Chào các bạn! Vì nhiều lý do từ nay Truyen2U chính thức đổi tên là Truyen247.Pro. Mong các bạn tiếp tục ủng hộ truy cập tên miền mới này nhé! Mãi yêu... ♥

Bölüm 2

Merdivenden gelen seslerle uyandığımda neye uğradığımı şaşırmıştım. Kaşlarımı çatıp nefesimi tutarak sesleri dinlemeye koyuldum. Kızlar iki kat üstümdeydi ve eminim ki bu saatte kalkmazlardı. Bizim binamıza da üçümüzden başka kimse girmezdi. Açıkçası en alt katta oturmamda beni biraz korkutmuştu.

Yavaş adımlarla kapıya yaklaşıp, kapının dürbününden dışarıyı gözledim. Bir hareketlenmeler vardı ancak hala çözememiştim. Kapının yanındaki konsolun çekmecesindeki biber gazını sol elime alıp kapıyı yavaşça açtım. Refleksle aşağı baktığımda hiçbir şey görememiştim. Kapım direkt aşağı inen merdivenin dibindeydi. Kafamı yukarı çevirdiğimde ise elinde bavulu olan bir adam yukarı çıkmaya çalışıyordu.

''Kimsin sen?!'' Sesimin bu kadar sert çıkacağını ummamıştım.

Genç adam benim sesimi duyunca bana döndü. Gözleriyle tartar şekilde bana baktığında kafasını kırma iç güdümle dolmuştum. ''Asıl sen kimsin?''

Başım dik bir şekilde iyice bedenimi öne attım. ''İlk ben sordum kimsin sen dedim?!''

Çattık dercesine başını yukarı kaldırıp tekrar bana döndü. Derin bir nefes alıp verdi. '' Ben bu binanın ikinci katında oturan, bu bölgenin doktoru Yiğit Türkdoğan. Rahatladınız mı hanımefendi peki siz kimsiniz şimdi söyleyecek misiniz?''

Açıkçası rahatlamıştım. Doktor olduğunu nereden bilecektim ki? Sinsi sinsi merdivenlerden çıkıyordu. Elimdeki biber gazını çaktırmadan kenara koyduktan sonra kollarımı birleştirip rahatlamış bir ifadeyle konuştum. ''Bende bu bölgenin ebesi Lalin Ender. Kusura bakmayın sabah sabah tıkırtılar duyunca.''

Doktorun da deminki önyargılı ve sinirli hali kaybolmuştu. '' Hoşgeldiniz, sizinle daha uygun ortamda tanışmak isterdim ancak.'' Gözleriyle bavulu işaret etti.

''Ah önemli değil, kusura bakmayın tekrardan size kolay gelsin.''

''Görüşürüz Lalin Hanım.''

Tebessüm ettim ''Görüşürüz.''

Bölge doktoruyla belki de karşılaşabileceğim en kötü şekilde karşılaşmıştım. Oflayıp içeri geçtim. Zaten bu saatten sonra da uyuyamazdım. Kendime hafif bir kahvaltı hazırlayıp yedikten sonra kızların kapıma vurması ile birlikte merkeze doğru hareketlenmiştik.

Üçümüz yan yana yolda yürürken hafif hafif kar attırmaya başlamıştı. Nasıl olurdu burada bilmiyordum ama karlı havalara bayılırdım.

''Bugün pestilimiz çıkacak. Yiğit gelmiş, duyan herkes merkeze gelecek.'' Beyza'nın sözlerine karşılık sabahki karşılaşmamızı hatırladım.

''Sabah Yiğit Bey'i hırsız sanmış olabilirim.''

''Nasıl yani?'' soru Beyza'dan gelmişti.

''Tıkırtılar duydum hırsız sandım, meğer Yiğit Bey'miş biraz ters çıktım ama neyse ki sonra hallettik. Biber gazımı bile hazır etmiştim.''

Anlattıklarımla Beyza kıkırdamış, Zehra tebessüm etmişti. ''Keşke bi fotoğrafını falan gösterseydik önceden sana.''

Omuz silktim. ''Amaan.''

Merkeze gittiğimizde Gülsüm abla ile Yiğit Bey çoktan oradaydı. Beyza'nın dediği gibi ortalık kalabalıktı. Doktor yokken gelemeyen hastalar şimdi akın etmişti. Çok ciddi bir şey olmasa da kalabalık baya yorucu görünüyordu. Öğleye kadar baya çalışmıştık.

''Kızlar hadi geçin yemeğe doktoru da çağırıp geliyorum.'' Gülsüm ablanın çağrısı ile hepimiz yemekhaneye geçmiştik. Beş kişilik sofra çoktan hazırlanmıştı.

Biz kızlarla geçip oturduğumuzda Yiğit Bey'le Gülsüm Abla da gelmişti.

''Afiyet olsun.''

''Afiyet olsun.''

Yemeği yiyip çay faslına geçtiğimizde Yiğit Bey'in sorusu ile telefonumdan başımı kaldırdım. ''Nereden geliyorsunuz Lalin Hanım?''

Tebessüm ettim. ''Sadece Lalin deyin lütfen. İstanbul'dan geliyorum. İki yıldır orada görev yapıyordum.''

Başını sallayıp çayından bir yudum aldı. Genç sayılabilecek kumral bir adamdı. Aşırı yakışıklı olmasa da kendince bir karizması vardı.

''Anladım. Hayırlı olsun hepimize o zaman.''

Gülümsedim. ''İnşallah.''

O sırada kapıya vurma sesiyle Gülsüm abla oturduğu masadan kalkmıştı. '' Bir şey oldu herhalde bakıp geleyim.'' Yemek arası için kapıyı kilitlemiştik.

Gülsüm abla iki dakika sonra hızla yanımıza gelmişti. ''Ateşlerin gelininin doğumu başlamış. Ebe Hanım'ı çağırıyorlar.''

Neredeyse içtiğim çay boğazımda kalmıştı. Açıkçası heyecanlanmıştım. Geldiğimin birinci haftası ilk doğumuma girecektim demek.

''Lalin istersen Beyza'da seninle gelsin. Zehra benimle kalır.'' Beyza'da Yiğit'in söylediğine onay verip benimle ayaklanmıştı. İlk geldiğim gün acil doğumlar için hazırlamış olduğum çantayı da alarak çıkmıştık.

Kapıda bizi bir araba ile bir adam bekliyordu. Adama baş selamı verip arabaya bindik.

Beyza alışkın bir şekilde önde oturan şoföre sorularını sıralamaya başladı. ''Kadim ağanın hangi gelini doğuruyor?''

Ağa mı? Beyza'ya dönüp sessizce mırıldandım. ''Ağa mı?''

Beyza dudaklarını kıpırdatarak sonra anlatırım dedi. Şoför göz teması kurmadan Beyza'ya cevap verdi. '' Yıldırım Beyimin karısı Hemşire Hanım.''

''Yav biz onu daha dokuz ay önce doğurtmadık mı zaten.''

Beyza'nın tepkisine neredeyse kahkaha atacaktım. Şoförde utanarak cevap vermemişti.

Ama Beyza susmamıştı. '' Yılmaz Beyininde karısı gebe değil mi? Geçen gün çarşıda gördüm. Yakında onun için de geliriz.''

Adam artık oturduğu koltuğa iyice çökmüş bizden taraf bakmıyordu. Bende alttan alttan Beyza'yı çimdiriyordum. ''Sus kız.''

Sonunda eve geldiğimizde bu kadar şatafatlı bir yerle karşılaşmayı beklemiyordum. Üç katlı bir müstakil evdi. Konak, köşk tarzı giriş kapısı olan dikkat çekici bir yerdi. Geldiğim günden beri gezmeye vakit bulamadığım için görmemiştim yoksa mutlaka ilgimi çekerdi. Ama şimdi evi incelemeyi bırakıp hızlı adımlarla Beyza ile evin kapısından girmiştik.

Koca bahçeye girdiğimizde oldukça kalabalık olduğunu görmüştüm. Kadın erkek karışıktı ancak iki tane kadın bizi karşılamıştı. ''Hoşgeldiniz Ebe Hanım, Hemşire Hanım. Buyrun.'' Kadınlardan biri bize yol göstererek üst kata çıkarmıştı. Odalardan birine girdiğimizde daha kapıdan inlemelerinin sesini duyduğum gebe ile göz göze geldim.

Sanırım benim de hayattaki aşkım buydu. İçeri girer girmez üzerimdeki montumu ve önlüğümü çıkarıp attım. Beyza ile hızlıca kadına yaklaşıp rahat etmesini sağladık. Elimizden geldiği kadar pratik hareket etmeye çalışıyorduk ve canının acısını azaltmaya çabalıyorduk.

Boncuk boncuk terlememe karşılık gömleğimin üzerinden giydiğim kazağı da bir hışımla çıkardım. Oda zaten çok sıcaktı ve odanın içinde bekleyen bir sürü kadınla daha da fena olmuştu.

Beyza kadını sakinleştirmeye çalışırken bende kafası çıkmış olan bebekle ilgileniyordum. Zaten az kalmıştı, inşallah sorun olmadan gelecekti.

Sonunda bebek çıktığında hızla çekip kadınlardan birinin uzattığı çarşafa öylesine sardım. Nefes nefese kalmıştım ama değmişti. Annesinin de çığlıkları son bulmuştu. Bebeği annesinin kucağına yatırdığımda ciğerleri oksijenle buluşmuş olacak ki ağlamaya başlamıştı. Belki de dünyanın en huzurlu seslerinden biri de yeni doğan bebeğin ağlama sesiydi.
Beyza anne ve bebekle ilgilenirken bende bebeğin kordonunu kesmekle plasentasını çıkarmakla uğraşıyordum.

Kadınların verdiği çöp poşetine çıkardıklarımı dolduruyordum.

Kapının açılması ile herkesin gözü oraya dönmüştü. Yatağın önünde bir sürü kadın olduğu için görünmüyordu çok şükür.

Yaşlıca baş örtülü bir kadın gelmişti. Herkes onu gördüğünde susmuşlar kadını izliyordu. Beyza'nın da duruşu değişmişti.

"Bebeğin cinsiyeti nedir?"

Yaşlı kadının sorduğu soruya karşılık devrelerim atmıştı. Şimdi kadına cevap vermek vardı da yaşına hürmeten sustum.

Ancak bebeğin cinsiyetini bilen tek kişi de şuan bendim. Boğazımı temizleyip dikkatleri üzerime çektim. Yaşlı kadının bakışları yüzüme döndü. Muhtemelen beni tanımadığı için süzer bir şekilde baktı.

"Erkek!"

Söylediğim ile yaşlı kadın dahil ortamdaki herkesin yüzü gülmüştü. Sanki cennet bağışlanmışçasına birbirlerine sarılırlarken yaşlı kadın da dışarı çıkıp erkek topluluğuna doğru bağırdı.

"Torunumuz Erkek!"

Aşağıdan gelen haykırma, sevinme sesleri ile gözlerimi devirdim. Hatta bir an silah sesi duyduğuma bile yemin edebilirdim.

Beyza ile bebekle ve kadınla ilgilendikten sonra konaktan çıkmak üzere hazırlandık.

"Bir hafta sonra yine geleceğim tamam mı? Bir sıkıntı, sorun olursa da mutlaka merkezi arayın."

Yeni doğum yapan kadın bana anlayışla başını salladıktan sonra Beyza ile odadan çıkmıştık. Teşekkürler eşliğinde aşağı inince kendimizi kalabalık içinde bulduk.

Yaşlı kadın bana doğru yaklaştı. İyice inceledikten sonra önümde durdu. "Sen! Yeni ebe misin?"

Böyle kadınları hep duymuştum. Dinlediğim konferanslar, şahit olduğum bazı olaylar bu gibi kadınları iyi anlamamı sağlamıştı.

Başımı iyice kaldırıp büyük bir ciddiyetle konuştum. "Evet. Yeni ebeyim."

Kadın elini uzattığında yanında ki genç adam ona büyük bir kutu uzattı. Kadın gözünü kırpmadan kutuyu alıp açtı. İçindeki her ne ise onu alıp kutuyu geri verdi.

Elindeki bir kolyeydi. Gördüğüm kadarı ile oldukça şatafatlı ve altın bir kolyeydi. Kopçasını açıp bana doğru yaklaşınca şaşkınlıkla geri bir adım attım.

"Hanımefendi, bu nedir?"

Herkes ayıplar şekilde bizi incelerken yanımda duran kadınlardan biri bana eğildi. "Ebe Hanım bu ailenin bir hediyesidir. Erkek çocuk doğurttunuz. Ailemizin varislerinden birine ilk siz dokundunuz."

Galiba hayatımda hiç bu kadar şaşıramazdım. Hani erkek çocuk olmasını bile geçtim çocuk doğurttum diye altın mı takılırdı?!

Etrafıma imdat arar gibi bakındığımda Beyza ' yapacağım bir şey yok ' der gibi baktı bana.

Geri çekilip yutkundum. "Hanımefendi hiç gerek yok. Bu benim zaten görevim. İşim bu emin olun ben yaptığım görevin karşılığını alıyorum."

Kadının sinirlendiği her haliyle belliydi. " Ebe Hanım bu sana bizim hediyemizdir. Bu hediye bana verdiğin torunumun yanında az kalır."

Derin bir nefes aldım. Allah'ım bana yardım etsindi buradan kurtulmak istiyordum bir an önce. Bebeği de ben değil Allah vermişti.

"Efendim, size saygısızlık etmek istemiyorum ancak ben bunu kabul edemem. Şuan bunu alsam bile bir daha ki gelişimde bebeği size asıl verene yani annesine vereceğim. Hak eden o. Ben sadece bir aracıyım."

Etraftan yükselen ayıplama seslerine karşılık ne yapacağımı ciddi anlamda şaşırmıştım. Kadın biraz daha ısrar ederse çığlık atacaktım.

Ama beklediğim gibi olmadı. Yaşlı kadın elindeki kolyeyi yanında duran adama geri uzattı.

"Sağolasın Ebe Hanım! Şeref, hanımları evlerine geri götür!"

Kadın resmen trip atarcasına daha suratıma bakmadan yeni doğum yapan gelininin yanına gitti. Etrafta bizi izleyen kalabalık ise dağılmıştı. Ancak hala kadınların ve erkeklerin bir gözü bendeydi.

Beyza sonunda yanıma geldi. "Hadi bir an önce gidelim buradan."

Ona başımla onay verdim. Bizi getiren adamı takip edip kapıdan çıkıyorduk.

Önde Şeref onun arkasında Beyza en arkasında da ben çıkarken üzerimde tuhaf bir şey hissetmiştim. O sırada yanımdan içeri doğru giren iki adam vardı.

Refleksle arkamı döndüğümde en son giren adamında geri dönüp bana baktığını gördüm. Çikolata kahvesi gözleri ile gözlerim birbirine değdiğinde içim ürpermişti. Sanki rüzgar esmişti de tüylerim diken diken olmuştu.

"Lalin hadi!"

Beyza'nın sesi ile tekrar önüme dönüp açık kapıdan içeri arabaya bindim. Oturduğumda hala adamın bana baktığını görüp gözlerimi kaçırmıştım. Garipti. Hem de çok.

Merkez çoktan kapandığı için eve gitmiştik. Yol boyunca da arabada Şeref olduğu için konuşmamıştık Beyza ile.

Binaya girdiğimiz anda Beyza'yı kapıdan içeri daireme soktum. "Zehra'yı çağır sen hemen ben de çay koyuyorum. Hadi çabuk her şeyi anlatacaksın bana."

Beyza onaylayıp Zehra'yı aradı. Bende mutfağa geçip çaydanlığı su doldurup ocağa koydum. Ciddi anlamda yaşadıklarım oldukça garipti. Umuyorum ki hepsinin bir açıklaması vardı.

Çayı demledikten sonra yiyecek bir şeyler ve bardakları hazırlayıp içeri götürdüm. O sırada Zehra da gelmişti.

Kızlarla oturup çayları doldurduktan sonra Beyza'ya baktım. "Evet güzelim. Dinliyorum ben bugün ne tiyatro izledim."

Beyza omuz silkip Zehra'ya döndü "Zehra daha iyi anlatır. Çünkü o da bir Ateş değil mi?"

Zehra göz devirdi. "Ya ya ne demezsin. İstenmeyen Ateş. Her neyse. Anlatıyorum dinliyor musun?"

Hiçbir şey anlamamıştım ama merak da etmiyor değildim. "Bu bölgenin, köyün, kasabanın artık ne dersen kurucularından en eskilerinden sadece Ateş ve Ağırman ailesi var şuan da. Ateş ailesi de oldukça büyük ve köklü bir aile. Gezmeye çıktığımızda göreceksin zaten çarşının yarısından fazlası onların, her dedikleri olur ve herkes onlara saygı duyar. Yazılı bir kural yoktur ama bilinir ki Ateş ailesi ne uygun görürse o olur. Bedri Bey ve Münevver Hanım şuan ailenin başında 5 oğulları ve 2 kızları var."

Beyza " 3 kız diye düzeltti."

Zehra tekrar göz devirdi. "Her neyse işte-"

"Ne ima ediyor Beyza?"

Beyza gözlerini kaçırıp çayını içmeye devam etti. Zehra da beni duymamış gibi konuşmaya devam etti.

"En büyükleri Yıldırım bugün onun karısını doğurttun. Sonra Ali Mirza ve Akif Miran ikizler var. Ardından da Yılmaz ve Çetin geliyor. Kızlar da Zeynep ve Zühre."

Beyza lafını kesti. "Çıkarken içeri giren ikizlerdi."

Demek göz göze geldiğim ikizlerden biriydi.

"Öyle işte güzelim. Yani çok büyütmeni gerektirecek bir şeyler yok ama bilmen iyidir. Çünkü Bedri Bey'in hem gelinleri hem de kardeşlerinin karısı bol bol doğurur."

"Tavşan gibi." Beyza'nın söylediğine gülmeden edememiştim.

"Şş çok ayıp."

"Ha unutmadan, Münevver Hanım sarı saç sevmez. Laf falan sokarsa hazır ol yani." Dedi Zehra.

Yapacak bir şey yoktu.

Bạn đang đọc truyện trên: Truyen247.Pro