"Benimle evleneceksin.."
Geciktim üzgünüm çok çok, bir daha gecikir miyim bilmiyorum. Hepinizi öpüyorum 😘 oy sınırı +90
''Hayatımın en güzel günlerinden birini yaşattığın için teşekkür ederim. Biri diyorum çünkü diğer güzel günlerimin de seninle olacağına inanıyorum.''
İstemsizce Selin'in yüzünde tatlı bir tebessüm belirmişti. Hangi kadın sevmezdi ki ona güzel sözler söyleyip gururunu okşayan adamı.. Ki Güney de bunu tam anlamı ile gerek hareketleri gerek sözleri ile gösteriyordu. Ve niyetini de belli etmekten asla kaçınmıyordu.
Düşündükten sonra mesajına cevap vermeme kararı aldı. Verse ne diyecekti ki..
Kendi kendine oflayarak bir köşeye çöktü. Bu aralar olması gerekenden daha çok her şeyi düşünür olmuştu. Kendi kendini dolduruyor, oflaya puflaya sonuca varmaya çalışıyordu. Ama bazen neyin sonucuna varması gerektiğini bile unutuyordu. Belki de Barış'ın onu bu kadar etkilememesi gerekirdi ama elinde değildi. İstediği zaman gelmiş istediği zaman gitmiş onun duygularını aklını karıştırıyordu. Kendini gözüne ışık tutulmuş kedi gibi hissediyordu. Hele ki yaptığı teklifi hatırladıkça kızmak yerine daha çok durgunlaşıyordu. Çünkü bunun sebebini bilmeliydi. Neden bu teklifle gelmişti. Gerçekten yıllar önce verilen bir sözü bu kadar önemsemiş miydi?
Başka bir anlama çekmek istemiyordu çünkü o anlam olmamalıydı. Gerçek olmayacak kadar uzak bir şeydi Selin'e göre. Hem olsa bile Selin'den karşılık bulamazdı. Selin bunu yapamazdı.
Olabilir miydi?
Barış gerçekten ona karşı bir şeyler hissediyor olabilir miydi?
Selin başını iki yana salladı düşüncelerini yok etmek istercesine. Böyle bir şeyi düşünmesi bile hataydı. Çünkü Barış'tan çok emindi. O teklifin sebebi tamamen verilmiş söz ve hisseleri birleştirmek olmalıydı. En azından şuan Selin öyle düşünüyordu.
Ertesi gün bütün enerjisini toplayarak kendini şirkette buldu. Çok boşlamıştı tekrar ve tekrar çalışması gerekecekti. Zaten bu öğleden sonra yine Güney ile toplantıları vardı. Sonuca bağlanması gereken bir iş vardı. Toplantıya Barış girecek mi bilmiyordu ama girmemesi daha iyi olacaktı. Zaten dünden beri de görmemişti onu.
Selin toplantı saatine kadar odasında yapılacaklar üzerinde çalışırken bir yandan da rahat olmak için üzerini düzeltiyordu. Ceketini ve ayakkabılarını çıkarmış. Gömleğinin üzerinden de bir kaç düğmeyi açmıştı. Eteğinin kemerini gevşettikten sonra saçlarını öylesine toplayarak işlerine odaklandı. Aradan geçen saatlerin ardından kapısının tıklatılması ile gözünü önündeki kağıtlardan almadan ses verdi.
"Gel."
Bu saatlerde gelenin asistanından başka kimse olmayacağını bildiği için üzerini düzeltme ihtiyacı hissetmedi.
Kapıyı açılıp içeriye girdi gelen.
Selin muhtemelen asistanım diye düşünüp hiç bakmadan konuştu. "Herkes geldi mi ? Babam ve amcam ?"
Duyduğu kalın öksürme sesi ile kaşlarını çattı. Asistanı erkek gibi öksürüyor olamazdı değil mi?
Başını kaldırıp gelene baktı. Tüm ihtişamı ile Güney karşısında duruyordu. Giydiği lacivert takım geniş omuzlarını gizleyememişti. Adeta bir herkül gibi karşısında duruyordu. "Baban ve amcan geldi mi bilemem ama ben çoktan geldim onların da gelmiş olmasını umuyorum."
Selin gülümseyerek ayağa kalktı. Ve kalkar kalkmaz bir kaç saat önce büründüğü hali anımsayarak kıpkırmızı oldu. İyice dağılmış olmalıydı. Hemen ayakkabılarını giymeye çalışırken bir yandan gömleğini düğmelerini iliklemeye çalışıyordu.
Onun bu haline içten içe gülümseyen Güney bir yandan Selin'i utandırmamak için gülümsemesini gizlemeye çalışıyordu.
Selin toparlandığından emin olduktan sonra gülümsedi. "Şey.. Çalışırken biraz fazla dağıtırım da."
Güney anlayışla başını salladı. "Yani bende öyleyim. Anlıyorum."
"Keşke gelmeden önce haber verseydin bi kahve içerdik."
"Haber verseydim bu Selin'i göremezdim değil mi ? Seni her halinle tanımak istiyorum."
Selin yine utangaç bir kız çocuğu gibi kızarmıştı. Böyle zamanlarda ne diyeceğini hiç bilemiyordu. "Öhöm yani şey bilmem..."
Güney, Selin'in şapşal haline gülmekten kendini yine alamamıştı. "Tamam ben toplantı odasına geçiyorum, toplantıdan önce sana bir merhaba demek istemiştim. Sende gelirsin."
Selin masanın üzerinde hazır olan dosyaları alıp saçını da açtıktan sonra Güney'e katıldı. "Yo bende seninle gelirim bizimkilerde gelmiştir zaten."
Birlikte gülerek odadan çıkarlarken aynı anda karşı odasında ki kapıda açılmıştı. Barış'ta kendi odasından çıkıyordu. Selin ve Güney'in aksine onun yüzünde durgun bir ifade vardı. Sebebi az çok belliydi.
İkisi Barış'a bakarken Barış Selin'e hiç bakmadan Güney'e hafif bir baş selamı verip önden asansöre yürüdü. Selin elbette Barış'tan böyle bir tepki bekliyordu. İkisi Barış'ın arkasından asansöre bindi. Sonsuzluk gibi geçen zamanın ardından sonunda inmişlerdi. Barış yine hızlı adımlarla onlardan önce salona girerek kapıyı arkasından kapattı. Güney Barış'ın bu yaptıklarına anlam veremez halde Selin'e baktığında Selin sadece tebessüm etmekle yetindi. Ne diyecekti ki ?
Onlarda salona girdiklerinde toplantı başlamıştı. Çünkü zaten çoktan babaları gelmişti. Toplantı boyunca konuşma Emre, Savaş, Güney ve Selin arasında geçmişti. Barış tek kelime etmemiş Selin'in ona bakmasına rağmen onunla hiç göz göze gelmemişti.
"O zaman haftaya bir kokteyl veriyoruz basına tanıtıyoruz ve start veriyoruz." Diyerek son noktayı koydu Selin. Bu tarz işler ondan sorulurdu. Ne kadar çok basın yaptıkları işlerden haberdar olursa o kadar iyiydi.
Toplantının başından beri sessiz olan oğlunu canlandırmak için Savaş oğluna döndü. "Sana da uyar değil mi oğlum? Senin de orada olmanı isterim."
Bunun cevabını Selin'de merak ediyordu.
Barış ayaklandı. "Ben bu gece İtalya'ya gidiyorum. Ne zaman dönerim belli değil. Size iyi toplantılar ve eğlenceler."
Kimsenin bir şey demesine izin vermeden odadan çıkmıştı.
Selin yine içine dolan öfke ile elinde tuttuğu kalemi sıktı hırsla. Barış'ın kalbini kırdığını düşünüp pişmanlık çekmişti dün gece ama şimdi iyiki yapmışım diye düşündü. Barış buydu ve değişmiyordu. Değişmeyecekti. Yine kafasına estiğinde gidiyordu. Kalemin kırıldığını çat sesini duyduktan sonra fark etti.
Güney burada olmaması gerektiğini anlamışçasına iyi günler dileyerek odadan çıktı.
Oda da üçü arasında süren sessizliği Savaş bozdu.
"Selin bak-"
Selin bu saygısızlığı ilk defa yapıyordu ama yapmak zorundaymış gibi hissetti. Elini kaldırarak Savaş'ı susturdu.
"Barış'ın arkasından açıklama yapmak zorunda değilsin amca. Herkesin kendi özgür hayatı. Ben bunu kabulleneli çok oldu. Ama sizden ricam artık Barış'a iyi davran ona şans ver gibi cümleler kurmayın. Tamam mı?"
Selin'de son sözlerini söyledikten sonra babasını ve amcasını oda da yalnız bırakarak, Güney'in şirketten çıkmamış olmasını ümit edip hızla aşağı indi. Aslında arayıp gitme ya da beni bekle demek daha kolaydı ancak Selin şuan ayaklarındaki yüksek topuklulara meydan okuyarak koşmak istiyordu. Koşup Güney'e yetişmek istiyordu. Ona değer veriyordu ve Güney'in de ona değer verdiğini hissediyordu. Şuan onun yanında olmak belki de en doğru karardı. Barış'a olan öfkesinden dolayı onu ikinci plana atıp yalnız bırakacak değildi.
Toplantıdan sonra şirketten çıkacağını bildiği için asistanına çantasını getirtmişti. O yüzden odasından alacak hiçbir şeyi yoktu.
Çıkışa ulaştığında açık kapıdan Güney'in siyah mercedesini görmüştü. Muhtemelen Güney içindeydi ve az sonra hareket edecekti. Hızlı adımlarla ilerleyip hareket etmek üzere olan arabasının muavin kapısını açtı. Güney onu fark edince arabayı durdurmuştu. Selin hiçbir şey söylemeden arabaya binip Güney'e baktı, Güney de ona.
''Biraz önce karşılaştığın sahne için üzgünüm.''
Güney Selin'i beklemiyordu ama gelmesi onu mutlu etmişti. ''Asıl ben orada olduğum için üzgünüm. Ailevi bir şeydi.''
Selin hiçbir şey söylemeden tebessüm etti. Güney'de daha başka bir soru sormamıştı. Başka biri olsa muhtemelen meraklı sorularıyla sıkardı. Ama Güney öyle yapmayacak kadar anlayışlı bir adamdı.
''Aç mısın yoksa?'' Güney'in sorusuna Selin içtenlikle ''Açım.'' diyerek cevap verdi.
Bu da yetmişti.
Günler geçmiş kokteyl günü gelip çatmıştı. Tabi geçen günler boyunca Güney ve Selin'in birbirine olan saygısı artmış, daha fazla görüşür olmuşlardı.
''Toz pembe de çok güzel ama beyaz tenli olduğun için soluk duruyor. Kırmızı bence en iyisi. ''
Selin aynanın önünde bir o yana bir bu yana dönüp üzerinde ki elbiseyi inceliyordu. ''Öyle mi dersin?''
Aylin Selin'in yatağına atlayıp elindeki elmadan bir ısırık aldı. ''Öyle derim. Hem seninki, neydi adı ımmm. Güney! O da bayılacak buna.''
Selin yine utanmıştı. İlk defa ciddi bir şey yaşamasından mı kaynaklanıyordu yoksa Güney'in kişiliğinden mi bilmiyordu ama utanıyordu işte. Üzerindeki elbiseyi çıkarıp askısına astı. Makyajını ve saçını yapacak sonra giyecekti. Böyle günlerde saçını makyajını kendi yapardı çünkü malum kuaförlere güvenilmezdi. ''Sen neden gelmiyorsun, gelsene tanışırsınız Güney ile.''
Aylin Barış gitseydi giderdi muhtemelen ama madem o yoktu gitmesine de gerek yoktu. Oturup işleri ile ilgilenirdi daha iyiydi. Selin'in yanında olmak isterdi ama onun yanında zaten Güney vardı. ''İşlerim var kuzum gelemem. Ha bu arada konuyu değiştirmeye çalıştığını anlamadım sanma.''
Selin aynadan, arkasında oturan Aylin'e dil çıkardı. Saçını ve makyajını tamamladıktan sonra elbisesini giydi. Gerçekten yakışmıştı. Anne ve babası önden gitmişti onu Güney alacaktı. Aylin'i de gönderdikten sonra evde oyalanmaya başladı Güney'i beklerken.
Bir kaç dakikaya kapı çalmıştı. Yavaş adımlarla çantasını alarak kapıyı açtı. Karşısında gördüğü kişi ile şaşırmıştı. Barış tam takım karşısında hazır bekliyordu.
''Ne işin var burada?'' Cümlesini kurar kurmaz çalan telefonu ile ne yapacağını şaşırmış Barış'a bakar halde eli telefonuna gidiyordu.
Barış gözleri ile telefonu işaret etti. ''Aç, belki önemlidir.''
Selin itaat edercesine telefonu eline aldı. Arayan Güney'di.
''Efendim?''
''Canım, kuru temizleme de takımım da bir sorun çıkmış gecikeceğim. Şoför geliyor seni almaya. Orada buluşuruz olur mu?''
Selin duydukları ile Barış'a ok gibi dik bakışlarını yolladı. O sorunun sebebini biliyordu. ''Şoföre gerek yok ben kendim gelirim.'' Telefonu kapattıktan sonra Barış içeri girip salondaki koltuğa yayıldı. Hareketleri rahattı ancak üzerindeki gerginliği herkes uzaktan bile fark edebilirdi.
''Barış ne yaptığını sanıyorsun?''
Barış omuz silkti. ''Seni almaya geldim kokteyl için.''
Selin elindeki çantayı sertçe yere fırlattı. ''Saçmalık! İtalya'ya gittin sen git orada kal gelme!''
Barış duyduğu şeyleri duymazdan geldi.
''İtalya'ya gittim ama senin yüzünden değil sana kızgın olduğum için değil. Önemli işlerim vardı. Ama oradayken düşündüm ki artık sana kızarak senden uzaklaşmayacağım. Bana ne yaparsan yap senden ayrı durmayacağım. Benimle evleneceksin başka şansın olmayacak Asel Saraç. ''
18 Yıl önce
Aselin ona küstahça kafa tutmaya çalışan kıza tepeden baktı kendini beğenmiş bir ifadeyle. ''Asıl sen zavallı bir eziksin canım.''
Kollarını kavuşturdu. ''Durduk yere kıskançlığından gelip bana sataşıyorsun.''
Küçük kız Aselin'in kendini beğenmiş tavırları karşısında bozulsa da takılmadan üstünlük sağlamaya çalıştı. ''Çirkin ördek yavrusunun tekisin. Sınıfın en yakışıklı çocuğu benim kalem kutuma not yazıp bıraktı hıııh.'' Saçlarını şöyle bir savurdu.
''Konuşup senin seviyene düşmeyeceğim. Prensesliğimi senin aptal kıskançlığın yüzünden bozamam.'' Aselin'in cevabı karşısında kız dut yemiş bülbül olmuştu. Küçük kız omuzunda hissettiği baskı ile arkasına döndü.
Barış'ı görünce daha da korkmuştu. Aselin eğer onu Barış'a şikayet ederse Barış onu bütün okula rezil ederdi.
''Sorun mu var?'' diye sordu.
Aselin bir kıza bir Barış'a bakarak başını iki yana salladı. ''Hayır Barış yok.''
Kız bu boşluktan yararlanarak kaçmıştı.
Barış Aselin'in yanına gelerek elini omzuna attı. ''Ne söyledi sana bal surat?''
Aselin omuz silkti. ''Hiç, mühim bir şey değil.''
''Asel!''
Aselin o kızın söylediklerini Barış'a söylemek istemiyordu ancak şuan başka şansı yoktu. ''Çirkin olduğumu kimsenin benimle evlenmeyeceğini söyledi. Ayrıca sınıfın en yakışıklı çocuğu ona not bırakmış. Hah sanki benim umrumda! Hem o çocuk yakışıklı falan değil.''
Barış ufak bir sırıtışla Asel'in yanağından makas aldı. ''Sende sınıfın değil okulun en yakışıklısı ile evlenirsin bal surat.''
Aselin ve Barış aynı dönem olmasına rağmen ayrı sınıftalardı. Daha az ortalık karıştırmaları içindi bu.
Aselin, Barış'ın neyi kastettiğini anlamıştı ama gıcıklığına alık alık Barış'a bakmayı sürdürdü. ''Okulun en yakışıklısı kim Barış?''
''Ah bal surat tabiki ben. Eğer seni kimse almazsa otuzuna kadar ben alırım.''
Aselin muzurluk yapmak için dil çıkardı. ''Hiçte bile beni otuzuma kadar alırlar. Hem sen benim arkadaşımsın.''
''Evde kalma diye sana iyilik yapıyorum bal surat. Hatta gel anlaşma yapalım.''
Birlikte sınıfa girip kağıt kalem çıkardılar.
''Kural bir iki taraf otuzuna kadar bekarsa evlenecekler.''
Yazdılar.
''Kural iki bu kural kırılmayacak.''
Yazdılar.
''Kural üç bu kağıt yırtılmayacak.''
Bạn đang đọc truyện trên: Truyen247.Pro