"Sana Aşığım..."
Dün ki muhteşem ötesi yorumlarınız için erkenden bölüm attım sizi inanılmaz seviyorum. Motivemi arttırıyorsunuz.
Sınır +125 ❤
"Şu hayatta nedenini öğrenince bir daha neden kelimesini kullanmayacağım bir şeyler var."
Aselin yer şeye rağmen güçlü olmaya çalışarak gittikten iki yıl sonra bir haftalığına dönen Barış ile konuşuyordu. Delicesine öfkeliydi onu ilk gördüğü yerde öldürme planları yapıyordu ancak mantıklı olmanın faydası vardı. Barış'ın ciddi problemleri olabilirdi belki de ve bunu paylaşmaktan çekinebilirdi. Ama eğer Aselin ona ılımlı yaklaşırsa, kendi kırgınlıklarını görmezden gelip Barış odaklı düşünürse her şeyin hallolacağını düşünüyordu. Öfke ile kalkan zararla otururdu çünkü.
"Sana verebileceğim herhangi bir neden yok Aselin. Gitmek istedim ve gittim bunu neden bu kadar büyütüyorsun?"
Aselin şu yüzüne çıkmaya çalışan öfkesini bastırmak adına gözlerini açıp kapadı. Derin derin nefes aldı.
"Pekala o zaman neden anneme babama ve bana veda etmeden gitmek istedin Barış? Beni geçtim annem ve babamın sende hiç mi yeri yok."
Barış oflayarak oturduğu koltuktan kalktı. "Bırak da bunun hesabını annen ve baban sorsun. Senlik bir şey olduğunu sanmıyorum."
Cümlesini söyledikten sonra kapıyı çarpıp çıkmıştı.
Aselin biraz şok biraz öfke biraz da kırıklık ile oturduğu yere yapıştı. Yapabileceği hiçbir şey yoktu. Barış ılımlı bir yaklaşımı değil sonsuz öfkeyi hak ediyordu.
"Ben çok üzgünüm Barış, böyle olsun istemedim hiçbir zaman biliyorsun."
Barış telefonda olmanın verdiği rahatlıkla karşısındakinin onun yüz ifadesini göremeyeceğini bildiği için oflayarak çöktü koltuğuna.
"Biliyorum Şebnem. Hiçbir şeyin seninle alakası yok."
Söylediklerine kendi de inanmıyordu Barış ama tamamen bu sebepleri de Şebnem'e yükleyemezdi.
"Lütfen gidip onunla konuş çok geç olabilir yarın. Evlenme planları yapıyorlar diyorsun."
Barış da tam olarak böyle düşünüyordu. Tamam Selin ile aralarında buzlar erimişti ama eriyen buzlar bir türlü romantik bir boyuta geçmiyordu. Hatta Güney ile ciddi bile düşünür olmuşlardı.
"Her neyse beni boşver. Siz nasılsınız?"
Karşısından yalan bir cevap geleceğini bile bile sormuştu. "İyiyiz sen bizi merak etme."
Konuşma burada son bulmuştu.
Barış telefonu kapattığında feci derece de bir ikilem içindeydi. Gidip artık Aselin ile konuşması gerekiyordu ama olası tepkileri onu korkutmuyor değildi.
Korkunun ecele faydası yoktu eğer korkmaya devam ederse Aselin'in düğün de şahit olacaktı.
Verdiği radikal kararla hızla odasından çıktı. Karşı odanın kapısını açıp girmek hiç bu kadar zor olmamıştı. Ama yapmalıydı artık.
Kapıyı çalmadan içeri girdi. "Konuşabilir miyiz?"
Masasında oturan Aselin gelen Barış ile ayağa kalkmıştı. Birden odasına girmesini beklemiyordu.
"Evet."
Barış bunun birden söylenmeyecek bir şey olduğunu fark etti. Tamam ani bir karar vermişti ama bu da hemen söylenmezdi yani. Şirkette bir oda köşesinde.
"Akşam yemekte."
"Ee şey akşam Güney ile birlikteyiz."
"Acil Aselin. İptal et lütfen."
"Barış ben-"
"Rica ediyorum acil olmasa istemem. "
Selin anlayışla başını salladı. "Pekala."
"Teşekkür ederim. Bir iki saat sonra aşağıda buluşuruz."
Barış odasına girip hemen güzel bir yerde yer ayırtmış hatta direk restoranı kapattırmıştı. Herhangi bir rezillik çıkmasına karşın baş başa olmaları onlar için daha iyi olacaktı.
Evet son kararıydı Selin evlenmeden bunu engellemeliydi. Gerçekleri bir bir anlatacaktı. Selin'in onu görmezden gelecek kadar kalpsiz olduğunu sanmıyordu. Bir zamanlar ona karşı çok kötü davranmış olabilirdi ama hepsi onun iyiliği içindi .
Dayanamam diye düşündü Aselin evlenirse buna dayanamam.
Onu sonsuza kadar kaybedemem.
Akşam olduğunda sabırsızlanmaya başlıyordu. Birazdan yemeğe gidecekler, yemek yiyecekler ve Aselin her şeyin bir kısmını bilecekti.
Restorana geldiklerinde menüyü vermek için garsonu çağırdı Barış. Yol boyunca sessizlerdi ve hala o sessizlik sürüyordu.
Selin baktığı menüyü sertçe kapattı. "Meraktan ölürken yemek seçemem Barış. Önce konuşalım."
Barış gelen garsona kendisi ve Selin için yemek söyleyip gönderdi.
"Önce bir şeyler yemeliyiz senin kan şekerinin düşmesini istemiyorum."
Aselin şöyle bir çevresine bakındı. "Of neler oluyor? Etrafta da kimse yok sende gizemli gizemli konuşuyorsun."
Barış hafif bir kahkaha attı. "Belki baş başa kalmak istediğim için etrafta kimse yoktur."
Aselin sessiz kalmıştı. Ne diyebilirdi ki?
Yemekler gelince ikisi de zorla bir şeyler yedi.
Selin çatalı sertçe masaya bıraktı. "Kan şekerim düşmeyecek ya da yükselmeyecek kadar tokum şuan evet seni dinliyorum."
Barış elindekileri masaya bıraktı. Peçete ile ağzını temizledi. Olabildiği kadar oyalanıyordu. Sandalyesini biraz geri çekip kendine alan açtı.
Cümlelerine nasıl başlayacağını bilmiyordu.
İçinden geldiği gibi konuşacaktı. "Senin doğduğun gün çekilmiş bir fotoğraf var ya hani. Benim boynumda papyon, babamın ellerinde tepsi tepsi baklava sen doğdun diye. Gelinim doğdu diye aldığı. Sonra annemden ve senin ailenden gizli gizli bize baskı yapması evlenin diye. Ama bizim hiçbir zaman ciddiye almayıp arkadaş kalmaya çalışmamız. Ve kalmamız da en azından bir süre."
Selin bu cümlelerin ardından neyin geleceğini kestiremiyordu. Barış şimdi durduk yere neden bu konulara giriş yapmıştı ki?
"Evet Barış."
Barış önündeki bardaktan bir yudum su içti.
" Ben buradan gittikten iki üç yıl sonra bir şey fark ettim Aselin."
Sessiz kalması ile Aselin biraz korka korka sordu. "Nedir o ?"
"Benim seninle hiçbir zaman arkadaş kalmadığımı. Sakın yanlış anlama seninle birlikte iken bunun böyle olduğunu anlamamıştım. İkimizi arkadaş sanıyordum. Bana göre sana aşık olmak bir erkek arkadaşıma aşık olmaktan farksızdı. Ama buradan gidince daha iyi idrak ettim. Sen benim hiçbir zaman arkadaşım olamamıştın. Senin yokluğun annemin babamın veya en yakın arkadaşım dediğim Selim in yokluğuna benzemiyordu. Çok özlüyordum ama gelemiyordum. Bunun açıklaması yok Aselin. Görmek istediğin birini görememek işte bunun açıklaması yok.
Geçen gün sordun ya hani benimle neden evlenmek istiyorsun aşık mısın diye.. Evet aşığım Aselin. Bunu yirmi yaşımda falan fark etmiş olsam bile sana doğduğum, doğduğun günden beri aşığım. Ve senin gözlerimin önünde Güney ile evlenmene izin veremem."
Barış söyleyeceklerini söylemenin rahatlığı ile derin bir oh çekti. Yıllardır beklediği an hiç hesapta yokken bugün gelivermişti. Sonunda içindeki sonsuz, uçsuz bucaksız aşkı Aselin ile bal suratı ile paylaşabilmişti. Sanki şimdi daha da alevlenmişti duyguları. Sanki Aselin bilince daha çok artmıştı aşkı.
Keşke Aselin güzel bir tepki verseydi de kollarının arasına alıp doyana kadar sarılsaydı.
Aselin duyduklarını sindirmeye çalışıyordu. Demin Barış ona uzun uzun bir aşk itirafında mı bulunmuştu? Rüyada mıyım diye masanın altından kendini cimciklemişti bile. Ah rüya falan değildi Barış karşısında rahat özgür bir ifade ile ona bakıyordu. Açıkçası çok cevap bekler gibi bir hali yoktu.
Sadece içindekini dökebilen bir insan rahatlığındaydı.
Onunla göz göze gelmemeye çalıştı. "Bu çok saçma."
Barış kaşlarını çattı. "Sana aşık olmamam duygularımı küçümseyebileceğin anlamına gelmiyor."
Hızla ayağa kalkıp kapıya yönelmişti. Her şeyi bekleyebilirdi ama duygularının küçümsenmesi saçma denmesi bunu kaldırmazdı.
Selin aceleyle Barış'ın arkasından gidip onu durdurdu. Önüne geçip yüzüne baktı. "Senin duygularını küçümsemedim saçma dediğim o değildi. Saçma olan bunu 20 yaşında fark eden adamın otuz yaşında gelip bunu söylemesi. Hem de hayatımda ciddi düşünebileceğim biri varken. Sence de saçma değil mi Barış?"
Barış biraz rahatlama ile Selin'in iki elini avuçları arasına aldı. "Saçma ama bunu on sene bekletmemin mantıklı bir açıklaması var şuan anlatamasam bile var."
Selin hızla ellerini çekip başını iki yana salladı. "Hayır yok. Kimseye aşık olmadım bu duyguyu bilmiyorum ama bildiğim bir şey var ki hiçbir mantıklı sebep seni aşkından on sene ayrı koyamaz. Ve hala daha bu sebebi söyleyemeyeceğinden bahsediyorsun. Ne yapmamı bekliyorsun?"
"Anlatacağım. Benimle evlen her şeyi anlatacağım."
Aselin buruk bir kahkaha attı. "Barış içindekileri döktün rahatladın. Acımasız olmaktan korkuyordum ama korkmuyorum artık çünkü benimle dalga geçercesine konuşuyorsun. Sebeplerini merak etmiyorum bana aşkını da merak etmiyorum. Seninle evlenmeyeceğim. Şimdi geçmişe biraz saygın varsa önümden çekil bırak mutlu olayım."
Barış bu kadar kolay olmayacağını tabiki de biliyordu. Selin'in sözleri bir hançer olup kalbine saplansa bile vazgeçmeyecekti.
"Kiminle mutlu olacaksın Güney ile mi ?"
"Bu seni ilgilendirmez. Duygu ve düşüncelerine saygı duyuyorum ama hepsi bu kadar. Paylaştığın için teşekkür ederim."
Barış başka çare bulamamıştı.
Aselin'in önünde tek dizinin üzerine eğildi. İki elini tutup alnını onlara yasladı. "Anlatacağım yemin ederim anlatacağım. Ama evlen benimle, benim ol bana söz ver. Belki bana aşık değilsin belki beni hiç sevmeyeceksin belki buna bencillik diyeceksin ama olmaz Aselin dayanamam başkası ile evlenmene."
Aselin ne yapacağını bilemez halde
donup kalmıştı. Bu kadar büyük bir şey beklemiyordu işte.
Eğilmesi, yalvarırcasına konuşması...
Yavaşça o da eğildi. "Barış bana bak."
Barış ona itaat edip başını kaldırdı derin derin o aşık olduğu gözlere mıhladı kendini. "Ben Güney ile evlenmiyorum önce bir sakin ol. Ama evlensem bile bu başka bir mesele. Ben sana romantik bir şey hissetmiyorum. Yanında seni sevmeyen bir kadının mı olmasını istiyorsun."
Barış başını iki yana salladı. "Peki ona karşı?"
Aselin başını kaldırıp medet umarcasına havaya baktı. "Beni zorlama."
Barış ayağa kalktı ardından da Aselin. "Biliyor musun bir gün karım olacaksın hem de bana aşık bir kadın."
Barış son cümlesini de söyledikten sonra dışarı çıktı. Çıkarken söylediği cümleyle. "Gel seni eve bırakayım."
Selin eve gittiğin de kalbinde ki derin sızı ile baş başa kaldı. Gecenin başından beri tuttuğu göz yaşları damla damla akıyordu gözlerinden. Mutlu mu mutsuz mu olması gerektiğini bilmiyordu. Kafası en az kalbi kadar karışıktı.
Bu gece söylediği her şey yalandı belki de. Ama söylediği tek doğru bir şey vardı vardı. Onunla evlenemeyeceği söylediği tek gerçekti.
Bunu hiçbir şekilde yapamazdı. Barış'ın sakladığı şeyler varsa Aselin'in de vardı.
7 yıl önce
"Uyumasana Aylin. Of canım sıkılıyor. Hem sana bir şey anlatacağım. Ben sanırım birine aşığım ama çok mutsuz ve umutsuzum ."
Aylin'den ses gelmeyince oturduğu makyaj masasından kalkıp yatağa yanına gitti. Çoktan uyumuştu.
"Of Aylin of. Kırk yılın başı sende kalıyorum uyuyorsun."
Sıkıntı ile Aylin'in çekmecelerini karıştırdı.
Tarak, makyaj malzemeleri... Fotoğraf albümü ve bir defter.
Defter....
Defterin ilk sayfasını merakına yenilip açtı.
"Aylin'in İç Dünyası."
Yazısını okuyunca gerisin geri hızla kapattı. En yakın arkadaşının günlüğünü okuyacak değildi herhalde.
Bu kadar aşağılık olamazdı.
Ama sonra yavaş yavaş şeytan dürtmeye başladı.
Eli yavaşça deftere gitti.
Sayfalarını karıştırmaya başladı.
Bu yaptığı belki de çok adiceydi ama nolcaktı ki Aylin nereden bilecekti.
Bir gözü Aylin de rastgele bir sayfa açtı.
"Bugün onu gördüm. Üç aydır İstanbul'a gelse bile denk gelemiyorduk. O kadar yakışıklıydı ki ... Canımı yakacak kadar. Ona olan sonsuz sevgimi ne o görecekti ne başkası. Ben Barış için her zaman görünmez Selin'in arkadaşı kalacağım."
Selin okuduğu satırlara inanamıyordu. Bu- bu satırların anlattığı şeyin doğru olmamasını diledi Aselin. Yalvardı Allah'a. Tekrar tekrar okudu ama gerçekti işte.
En yakın arkadaşı Barış'a aşıktı.
Hızla bütün sayfalara göz gezdirdi. Belki bir vazgeçiş belki yanlış anlama vardı duygularında. Dün yazdığı sayfayı okudu.
"Selin'i görmeyece gittiğim de odasının önünden geçtim bugün. Keşke dedim keşke burada olsa da o kokusunu duyabilsem keşke."
Selin beyninden vurulmuştu işte. Hala aşıktı hala Aylin Barış'a aşıktı.
Selin'in aklı o güne gitmişti. Yirmi bir yaşındayken yanlışlıkla Aylin'in günlüğünü okuduğu o güne.
Bir insan en sevdiği arkadaşının aşık olduğu adamla evlenemezdi.
Bạn đang đọc truyện trên: Truyen247.Pro