BİR ADIM ÖTE AŞK 13. BÖLÜM
İyi akşamlar Can Okurlarım !
Tüm güzelliklerin, bolluğun, bereketin bizi bulduğu, bol kitap alıp okuyabildiğimiz, pandeminin bittiği, sağlıklı, huzurlu, şansımızın bolca olduğu, neşe ve sevgi frekansı içinde olduğumuz, titreşimimizin oldukça yüksek olduğu mucizelerle dolu bir yıl olması dileğiyle. 🙏🏻🍀🎊🎉📚💙💜❤💖💫
Seviliyorsunuz💕
Sizleri daha çok bekletmeden hemen bölüme geçiyorum. 5748 Kelimelik uzun bir bölüm oldu. Keyifle okumanız dileğiyle. Umarım beğenirsiniz.
Lütfen oylarınızı ve satır arası yorumlarınızı esirgemeyin ❤
BİR ADIM ÖTE AŞK CEREN💞SEYHAN 13. BÖLÜM
Mutfaktan çıkarken Seyhan'ın aklında biraz uzanıp dinlenmek vardı. Ama odasına girdikten sonra gördüğü düzensizlik, sinirlerinin bozulmasına neden oldu. Bu odayı bugün kim toplamışsa elinden çekeceği vardı.
Bugünkü gerginliğinin üstüne hissettiği bu öfke, ağır gelmişti. Burnundan soluyor, elleri titriyordu. O garip atak başlamadan önce hızlıca üzerine spor kıyafetlerini giyindi. Yanına yedek giysiler ve bir havlu alarak bodrum kattaki spor salonuna indi.
*_*
Alper'e olan öfkesini soğutmak için akşama kadar balık tutan Barış, eve gitmeden önce Denizer çiftliğine geçti. Arkadaşı Seyhan'ı görmeden içi rahat etmeyecekti çünkü. Konağın kapısına geldiğinde, soluğunu oflayarak bıraktı. Öğrendiği can sıkıcı gerçeği, Seyhan'a anlatıp anlatmama konusunda kararsızdı. Ama içinden bir ses, anlatmasının daha iyi olacağını söylüyordu. Çünkü bu gizli evlilik, her an açığa çıkabilir, o aptal doktor arkadaşı için felaketle sonuçlanabilirdi. Kafasını iki yana sallayarak beyninde dönüp dolaşan bu negatif düşünceleri savurdu, hoş bir gülümsemenin ardına sığınıp kapıyı çaldı.
Kapıyı açan yaşlı yardımcıya Seyhan'ın balık dolu kovasını teslim edip içeri geçti. Salonda sadece Zümrüt babaanne ve Melike teyzesi vardı. Selamlaşma faslı ve havadan sudan sohbetin ardından, karşısında oturan iki kadın tarafından Seyhan ile ilgili kibarca sorguya çekildiğini fark etti. Onlara, hava değişikliği nedeniyle baş ağrısı tuttuğu için arkadaşının eve erken geldiği yalanını bir kez daha tekrar etti.
İki kadının gözlerindeki rahatlamayı gördüğünde, söylediği yalandan ötürü rahatsızlık hissediyordu lakin Seyhan ile konuşmadan onlara bir şey anlatmamayı tercih ediyordu. 'Umarım doğru olanı yapıyorumdur' diye düşündü. Seyran'ın elinde çay tepsisiyle odaya girmesiyle, odadaki gergin hava dağılmıştı. Rahatsızlık hissi de bir nebze olsa geçmişti.
"Hoş geldin Barış abi. Müstakbel gelinin elinden çay içmek istersin diye düşündüm. Bu hizmeti herkese yapmam kıymetimi bil."
Genç kızın göz kırparak söylediği sözlere kahkaha atarken tepsideki ince belli bardaklardan birini aldı. "Hoş bulduk Seyran'cığım. Özel çay hizmetin için teşekkür ederim. Seni ve esprilerini çok özleyeceğim."
"Biliyorsun bu çiftliğin veterineriyim. Evim ayrı olsa da işyerim burası. Anlayacağın kendimi özletecek kadar uzak kalmayacağım buralardan. Ayrıca espri de değildi."
Buharı tüten çayından bir yudum alırken kuzeninin nişanlısı olan Seyran'a gülümsedi. "Düğün hazırlıkları nasıl gidiyor. Hiç düğün stresine girmiş gibi bir halin yok."
Seyran, daha önceki yaşadıklarına nispeten şimdi çok rahattı. Muzipçe gülümseyerek karşısında oturan iki kadını işaret etti. "Düğün stresine ben değil, bu ikisi girdi."
Zümrüt babaanne, "Deli kız." diye söylenirken Melike Hanım, kızının sözlerine sadece gülümsedi. Ana yüreğiyle içinden kızının bu haline şükretti.
"Şaka bir yana, hazırlıklar yoğun gidiyor. Strese girecek vakit kalmıyor. Yiğit de bana her konu da yardımcı oluyor. Bu konuda şanslı olduğumu inkâr etmeyeceğim. Her şeye rağmen çok güzel bir süreç, darısı tüm bekârların başına olsun."
Seyran'ın mutlu bir imayla söylediği sözlere, Barış, "Âmin." diyerek karşılık verse de içinden 'Mümkünse ben hariç' diye geçirdi.
Neden sonra genç kız, "Abimi bekliyorsan bodrum kattaki spor salonunda Toygar'ın o kocaman kum torbasını yumruklamakla meşgul." dedi.
"Ben en iyisi yanına gideyim." Oturduğu yerden yaklanırken yengeden ziyade kız kardeşi gibi gördüğü Seyran'a içtenlikle mutluluk diledi. Sonra da salondan çıktı. Bodrum kata inen merdivenlere yöneldiğinde, bir el tarafından kolundan tutularak durduruldu.
"Barış, biraz konuşalım mı?"
Bahar'ın konuşmak istediği konuyu hemen tahmin etti ve onu ciddiyetle uyardı. "Bunu benimle değil Seyhan'la konuşmalısın ve her şeyi ona anlatmalısın, iyiliğiniz için. Hem de hemen."
Bahar hemen itiraz etti. "Zamanı değil Barış."
Genç kızın telaşlı gözlerine kararlı bir ifadeyle karşılık verdi. "Tam da zamanı! Eğer şu anda sen anlatmazsan ben anlatacağım."
Merdivenlerden inerken Bahar da onu hem takip ediyor hem de ikna etmeye çalışıyordu.
"Lütfen anlatma Barış. Şimdi olmaz, lütfen!"
Genç kızın yalvarırcasına söylediği sözler onu etkilemek yerine sinirlendirmişti. Merdivenin son basamağında aniden durup genç kıza öfkeyle döndü. "Başınız belada Bahar. Bu sırrı sonsuza kadar saklayamazsınız, er ya da geç açığa çıkacak ve sonuçları çok fena olacak. Siz ikiniz farkında değilsiniz ama ben bunun gayet farkındayım. Göz göre göre buna dâhil olmayacağım." dedikten sonra, genç kızın cevabını beklemeden spor salonuna geçti.
Seyhan onu görür görmez elindeki eldivenleri çıkarıp kenara koydu. "Hoş geldin. Önce duş alayım sonra konuşalım."
"Tamam dostum, ben seni yukarıda bekliyorum."
Spor salonundan çıktığında, Bahar'ı merdivenlerin ilk basamağında oturmuş, ağlarken buldu. Genç kız onu görünce hemen ayaklandı. "Anlattın mı?" diye sordu. Sesi titriyor, gözyaşları ardı ardına akıyordu.
Bu hali, içini sızlatsa da yumuşamadı. Kararından vaz geçmeye niyeti yoktu. "Henüz değil. Duş alıyor, çıktığında konuşacağım."
Yukarı çıkmak için hareketlendiğinde, genç kız onu kolundan tutarak durdurdu. "Lütfen şimdi anlatma. Düğün geçsin söz veriyorum ben kendim anlatacağım. Şimdi anlatırsan çok zamansız olacak. Herkes gerilecek ve bu, düğüne yansıyacak. Seyran çok mutlu, onun neler yaşadığını çok iyi biliyorsun. Bu kez de sorun yaşamasını, düğününün rezil olmasını istemiyorum."
Elini saçlarının arasından geçirirken sıkıntıyla ofladı. Şimdilik konuşmaktan vazgeçti. Bahar haklıydı, Seyran, çok badireler atlatmıştı ve göründüğünün aksine düğünü konusunda çok hassastı. En iyisi düğünün geçmesini beklemekti. Elini kolunun üstündeki elin üstüne koydu ve kız kardeşinden farksız gördüğü genç kızı ciddiyetle uyardı. "Tamam, şimdilik konuşmayacağım. Ama siz ikiniz düğünden hemen sonra anlatmazsanız ben beklemem anlatırım, haberiniz olsun."
"Ne oluyor!" Seyhan'ın kızgın sesiyle, birbirlerinden ayrıldılar.
Seyhan'ın Barış'a olan bakışları her an üzerine atlayıp parçalayacak gibiydi. Bahar da bunu fark etmiş ve durumu toparlamak için hemen atılmıştı. "Seni beklerken Barış ile sohbet ediyorduk abi. Siz yukarı çıkın ben de size çay getireyim." dedi ve merdivenlerden hızlıca çıktı.
İkisi de Bahar'ın arkasından bakıyorlardı. Bahar gözden kaybolunca Seyhan, Barış'ın yanına gelip onu sertçe uyardı. "Kuzenimden uzak dur!" Bakışları en az ses tonu kadar sertti.
Ürperdiğini hissederken seslice yutkundu ve hemen kendini savunmaya geçti. "Saçmalama! Düşündüğün gibi değil. Bahar'ın da dediği gibi sadece sohbet ediyorduk."
Barış, Seyhan'ın bu haksız ithamına üzülmüş, içerlemişti. Arkadaşı nasıl böyle bir şey düşünebilirdi. Hiç mi güvenmiyordu ona? Az sonra alacağı cevap daha da kırılmasına sebep olacaktı.
"Fazla samimi bir sohbet." dedikten sonra, Seyhan onu beklemeden yukarı çıktı. Onun ardından çıkarken "Bana güvenmiyor musun?" diye sordu.
Seyhan düşündüklerinin tam aksine, "Hayır." dediğinde, kırgınlıkla suratı düştü.
Yukarı çıktıktan sonra evin salonuna geçtiler.
Seyhan, yaşlı yardımcı Nigâr'ı görünce aklına odasının düzensizliği geldi. "Nigâr Teyze, bugün yatağımı kim topladı?" diye keyifsizce sordu.
Yaşlı kadın cevap veremedi. Çünkü Seyhan'ın odasını ilk defa kızlara toplatmıştı. Hata yaptığının ise şu an farkına varıyordu.
"Bugünden sonra yatağımı ve odamı senden başka kimsenin toplamasını istemiyorum. Biliyorsun ki; eğri büğrü görüntüden hoşlanmıyorum, sinirlerimi geriyor."
Bu konuşmaya şahit olan Zümrüt Hanım üzüntüyle içini çekti. Torununun bu rahatsızlığı, çok şükür ki eskisi kadar sık olmuyordu fakat tamamen de geçmiyordu. İçinden 'Rabbim torunuma öyle bir mucize bahşet ki onun ruhundaki tüm acıları ve rahatsızlıkları iyileştirsin, çok âmin' diye dua etti.
*_*
Başkomiser Mete, yeni kurduğu ekibiyle hafta sonu boyunca geceli gündüzlü çalışmıştı. Görevi başarıyla tamamladıkları için tüm ekibine bir günlük izin vermişti. Kendisi de yorgundu; ama yazdığı raporu kontrol etmesi gerekiyordu. Elindeki dosyayla amirinin odasına doğru giderken ekip arkadaşı komiser Murat'ın ona seslendiğini duydu.
Multi Başkomiser Mete :)
"Baş komiserim, tüm ekip izinde. Bir şeye ihtiyacınız olursa yardımcınız Eda bugün göreve başladı, haberiniz olsun."
Üstüne uykusuzluğun sebep olduğu bir ağırlık çökmüştü. Yorgun çıkan sesiyle, "Babası nasıl olmuş?" diye sordu. "İyi değilse, izin kullanmaya devam etsin. Babası çalışmaktan daha önemli." Yüreğinde sakladığı acısıyla, içinden bir kez daha 'Baba daha önemli' diye tekrarladı.
"Duyduğum kadarıyla iyiymiş durumu. Taburcu etmişler."
"Geçmiş olsun, sevindim. Eda'yı odama yolla, sen de git dinlen! Yarın çok yoğun olacağız."
Akabinde amirinin odasına doğru ilerledi. Odanın önüne geldiğinde kapıyı tıklattı. "Girin." sözünü duyar duymaz hemen içeri geçti. Elindeki dosyayı amirine uzatıp gerekli bilgileri verdi. Raporu ise yarına teslim edeceğini söyledi. Odadan çıkmak üzereyken amiri onu durdurdu.
"Şu dinlenme tesisinde yaşanan olayın kamera görüntülerini izledin mi?"
"Henüz fırsatım olmadı amirim."
"Öncelikle ekibinle bu olay üzerinde yoğunlaşmanızı istiyorum. Bu olayın sonucunda alacağımız bilgiler ikimiz için de çok önemli." diyen amirinin gözlerinde bir an garip bir ışık belirdi. Bakışlarıyla bir şey anlatmak ister gibiydi. O da amirine soru dolu bakışlarla karşılık verirken amiri önündeki dosyayı ona doğru hafifçe iteledi.
"Olaydan hemen sonra alınan ifadelerin kopyası," diyen amirinin yine gözlerinde o ışık belirmişti. "Sen bu dosyayı incele, kamera görüntülerini de izle sonra tekrar bu konu hakkında konuşuruz."
"Baş üstüne amirim."
Dışarı çıktıktan sonra, merakla dosyanın içindekilere şöyle bir göz attı. İlk sayfada gördüğü isimlerle kaşlarını çatarak dosyayı kapadı. Amirinin ne anlatmak istediğini şimdi anlıyordu. Olayın kahramanlarını çok yakından tanıyordu. Bunun ise amiriyle aralarındaki sessiz diyalogla alakası yoktu. Çok yorgun hissediyordu ama hazır ifadeler de elindeyken olay yerine ait kamera görüntülerini içeren CD'yi bugün izlese iyi olacaktı. Odasına doğru ilerlerken Murat'ın sesini işitti.
"Eda ben çıkıyorum. Başkomiserin odasına giderken bu dosyayı da götürür müsün?"
Dikkatini ve gözlerini konuşmaların geldiği yöne çevirdiğinde, Murat'ın yanında sivil kıyafet giyinmiş iki genç kız gördü. Merakına yenilip kızları incelemeye başladı. Biri kumral, diğeri esmerdi. Acaba hangisi yeni yardımcısıydı? Sonra esmer olan genç kızın Murat'ın elindeki dosyayı aldığını gördü.
Multimedya: Eda :)
Genç kız odaya gitmek için onun bulunduğu tarafa döndüğü anda onun yüzünü net görebildi. Uzun boyuna rağmen çıtı pıtı görünen, hoş, tatlı bir kızdı. Ama çalışanlarında dış görünüşten ziyade yaptığı işe önem veriyordu. Çünkü yılışık, tembel, saygısız ve onu iş açısından yoracak insanlara tahammülü yoktu. 'Umarım işinde iyidir' diye iç geçirirken birkaç dakikadır genç kızı incelediğini fark etti. Neyse ki kız elindeki dosyaya odaklandığı için onu görmemişti. İş ortamında yanlış anlaşılmak, isteyeceği son şey bile değildi. Odasına doğru yönelmesiyle gözüne çay ocağı ilişti. İçeri girip iki bardak çay aldı. "O vakit yeni yardımcımla tanışalım bakalım."
*_*
Birkaç dakika sonra yorgunluktan koltuğuna çökmüş, ayaklarını masasının üstüne uzatmıştı. Gözleri kapanmak üzereydi. Bütün ayak işlerini ceza olarak yardımcısına vermişti. Aslında genç kızın bir suçu yoktu. Hiç istemediği şey başına gelmiş, çay ikram ettiğinde, genç kız onu yanlış anlamıştı. Baş komiser olduğunu öğrendiğinde ise genç kızın renkten renge giren yüzünün aldığı şekil aklına gelince kendini tutamadı ve kahkahasıyla odayı çınlattı.
Masadan ayaklarını indirip koltuğuna dik şekilde oturdu. Gülmek uykusunu az da olsa açmıştı. Şimdi CD'yi izleyebilirdi. Zaten her şeyi önceden hazırlamıştı. Dizüstü bilgisayarını açar açmaz CD'yi oynatmaya başladı. İyi ki Murat'tan dört ayrı kamera görüntülerini bir CD'de toplamasını istemişti. Dinlenme Tesisini farklı açılardan izleyebiliyordu şu an. Bunun rahatlığıyla arkasına yaslandı. Birkaç ifade dışında diğerlerini okuma fırsatı olmamıştı. Fakat olayın başkahramanlarının Nehiroğlu ailesi olduğunu artık biliyordu.
Mahir Nehiroğlu'nu hayal meyal hatırlıyordu. Ama Kadir amcasını nerede görse tanırdı. Ceren'i ise en son iki sene önce görmüştü. Nehiroğlu ailesini ekranda görünce durdurdu. Mahir'i dikkatle inceledikten sonra yanındaki sarışın genç kıza şöyle bir baktı. Kirpi saçları uzamış, çok güzel genç bir kız olmuştu. CD'yi oynatmaya devam etti.
CD ilerledikçe, sinirleri de geriliyordu. Mahir ve Ceren resmen bir çatışmanın ortasında kalmışlardı. Öte yandan Kadir amcasının korumalarının fazlalığı dikkatini çekti. Bu kadar korumaya neden ihtiyaç duyduğunu merak etti.
Bir yandan izliyor, bir yandan küçük notlar alıyordu. Mahir'e yardım eden adamı gördüğü an şaşkınlıktan neredeyse küçük dilini yutacaktı.
"İnanamıyorum kardeşim bu sen misin?" dedi hayretle.
CD'yi silahlı saldırganların net göründüğü kısma kadar ilerletip durdurdu. Her birini dikkatlice inceledi. Onları daha önce hiç görmemişti. Sadece Ceren'i kaçırmaya çalışan izbandut herif tanıdık geliyordu. Ama nerede gördüğünü ve hangi suçtan sabıkalı olduğunu hatırlayamıyordu.
CD'yi tekrar oynatmaya başladığında kapının çalındığını duydu, "Girin." diye seslendi. Fakat gelenin kim olduğuna bakamayacak kadar ekrana odaklanmıştı. Arkadaşının cesurca, Mahir'i silahlı adamların elinden kurtardığı görüntüde, "Heyt be, aslan kardeşim!" diyerek coşkuyla tezahürat etti.
Onun bu ani haykırışıyla ürken Eda, tuttuğu tepsideki kahveyi nerdeyse üstüne dökecekti. Allah'tan son anda kurtarmış, kahveyi tepsiyle beraber, delirmiş gibi hareketler yapan başkomiserinin masasına koymuştu.
CD'yi durdurup, kendisine tuhaf ifadeyle bakan yardımcısına hemen direktif verdi. "Eda, bu dosyanın ilk sayfasında yazan isimlerin yarın buraya gelmelerini ve tekrar ifade vermelerini istiyorum. Ayrıca Avukat Seyhan Denizer'in de evinden alınıp buraya getirilmesini istiyorum." Bakışları tekrar dizüstü bilgisayarına kaydı ve muzipçe sırıtarak konuşmaya devam etti. "Hatta işi biraz renklendirelim, arama emri de çıkartalım Avukat için."
Tekrar eski ciddi haline dönüp bu kez bakışlarını genç yardımcısına yöneltti. "Yalnız bu dosyadaki aileyle Avukat, aynı anda burada olmalılar ve birbirlerini hiçbir şekilde görmemeliler. Bunu ayarlayabilecek misin? Eğer ayarlayamayacaksan Murat'a söyleyeyim."
Başkomiserinin duygu değişimini hayretle izleyen Eda, duyduklarıyla öfkelendi. Ne yani kibirli başkomiseri, verilen işi yapamayacak kadar acemi mi görüyordu onu.
Genç yardımcısının gözlerinin bir anlık öfkeyle parladığını gören Mete, bunun nedenini anlayamasa da irdelemedi.
"Ayarlarım Baş komiserim." demişti, öfkeli ifadesinin aksine donuk sesle.
"Yarın onlar geldiğinde haberim olsun."
"Baş üstüne baş komiserim."
Odadan çıkan yardımcısının arkasından şöyle bir baktı. Bu kızın karakterini çözememişti. Saf, şaşkın, bir o kadar da garip davranışları vardı. Kendisinden hoşlanmadığını da açık açık belli ediyordu. Omuzlarını silkti. Bütün bunlar, işini iyi yaptığı sürece kendisi için sorun değildi. Saatine baktığında, zamanın bayağı geçmiş olduğunu gördü. Aklına rapor geldi. Önceden hazırlayıp bitirmişti zaten. Sadece son kontrolünü yapması gerekiyordu. Onu da yarına bıraktı. Kırk sekiz saatten fazladır ayaktaydı. Şimdi eve gidip dinlense iyi olacaktı.
Avukat arkadaşını aramayı düşündü fakat son anda vazgeçti. Yarın arkadaşı için harika bir sürpriz olacaktı. Keyifle sırıtırken oturduğu yerden ayaklandı. Onun vereceği tepkiyi çok merak ediyordu.
CD'yi dizüstü bilgisayarından çıkarıp özel çekmecesine koydu ve kilitledi. Gitmek için hazırdı.
*_*
Ertesi gün sabahın ilk saatlerinde, Mahir bir anlık bir kararla kendini Elif'in mağazasının önünde bulmuştu. Yüreğine oturan hasretin ağırlığıyla bütün gece uyuyamamış, sabahı zor etmişti. Daha fazla sabredecek tahammülü kalmamıştı. Elif'ini görmeye, güzel yüzüne, saçlarına dokunmaya, ona sıkıca sarılmaya, özlediği o güzelim bahar kokusunu içine çekmeye çok ihtiyacı vardı.
Mağazayı karşıdan görecek şekilde park etmişti. Saatine baktığında, mağazanın açılma vaktinin geldiğini gördü. Heyecandan elleri titriyor, yüreği kıpır kıpır atıyordu. Kendini, sevgilisini okulun önünde bekleyen genç delikanlılar gibi hissediyordu.
Gömleğinin üst düğmesini açıp hava almak için arabadan indi. Temiz havayı ciğerlerine solurken gözleri beklediğini gördü. Fakat Elif'i yalnız değildi. Etrafını saran korumalar arasında sadece onun rüzgârda savrulan güzel saçlarını görebiliyordu.
Kaşları istemsizce çatıldı. Bu Bahadır'ın işi olmalıydı. Aklı sıra kız kardeşini kocasından korumaya çalışıyordu. Öfkeyle soluğunu salıp o tarafa doğru hareketlendi. Fakat biri tarafından kolu tutulup engellendi. Kim olduğuna bakmak için başını çevirdi.
"Abi?"
"Zamanı değil Mahir. Elif'in üzülmesini istemiyorsan beklemelisin. Şu gördüğün geçici bir durum, her şey düzelecek. Bunun için elimden gelen her şeyi yapacağım." dedi Kadir abisi ve onu arabaya doğru yönlendirdi. "Hadi gel şirkete geçelim. Birer kahve ikimize de iyi gelecek."
Mahir zoraki bir kabullenişle içini çekti. Abisi haklıydı. Burada olacak herhangi bir olay, Elif'i olumsuz etkileyecekti. Mecburen arabasına bindi. Arabayı kaldırmadan önce korumaların arasında mağazaya giren sevdiğine özlem dolu aşkla baktı.
Belki de aşk; yüreğin hasretle kor gibi yanarken bir adım ötendeki sevdiğine içi titreyerek bakmaktı.
*_*
Melike Denizer sabah erkenden kalkmış, hazırlıklara başlamıştı. Müstakbel gelini Derya, bugün öğleden sonra gelecekti. Bundan ötürü çok heyecanlıydı. Kız kardeşi ve diğer eltisi de kendisine yardım ediyordu. Kayınvalidesi gönüllü olarak dinlenmeyi tercih etmişti. Seyhan ise odasında hazırlanıyordu.
Yöreye has lezzetleri hazırlarlarken yaşlı yardımcıları Nigâr, telaşla mutfağa girdi. Yanına gelip elindeki ev telefonunu ona uzattı.
"Güvenlikten arıyorlar. İki polis arabası çiftliğe girmek istiyormuş."
"Hayırdır inşallah."
Endişeli bir merak sardı onu. Elini çabucak sudan geçirip telefonu eline aldı. Mutfaktaki herkes işini bırakıp pür dikkat onu dinlemeye koyulmuşlardı.
"Alo Mehmet?"
"Melike Hanım. İki polis arabası geldi. Denizer ailesinden biriyle görüşmek istediklerini söylediler."
"Neden peki?"
"Bilmiyorum. Bana bilgi vermek istemediler."
"Tamam, içeri al çocuğum."
Telefonu kapatır kapatmaz kız kardeşi hemen sordu. "Abla neden gelmişler?"
Telaşla üzerindeki önlüğü çıkarmaya çalışıyordu. "Bilmiyorum bilgi vermemişler." İçinde bir sıkıntı peyda olmuştu. Ön bahçeye çıkıp asma ağacının altında oturan kayınpederine polislerin geldiğini haber verdi.
İki dakika geçmeden polis arabaları evin önüne gelmişlerdi. Kayınpederinin birkaç adamı güvenlik amaçlı, hemen önlerine siper oldular. Polis de olsa kimseye güvenmiyorlardı. Kayınpederi Hamza Denizer, vakur bir edayla oturduğu yerden kalktı ve kalın, tok sesiyle kendini tanıttı. "Buyurun evladım Ben Hamza Denizer, bir sorun mu vardı?"
"Avukat Seyhan Denizer burada mı, amca?" diye soruyla karşılık verdi genç polis memuru.
Kayınpederi ev ahalisine konuşmamaları için uyarı bakışı attı. Sonra da polis memuruna dönüp ciddiyetle sordu. "Neden soruyorsunuz?"
"Bir bilgimiz yok amca. Biz sadece Emniyet Müdürlüğü'ne götürülme konusunda emir aldık."
Konuşmaları dinlerken korkudan kalbi sıkışmaya başlamış, yüzünün rengi atmıştı. Eliyle göğsünü tutarken oğlunun Emniyet Müdürlüğü'ne götürülmek istenecek kadar ne yaptığını düşünüyordu. Bu işte yanlış anlaşılma vardı. Oğlunu tanıyordu. Seyhan'ın bilerek ya da bilmeyerek bir suça karışmış olma ihtimali bile olamazdı.
Hamza Bey de torunu Seyhan'ın evde olup olmadığını söylemek konusunda tereddütte kalmıştı. Ev halkı ise sessizce onun cevap vermesini bekliyordu.
Cevap alamayan polis memuru cebinden bir evrak çıkarıp yaşlı adama uzattı. "Elimizde onun için arama emri var. Evdeyse sorun çıkarmadan gelirse iyi olur."
Hamza Bey durumun ciddiyetini elindeki kâğıttan anlamıştı. Gelinine başıyla hafifçe işaret ederek Seyhan'a haber vermesini istedi. Gelini Melike, tamam anlamında ona başıyla belli belirsiz karşılık verdi ve hemen akabinde eve girdi. Koştura koştura çatı katına çıktı.
*_*
Seyhan saatine baktığında, neredeyse öğle olduğunu gördü. Uğur amcası, sabah erkenden arazide çalışan işçileri kontrol etmeye gitmişti. Şirkete beraber geçmek için amcasını bekliyordu.
Nisan ayının ilk haftası olmasına rağmen yazı aratmayacak kadar sıcak bir hava vardı. Bundan dolayı yazlık takım elbiselerinden birini giyinmişti. Kravatını takarken odasının kapısının hızla açıldığını duydu.
Allah aşkına bu evde kimsenin kapı çalma alışkanlığı yok muydu?
Şu an giyinikti ama başka zaman üstü müsait olmayabilirdi. Allah'tan giyinme odasındaydı. Odasına gelen her kimse onun kravatıyla olan tuhaf kavgasını görmüyordu. Son kez aynaya baktığında düzgün simetride olduğunu görünce rahatladı. Aynı anda annesinin telaşla ona seslendiğini duyunca, ters bir şeyler olduğunu anladı.
Yerini belli etmek adına o da annesine seslendi.
"Buradayım annem."
Giyinme odasına endişeli bir telaşla giren annesine, "Bir sorun mu var?" diye sordu.
"Bilmiyorum oğlum. Benim sana sormam lazım, bir sorun mu var?"
"Anlamadım?"
"İki araba dolusu polis memuru evimizin önünde duruyor ve ellerinde seni Emniyet Müdürlüğüne götürmek için arama emri var."
Ne olduğunu hemen anladı. Ama bu can sıkıcı olayı anlatıp kimseyi boşuna telaşlandırmak istemiyordu. Ayrıca arama emri de neydi? Çok büyük suç işlemiş gibi. Sadece ifade vermeden olay yerinden kaçıp gitmişti. Takım elbisesinin ceketini eline alırken annesinin dikkatle cevap beklediğini fark etti.
"Bir sorun yok anne telaş yapma, şimdi anlarız."
Bir şey olmamış gibi gayet rahat şekilde ceketini giydi. Sonra birlikte çatı katındaki dairesinden çıktılar.
Merdivenden inerlerken telefonu çaldı. Arayan Bahadır amcasıydı. "Efendim amca."
"Polislerin neden geldikleri konusunda bir bilgin var mı oğlum?"
"Hayır yok."
"Ben Barış'ı alıp direkt Emniyet Müdürlüğü'ne geçeceğim."
"Gerek yok amca. Konu her neyse ben kendimi savunabilirim."
"Ben şimdi çıkıyorum. Orada görüşürüz oğlum."
Amcasına gelmelerine gerek olmadığını tekrar söylemek istese de vaz geçti. Çünkü amcasının onu dinlemeyeceğini biliyordu.
"Tamam amca, görüşürüz."
Aşağıya indiğinde, onu gören polis memuru hemen sordu. "Avukat Seyhan Denizer siz misiniz?"
"Evet, benim." dedi ve dedesine döndü. "Dede sen annemlerle burada kal. Uğur amcam araziden gelir gelmez benim ciple Emniyet Müdürlüğü'ne gelsin." dedi. Sonra cipinin anahtarını dedesine verip polis arabasına bindi.
*_*
Ceren, öğle yemeğini ara sıra üniversitenin yemekhanesinde yiyordu. Yanında yakın arkadaşları Ceyda, Şule ve Selim de vardı. Yemek yerken gülümsemelerin bol olduğu keyifli bir sohbetin içine düşmüşlerdi. Son lokmasını alırken cebinden gelen yoğun bir titremeyle irkildi. Sessizde unuttuğu telefonunu çıkardı. Ekranda gördüğü isim, meraklanmasına sebep olmuştu. Bu saatlerde aramazdı çünkü.
"Efendim babacığım?"
"Kızım biz amcanla İl Emniyet Müdürlüğü'ndeyiz. Dinlenme Tesisindeki olay için tekrar ifade vermemiz için çağrıldık. İfade için senin de gelmen lazım."
"Şimdi mi?"
"Evet. Derste misin ara saatlerini bilmeden aradım. İzin alıp çıkarsan iyi olur. Şoförü yolladım seni dışarıda bekliyor."
"Yok derste değilim baba, yemekhanedeyim şu an."
"Hah, bu çok iyi oldu. Şoföre söylerim seni oradan alır. Ayrıca arabanın anahtarını Ceyda'ya bırak. Bizim işimiz uzun sürebilir, beklemesin. Çiftliğe senin arabanla gitsin. Sen de fazla oyalanma kızım."
"Tamam baba. Birkaç dakikaya inerim."
Görüşmesi sonlandığında, arkadaşlarına acil çıkması gerektiğini söyledi. Sonra da arabasının anahtarını Ceyda'ya verdi. "Arabam sende kalsın. Babam benim için şoförü göndermiş, dışarıda bekliyor."
"Önemli bir şey yok değil mi?"
Bu durumu garipseyen arkadaşına sarılıp yanağına bir öpücük kondurdu. "Hayır, yok canım. Dinlenme Tesisindeki olay için Emniyet'e çağrılmışız tekrar ifademizi alacaklarmış. Oradan direkt çiftliğe geçeriz büyük ihtimalle. Kalan eşyalarımı toparlayıp arabaya koyarsan sevinirim."
İçi rahatlayan Ceyda, gülümsedi. "Tamam canım. Sen bunları düşünme, ben hallederim."
Ayaklanan arkadaşlarını hemen durdurdu. "Siz rahatınıza bakın, zaten korumalar var. İster istemez dışarıya kadar bana eşlik edecekler."
Dışarı çıktığında, onu bekleyen şoförün halihazırda onu beklediğini gördü. Diğer korumalar da onun yanındaydı. Durumdan haberdar oldukları her hallerinden belliydi. Şoförün açtığı kapıdan zarifçe arabaya bindi. Vakit kaybetmeden yola çıktılar.
Arabayı ortalama bir hızla süren şoför, kestirme yollardan geçiyor; şehrin değişik bulvarlarından gidiyordu. Ceren etrafı izlerken birkaç yıl önceki hayallerini anımsadı. O zamanlar hayatının aşkıyla evlenip şehrin bu güzel semtlerinden birinde yaşamayı gönlünden geçiriyordu. Ne güzel; çarşı ve mağazalar ayaklarının altında olacak, her yere yürüyerek gidecekti.
Çalışma hayatına ise, önce küçük bir butikle başlayacaktı. Zamanla da kendi tasarımlarının satıldığı büyük mağazalar zincirinin sahibi olacaktı. Hafta sonlarını çiftlikte geçirecekti. Çiftlikten de vaz geçemezdi çünkü. Ailesinden, atlarından, gövdelerine ismini kazıdığı o güzelim portakal ağaçlarından, mis gibi çiçek kokularının arasında bisiklet sürmekten de. Kelimelere dökülmeyen duasıyla içini çekti. "Hayaller ve hayatlar." dedi kendi kendine.
İlk aşkı Berke'nin cesaretsizliği yüzünden şimdi abisinden ayırt etmediği Oğuz ile nişanlıydı. Gerçi yakında bu nişan olayı da sonlanacaktı. İkinci aşkı ise onu nereye sürükleyecekti, Allah bilir. 'Ah ah tamamen platonik ve bir o kadar imkânsız' diye geçirdi içinden.
"Umarım onu tekrar görebilirim."
"Bir şey mi söyledin Ceren kızım?"
Şoförün sorusuyla, sesli düşündüğünü fark etti. "Yok, sana demedim Cemal amca." dedi ve tekrar hayallere daldı.
Bu kez hayallerinde platonik aşkı vardı. Şoförün arabayı durdurmasıyla, daldığı hayallerinden sıyrıldı. Çantasını alıp, arabadan indiğinde, babası onu karşıladı.
"Seni bekliyordum. Amcan ifade vermeye geçti. Hadi biz de geçelim."
Olur anlamında başını sallayıp babasının kolunda Emniyet Müdürlüğü'ne girdi. İçerideki ani enerji değişimiyle istemsizce ürperdi. Buranın kasvetli tuhaf bir havası vardı ve soluyarak hissedebilecek kadar ağırdı. Babasının koluna daha da sığınarak etrafı şöyle bir inceledi. Kendileri gibi sivil pek az kişi vardı.
Babasının yönlendirmesiyle merdivenlerden çıktılar. Kısa bir koridordan geçtikten sonra da bir kapının önünde durdular ve beklemeye başladılar. Ceren, ortamın boğucu enerjisinden oldukça daralmıştı. Bir an önce dışarı çıkmak için can atıyordu. Zaman geçirmek için çantasından telefonunu çıkardı ve sosyal medyada oyalanmaya başladı.
*_*
Polis arabasından inen Seyhan, yol boyunca taktığı güneş gözlüğünü çıkarıp cebine koydu. Hemen akabinde, memurlarla birlikte Emniyet Müdürlüğü'ne geçti. Zemin kattaki koridorun sonunda bir odaya geçtiler. Beraber geldikleri genç polis memuru, Seyhan'a beklemesini işaret etti ve masa başında oturan sivil kadın polise Avukat Seyhan Denizer'i getirdiklerini haber verdi.
Eda, masasının üstündeki dâhili telefondan baş komiserini haber verdi. "Alo baş komiserim Avukat Seyhan Denizer geldi."
"Tamam, geliyorum. Avukatı sorgu odasına al. Sonra da Ceren Nehiroğlu'nun ifadesini dediğim gibi al ve tam yirmi dakika sonra anlaştığımız şeyi yap!"
"Peki baş komiserim."
*_*
Polis memuresinin yönlendirdiği odaya girdiğinde Seyhan'ın kaşları çatıldı. İfadesinin bir sorgu odasında alınacak olması, canını oldukça sıkmıştı. Bir sanık değil, aksine tanıktı. Hatta olayın mağdurlarından biri de sayılırdı. Gerçi Mahir'i ve yeğenini kurtarmaya çalışırken silahlı adamlardan birkaçını yaralamış, ifade vermeden olay yerinden ayrılmıştı. Yine de bu olayın suçlularından biri olmadığı çok açıktı. İfade vereceği başkomiserin bu konuya açıklık getireceğini umarak beklemeye başladı.
Bir süre sonra bu küçük, loş odanın koyu renk duvarları üstüne geliyor gibi hissetti. Ani giren baş ağrısını hafifletmek için alnını sıvazlarken derin bir soluk aldı. Bu her tarafı kapalı odanın havasız ve boğucu enerjisi onu daraltmıştı. Kravatını hafifçe gevşetmek istese de yapmadı. Başkomiserin karşısına simetrisi bozuk bir kravatla çıkmak istemiyordu çünkü.
Nihayet odanın kapısı açıldı. Gelen kişiyi gördüğünde, çatık kaşlarından biri havalandı. Genç memurenin bahsettiği başkomiserin yerine arkadaşı Mete'nin odaya girmesini beklemiyordu.
"Avukat Seyhan Denizer! Asık suratına rağmen her zamanki gibi karizmatik ve yakışıklı görünüyorsun."
Seyhan muzipçe iltifat eden arkadaşına gülümserken onun gayet rahat tavırlarından bu sorgu odasına hiç yabancı olmadığını anladı.
"Hayırdır kardeşim sen neden buradasın?" Beklediği başkomiser arkadaşı olabilir miydi? Kuşkuyla gözlerini kısıp aklında dönüp dolanan asıl soruyu sordu. "Burada olduğumu amcamdan mı öğrendin?"
Arkadaşının cevap vermesine fırsat olmadan kapı tıklanıp açılmış, sivil genç bir adam içeri girmişti. İkisine kısa bir bakış attıktan sonra elindeki dosyayı Mete'ye uzattı.
"Baş komiserim istediğiniz dosyayı getirdim."
Murat'ın elinden dosyayı alan Mete, "Sağ ol komiser." dedi. "Diğer tarafta durumlar nasıl, her şey yolunda mı?"
Baş komiserinin Nehiroğlu ailesini sorduğunu anlayan komiser Murat, "Her şey istediğiniz gibi ilerliyor baş komiserim."
"Güzel. Siz üçünüz yine de dikkatli olun. Hiçbir sorun olmadan bugün bu işi bitirelim."
"Emredersiniz baş komiserim."
Seyhan, şahit olduğu bu diyalogdan tahmininde yanılmadığını anladı. Sivil komiserin dışarı çıkmasının ardından, "Hayırlı olsun kardeşim." diyerek dosyayı inceleyen arkadaşını tebrik etti.
"Sen ne ara baş komiser olup buraya atandın haberimiz olmadı?"
"Eyvallah kardeşim. Uzun hikâye bir gün toplandığımızda anlatırım."
Gözlerini yine kısarak sordu. "Şu saçma arama emri de senin işindi değil mi?"
Elindeki dosyayı odanın köşesinde konumlanmış olan tahta masaya bırakan Mete, muzipçe sırıttı. "İşi biraz renklendirip özlediğim dostuma sürpriz yapmak istedim."
"Oğlum beni bu kadar özlediysen sürprize ne gerek vardı. Polis arkadaşlarını evime kadar boşuna yormuşsun. Araman yeterliydi, törensiz de gelirdim."
Bu imalı takılmasına kahkaha atan arkadaşı Mete, yanına gelip ona hasretle sarıldı.
"Ama seni görmek isteyen sadece ben değilim. Kahramanlığın dört bir yana yayılmış, özellikle AMİRİM bizzat seni tebrik etmek istedi."
Amirim kelimesini vurgulayarak söyleyen arkadaşına, "İşim zor mu, bu tebrik etme işi çok mu ağır olacak?" diye sordu. Gülümsemeye devam ediyordu ama sesi tam aksine gayet ciddiydi. Bunu fark eden arkadaşı, aynı ciddi gülümsemeyle cevap verdi.
"Adamları pert etmişsin onu anladım da silahla yaralama işi nedir arkadaş? Bu senin için pek iç açıcı bir durum değil. Ama sana dost kıyağı yapıp paçanı kurtarmanda sana yardım edebilirim."
Duydukları pek hoşuna gitmemişti. "Nefsi müdafaaydı dostum. Hak ettiler."
Seyhan haklıydı. CD'den izlediği kadarıyla yüzde yüz nefsi müdafaaydı. Bir de olay yerinden ifade vermeden kaçması vardı. Bu olay arkadaşının az da olsa, başını ağrıtacak gibiydi."
"Silahını getirdin mi?"
"Arabamda. Arabamı amcam getirecek, gelmek üzeredir."
"Tamam. Geldiğinde çıkar, alırız arabadan." derken telefonu çaldı. Ekrana baktığında, yardımcısının aradığını gördü.
"Efendim Eda."
"Seyhan Bey'in avukatı geldi, başkomiserim."
"Tamam, içeri al."
Telefonu kapadıktan birkaç saniye sonra kapı açılmış, içeri Barış girmişti.
Mete onu görür görmez şakayla karışık hayretle sordu. "Senin ne işin var lan burada?"
Barış karşısında duran ikiliye önce şaşkınlıkla baktı, sonra da sırıttı. "Kankalarımın bensiz bir araya geldiğini duydum, baskına geldim."
"Hadi oradan üç kâğıtçı kamber! Neyse bu ortam sensiz olmazdı zaten." dedi Mete, arkadaşına sarılırken.
Barış sarıldığı arkadaşından ayrıldıktan sonra, "Sen ne zaman Adana'ya atandın. Bizim neden haberimiz yok?"
"Sürpriz yapmak istedim."
"Bundan daha iyi sürpriz olamazdı." dedi Seyhan, hafif bir gülümsemeyle.
"Vay sizin sürpriz anlayışınıza da size de bir şeyler sayardım da neyse. Buraya nasıl geldiğimden haberiniz yok. Bari yüreğimize indirmeden yapsaydınız sürprizinizi. İkinizin de hiçbir şeyi normal olmaz mı, be kardeşim?"
"Oğlum anormal olan sensin." diyen Mete, Seyhan ile birlikte kahkaha atarken Barış'ın suratı düştü.
"Bana da sürpriz oldu, haberim yoktu. Bu hergele işi abartmış. Arama emri ile getirildim buraya. Ayrıca amcam bazen avukat olduğumu unutuyor. Ben kendimi savunabilirim dedim ama beni dinlemedi. Seni gereksiz yere işinden etti."
Seyhan'dan duyduklarıyla gerilen Barış'ın somurtkan suratında ciddi bir ifade belirdi. "Arama emri mi? Bahadır amca bundan bana bahsetmedi. Ciddi bir durum mu var?"
Barış'ın sorusuna Mete açıklama yaptı. "Yok ya o arama emrinin ciddiyeti yok. Savcıdan çıkarttırmadım bile. Ama ifadesini ciddi ciddi almam lazım. Bizim Avukat kahramanlık yapayım derken ortalığı bayağı karıştırmış çünkü."
"Ne kahramanlığı ne ifadesi? Şunu doğru düzgün anlatsanıza yahu."
Seyhan, Dinlenme Tesisinde başından geçen olayları kısaca özetledi.
"Hadi kahramanlık yapıyorsun onu anladık. Adamları silahla yaralıyorsun nefsi müdafaa dedin, onu da anladık. Olay yerinden suçlu gibi kaçmak da ne oluyor? Senin işini asıl zora sokan durum bu. Neyse şimdi formaliteden ifadeni alalım. Duruma göre sonrasını ben hallederim."
*_*
Toygar saatine bir kez daha baktı, uçak ineli on beş dakika olmuştu; ama ne gelen vardı ne de giden. Telefonunu elinde sıkıca tutuyordu. İfade işi çıkınca, Seyhan abisi ondan nişanlısı Derya'yı karşılamasını rica etmişti. Birbirlerini tanımadıkları için Derya'nın telefon numarasını da kaydettirmişti.
Müstakbel yengesini arasa mıydı? Beş dakika daha beklemeye karar verdi, gelmezse arardı. Çok meraklanıyordu. Fiziksel görünüşü nasıldı acaba? Abisine sormaya fırsatı olmamıştı. 'Kesin sarışın bir afet' diye geçirdi aklından. Ne de olsa abisi sarışınlardan hoşlanıyordu.
Düşüncelere dalmışken yanına gelen genç kadını fark edemedi.
Multi: Derya :)
"Toygar?"
"Evet?"
Ona adıyla seslenen kadın, tokalaşmak için elini uzatıp kendini tanıttı. "Merhaba, ben Derya. Seyhan'ın nişanlısıyım."
Şaşkınlıktan ağzı bir karış açık şekilde kalakaldı. Sarışın bir afet beklerken ilkokul müdiresine benzeyen esmer bir kadınla karşılaşmayı beklemiyordu. Üstüne üstlük Seyhan'ın nişanlısıyım diyen bu kadın, abisinden yaşça da büyük görünüyordu. Açık olan ağzını hemen kapadı ve kendisine uzanan elle tokalaştı.
"Beni nasıl tanıdınız?"
"Fotoğrafını görmüştüm. Ayrıca Seyhan'a çok benziyorsun."
*_*
Seyhan, arabasının torpido gözünden silahını çıkardı. Mete'nin elindeki şeffaf poşetin içine yavaşça koydu. Kendini silahını teslim eden bir suçlu gibi hissediyordu.
"Aradığımda gelip alırsın, ben her şeyi halledeceğim."
"Sağ ol kardeşim. Madem buradasın, bir ara toplanalım."
"Olur kardeşim. Alper'in izin gününe denk düşürelim, özledim hergeleyi."
Alper'in ismini duyan Barış'ın gerildiğini fark etti Mete. Bakışlarını Seyhan'a çevirdi. Hislerini perdeleyen ifadesiz bakışlar vardı arkadaşında. Ne düşündüğünü anlaması mümkün değildi. Bunlarda bir şey vardı ama şimdilik sorgulamadı.
Saatine bakan Barış, arkadaşlarıyla vedalaşma vaktinin geldiğini gördü. "Müvekkilim ile görüşmem var, benim acilen gitmem lazım." dedi. "Mete görüştüğümüze çok sevindim dostum. Artık burada olduğuna göre, eskiden olduğu gibi sık sık görüşürüz. Ayrıca bu olayla ilgili gelişme olursa beni de haberdar etmeyi unutmayın."
Seyhan'a dönüp, "Haberleşiriz." dedikten sonra arabasına atlayıp oradan ayrıldı.
Mete, silahı koyduğu şeffaf poşeti, Eda'ya vermesi için komiser Murat ile yolladı.
Başkomiser arkadaşı ile baş başa kalan Seyhan ise etrafa bakındı. "Amcamlar ortalıkta görünmüyorlar."
"Benim odamda bekliyorlardı. Murat onlara senin burada olduğunu söyler. Gelirler şimdi. Sen ne kadar daha Adana'dasın. Bu olay kapanana kadar şehir dışına çıkmasan iyi olur."
"Yıllık iznimi kullanıyorum. Normalde bir ay ama geçen yıl izin kullanmadığım için patronum ekstradan yirmi gün daha ekledi."
"Süper! Özlemişim be dostum. Benim işten arta kalan zamanları değerlendirelim."
❤️
Ceren dolambaçlı koridorlardan dolayı çıkışı zorla buldu. Dışarı çıkar çıkmaz, "Oh be." dedi. Derince nefes alıp ciğerlerine bolca oksijen doldurduktan sonra şükretti.
Hastane, karakol gibi yerleri oldu olası sevmiyordu. Allah'tan ifadesini alan memur kız çok tatlı dilli ve sıcakkanlıydı. Zamanın nasıl geçtiğini anlayamamıştı. Zaten pek fazla da soru sormamıştı. O günkü yaşadıklarını anlatırken oldukça gerilmişti. Sonrasında Seyhan'ı görmesiyle, bu gerginliği tamamen yok olmuştu. Birebir karşılaşmamışlardı. Sadece kendisini kurtaranı teyit ettirmek amaçlı, geniş bir camın arkasından onu göstermişlerdi. Yine de duası kabul olduğu için mutluydu.
Onu getiren arabanın yanına gittiğinde, şoförü göremedi. Kapılar kilitli olduğu için de arabaya binemiyordu. Etrafa bakındı, korumalar etraftaydı ama şoför Cemal amcası yoktu. Mecburen O gelene kadar bekleyecekti. Arabanın kapısına yaslanıp bütün dikkatini cep telefonuna verdi.
Bir süre sonra beklemekten sıkıldı. "Off nerede kaldı bunlar diye söylenirken birinin, "Ceren!" diye seslendiğini duydu. Tanıdık gelen sesin sahibini görünce gülümsedi.
"Mete abi! Seni gördüğüme sevindim. Nasılsın?"
"İyiyim. Ama ben nasılsın diye sormayacağım, harika görünüyorsun. Ayrıca küçük hanım kirpi saçlarını uzatman çok iyi olmuş, çok yakışmış." dedi Mete, bir abi edasıyla genç kızın saçlarına dokunarak.
"Teşekkür ederim."
Hal, hatırdan sonra keyifli bir sohbete başladılar. İfadesini alan genç polisten bahsedince, Mete abisi de Eda'nın yardımcısı olduğunu söyledi. Buna biraz şaşırmış, Eda'yı bu iş için genç bulmuştu. Daha sonra sohbete daldılar. Mete abisi, Eda ile ilk tanışmalarını o kadar esprili dille anlatıyordu ki, kahkahalarını tutamıyordu. Fakat bu neşeli hali fazla uzun sürmedi. Kapıdan çıkan ikilinin birbirine girmiş hallerini görünce, kahkahası yüzünde dondu. Mete abisi de onları görür görmez müdahale etmek için hemen yanlarına gitmişti.
*_*
Mete yanından ayrılır ayrılmaz Seyhan, arabasına bindi ve amcalarını beklemeye başladı. Neden sonra Emniyet binasına doğru ilerleyen arkadaşının seslendiği isimle dikkati o yöne kaydı.
Alper'in kız kardeşi Dinlenme Tesisinde gördüğünden çok farklı görünüyordu. 'Bu kız bu kadar uzun boylu muydu?' Bir an için kafası karıştı. Aynı kız olup olmadığından emin olmak için dikkatlice baktı. Evet, aynı kızdı. 'Aynı gözler'
Dinlenme Tesisindeki gibi çocuksu görünümü yoktu. Aksine gayet hoş, alımlı, genç bir kız gibi görünüyordu. Mete de bunu fark etmiş olacak ki; elini onun güzel sarı saçlarından ayırmıyor, resmen onunla flört ediyordu. Genç kız da bu durumdan oldukça memnun gibiydi. Bu görüntü onu nedense rahatsız etmişti. Hissettiği gerginlikle, arabasının açık olan kapısını sertçe kapattı. Bakışları, Emniyet'in girişindeki hareketliliğe kaydığında, daha da gerildi ve arabadan hemen inip hızlıca oraya doğru ilerledi.
*_*
Ceren gördüklerine inanamıyordu. Toygar'ın babası Bahadır, Mahir amcasının yakasına yapışmıştı. Kimse onları ayıramıyordu. Hemen yanların gidip Bahadır amcasının kolunu tuttu ve tüm gücüyle çekiştirdi. "Bahadır amca, lütfen Mahir amcamı bırak!"
Aralarında ne olmuşsa, gözü dönmüş gibiydi. Adam, Mahir amcasını bırakmak yerine yakasına daha sıkı sarılmıştı. Bu gördükleri onu o kadar korkutmuştu ki Seyhan'ın yanlarına geldiğini fark edemedi bile. Amcasını tutan kolu çekiştirmeye devam ederken adam dirseğiyle onu bir hışımla savurdu. Suratına çarpan dirsek canını fena halde yakmıştı. Çığlıkla yere doğru düşerken gözlerini sıkıca kapamış, kendini akıbetine bırakmıştı. Biri onu son anda tutarak yere sertçe çakılmasına engel oldu. Kurtarıcısının kim olduğunu görmek için gözlerini yavaşça açtı. Günlerdir aklından çıkmayan koyu gözlerle karşılaştı. Hayal miydi, gerçek miydi? Emin olmak için gözlerini kapatıp tekrar açtı. Gerçek gibiydi, ya da...
"Bayılmış olmalıyım." Sesi kulaklarına varınca sesli düşündüğünü anladı.
"Hayır bayılmadın. İyi misin?"
Duymayı dilediği ses, görmeyi istediği kahramanı şu an yanı başındaydı ve onun hayatını ikinci kez kurtarmıştı. Kalbinin ritmi hissettiği heyecanla artarken, "Bilmiyorum." diyerek ona cevap verdi. Ama cevabını bildiği tek bir şey vardı. Biraz daha böyle kalırsa, ya kalbi yerinden fırlayacak ve mevta olacaktı ya da gerçekten bayılacaktı. Bu yüzden hemen kalkmaya ve onu tutan kollardan sıyrılmaya çalıştı.
"Dur, böyle ani kalkmaya çalışma! Başın dönebilir ve tekrar düşebilirsin."
Düşmeye razıyım. Asıl böyle kalırsam kalpten gideceğim.
Seyhan, kollarından sıyrılmaya çalışan kızı yavaşça doğrulttu. Onun yüzündeki hasarı dikkatle incelerken tekrar sordu. "İyi misin?"
Yüzüne doğru gelen eli görünce, gözleri panikle pörtledi. 'Bu adam ne yapıyordu böyle?' O an dudaklarına yavaşça dokunan eller aklını başından aldı.
"Çok acıyor mu?" Tüm dikkatini dudaklarına veren adamın yüzünde oldukça ciddi bir ifade vardı.
"Hıı... Ne... Haa... Yok... Çok acımıyor... Sadece konuşurken biraz acıyor." Dudağının kanadığını yeni fark ediyordu lakin tek hasarın o olmadığını anladı. Allah'ım konuşma yetimi de kaybettim.
Seyhan, adının özel olarak işlendiği mendilini cebinden çıkardı ve genç kızın dudağındaki yaraya hafifçe bastırdı. Sonra tekrar yaraya baktı. Neyse ki dikiş gerektirecek kadar büyük değildi. Yarayla ilgilenmesi bitince, bakışlarını genç kızın gözlerine kaldırdı. Dehşete düşmüş bir ifadeyle kendisine bakıyordu. Ne yani ufacık bir yaradan mı bu kadar korkmuştu bu kız?
"Korkma! Yaran ufak, dikişe gerek yok." dedi yumuşak sesle. Sonra genç kızın kolundan tutup, oradan uzaklaştırdı. "Sen burada bekle, ben bu tarafı hallederim."
Genç kız olur anlamında kafasını salladı.
İlk olarak, arkadaşı Mete'den Ceren ile ilgilenmesini istedi, sonra da amcasının yanına gidip onu kolundan tutarak çekti.
"Amca yeter artık bırak!"
Amcası onu dinleyerek yakasına yapıştığı adamı bıraktı. Mahir'i bayağı hırpalamıştı. Adamın yüzü pekiyi görünmüyordu.
"Farkında değilsin ama dirseğinle Ceren'i yaraladın. Eğer onu tutmasaydım yere çok kötü düşecek ve daha ciddi şekilde yaralanacaktı."
Yeğeninin sertçe söylediği sözlerle kendine gelen Bahadır, yaptıklarının şokuyla genç kızın olduğu yere baktı. Dudakları, yanakları kan içindeydi. Yanına giderek mahcupça özür diledi.
"Özür dilerim kızım. Farkında olmadan yaralanmana sebep olmuşum."
Ceren, ortalık daha fazla kızışmasın diye mahcup olmuş adama hafifçe gülümseyerek, "Önemli değil Bahadır amca." dedi ve elindeki mendili dudağına tekrar bastırdı.
Farkında değildi ama kan dişlerine de bulaşmıştı.
Bahadır'ın sakinleşmesiyle rahatlayan kişilerden biri de Mete'ydi. "En başından müdahale etseydin ya, dostum."
"Ceren yere fena düşecekti. Onu tuttum ve daha ciddi yaralanmasına engel oldum. Neyse sen bu durumu halledebilir misin, sorun olmadan hemen çıkabilir miyiz?"
"Hallettim ben. Tutanak tutturmadım. Çıkabilirsiniz."
Normalde Emniyet Müdürlüğü'nde böyle bir durum cezasız kapanmazdı. Ama Amirinin de desteğiyle onları sorun olmadan yollayacaktı.
"Teşekkür ederim kardeşim. Bu iyiliğini unutmayacağım."
Olayın durulmasıyla Kadir Bey kızının yanına gitti. Onun dudağındaki yarayı ve yüzüne bulaşan kanları görünce kan beynine sıçradı. Haddinden fazla öfkeliydi. Ama olay daha fazla büyümesin diye kendini zorlayarak sessiz kaldı. Eğer Emniyet Müdürlüğü'nde olmasalardı hiçbir şeyi düşünmeden kuzeni Bahadır'ın suratına direkt yumruğu geçirirdi.
Ceren, babasıyla birlikte arabaya doğru ilerlerken elindeki mendilin kan içinde olduğunu gördü. Mendili Seyhan'a böyle vermesi hoş olmayacaktı. Babası arabanın ön yolcu koltuğuna binerken, kendisi de şoförün açtığı arka kapının önünde durup menekşe gözlerini Seyhan'a doğru çevirdi. Göz göze geldiklerinde, minnettarca gülümseyip hemen ardından arabaya bindi.
Bütün olanlara rağmen kalbi kıpır kıpırdı. Bu kez hissettiği heyecan değil, mutluluktu.
Ve Bölüm Sonu
Umarım Beğenmişsinizdir. Oylarınızı ve yorumlarınızı esirgemezseniz sevinirim. Seviliyorsunuz ❤💕💞
Bạn đang đọc truyện trên: Truyen247.Pro