadım."

Sevgi, çok sevdiği arkadaşı Elif'in iş bahanesi adı altında ondan kaçtığının farkındaydı. Bunun sebebini de çok iyi biliyordu ve onun için çok üzülüyordu. Yaşadıkları az buz kolay şeyler değildi. Bu ağır travmaları kendi içinde yaşamasını istemiyordu. En azından onunla konuşup deşarj olmasını istiyordu. Yine de şimdilik bir şey dememeyi tercih etti ve onun bahanesine inanmış gibi yapıp konuyu erteledi.

İki orta kahve söyledikten sonra anahtarını arama işine tekrar döndü.

"Ne arıyorsun tatlım?"

"Arabamın anahtarlarını."

"Çantana ya da ceketinin cebine baktın mı?"

Bugünlerde çok dalgındı. Bu sabah evden çıkarken giydiği ince ceket tamamen aklından çıkmıştı.

Az sonra kahveler gelmiş, aradığı anahtarları da bulmuştu. Sohbet arasında Sevgi, oturuşunu dikleştirip Elif'e sordu.

"Çıkacak mısın? Ben seni fazla tutmayım."

"Sorun değil, rahatına bak canım. Çiftliğe erken gitmeyi düşünüyordum. Seyhan'ın nişanlısı bugün geliyor. Bilirsin annemi, böyle zamanlarda hep birlikte evde olmamızı ister."

Elindeki kahveden bir yudum alan arkadaşı, "Aa! Seyhan nişanlandı mı?" diye şaşkınlıkla sordu. Sonra da aklına gelen bir düşünceyle suratını ekşitti. "Umarım o Eylül denen kızla değildir."

Gülümseyerek 'Eylül'e antipatisi olan biri daha' diye düşündü.

"Hayır değil. Müstakbel gelinimiz İstanbullu. Kendi aralarında yüzük takmışlar. Bugün kendisiyle tanışacağız."

Sevgi bunu duyduğuna çok sevindi. Zira erkek kardeşi Mete'den sonra Seyhan, ikinci erkek kardeşi gibiydi ve onun en az kardeşi kadar mutlu olmasını çok istiyordu.

"Seyhan'a mutluluklar dilediğimi söylersin... Ha bu arada benim oğlanlar Seyhan abilerini çok özlemişler ne zaman halı saha maçı yapacaklarını soruyorlar, iletirsen sevinirim."

"Dur sana onun yeni telefon numarasını yollayım direkt arayıp ona sorsunlar."

"İyi olur. Bu arada sen iş dışında neler yapıyorsun?"

Arkadaşını iyi tanıyordu, hal, hatır, sohbet, çocuklar derken konuyu yine aklındaki soruya getirmişti. Belli ki ardı adına sıraladığı bahaneler onu tatmin etmemişti.

Omuzlarını silkerek cevapladı. "İşten yorgun çıkıyorum eve gidip direkt yatıyorum. Sonra sabah kalkıp tekrar işe geliyorum. Her zamanki rutin hayatım işte."

"Bugünlerde hayatında farklılıklar olabilir, bu rutin değişebilir."

Duyduğu bu gizemli sözlerle tek kaşı havalandı. "Nasıl yani?"

Sevgi, yakın arkadaşının vereceği tepkiyi görebilmek adına; direkt onun gözlerinin içine bakarak konuştu.

"Mahir'e buranın adresini verdim her an gelebilir tatlım hazırlıklı ol!"

Mahir'in adını duymak bile yüreğini titretiyordu. Bir de onunla karşılaşacak olması, heyecandan nefesinin kesilmesine sebep oldu.

Yıllardır hasret ve sabırla beklediği kocası, sonunda özgürdü. Onu bir kerecik de olsa görmek için içten içe dua ediyordu. Öte yandan fazlasıyla korkuyordu. Bahadır abisi bu karşılaşmayı engellemek için elinden geleni yapıyordu. Peşinde abisinin tuttuğu korumalarla geziyordu. Buna rağmen her gün sabah işe gelirken ve her akşam eve giderken Mahir'in gelmiş olması umuduyla etrafına bakınıyordu.

Neden sonra kendisine umutla bakan arkadaşına hüzünlü bakışlarını kaldırdı. "Buraya gelse bile yanıma gelemez. Korumalar onu engeller."

Sevgi bu söze gülümsedi. "Eğer azıcık olsa Mahir'i tanıyorsam seni görmek için bir yolunu bulur."

Aynı hüzünle mırıldandı. "Yirmi yıl içinde değişmediyse."

"Değişmedi emin ol."

İçinden 'Umarım' diye geçirirken telefonu çaldı. Yeğeni Seyran arıyordu. Arkadaşından nezaketen izin isteyip telefonunu açtı. Seyran'dan müstakbel gelinin önce fabrikaya geçeceğini, sonra oradan Seyhan'la birlikte çiftliğe geçeceklerini öğrendi. Yeterince geç kaldığını düşünüp direkt çiftliğe geçmeyi tercih ediyordu. Bir de market alışverişi işi çıkmıştı. Ah bu yengesi, her şeyin dört dörtlük olmasını istediği için evde hiçbir eksik olmasını istemiyordu. Yeğeni, marketten alınacakların listesini mesajla yollayacağını söyleyip kapatmıştı. Gözlerini mesaj uygulamasından kaldırdığında, Sevgi'nin ayağa kalkmış olduğunu gördü.

"Ben seni daha fazla oyalamayım. Sen de hemen çık tatlım, geç kalma."

Eşyalarını alıp arkadaşıyla birlikte çıktı. Binanın otoparkına doğru giderlerken Sevgi aniden durup ona döndü. "Ha, aklıma gelmişken yarın Leyla ile kahve içeceğiz sen de gel istersen."

"İyi olur canım, uzun zamandır Leyla'yı görmüyordum, özlemiştim."

"Yarın haberleşiriz o zaman." diyen Sevgi, arkadaşıyla vedalaşıp arabasına bindi.

Elif son zamanlardaki alışkanlığıyla etrafına bakındı. Ama korumalar dışında kimseyi göremedi. Arabasını hüzünle çalıştırdı. Çiftliğe doğru sürerken yol üzerindeki bir markete geçip yengesinin siparişlerini aldı.

❤️

Seyhan fabrikanın otoparkına arabasını park edip indi. Bahadır amcasının arkasından şirket olarak kullandıkları eski binaya doğru Uğur amcası ile birlikte yürüyorlardı. Üçü de sessizdi. Zeminde yankılanan ayak sesleri, daha da gerilmesine sebep oluyordu. Bir an önce amcasının ofisine geçmek için hızlandı. Çalışanların çoğu yeni binaya geçmişti. Bahadır amcası bir süre daha bu eski yerde çalışmaya devam edecekti. Amcasının ofisine geçtikten sonra hemen amcasına dönüp hemen konuya girdi.

"Seni dinliyorum amca."

Öfkeden gözleri çakmak çakmak olan amcası, hâlâ sessizliğini koruyordu. Belli ki bu konuda konuşmaya pek niyetli değildi. Seyhan soru dolu bakışlarını Uğur amcasına çevirdi. Uğur amcası da omuzlarını bilmiyorum anlamında silktikten sonra kendince açıklama yaptı.

"Ben de bir şey bilmiyorum. Mete'nin odasında oturup çay içiyorduk. Lavaboya geçmek için çıktım, döndüğümde odada yoktu. Aradım telefonunu açmadı. Onu bulmak için çıkışa doğru gittiğimde ise Mahir ile ikisinin hararetli bir şekilde konuştuklarını gördüm. Sonra ne olduysa birbirlerine girdiler."

Oldukça gergin ve öfkeliydi. Buna rağmen Bahadır amcasıyla konuşurken sesini ve hareketlerini sakin tutmaya çalışıyordu.

"Amca bu davranışınla hiç alakamız olmayan bu silahlı saldırı olayında şüpheliler arasına girmiş olduk. Bu durumun aleyhimize kullanılabileceğini biliyorsun değil mi?"

Bahadır amcası sonunda sessizliğini bozdu. "Biliyorum çok üzgünüm. Kendime hâkim olamadım." Sesi, sözlerini onaylarcasına üzgündü.

Gözlerini bir süre kapatıp ağrıyan göz pınarlarını hafifçe ovuşturmaya başladı. Aslında olmuş bitmiş olayın ardından daha fazla konuşmak istemiyordu. Sadece sebebini öğrenmek istiyordu. Fakat amcası bu konuda ketum davranmaya kararlı görünüyordu. Bundan dolayı şimdilik üstelemekten vazgeçti. Zaten evdekiler amcasının yanağındaki morluğu görünce konu tekrar açılacaktı. Belki o zaman baskılara dayanamayıp nedenini söyleyebilirdi.

Masanın üstündeki telefondan dâhili numarayı tuşlayıp amcasının sekreterinden su getirmesini rica etti. Az sonra sularla birlikte, Toygar ve Derya da gelmişti. Bahadır amcası, oğluyla birlikte içeri giren kadını görünce oturduğu yerden ayağa kalktı. Uğur amcası ise bariz bir şaşkınlıkla genç kadına bakıyordu.

Derya ise gayet ciddi bir şekilde odadakilere kendini tanıttı. "Merhaba ben Derya," Sıra en sevmediği kısma gelmişti. Tokalaşmadan hiç ama hiç hoşlanmıyordu. Mikropların en fazla yayıldığı hareketlerden biriydi. Ama Seyhan'ın hatırı için buna katlanmak zorundaydı. Mecburen odada bulunan iki adamla tokalaştı. Özlediği nişanlısına ise sarılıp yanağına bir öpücük kondurdu. Sonrasında ise kimseye fark ettirmeden çantasındaki dezenfektandan eline az bir şey aldı.

Derya'nın ne yaptığını fark edince dikkatleri dağıtmak için bir şeyler yapmak istedi; ama kuzeninin bir hışımla fırlamasıyla buna gerek kalmamıştı.

Toygar babasının yüzünü tutup, "Baba bunu sana kim yaptı?" diye sordu.

"Kimse yapmadı, sadece ufak bir kaza." diyen babasına Toygar inanmamıştı. Nitekim babası Derya'nın önünde konuşmak istemiyor gibiydi. Bundan ötürü öfkesini içine gömüp şimdilik susmak zorunda kaldı.

❤️

Ceren başını Mahir amcasının omuzuna yaslamış yolu izliyordu. Yolculuk işkence gibi geçiyordu. Araba tuttuğu için midesi fena halde bulanıyordu. Bu sefer yanında ilaç da yoktu. Elinde ne olur ne olmaz diye poşet tutmuş, ona ihtiyacı olmaması için içinden dua ediyordu. Neyse ki çiftliğe varmak üzereydiler.

Farkında olmadan içini çekti ve bugün başlarına geleni düşünmeye başladı. Amcası adına üzülüyordu. Kendi adına ise ne düşüneceğini bilemiyordu. Elini dudağına götürdü. Konuşmadığı sürece ağrımıyordu. Fakat ne zaman bir şey söylemek için ağzını açsa, fena halde acı çekiyordu. Bütün bunlara rağmen şikâyetçi değildi.

Amcasının durumu daha berbattı. Yüzü, gözü kan revan içindeydi. Kaşında derin bir açılma, dudağında patlak vardı. Yanakları ise mosmor görünüyordu. Aslında ikisinin de doktora görünmeleri gerekiyordu. Amcasının kaşının dikişe ihtiyacı olduğu açıktı. Kendisi de dudağına pansuman yaptırsa iyi olacaktı. Fakat babası onları merkezde herhangi bir hastaneye götürmek yerine, ilçedeki kendilerine ait olan Nehiroğlu hastanesine götürmeye karar vermişti.

Hastaneye varır varmaz hemen acil bölümüne geçtiler. Doktorlar ona ve amcasına karşı çok ilgili davranıyorlardı. Pansumanı bitince Ceren etrafa bir göz attı. Küçük, büyük her yaştan hasta vardı ve gördüğü kadarıyla doktorlar diğer hastalara da aynı ilgiyi gösteriyorlardı. Bu ilginin sadece kendilerine özel olmadığına çok sevindi.

Dışarıdaki kocaman levhada abisinin ismini görünce gülümsedi. 'Özel Alper Nehiroğlu Hastanesi' Babası burayı Alper abisi tıp fakültesini kazandığı sene yaptırmıştı. Burası önce özel bir tıp merkezi olarak kurulmuş, daha sonra ise büyütülerek hastaneye dönüştürülmüştü. Bu hastane, ilçedeki tek özel hastaneydi. En güzel yanı ise; her türlü sosyal kuruma tabi insanlar için tedavi imkânı sağlıyordu.

🌹

Yola çıktıklarından beri Derya, etrafı dikkatlice izliyordu. Seyhan'ın İstanbul'dan daha çok sevdiği bu şehri tanımaya çalışıyordu. En çok hoşuna giden ise İstanbul'un yoğun trafik karmaşasının burada olmamasıydı.

Gördüklerinden ise şimdilik hoşnuttu. Adana güzel bir şehre benziyordu. Belki güzel bir boğaz manzarası yoktu ama şehrin ortasından geçen manzarası güzel bir nehir vardı. Nişanlısının ismini aldığı nehir; 'Seyhan Nehri'

Seyhan'ın ve ailesinin yaşadığı çiftliği çok merak ediyordu. Bayağı zamandır yolda olduklarına göre çiftlik galiba şehrin dışındaydı. Ansızın sordu. "Şehrin dışına mı çıktık?"

"Yok, hayır. Hâlâ şehrin içindeyiz. Sadece merkezden biraz uzaklaştık."

Seyhan bir yandan araba sürüyor bir yandan da geçtikleri yerleri ona anlatıyordu. Derya En çok da Adana'nın denizini görmeyi istiyordu. Biraz sonra deniz kıyısındaki bir yoldan, çiftlik yoluna doğru geçeceklerini öğrenince heyecanlanmıştı. On günlük tatilini bu şehrin her yerini gezerek değerlendirmek istiyordu.

İki tarafı ağaçlarla ve çiçeklerle süslü çiftlik yolu o kadar güzeldi ki, etrafı izlerken Seyhan'ın ailesi ile tanışma heyecanını unutmuştu. Arabalar arka arkaya park yerlerine geçtiklerinde heyecanı yine gelmişti. Stop eden yavaşça indi. İlk görüşte konağı ve bahçesini çok beğenmişti.

Seyhan koluna giren nişanlısı ile birlikte konağın girişine doğru ilerledi. Tüm aile bireyleri ön bahçede, büyük asma ağacının altında oturuyorlardı. Babaannesi, çiçek saksılarından biriyle ilgileniyordu. Dedesi ise kamelyadaki masada oturmuş, hesap defterine bir şeyler yazıyordu.

Derya, onlara doğru ilerlerken sıcaklandığını hissetti. Bu sıcaklığın havadan mı yoksa gittikçe artan heyecanından mı kaynaklandığını bilemiyordu. Bulunduğu yerden gördüğü kadarıyla Seyhan'ın ailesi bayağı kalabalık bir aileydi. Heyecanıyla birlikte gerginliği de artmıştı. Nişanlısının kolunu daha da sıkı tuttuğunu çok sonra fark etti. Seyhan onu rahatlatmak için elini, elinin üstüne koymuştu.

Denizer ailesi onları çok sıcak karşılamıştı. Sıra tek tek tanışma ve tokalaşma faslına gelmişti. Bunu yapmaktan hoşlanmasa da mecburdu. Seyhan ilk önce babaannesini tanıttı. Yaşlı kadının az önce çiçek saksılarıyla ilgilendiğini görmüştü. 'Allah bilir ellerine ne kadar mikrop bulaşmıştır' diye düşünürken yüzünü buruşturmamak için kendini zor tuttu.

Yaşlı kadın öpmesi için elini ona doğru uzattı. Gözünün önünde duran eldeki olası mikroplar, midesinin fazlaca bulanmasına sebep oldu. Nerdeyse öğürecekti. Bundan dolayı yaşlı kadının elini öpmek yerine parmak uçlarından tutup tokalaşır gibi yaptı. Bunu gören diğer aile üyeleri tanışma faslını onunla tokalaşmadan bitirdiler. Buna üzülse mi sevinse mi bilemedi.

Babaannesinin yüzünün kızgınlıktan dolayı renkten renge, şekilden şekile girdiğini gören Seyhan, havayı yumuşatmak için, "İçeri mi geçelim, bahçede mi oturalım." diye sordu.

Annesi durumu anlayıp hemen atıldı. "Hava güzel oğlum, eğer Derya kızım da isterse bahçede oturalım."

Müstakbel kayınvalidesinin kendisine kızım diye hitap etmesi, oldukça hoşuna gitti. Sıcak bir gülümsemeyle, "Haklısınız hava güzel, bahçede oturalım." diye karşılık verdi. Sonra da Seyhan'ın elini tuttu. Bir tek onun temizliğine güveniyordu.

Az sonra bahçede oturmuşlar, kahvelerini yudumluyorlardı. Ailenin bütün üyelerinin gözleri onun üstündeydi. Ve onunla ilgili her şeyi öğrenmek istiyorlardı. Sorulan bütün sorulara kısa ve net cevaplar veriyordu. Daha önce hiç bu kadar sorgulanmamıştı. Sıkılmaya başlamıştı. Oturduğu yerde rahatsızca kıpırdandı. Kendini görücüye çıkmış gibi hissediyordu. Tek fark burası kendi evi değildi ve kahveleri de kendi yapmamıştı.

Seyhan'ın korktuğu neyse ki başına gelmemişti. Babaannesi kendini tutmuş hiçbir şey söylememişti. Hatta Derya'nın otelde kalmasına gönlü razı olmamış, ısrarla çiftlikte kalmasını istemişti. Aslında genç kadının çiftlikte ağırlanması iyi olmuştu. Bu on gün içinde Deryay'ı daha yakından tanıyacaklar, onun neden böyle davrandığını anlayacaklardı.

Nigâr teyzesi orta kattaki misafir odalarından birini önceden hazırlamıştı. Derya kahvesini bitirdikten sonra onun için hazırlanan odaya çıkınca kendisi de Uğur amcasıyla birlikte çalışma odasına geçti.

Derya'nın odasına çıkmasını fırsat bilen aile üyeleri, bahçede hemen durum değerlendirmesi yapmaya başladılar.

Seyran, "Biraz tuhaf biri." diye fikrini belirtti.

Elif, "Tuhaf değil fazlasıyla titiz dersek daha doğru olur." diye karşılık verdi.

Nermin Hanım şakayla karışık, "Desenize tencere yuvarlanmış kapağını bulmuş, ikisi de obsesif." dedi.

Zümrüt Hanım gözlerini sinirle devirip, "Hah! Elimi öpmek bile istemedi. Yaptığı bu hürmetsizliği bir yana üstelik de esmer." dediğinde ise hep birlikte gülmüşlerdi.

Elif şakayla karışık annesine takıldı. "Hayırdır anne iki esmer gelini olan biri olarak esmerlere karşı antipatin mi var?"

Zümrüt Hanım, "Esmerler pek ilgisini çekmezdi." diyerek açıklama yaptı.

Melike Hanım, kayınvalidesini destekledi. "Annem haklı, bütün kız arkadaşları sarışındı."

Toygar kinayeyle, "Yenge abim sıkılmıştır, değişiklik istemiştir belki." dediğinde Seyran onun kolunu çimdikledi.

"Ah! Ne yapıyorsun?"

"Asıl sen ne diyorsun babaannemim önünde." İki kuzen aralarında atışırken babaanneleri bombayı patlattı.

"Ben bu kızı beğenmedim, torunuma da yakıştıramadım, gelinim olarak kabul etmiyorum! Bu nedenle sonbaharda bu düğünün gerçekleşmesini istemiyorum."

Bir hışımla içeri geçen kayınvalidesinin ardından bakan Melike Hanım, buna oldukça üzülmüştü. Seyhan evlenmek istediğine göre bu kızı seviyordu. Kendisi de Derya'dan pek hoşlanmasa da oğlu için bu kızı gelini olarak kabul edecekti. Ama önce kayınvalidesini ikna etmesi gerekiyordu. Sıkıntılı bir sesle görümcesine sordu, "Şimdi ne yapacağız?"

Elif, yengesinin düşüncelerini anlamıştı. Onun yanında olduğunu anlaması için ellerini tuttu. "Yapacak bir şey yok yenge, on günümüz var. Bu on gün içinde Derya'yı anneme sevdireceğiz başka yolu yok."

💐

Ceren'in dedesi ve babaannesi, onların yaralandığını görünce hem üzülmüşler hem de sinirlenmişlerdi. Aile üyeleri konağın büyük salonunda toplanmıştı ve bu konunun kritiğini yapıyorlardı. Ceren daha fazla dinlemek istemediği için midesini bahane edip hemen odasına çıktı. Biraz uzanmak ve düşünmek istiyordu. Mesaj sesini duyunca telefonunu hemen açıp baktı.

Uykucu peri:

"Ne yaptınız tatlım eve geldiniz mi?"

Sarı cimcime:

"Yeni geldik. Odamdayım."

Uykucu peri:

"Hemen geliyorum sana sürprizim var 🙂🙂"

Sarı cimcime:

"Merak ettim 😯 çabuk gel, bekliyorum 🙂"

Telefonu elinden bıraktıktan beş dakika sonra Ceyda odasına girmişti. Şaşkınlıkla, "Maşallahın var ne çabuk geldin!" dedi.

"Tatlım sen çabuk gel demedin mi, ben de hemen geldim işte." diye neşeyle şakıyan Ceyda, Ceren'in dudağındaki yarayı görünce koşarak yanına geldi.

"Ayy, ne oldu sana böyle!"

Onun bu ani çığlığıyla irkildi. Arkadaşının sesinin ayarı yoktu. Çok şükür ki herkes bu duruma artık alıştığı için başlarına eskisi gibi kimse toplanmıyordu.

"Az daha bağır annenler de duysun."

"Pardon ya fark etmedim."

Arkadaşının mahcupça söylediği sözlere gözlerini devirdi. "Ne zaman fark ettin ki?"

"Sen beni azarlamayı bırak da çabuk anlat ne oldu?"

"Önce sen sürprizini söyle."

Ceyda elindeki market poşetini onun kucağına fırlattı. "Al canım bunları sana aldım hem de hepsi fıstıklı." dedi ve sonra hemen yanına oturdu.

"Çok kibarsın canım."

"Boş ver kibarlığı şimdi, hadi anlat bekliyorum."

Poşetin içindeki çikolataları görünce çok mutlu olmuştu. Şu an tam da ihtiyacı olan şey buydu. Ceyda'nın yanağına bir öpücük kondurup poşetten iki tane çikolata çıkardı. Birini arkadaşına verdikten sonra bütün olanları ayrıntısıyla anlatmaya başladı.

Ceyda hem çikolatasını yiyor hem de Ceren'in anlattıklarını pür dikkatle dinliyordu. Kafasına birkaç şey takılsa da öncelikle içinde sakladığı düşüncelerini arkadaşıyla paylaşmak istedi.

"Bence bu karşılaşmalar tesadüf değil, evren seni kahramanınla bir araya getirmeye çalışıyor ve bunun için sebepler çıkarıyor. Bak işte yine seni kurtardı. O orada olmasaydı dudağında patlak yerine kafanda çatlak olacaktı. Bence evrenin sana söylemek istediklerini iyi dinle!"

"Evren bana ne söylemek istiyormuş?"

"Evren bu adam senin kaderin diyor ve ondan istesen de kaçamazsın her an karşına çıkar diyor."

"Belki de evren yanılıyordur."

Ceyda gözlerini devirdi. "Evren hiçbir zaman yanılmaz. Ayrıca..." Genç kız elini onun kalbinin üstüne koydu. "Burası da yanılmaz, evrenin ne dediğini duyamıyorsan kalbinin sesini dinle."

Arkadaşının filozof edasıyla söylediği sözleri düşünüyordu. Şu an kalbinin sesi mi yoksa mantığının sesi mi bilemediği bir ses, "Bu iş olmaz boş yere kendini umutlandırma." diyordu.

Ceyda düşüncelere dalmış olan arkadaşına kafasına takılan sorulardan birini sordu.

"Az önce Toygar'ın babası Bahadır amcadan mı bahsediyordun?"

"Evet canım, ondan bahsediyordum."

"Onun orada ne işi varmış ki?"

"Silahlı saldırı olayında amcamı ve beni kurtaran kişi Toygar'ın kuzeniymiş."

Ceyda'nın kafası karışmış gibiydi. "Nasıl yani Seyhan abi mi seni kurtaran kahraman?"

"Sen tanıyor musun?"

"Evet canım sen de tanıyorsun, hatırlamıyor musun?"

"Hayır hatırlamıyorum."

"İki sene önce Şule'nin doğum gününü hatırlıyor musun?"

"Evet hatırlıyorum. Alper abimi çıkışta bizi alması için ikna etmemiz gerekiyordu. Yoksa babam izin vermemişti doğum gününe gitmemize."

"Evet, hatırlıyorsun işte."

"Ee, o doğum günüyle ne alakası var. Toygar'ın kuzeninin?"

"Cidden hatırlamıyor musun?"

"Hatırlamıyorum dedim ya."

"Alper abiyi bulduğumuzda neredeydi?"

"Arkadaşının arabasındaydı. Son anda arabayı durdurmuştum."

"İşte o durması için önüne atladığın arabayı Seyhan abi kullanıyordu."

O günü düşündüğünde aklına tek gelen kişi Mete abisi olmuştu. Çünkü doğum günü çıkışı onları alması için Alper abisini ikna etmesine yardımcı olmuştu.

Biraz daha zorlayınca o güne ait görüntüler kafasında yavaş yavaş belirmeye başladı. Abisini arabaya binerken görmüşler ve yetişebilmek için koşmuşlardı. Yavaş hareket eden arabanın önüne kendini atınca araba fren yapıp durmak zorunda kalmıştı. Şimdi her şeyi hatırlıyordu. Suratını ekşiterek 'Allah kahretmesin ya hatırlamaz olsaydım' diye iç geçirdi.

Ceyda Ceren'in yüz ifadesinden hatırladığını anlamış ve gülmeye başlamıştı.

"Gülme zaten sinirlerim bozuk."

"Seyhan abiye çok kötü şeyler söylemiştin,"

"O da bana abin gibi delisin demeseydi ben de ağzıma geleni söylemezdim."

"Acaba seni hatırlamış mıdır?"

"Sanmam, hatırlamış olsaydı, kesin laf sokardı."

Bu demektir ki az önce konuştukları kahraman Seyhan abiydi. Vay be Ceren ve Seyhan abi,,, Bu durumun kendi açısından çok iyi olacağı kesindi. Bundan muhakkak faydalanmalıydı. Kahramanının hatırına Ceren, Toygar'ı daha kolay affedebilirdi. Böylece Toygar ile gizli saklı görüşmelerine gerek kalmazdı. Bu duruma el atıp onların aralarını bulmak farz olmuştu. Öncelikle kafasında bu işin kritiğini hesaplamaya çalıştı. İlk olarak aralarında tahminen sekiz yaş fark vardı. Bu sorun değildi. Ceyda'nın babası da annesinden on iki yaş büyüktü ve çok iyi anlaşıyorlardı. İkinci olarak, iki aile arasındaki husumet de onları olumsuz etkileyebilirdi. Aralarında aşk olduktan sonra bu da sorun olmazdı. Geriye bir tek Alper abi engeli kalıyordu. O da kız kardeşinin mutluluğu için bir şey demezdi herhalde diye düşünürken kafasında yine sorular oluşmaya başlamıştı. Düşünceli bir halde, çikolatasını yiyen arkadaşı Ceren'e bakışlarını çevirdi.

"Sizi kurtaran kişi Seyhan abiyse, silahlı saldırıyı yapan kişiler kimdi? Herkes bu olayın kan davası olduğunu düşünüyor."

Ceren'in aklına Emniyet Müdürü'nün söyledikleri gelmişti.

"Yalnız bu aramızda kalsın Ceyda, ailen dâhil kimse bilmesin."

"Neden ki?"

"Emniyet Müdürü suçlular bulunana kadar bu olayın kan davası olarak düşünülmesini istiyor."

"Tamam canım. Kimseye söylemem."

💐

Ertesi gün, evin yardımcısı Nigâr, Derya'nın hizmetiyle ilgilenmesi için evdeki çalışan genç kızlardan birini görevlendirmişti. Derya genç kıza kaldığı odanın dipli köşeli her yerini çamaşır suyuyla temizletmişti. Misafir odası oda parfümü yerine çamaşır suyu kokuyordu. Her yer tertemiz parlıyordu. Buna rağmen Derya yapılan temizliği beğenmemiş, genç kıza tekrardan temizlik yaptırmıştı. Genç kız yorgunluktan bitmiş halde Evin yaşlı yardımcısı Nigâr'a eski işine dönmesi için yalvarıyordu.

"Lütfen Nigâr teyze eski işime devam edeyim."

"Hayır, olmaz kızım. Misafirimize ayıp olur."

"Ne istersen yaparım, bahçeyi temizlerim, ahırı temizlerim, yeter ki Derya Hanım ile ilgilenecek başka birini bul."

"Hayır dedim! Derya Hanım burada kaldığı sürece onun işleriyle sen ilgileneceksin."

"Ölürsem mezarıma çamaşır suyundan zehirlendi diye yazarsınız o zaman."

"Tövbe tövbe saçmalama! Hadi Derya Hanıma kahvesini yap."

Seyhan'ın babaannesi ara ara yardımcı kızı çağırıp neler yaptıklarını sormuş, Derya ile ilgili bilgiler almaya çalışmıştı. Duyduklarından hoşnut olmayan Zümrüt babaanne, bu duruma el koymaya karar vermişti. Gelini Melike ile durum değerlendirmesi yaptıktan sonra Seyhan'ın psikolog arkadaşı Figen'i eve davet etmeye karar vermişlerdi.

❤️

Mahir ne yapacağını bilemez halde odasında volta atıyordu. Sonra aklına gelen bir düşünceyle cep telefonunu eline aldı ve ezbere bildiği numaraları tıklayıp arama tuşuna bastı.

"Alo Sevgi?"

"Efendim Mahir."

"Elif'i görmem lazım. Yardımına ihtiyacım var."

"Bugün onun yanına gittim. Sadece adresi sana verdiğimi söyledim."

"Ne dedi peki?"

"Bir şey demedi. O da seni görmek istiyor çok belli ama korumaların sorun olacağını düşünüyor."

"Evet haklı. Biliyorsun birkaç defa gittim ama ona yaklaşamadım bile."

"Senin onu görmek için bir yolunu bulacağını söyledim."

"Bir yolu var mı peki?"

"Evet, var. Festivalde sizi buluşturacağım. Ayrıntıları festival günü konuşuruz."

"İyi ki varsın. Kemal'e selamımı söyle."

"Arayıp sen söyle!"

"Tamam, haklısın İhmal etti. En kısa zamanda onu arayacağım, görüşürüz."

"Görüşürüz."

İlk işi, Portakal Festivali'ne giderken kendisine eşlik edecek birini bulmaktı. Düşünmesine gerek yoktu. Hemen odasından çıktı, gideceği yer belliydi.

💐

Ceren ve Ceyda yılsonuna yetiştirmeleri gereken ortak proje ödevleri hakkında konuşurlarken odanın kapısı çalındı.

İki genç kız çocuk gibi yayıldıkları yatakta kendilerini düzelterek oturduktan sonra Ceren, "Girin." diye seslendi.

İkisi de kapıdan giren kişiyi görünce önce şaşırmış, sonra da meraklanmışlardı.

Ceren hemen, "Hoş geldin amca bir şey mi istedin? diye sordu.

Mahir, Ceyda'yı görünce ikisini birden davet etmeye karar verdi.

"Kızlar iki gün sonra portakal çiçeği festivali var biliyorsunuz."

İki genç kız önce birbirlerine bakıp sonra da hep bir ağızdan, "Biliyoruz." dediler merakla.

"Ben festivali görmeyi çok istiyorum, eğer başka birilerine sözünüz yoksa beraber gidelim mi ne dersiniz?"

Ceren neşeli bir heyecanla gülümsedi. "Olur amca, seviniriz ama Melek ablamla birlikte gitmeye karar vermiştik, senin için sorun olmazsa o da bizimle gelebilir mi?

"Tabii ki gelebilir. Kalabalık gitmek daha iyi olur, anlaştık o zaman."

İki genç kız da aynı anda, "Anlaştık." diyerek gülümsediler.

🌷

İKİ GÜN SONRA PORTAKAL ÇİÇEĞİ FESTİVALİ

Mahir etraftaki kalabalığı endişeyle izliyordu. Yirmi sene içinde sadece şehir değil, insanlar ve eğlenceler de değişmişti. Bu kalabalıkta kızları yalnız bırakmaya gönlü el vermiyordu fakat gitmesi gerekiyordu.

"Kızlar burası çok kalabalık sakın birbirinizden ayrılmayın."

Ceyda gülümseyerek elindeki telefonu gösterdi. "Kaybolursak birbirimizi ararız sen merak etme Mahir amca."

Yine de bu, içini rahatlatmıyordu. Bunun için bir çözüm bulması şart olmuştu. Yoksa içi rahat etmeyecekti.

"Olsun kızlar siz yine de dikkatli olun." diye uyarıda bulundu ister istemez.

"Sen merak etme amca ben bu ikisine göz kulak olurum." dedi Melek.

Şakayla karışık sordu. "Sana kim göz kulak olacak peki?"

Ceren ve Ceyda aynı anda, "Biz." dediklerinde, hep birlikte güldüler.

Telefonu çalınca kızlardan izin istedi. Onlardan biraz uzaklaşınca telefonunun cevaplama tuşuna hemen tıkladı. Sevgi ile yaptığı kısa görüşmede Elif'le festivalde olduklarını öğrenmişti. Fakat onun tarif ettiği yeri bilmiyordu. Kapattığı telefonu cebine koyup hızlıca kızların yanına gitti ve Sevgi'nin söylediği yeri sordu. Onlara bir arkadaşıyla buluşacağını söylemişti.

🌺

Melek'in güven verici konuşması ve etraftaki koruma ordusu, içini biraz rahatlatmıştı. Kızları kendi hallerine bırakıp tarif edilen yere geldiğinde, Sevgi'yi ve Elif'i gördü. Yıllar sonra ilk defa sevdiği kadına bu kadar yaklaşacaktı. Cebinden çıkardığı su şişesinin kapağını heyecandan titreyen elleriyle açtı ve büyük bir yudum su içti. Buna rağmen sakinleşemedi. Kalbinin çarpıntısı dışa kadar duyulabilecek durumdaydı.

Gözden ırak olan gönülden de ırak olur atasözü onlar için geçerli değildi. Elif'e olan aşkı yıllar geçtikçe azalacağına daha da çoğalmıştı. Bu aşkı körükleyen ise umuttu. Yıllarca Elif'ine kavuşma hayaliyle ve umuduyla yaşamıştı. Biraz sonra hayali ve umudu gerçeğe dönüşecekti.

Onlara biraz daha yaklaştı ve tam Elif'in arkasında durdu. İçinden üçe kadar saydıktan sonra, "Elif'im." dedi. Yılların hasreti sesine yoğun bir şekilde yansımıştı.

VE BÖLÜM SONU UMARIM BEĞENMİŞSİNİZDİR 🙂❤️


Bạn đang đọc truyện trên: Truyen247.Pro