Chào các bạn! Vì nhiều lý do từ nay Truyen2U chính thức đổi tên là Truyen247.Pro. Mong các bạn tiếp tục ủng hộ truy cập tên miền mới này nhé! Mãi yêu... ♥

Bölüm 10


Yorum bırakmayı unutmayın..

Sabah erken kalkıp Bahar'ı ve eşini kontrol etmeye gittik. Elbette bu şekilde söylemiyorduk ancak ev ziyareti adı altında Kazım'ın hala baskıya, şiddete devam edip etmediğini test etmeye çalışıyorduk. Şuanlık öyle bir şey görülmüyordu. Kazım'da Zehra'dan ve Yiğit'ten özür dilemişti. Bir anlık öfkeyle kötü davrandığını, aslında korktuğunu dile getirmişti. Maddi durumlarının iki bebeğe yetmeyeceğinden korktuğu için gözünün karardığını dile getirmişti. Elbette bu da bir sorundu. Ancak şiddetle ya da bebeği öldürmekle çözülecek bir sorun değildi. Bunu ona daha ılımlı bir şekilde anlatmaya çalıştık. Devletten gereken yardımı fazlasıyla alacağına ikna ettik. Zaten köylülerde birbirlerine her zaman destekti. Bu durumu daha da arttırmak adına bir çalışma elbette yapacaktık. 

Dünya'nın güzel bir yer olmasını istiyorsak sağlayabildiğimiz en uygun eşitliği sağlamalıydık. En basiti ise vermekti. Dünyanın yarısı açken diğer yarısı kendine aldığı bir çikolatadan en az beş kişiye alma durumuna sahipti. Bir paket bebek bezi alırken durumu olmayan aile için de bir paket almak kişiden hiçbir şey eksiltmezdi. Aksine insanlık katardı, yardım etmenin verdiği o insancıl haz hiçbir şeyle eş değer değildi. Ama bizler insanlığımızı gün geçtikçe kaybediyorduk. Tabi bunları düşünürken insanlar bedavaya yaşasın, zenginler hep yardım etsin demiyordum. Mutlaka herkesin çalışması gerektiğini, yapabildiğinin en iyisini yapması gerektiğini savunuyordum. Okuması, iş beğenmemezlik yapmadan yaşamını devam ettirmek için çalışması gerekirdi. Buna rağmen gereken maddi gelire sahip değilse mutlaka yardım etmek şarttı. Bir gereklilikti. Sonuçta doğuştan şanslı doğmak herkese özgü bir şey değildi. 

Sıradaki hedefim de buydu. Genç kızların ve genç kadınların bilgilenmesinin yanı sıra durumu iyiye gitmeyen ailelere de destek olmak zorundaydık. Gerek para toplayarak gerek insanları yardıma teşvik ederek. 

Zehra ile evden çıktığımızda merkeze doğru yürürken aklıma takılan bir diğer sorunu da Zehra'ya soracaktım. Ancak bunu nasıl yapacaktım bilmiyordum. Sonuç olarak sanane de diyebilirdi. 

''Özel olan şeylere burnumu sokmak pek adetim değildir ama o aileyle ilişkin ne?'' diye pat diye sordum. Sanırım böyle bir şeyi ilk defa yapıyordum. Çok yakın arkadaşım olsa bile insanların özel hayatlarından bana neydi ki?

''Dediğin gibi Lalin. Özel hayat.'' Açıkçası verdiği cevap ile dumur oldum desek yeriydi. Zehra hiçbir zaman sıcak bir kız olmamıştı ama bu kadar sert ve kesin bir cevabı da hak etmiyordum. Bozulmuştum. 

''Haklısın.'' diye mırıldandım. En azından arkadaş olduğumuzu sanıyordum ve her neyse bu konuyu kendi zihnimde de kapatmalıydım.

Sessiz şekilde merkeze geldiğimizde Zehra'yı koridorda bırakarak direkt kendi odama geçtim. Aklımı dağıtmak için bu yardım konusu hakkında bir şeyler hazırlamam gerekiyordu. Zenginden alıp fakire verebilirdik. Çok eski ancak işe yarayan bir taktikti. 

Kendi kendime birkaç araştırma yapıp, gelen birkaç kişiyle ilgilenirken gün sonlanmıştı. Herkesten önce kapımı kilitleyip çıktım. Şuan kimseyle konuşmak istemiyordum. Eve gidip biraz kitap okumak ve sakince uyumak istiyordum. Buna ciddi anlamda fazlasıyla ihtiyacım vardı. 

Kitabımı kapatıp yatak odama giderken kapım çaldı. Kim bu saatte diye söylenerek dürbünden baktım. Zehra gelmişti. Bir şey mi olmuştu acaba?

Kapıyı açtım. ''Bir şey mi oldu?''

Zehra hiçbir şey söylemeden içeriye girdi. Üzerinde pijamaları vardı. Telaşlı gibiydi ancak bir anlam veremiyordum. Salona geçip oturmuştu. İki kolunu dizlerinin üzerine koyup ellerini birleştirmişti.

''Zehra?'' sorarcasına seslendim.

''Ters çıktığımı biliyorum. Ama benimki bir koruma iç güdüsüydü. O aile ilgili bir şey merak etmeni istemiyorum. Sebebini anlayacaksın.''

Karşısına geçip oturdum. Kafam fazlasıyla karışıktı. ''Lütfen biraz daha açık olur musun?''

''Benim annem Zehra. Onun da adı Zehra'ydı. O ailenin en büyük kızıydı. Şuan yaşasaydı 45 yaşında olacaktı büyük ihtimalle ama doğum tarihini bilmediğimiz için emin olamıyorum. Saf, hiçbir şey bilmeyen basit bir köylü kızıydı. Tıpkı diğerleri gibi. Aşık oldu. Babama. Aşık olmak suç değildi ama babama aşık olmak suçtu. Çünkü babam şehirliydi. Vatani görevini yerine getiren bir askerdi ancak  İzmir'de zengin bir ailenin çocuğuydu. Ne kültürü ne de hayat felsefesi annemin ailesine uymuyordu.'' Zehra derin bir nefes aldı. Sesi titriyordu.

''Babam da ona aşık oldu. İkisi de aşklarının imkansızlığından uzak gizli gizli buluşuyor, kalplerinin sesini dinliyordu.'' Bu hikayenin nasıl biteceğini gerçekten duymak istemiyordum.

''Ama yakalandılar. Annemin babası onları buluştukları yerde bastı ve annemi çıldırmış gibi dövdü. Dövmüş yani. Ahlaksız diyerek evden atmışlar, beş parasız üstündeki kıyafetleri bile yırtarak sokağa atmışlar. Ama babam aşkına sahip çıkmış. Babam ailesinin annemi kabul edeceğine adı kadar emindi ve öyle oldu da. Kabul ettiler, annemi sevdiler. İkisine güzel bir düğün yaptılar. Annemin bir tarafı buruktu çünkü ailesini geride bırakmıştı. Babasını ve ona destek çıkmayan annesini affedemese de onları özlüyordu. Babaannem, dedem ve babam asla ona ailesinin yokluğunu hissettirmiyordu.'' Zehra minnetle gülümsedi. Bazılarını kendi yaşamış gibi anlatıyordu bazılarını da geçmiş zaman kipiyle.

''Sonra ben olmuşum. Aşkımızın kanıtıydın diye yazmış annem günlüğüne her okuduğumda yazdığı o cümleyi öpüyorum.'' durup derin bir nefes aldı. Benim de içim acımıştı. ''Evladı olunca annem daha duygusallaşmıştı. Anneliği tadınca kendi annesinin de onu affedeceğini düşünmüş geri dönüp özür dilemek istemiş. O evden orospu damgası yiyerek kovulmuş olsa bile barışacaklarını ummuş.'' Zehra ağlamaya başlamıştı. Suratında bir değişim olmasa da göz yaşları gözünden birer birer dökülüyordu.

''Kucağında benimle yanında babamla evine geri döndüğünde tabi ki de güzel karşılayan olmamıştı onu. Ama onlar bu kadarını beklemiyorlardı. Çünkü-'' burnunu çekti. ''Çünkü annemin amcası olacak o adam annemin alnına silahını dayamış. Neden annemin amcası diye soracak olursan gözü varmış annemde kendi oğluna alacakmış. Abisi de kendi kızına sinirli diye fırsatı kollamış ve onlar af için geldiklerinde kendi hakkı olmayan bir şekilde annemin alnına silah dayamış. Annemin babası her ne kadar affetmeyecek olsa da gözlerinin önünde kızının öldürülmesine dayanamayacağından mı bilmem engel olmaya çalışmış ancak o silah patlamış. Annem orada kucağında ben varken ölmüş. Sonra babam delirdi Lalin. Babam aklını kaybetti orada annemin ölü bedeniyle göz göze geldiğinde ne ben kaldım ne başkası. Babaannem ve dedem ikimizi almaya geldi hatta üçümüzü çünkü annemin cenazesini onlara bırakmak istememişler, layık bile görmemişler. İyi de yapmışlar. Annemi yaşatmak için de Zehra adını eklemişler bana. Bende onu kullanıyorum.''

Ne diyeceğimi bilemiyordum. Kelimeler o kadar anlamsızdı ki şuanda. Gencecik bir kadının bütün umutlarını sömürmek, onu ortadan kaldırmak, çözümü ölümde bulmak çok zavallıca bir davranıştı. Göz yaşlarımı tutamadım.

''Zehra ben çok üzgünüm.'' 

Başını kaldırıp yaşlı gözlerle bana baktı. ''Bende üzgünüm ama bunları sana bana üzül diye anlatmıyorum. Bunlardan ders çıkar Lalin.'' Gözlerini sildi. ''Annemin annesi ve babası benimle konuşmak barışmak isteseler de kabul etmiyorum. Sırf onlara yaptıkları hatayı hatırlatmak için burada burunlarının dibindeyim. Dayılarımla ve teyzelerimle görüşüyorum çünkü onların bir suçu yok, onlar da gözlerinin önlerinde ablalarını kaybettiler. Ama annesinin ve babasının hiçbir affı yok onlar annemi öldürmeseler de bile bile ölüme sürüklediler.''

''Baban, peki?''

Yüzünde hüzünlü bir gülümseme belirdi. ''İzmir'de bir klinikte kalıyor. Sık sık görmeye gidiyorum ama artık beni hiç hatırlamıyor.''

İçim o kadar yanmıştı ki. Küçük bir bebeğe bunu yapmaya kimsenin hakkı yoktu. Zehra'nın annesi hata yapmamıştı ama hadi yaptı diyelim çocuklar hata yapar anne babalar affederdi. Ne amcanın ne babanın ne de bir başkasının katil olmaya, can almaya hakkı yoktu. Ama böyleydi işte. Dünyanın her yerinde bu böyleydi. Herkes işine gelmeyen bir şey olduğunda gücünün yettiği kadınlara ve çocuklara tepki gösteriyordu. 

''Burası böyle Lalin. Babaannem bana hep anlatır, annemin günlüğünü hep okurum ki acım taze kalsın. Benim annem masum bir kadındı onu benden acımadan aldılar, ne ben ona doydum ne de o bana.'' 

Her gün daha kötü ne olabilir ki diye uyanıyordum. Ama oluyordu işte. Kadınlara ve çocuklara çektirmediklerini bırakmıyorlardı. 

"Üzgünüm. Yani biliyorum söylenecek hiçbir şey olanları düzeltmez. Küçük bir kız çocuğunun annesiz ve babasız büyüdüğü gerçeğini değiştirmez. Ancak umudu kaybetmemeliyiz Zehra. Çalışmalıyız. 1 kişi 1 kişi bile kurtarsak bu ne kadar büyük bir şey biliyorsun."

Zehra başını öne eğdi. "Biliyorum. Biliyorum ancak ben sadece burada durarak, yaşayarak onlara daha fazla vicdan azabı yaşatabiliyorum. Gücüm yok, savaşamıyorum."

Zehra'nın yanına geçerek elini sımsıkı tuttum. "Biz eğer birlik olursak bunu başarabiliriz. Bu tabuları yıkabiliriz. Sadece kadınlar veya çocuklar için değil erkekler için de. Bu cehaleti ortadan kaldırabiliriz."

Zehra dönüp birden boynuma sarılınca ne yapacağımı şaşırdım. Bende aynı şekilde kollarımı ona doladım. Zehra ağır bir çocukluk ve gençlik geçirmişti ve Zehra gibi binlercesi vardı. Ancak bunu ortadan kaldıracak güç bizde vardı. Yavaş yavaş bitecekti inanıyordum. Zehra geri çekilip göz yaşlarını sildi.

"Böyle bir ajitasyon yapmak istemezdim ama" duraksadı ve ağlamaktan kırmızı olmuş gözleri ile bana baktı.

"Ama ne?" Diye sorguladım.

"Dikkatli ol Lalin. Aşık olmak her zaman iyi sonuçlar doğurmayabiliyor." Anlamayan gözlerle ona baktım. Tam ağzımı açmış soracaktım ki lafı ağzıma tıkadı. "Neyse artık öğrendiğine göre ben gideyim. Beyza evde tek korkar."

Başımı olumlu anlamda salladım ve onu yolcu ettim.

Hayat zor değildi, Dünya güzel bir yerdi. Hayatı zorlaştıran, dünyanın güzelliğinden alan biz insanlardık. İnsanların elinin değdiği şey güzelleşmiyordu.



Bạn đang đọc truyện trên: Truyen247.Pro