''Bana İnanmak Zorundasın...''
Aselin yaşadıkları ve hissettiklerini içine atmaktan dolup taşmıştı. Bazen utanıyordu bu halinden. İnsanların bin bir türlü ağır dertleri vardı ama onun yediği önünde yemediği ardında yanında ailesi varken ufacık şeyleri kafasına takıyordu. Ama takmadan da edemiyordu. Şuan önünde Güney ve Aylin olmasa evlenir miydim Barış ile diye düşündü. Evlenir miydi?
Barış'a ben kimseye aşık olmadım aşık değilim derken ciddi miydi?
Aşk neydi ki?
Otuz yaşına merdiven dayamış bir kadın aşkı ve hissetirdiklerini bilmez miydi? Bilemezdi işte yıllardır kendisini fanusa kapatmış bir kadın bilemezdi. Bazen her şeyi bırakıp Barış gibi yok olmak istiyordu, gitmek istiyordu. Ama o yapamazdı. Annesini ve babasını görmezden gelemezdi.
''Ne düşünüyorsun prenses?''
Yatağında kıvrılmış boş boş duvarı izlerken odaya annesinin geldiğini fark etmemişti. Dönüp annesine baktı.
Saçlarına düşen beyazları asla gizleme çabasına girmemişti. Yüzünde tek bir müdahale yoktu ama hala bebek gibiydi. Annesi yaşlansa bile adeta yıllanmış bir şarap gibi daha da güzelleşiyordu. Annesini en son ne zaman bu kadar dikkatli incelediğini düşündü. Herhalde baya uzun süre olmuştu.
Doğrulup yatakta yer açtı. ''Gel annecim, pazar miskinliği yapıyorum.''
Esra kızının yanına geçip sırtını yatak başlığına yasladı onun gibi. Annesi yatağa yerleşince de Aselin başını annesinin koynuna yasladı.
''Hmm pazar miskinliği mi pazar düşüncesi mi?''
Aselin hep annesinin onu anlamasından nefret ediyordu. Tabi lafın gelişi nefret ediyordu.
''Bir kez de senden bir şeyler saklamama izin versen?''
Esra gülümsedi. ''Öyle bir şeye ben izin versem annelik duygularım izin vermez kızım. Anne olunca anlarsın. Gerçi ben senin yaşındayken sen beş altı yaşındaydın.'' İnceden inceden laf sokmuştu kızına Esra.
Aselin annesinin nüktesini anlayıp görmeyeceğini bildiği için rahat rahat göz devirdi. ''Git önüne gelen ilk adamdan bebek yap diyorsun yani.''
Esra hafifçe kızının sarıldığı sırtına vurdu. ''Edepsiz! Anne ile öyle konuşulmaz. Evlen de bebek görelim diyorum. Yeter bence.''
Aselin derin bir nefes çekti. ''Kimle evleneyim anne? Buldun da yok mu dedik.''
Esra kızının ona istediği kozu vermesiyle gülümsedi sinsice. ''E Güney ile evleniver yavrum. Onun da sende gözü var.''
Aselin diklenip annesinin gözüne baktı. Alaylı bir ifade ile. ''Çekirdekte getireyim anne direk evlendirme programlarına bağladın, onunda sende gözü varmış mış.''
''Haklıyım ama belli ciddi düşünüyor. Babanın benim dibimizden ayrılmıyor, seni yalnız bırakmıyor.''
''Peki ben?''
''Ne sen?''
''Yani ben seviyor muyum sevmiyor muyum bir anlamı yok mu senin için? Direk evlen gitsin diyorsun.''
Esra boğazını hafif bir öksürük ile temizledi. ''Sen Güney'i sevmiyor musun?''
Aselin gözlerini kaçırdı annesinden. Bir yandan da elleriyle oynuyordu. ''Bilmiyorum. Evlenmek farklı bir şey. Onu evlenecek kadar sevdiğimi sanmıyorum.''
Esra hafiften korkmaya başlamıştı. Ama sıradaki soruyu da kızına sorması gerekiyordu. ''Peki... peki evlenecek kadar sevdiğin başka biri var mı?''
Var mıydı? Başını tereddütle iki yana salladı. ''Ha-hayır yok.''
Esra inanmaz bir ifade ile kızına baktı. ''Emin misin? Mimiklerin pek öyle söylemiyor.''
Aselin yataktan kalkarak pijamalarını çıkarmaya başladı. ''Öyleyse de bir önemi yok anne. Hayatımızda her zaman istediklerimiz gerçekleşmeyebiliyor değil mi?''
Üstüne rahat bir şeyler giydikten sonra odadan çıkacakken annesinin sesiyle durdu. ''Peki o kişi sana aşık mı? Seninle evlenmek istiyor mu?''
Aselin'in arkası annesine dönüktü. İlan-ı aşk aldığı güne döndü. Yüzünde elinde olmadan bir gülümseme belirdi. Barış'a inanmıştı, yani söylediklerinde samimi ve gerçekçi olduğunu biliyordu. Ama işte..
''Evet.'' diyerek cevapladı annesini. Aselin aşağı inerken Esra ise olduğu yerde kara kara düşünüyordu.
İstemiyordu... Kızıyla Barış'ın hiçbir şekilde bir şey yaşamasını istemiyordu. Ama onun elinde olmadan olaylar gerçekleşiyordu işte.
Kızı üzülecekti ve Esra göz göre göre bunun için hiçbir şey yapamayacaktı.
''Durduk yere yine neden gidiyor? ''
''Hmm peki.''
Aselin aşağı indiğinde babasını telefonla konuşurken görmüştü. Kapattıktan sonra sordu
''Kim nereye gidiyor baba?''
Emre telefonu cebine koydu. Tereddütle kızına baktı yine sinirlenmesini istemiyordu. ''Barış'ın acil İtalya'ya gitmesi gerekti üç günlüğüne.''
Selin düşündü. Daha geçen gün ilanı aşk eden adam yine hiçbir şey söylemeden gidiyordu. Hayır bari insan gidiyorum falan derdi.
Ama bu sefer Selin oluruna bırakmayacaktı. ''Uçağı kaça? ''
''İki saat sonra.''
Aselin başını salladı ''Tamam.''
Hızla daha bir şey söylemeden yukarı çıktı. Bir büyük el çantası bulup para kimlik pasaport her şeyi tıkıştırdı. Gerekli olabilecek temel şeyleri de koyduktan sonra evden çıktı. Bu sefer kaçışı tek başına olmayacaktı Barış'ın.
Orada ne halt yediğini bilecekti.
Hızla havaalanına gidip Barış'ın uçağında kendine zar zor yer bulup binmişti. Koskoca uçakta umarım denk gelmeyiz diye düşünüyordu.Uçaktan indikten sonra gözleri Barış'ı aramıştı. Onu bir arabaya binerken görüp hemen bir taksiye binip takip ettirdi.
Bulacaktı sonunda. Barış'ın gitme nedenini gözleri ile görecekti. Kalbi deli gibi çarpıyordu. Göreceği sahneden memnun olacak mıydı olmayacak mıydı bilmiyordu ama yaklaşmıştı işte sonunda.
Barış arabadan iner inmez bir binaya girmişti. Selin'de hızla onun açık bıraktığı kapı kapanmadan içeri süzülmüştü. Barış'ın girdiği dairenin kapısına hızla vurdu. İşte kendini gösterme ve her şeyi görme vakti gelmişti.
Kapıyı sarışın genç bir kadın açınca Aselin'in kapıya bir daha vurmak üzere kalkan eli havada kalmıştı. Karşısında sarışın mavi gözlü taş gibi bir kadın duruyordu. Kadın Aselin'i görünce önce şaşırmış sonra tatlı bir tebessümle karşılamıştı.
Genç kadın elini uzattı. ''Merhaba ben Şebnem, sende Asel olmalısın.''
Aselin şaşkınlık, kızgınlık, öfke karışımı bir duygu ile bir kadının eline bir de kadının yüzüne bakıyordu. Hayatında daha önce bu kadını görmediğine emindi. Onu nereden tanıyordu peki?
Barış Şebnem denilen kadının yanında belirmişti. Karşısında Aselin'i görünce en az o da onun kadar şaşkınlık içinde karşısındaki sevdiği kadına bakıyordu.
Şebnem eli havada kalınca elini geri çekip Barış'a döndü. ''Asel'in geleceğini neden söylemedin.Hazırlıksız yakalandım tanışmak için. '' Sonra doğal bir tebessümle tekrar Aselin'e döndü.
''İçeri gelsene. Kapıda kaldın.''
Aselin kurulmuş bebek gibi Şebnem'e itaat ederek içeri girdi. Küçük bir evdi. Gördüğü eski yeşil bir çift kişilik koltuğa çöktü.
''Benim hastaneye gitmem lazım siz konuşun. Akşam gelince daha iyi tanışırız.
Şebnem daha hiçbir şey söylemeden evden çıkmıştı.
Barış karşısında Aselin'i görmeyi hiç mi hiç beklemiyordu. Kendine daha dikkatli olmadığı için lanetler okudu. Direk buraya değilde başka bir yere gitseydi her şey mahvolacaktı. Belkide Asel'i kazanamadan kaybedecekti.
''Yıllardır gittin geldin gittin geldin. Bu sefer de ben seni ziyaret edeyim dedim. Pek memnun olmuşa benzemiyorsun.''
Barış Aselin'in yanına oturdu. ''Hayır hayır saçmalama sadece şaşırdım söyleseydin birlikte gelirdik.''
Aselin histerik bir kahkaha attı. ''Daha buraya geleceğini söylemiyorsun bir de birlikte mi gelecektik.'' Birden yüzüne ciddi bir ifade hakim oldu. ''Bu söylediğine kendin inanıyor musun Barış?''
Koltuğa daha da yayılarak kollarını koltuğun başına yerleştirdi. ''Evet dinliyorum. O sarı kadın kim? Sen neden direk buraya geldin? Neden arada sırada yine buraya geliyorsun ve en önemlisi neden daha dün ilanı aşk ettiğin kadına haber verme tenezzülünde bulunmadın? Beni böyle mi ikna edeceğini sanıyorsun?''
Barış her ne kadar bu soruların bir kısmına cevap veremeyecek olsa da Aselin'in merakından buraya kadar gelmesi ve Barış'tan onu resmen ikna etmesini istemesi onu mutlu etmişti. Dili başka davranışları başka söylüyordu. Barış biliyordu işte! Aselin sadece gurur ve şu biz kardeşiz zırvaları yüzünden böyle davranıyordu. Ama o ikna olmak istesin Barış onu ederdi.
''Haber veremediğim için üzgünüm haklısın ilk sana söylemem gerekirdi. Şebnem benim burada tanıştığım yakın bir arkadaşım arada geldiğim de onda kalıyorum kendi evimi kapattığım için. Neden geldiğim konusuna gelirsek ufak tefek işler işte. Arada gelmem gerekecek. Tabi istersen bundan sonra birlikte geliriz.''
Aselin hızla ayağa kalktı. ''Bunlara inanmıyorum. Yalan.. Bana yalan söyleme. Şebnem benim ailemden sakladığım sevgilim dersen gidip ailene yetiştirmem, ama sadece doğruyu söyle.''
Barış sinirle kaşlarını çattı. ''Ne saçmalıyorsun. Şebnem sevgilim falan değil arkadaşım. Sana yalan söylemiyorum.''
Aselin'in elinden tutup onu yanına oturttu. ''Ve tek gerçek sensin tamam mı? Sana aşığım, seninle evlenip aile olmak istiyorum. Sana kalbimi vermek istiyorum. Sen neden benim açığımı arıyorsun?''
Aselin gözlerine hücum eden yaşlarının akmasına izin vermeden konuştu. ''Bir şeyler var, gizliyorsun söylemiyorsun benim canım yanıyor.''
''Evlen benimle sana şeffaf olayım.''
"Nasıl büyük bir şey yaptın ki beni kendine bağlamak için illa evlenelim sonra her şeyi anlatırım diyorsun? Gerizekalı değilim Barış amacını anlayabiliyorum."
Elbette anlarsın salak değilsin diye düşündü Barış. Ama keşke bunu hemen anlamasa diye düşündü.
"Gidersen Canım yanar neden anlamıyorsun başka şansım yok. Artık sensizliğe dayanacak tek bir günüm yok yok! Kahretsin ki yok!"
"Çözüm bu değil. Benim elimi kolumu bağlıyorsun. "
Barış dokunmayı en sevdiği şeyleri Asel'in ellerini avuçları arasına aldı. "Korkuyorum bunu anlaman bu kadar zor mu?"
"Bana açık olman bu kadar zor mu?"
Barış artık yalan söylemek zorunda hissediyordu kendini her ne kadar Aselin'e açık olma sözü verse de...
"Şebnem ile İstanbul da tanıştık tamam. Birlikte buraya geldik. Herhangi bir sebebi yok. Tamamıyla gençlik heyecanı. Beni yanlış anlamanızdan korktum özellikle senin. Şebnem ile aramda bir şey olduğunu düşünürsün diye korktum. Ama yok hatta seni tanıyor. Seni ne kadar sevdiğimi biliyor."
Saçlarını usulca okşamaya başladı tek eliyle.. ''Bana inanmak zorundasın.''
Bạn đang đọc truyện trên: Truyen247.Pro