BİR ADIM ÖTE AŞK CEREN💞SEYHAN 37. BÖLÜM
Bugün kuzenimin 40. Günü. Bölümü Okuyan Canlar Ada Yeşilova Ruhuna Fatiha Okursanız Sevinirim
Part 11
At gezisinden sonra Ceren, odasına çekildi. Papatya tarlasında yaşadığı o anda kalmış gibiydi ve çıkmak da hiç istemiyordu.
Aslında sevdiceğiyle benzer anları daha önce de yaşamıştı. Mesela nişanlarında, el ele tutuşmuşlar, romantik denilebilecek bir dans etmişlerdi. En son aile yemeğinde de çok yakın oturmuşlar ve o günün gecesinde göz göze bolca keyifli sohbet etmişlerdi. Fakat bugünkü yakınlıkları çok farklıydı. İlk defa o kadar duyguyu bir arada ve oldukça yoğun yaşamıştı. Ve o an sevdiği erkeğin onu öpmesini kalbinin en derinliklerinden dilemişti.
Onun için oldukça özel olan bu anı, tek bir şeyle paylaşabilirdi. Hülyalı bakışlarla çekmecesinden günlüğünü çıkardı ve kalbini aralayıp o andan bu yana hissettiği tüm duygularını kâğıda döktü. Yazdığı her kelimede bu duygularının karşılık bulması için dua etti.
Hayat onun için tek bir noktada durmuş olsa da ailesini ihmal etmedi. Onlarla akşam yemeğinde bir araya geldi. Hayaller içinde geçirdiği günün sonunda da şükürler ederek ve dualarının kabul olmasını dileyerek uyumaya geçti.
Ertesi sabah yoğun kuş sesleriyle gözlerini güne açtı. Açık olan penceresinden hafif esen rüzgarla iyice gerindi. Derin nefes alarak dışarıdan içeriye yayılan mis gibi çiçek kokularını içine çekti ve enerjik şekilde yataktan kalktı. Çok değişik hisler içinde olan aşık kalbi kıpır kıpırdı. Yatağını hızla toparlarken beraber uyuduğu günlüğünü gördü. Seyhan ile karşılaştığı ilk andan itibaren ona olan hislerini bu defterle paylaşıyordu. Sevdiceğine sarılırcasına günlüğüne aşkla sarıldı, sonra hemen çekmecesine kaldırdı. Bugün çok yoğun geçecekti. Sevdiceğini ancak akşam nişanda görebilecekti. Gaziantep'e gitmeden önce onu bir anlık da olsa görebilmeyi içten içe diledi. Kitaplığının bir köşesini süsleyen menekşe çiçeğinin bakımını yaptıktan sonra duş almak için banyoya geçti.
Ilık bir duşun ardından bugün olacak olan Oğuz'un nişanı için hazırlıklara başladı. Küçük bir el bavulunun içine nişanda giyeceği ayakkabılarını, portföy çantasını, takılarını, ihtiyacı olacak kadar bakım ürünlerini, pijama takımını ve ne olur ne olmaz bir yedek giysiyle beraber babalar günü için hazırladığı büyük paketi kattı. Orada bir gece kalacakları için duş almaya ihtiyacı olacaktı. Temiz bir bornoz takımı da almayı ihmal etmedi.
Saçlarını kuruttuktan sonra aşağı indi. Arka bahçeye kurulan kahvaltı masasına geldiğinde, Melek tarafından kolundan hafifçe çekilip masaya oturtuldu. Şaşkınca ne olduğunu anlamaya çalışırken azarlanmayı beklemiyordu.
"Nerede kaldın?"
"Hayırdır ablacığım?"
"Unuttum mu papatyam? Birazdan beni hastaneye götürmen gerekiyor. Bugün doktor randevum var. Kolumu kontrol edecek. Belki şu saçma alçıdan kurtulurum. Akşam nişana daha rahat şekilde katılırım."
"Bu harika bir haber."
"Eee! Ne duruyorsun hadi acele et bir an önce yap şu kahvaltını. Geç kalmayalım." Diyerek Melek onun önüne doğru kahvaltılıkları ittirdi. Kuzeninin alışkın olduğu bu deli dolu hallerine sevgiyle gülümsedi.
"Sen yaptın mı kahvaltını?"
"Heyecandan bir şey yiyemedim ki."
"Hadi sen de gel ablacığım. Her şey harika ve iştah açıcı görünüyor. Mm... Börek de çok güzel kokuyor. Hadi otur benimle çay içersin yanında da Canan teyzenin yaptığı mis gibi su böreğinden de bir parça yersin."
"Hadi seni kırmayım canım." Ceren'in anlatımıyla karnı guruldayan Melek, hatır için oturuyor gibi yaparak önündeki tabağı böreklerle doldurdu.
*_*
Kahvaltının hemen sonrasında gittikleri doktordan Melek alçısız döndü. Doktor kolunu çok yormamasını özellikle belirtmişti. Ve destek amaçlı bir süre kol askısı takması karşılığında, onun kolundaki alçıyı çıkarmıştı. Melek hâlâ istediği gibi rahat oynatamasa da alçının çıkmasına çok sevinmişti.
Eve geçer geçmez duş aldıktan sonra Ceren ve Pelin'in yardımıyla küçük bir çantaya eşyalarını hazırladı. Birazdan yola çıkacaklardı. Oğuz, aile üyelerinin bakımları, saçları ve makyajları için özel bir güzellik bakım şirketi ile anlaşmıştı. Erken bir vakitte Antep'te olmaları gerekiyordu. Hazırlıkları tamamlanınca, ellerinde çantalarıyla hep birlikte aşağı indiler. Arabalar hazırlanmış, yola çıkmak için yolcularını bekliyordu.
Ceren, eşyalarını babasının arabasına yerleştirirken annesi onu hemen durdurdu.
"Kızım sen bizimle gelmeyeceksin."
"Mahir amcamlarla mı gideceğim?"
"Hayır, nişanlın seni almaya geliyor. Varmak üzeredir. Eşyalarını istersen bizim arabada bırakabilirsin, istersen yanına da alabilirsin. Seçim senin."
Koruyucu kılıfın içinde askısıyla tuttuğu elbisesini kastederek, "Yok ben yanıma alırım anneciğim." dedi. Annesi valizi tekrar yere bırakırken Seyhan'ın, arabayla çiftliğe giriş yaptığını gördüler.
Bu sabah uyanır uyanmaz tüm duygu yoğunluğuyla dilediği dilek misliyle yerine gelmişti. Sevdiceğini sadece görmekle kalmamış, onunla araba yolculuğu da yapacağını öğrenmişti. Bu oldukça heyecan vericiydi. "Teşekkür ederim Allah'ım." Diye içten içe şükretti. Hissettiği sevinçle gözleri parlarken annesinin onu izlediğinden habersizdi.
Kızının içten bir mutlulukla parlayan gözlerini gören Aliye Hanım, onun ömrü boyunca bu kadar içten mutlu olmasını diledi.
Aliye Hanım, içten bir samimiyetle Seyhan'ı karşıladı. "Hoş geldin oğlum." Onu bir damattan daha çok bir oğul gibi benimsiyordu.
Annesinin hemen ardından Ceren de "Hoş geldin." dedi. Yüreği yine kıpır kıpırdı. İçinde mutluluk biraz da heyecan vardı. Bu da sesine neşe olarak yansıdı.
"Hoş buldum." diye karşılık verdi onlara Seyhan. Sonra uzanıp Aliye Hanım'ın elini saygıyla öptü.
"Hazırlıkların tamam mı oğlum?"
Aliye Hanım'ın ne demek istediğini anlayan Seyhan, gülümsedi. "Evet, Aliye Anne. Her şey hazır."
"Hadi o halde, selametle yola çıkalım, selametle varalım. Bir şeye ihtiyacınız olursa beni ya da Kadir babanızı arayabilirsiniz. Allah'a emanet olun."
"Âmin, siz de." Kayınvalidesi bineceği arabaya doğru hareketlenince, O da nişanlısının mini bavulunu eline aldı. Önce, genç kızın binmesi için kapıyı açtı. Sonra da onun bavulunu ve elbisesini arabanın bagajına düzgünce yerleştirdi. Eline bir çanta alıp şoför koltuğuna geçti. Ceren emniyet kemerini takmış, onu bekliyordu. Elindeki çantanın içinden küçük şişe hafif soğuk bir su ve bir ilaç kutusu çıkardı.
"Aliye anne yola çıkmadan önce mide ilacı alman gerektiğini söyledi."
Ceren'in elini tutup onun avucuna bir tane hap bıraktı. Genç kız hem şaşkın hem de anlamlandıramadığı bir bakışla ona bakmış, ardından ilacı hemen içmişti.
"Nedenini anlamadım ama kutuyu sana vermemem konusunda ısrar etti."
Nezaketle teşekkür eden genç kız, durumu anlamıştı. Amcasını karşıladıkları gün aşırı doz mide ilacı almaktan zehirlenmişti. Anlaşılan annesi, bunun yine tekrarlanmasından korkuyordu. O güne dair anıları canlandığında, hafifçe titredi. O korkunç günde tek iyi olan şey, Seyhan ile karşılaşmalarıydı. Sonrasında katil kılıklı adamlar peşine takılmış, buldukları her fırsatta onu tehdit etmişlerdi. Zihninde film şeridi gibi akan bu korkunç anıları, yok edebilmek için gözlerini yumdu. Yanağına hafifçe dokunan elle kendine geldi. Korku dolu, solgun bakışlarını, sevdiği erkeğin gözlerine kaldırdığında, onun endişeli bakışlarıyla karşılaştı.
"Bir sorun mu var?"
Sevdiceğinin sorusuna cevaben başını iki yana salladı. Sonra da bu durumu ilk konuştukları konuya bağladı.
"Bu ilaçla pek iyi anılarım olmadığı bir anda aklıma geldi. Kutunun sende kalması annemin rahat etmesi açısından iyi olur. Yine farkında olmadan fazla doz alarak zehirlenmemden korkuyor."
Seyhan anladım anlamında başını salladı. "Yolda miden bulanırsa lütfen söyle. Hava alman için kenarda bir yerde durabiliriz. Ayrıca bu çantanın içinde gerekli olabilecek eşyalar da var. Boş poşetler, tuzlu kraker gibi... Arzu edersen araba termosunda soğuk su ve soğuk içecekler de var. Bunların dışında kahve ve çay için sıcak su termosumuz da var."
"Teşekkür ederim. Benim için bu kadar hazırlık yapmana gerek yoktu."
Genç kızın bu kibarca sözlerine karşılık, gülümseyerek göz kırptı. "Sanırım bu teşekkürü en çok annelerimiz hak ediyor. Organizasyon konusunda bayağı iyi olduklarını söyleyebilirim."
İkisi de asıl iyi organizasyonu babaannelerinin yaptıklarını bilmeden gülümseyerek yola çıktılar.
Tüm arabalar aynı hızda arka arkaya konvoy halinde ilerliyorlardı. Seyhan'ın araba sürüşü oldukça yumuşak ve iyiydi. Hızlı ilerlemelerine rağmen hiçbir sarsıntı hissetmediği için çok şükür ki Ceren'in midesi de rahattı. Havadan sudan başlayıp çocukluklarına kadar ilerleyen gayet neşeli sohbetle, birbirlerini daha iyi tanıma fırsatı buluyorlardı. Varmalarına yakın baş dönmeleri ve mide bulantıları başlamıştı. Nişanlısının ona verdiği çantadan ne olur ne olmaz poşet çıkardı. Klima ile soğutulan arabanın camını hafifçe indirip yüzünü rüzgara verdi. Sevdiceği onun durumunu hemen fark etmişti.
"Durmamı ister misin?"
Bu soru ona ilaç gibi gelmişti. "Çok iyi olur."
Araba müsait bir kenara yavaşça yanaşıp durduğunda, hemen kendini dışarı attı. Derin derin nefesler alarak mide aktivitesini sakinleştirmeye çalışıyordu. Buna ilaveten yüzüne biraz su çarpsa iyi olacaktı. Anında bu dileği gerçekleşmiş, sevdiceği elinde su şişesiyle yanına gelmişti.
Konvoydan çıktıklarını fark eden Ender abisi ve Mahir amcası da onlarla birlikte durmuşlardı.
Abisi yanlarına gelerek endişeyle hemen ona doğru atıldı. "Neden durdunuz cimcime, iyi misin?"
O an amcası da arabasından inmiş, Seyhan'ın göz odağının dışında biraz geriden aynı endişeyle onları izliyordu. Ender bu durumun farkına vardığında, Seyhan'a içten içe öfkelendi. Zaten ondan hoşlanmıyordu. Amcasını bu duruma düşürdüğü için ona daha da diş biledi.
"Midem bulandı biraz. Hava almam için durduk. Bunun dışında iyiyim abi. Siz beklemeyin devam edin. Ben yüzüme su serpeceğim bulantım geçer birazdan. Sonrasında biz de arkanızdan geliriz."
"Tamam güzelim. İlacını içtin mi sen?"
"Evet abiciğim, yola çıkmadan önce içtim."
"Çocukların tuzlu krakerinden vereyim sana. Mideni bastırır biraz."
Arabasına doğru hareketlenen abisini durdurdu.
"Sağ ol abi. Arabada her şey var tuzlu kraker, leblebi, bitki çayı..."
Abisi, bu kadarını beklemiyor gibi, kaşlarını kaldırarak kinayeyle sözünü kesti.
"Enişte bey çok düşünceli, bayağı hazırlıklı gelmiş."
"Evet, sağ olsun."
"Başka bir şeye ihtiyacınız olursa beni arayın olur mu tatlım?"
"Tamam abiciğim."
İyi yolculuklar dilerken Ender'in dili kibarca konuşsa da gözlerinde, karşısındaki genç adamdan hoşlanmadığını belli eden soğuk bir bakış vardı. Seyhan'ın bakışları da farklı değildi. Birbirlerinin yakasına her an yapışacakmış gibi izlenimleri vardı. Ceren'in endişeli bakışlarından durumu kavrayan Mahir, Ender'in koluna girdi ve arabaya doğru onu hafifçe çekti.
"Hadi gel yeğenim. Bak her şey yolunda görünüyor. Bir şey olursa bizi ararlar."
"Tamam amca."
Onların arabalarına doğru yönelmesiyle Seyhan, elindeki su şişesinin kapağını açtı ve Ceren'in avuçlarına çok az su döktü. Genç kız, bu şekilde suyu yüzüne birkaç kez çarptıktan sonra daha iyi hissediyordu. Halihazırda yanlarında olan selpak ile onun yüzünü yavaşça kurulayan nişanlısının gözlerine baktı. Onun kara gözlerindeki bakışlar yumuşak ve ilgi doluydu lakin aradığı aşk yoktu. Dostane tavırla bunu yaptığını görebiliyordu. Ve bir gün gözlerine aşkla bakmasını içten içe diliyordu. Duyguları açığa çıkmadan hareketlenerek arabaya bindi. Tekrar yola çıkmadan önce Seyhan, içmesi için papatya ve nane karışımı bir bitki çayı hazırladı. Ona minnettarlıkla gülümseyerek teşekkür etti. Sevdiceğinin bu ince düşünceli davranışları, onu oldukça mutlu ediyordu. Yolun geri kalanı rahat ve huzurlu şekilde geçti.
Nihayet Gaziantep'e vardıklarında direkt Oğuz'un evine geçtiler. Selamlaşma faslının hemen ardından Ceren, elini yüzünü yıkamaya misafir banyosuna geçti. Oldukça geniş ve ferah olan banyoya kahve ve krem tonları hakimdi. Ayrıca misafirlerin tüm ihtiyaçlarına yönelik ürünler mevcuttu.
Banyodan çıktığında ilk iş olarak annesini bulmayı amaçlıyordu. Fakat evin holü o kadar kalabalıktı ki, ne tarafa gideceğini bilemedi. Kalabalığın aralarında yaptığı konuşmalardan kuaförlerin üst katta olduğunu öğrendi ve sağ tarafında kalan merdivenlere doğru yöneldi.
Yukarı çıkmak için ilk basamağa adımını attığında, Ceyda'nın "Ceren! Ben de seni arıyordum." diye coşkuyla seslenmesiyle durdu ve gülümseyerek arkasını döndü.
Arkadaşı ona sımsıkı sarılmıştı. "Çok özledim seni." Ceren de aynı özlemle arkadaşına sarıldı. "Ben de seni çok özledim canım. Nasıl gidiyor?"
Merdivenlerden çıkarlarken Ceyda kendisiyle ilgili durumu kısaca özetledi.
"İlk iki gün biraz sıkılsam da akşamları abimle vakit geçirmek çok iyi geliyordu. Bugün ise çok hareketli geçiyor. Nişan için çok heyecanlıyım. Sende durumlar nasıl? Melek ablamdan duyduğum kadarıyla Seyhan abiyle gelmişsiniz."
Manidar şekilde sırıtan arkadaşının koluna girdi. "Hadi gel annemleri bulalım."
Arkadaşı onu koluyla hafifçe dürtükledi. "Konuyu değiştirdiğini fark etmedim sanma."
"Değiştirmedim canımcığım, erteledim. Nişan sonrası çiftlikte daha rahat konuşuruz."
"Ama ben o kadar sabredemem ki."
Tek sabredemeyenin Ceyda olmadığını, üst katta Pelin yengesi ve Melek ablası ile karşılaştığında anladı. Bu kez ikisi onu sakin bir köşeye çekip yolculuk ile ilgili sorgulamışlardı. Ceyda da merakla onları izliyordu.
"Yolculuk fena değildi. Havadan sudan konuştuk ve biraz da çocukluğumuzdan bahsettik. Arada midem bulanınca durduk, bu kadar."
Neyse ki, Oğuz gelmiş, tüm dikkatleri üzerine çekmişti. Ailenin gençlerinin, güzellik ve bakım ile ilgili hazırlıkları için nişanın olacağı otele geçmeleri gerektiği bilgisini onlara vermişti. Ceren, kızların sorgularından uzaklaşmak adına, bu fırsattan hemen yaralandı.
"Otele geçmeden annemi bulayım kızlar."
Kendini magazincilerden kaçan ünlüler gibi hissediyordu. Olanı zaten olduğu gibi anlatmıştı. İşin doğrusu daha başka ne duymak istediklerini bilmiyordu.
Hızla geçtiği odalardan birinde annesi ve yengelerini bir arada buldu. Hallerinden memnun çoktan hazırlığa başlamışlardı. Annesine otelde hazırlanacaklarına dair kısa bir bildirim verdikten sonra aşağı inmek için merdivenlere doğru ilerledi. Merdivenlerin başında Pelin'i tek başına gördü.
"Yengeciğim sen gelmiyor musun?"
"Duru ile Doruk öğle uykusundalar canım. Onlar uyanana kadar burada kalsam iyi olur. Sonra geliriz biz. Oğuz üst kattaki odalardan birini de bakım için ayarlayabileceklerini söyledi. Belki burada hazırlanma fırsatım olur, bilemiyorum. Ama nişan sonrası kalmak için otele geleceğiz mecburen."
"Anladım yengeciğim. O halde duruma göre haberleşiriz. Kolay gelsin sana. Melek ablamın hazırlanmasıyla ilgili aklın kalmasın. Ben ve Ceyda ona yardımcı oluruz."
"Tamam canım. Teşekkür ederim."
Merdivenlerden inerken aynı zamanda da aşağı kata şöyle bir baktı. Evi inceleme fırsatı pek olmamıştı ama Oğuz'un yeni taşındığı bu ev, ailesine ait kocaman tripleks villa tarzı bir evdi. Bildiği kadarıyla anne ve baba tarafından olan çok yakın akrabalar o kadar kalabalıktı ki, bu kocaman evin yatılı misafir kapasitesi, ancak aile büyüklerini sığabilecek kadardı. Bundan dolayı gençlerin konaklaması için otelde yer ayırtılmıştı. Bakımları da orada yapılacaktı.
Bahçeye geçtiğinde nişanlısını telefonla konuşurken gördü. Onu hayranlıkla izlerken birkaç ay önce dinlenme tesislerindeki benzer görüntü gözlerinin önüne geldi. O zaman da onu telefonla konuşurken izlemiş, yüreğinde ilk aşk kıpırtıları peyda olmuştu. O andan bu ana çok şey yaşansa da şu an sevdiceğiyle bir arada olduğu için çok şanslı hissediyordu.
Nişanlısı, onun orada olduğunu fark eder fark etmez konuşmasını sonlandırmış, hafifçe ona gülümsemişti. Ceyda, Melek, Cem ve Cenk ikizler de onu bekliyorlardı. Otele hep birlikte geçeceklerdi. Seyhan'ın arabasının olduğu yere ilerlediler. Kızların tatlı gülümsemelerinin altındaki imayı sadece o anlayabiliyordu. O da aynı gülümsemeyle onlara karşılık vererek arabaya bindi. Neyse ki, fazla uzak olmayan yol, ikizlerin neşeli atışmalarıyla çok çabuk geçti.
Beş yıldızlı büyük lüks otele hep birlikte geçtiler. Nişan için gelen misafirlerle özel olarak ilgileniliyordu. Girişleri yapılırken bakım ve hazırlıkları için onlara saat verilmişti. Sonra eşyalarını yerleştirmek için hep birlikte odalarına geçtiler. Aynı katta yan yana odalarda kalacaklardı.
Evlerindeki yoğunluktan dolayı Ceyda'ya da otelde yer ayırtılmıştı. Ceren, Melek ve Ceyda aynı odada kalmaya karar verdiler. Onlar için ayarlanan oda, üç kişilikti ve oldukça konforluydu. Hazırlık saatleri gelene kadar duş alıp dinlenmeye karar verdiler.
*_*
Seyhan, telefonunun sesiyle alnını kırıştırdı. Arayanın kim olduğuna bakmak için gözlerini araladı. Ekranda yazan isim Mete'ydi. Uzandığı yataktan hafifçe doğrulup aramayı cevapladı. Kısa geçen görüşmenin ardından saatine baktı. Sadece yarım saat uzanmış olduğunu gördü ama oldukça dinlenmiş hissediyordu. Omuzlarını ve boynunu hafifçe gerdikten sonra kalktı. Banyoya geçti ve elini yüzünü yıkadı. Üstüne çeki düzen verdikten sonra lobiye indi. Yolda olan Mete'ye konumu attı. O gelene kadar bir kahve içebilirdi. Otelin kafe - restoran bölümüne geçti. Orada Elif halası ve Mahir ile karşılaşmayı hiç beklemiyordu. Halası ona neşeyle el sallayarak masaya gelmesi için işaret yaptı. Onu kırmak istemiyordu fakat Mahir ile de aynı masada oturmak hiç istemiyordu. İstemsizce kaşları çatıldığında Mahir durumu hemen anladı. "Benim yapmam gereken telefon görüşmelerim var. Siz keyfinize bakın." diyerek ayaklandı.
"Tamam hayatım görüşürüz. O istediğim şeyi de almayı unutma olur mu?"
Mahir, sevgiyle gülümseyerek karısına tamam anlamında el salladı.
Elif, bir gün kocası ve yeğeni ile aynı masada oturmayı, keyifle sohbet etmeyi gönülden diledi. Kocasının gidişinin ardından yeğeni masaya gelip oturdu. Keyfi yok gibiydi. Sıkıntısının Mahir'den dolayı mı yoksa başka biri ya da bir şeyden mi kaynaklandığını merak etti.
"Nasılsın canım, keyfin yok gibi. Bir sorun mu var?"
"İyiyim çok şükür. Bir sorun yok hala. Kahveye ihtiyacım var sadece. Sen nasılsın?"
"İyiyim ben de çok şükür. Saçlarım için sıra bekliyorum. Villa çok kalabalıktı orada çok sıkıldım diye otele gelmemizi teklif etti Oğuz sağ olsun. Kuzenleriyle birlikte açtığı şirketin bu otelin ortaklarından biri olduğunu biliyor musun?
"Evet halacığım biliyorum."
"Oğuz senin okul arkadaşındı değil mi?"
Seyhan evet anlamında başını salladı. Oğuz ile okul arkadaşlıkları bir yana, onun müstakbel kayınbabasının İstanbul'daki ortağına kısa bir dönem avukatlık yapmıştı. Ayrıca birkaç iş konusunda da Oğuz'a ve kuzenlerine yardımcı olmuştu. O dönemde bu otelle ilgili bilgiyi öğrenmişti.
*_*
Kuaför işleri biten Ceren ve Ceyda makyajlarını kendileri yapmak istediler ve Melek'in işi bitene kadar bu işi tamamlamak için kaldıkları odaya çıktılar. Hallerinden oldukça memnun, keyifli bir sohbetle odaya geçtiler. Ceren o an, aklına gelen önemli detayla durdu.
"Ceydacığım telefonumu unuttum. Ben hemen alıp geleyim. Sen makyajına başla. Sonra beraber tamamlarız."
"Tamam canım."
Asansöre hızlıca gelip düğmesine bastı. Bugün nişandan kaynaklı çok yoğunluk vardı. Asansör kata gelecek gibi değildi. Nasıl olsa üç kat inecekti. Merdivenlere doğru yöneldi. Birkaç basamak indiğinde arkasında birilerinin olduğunu fark etti. Enerjisel olarak ağır bir hisle kalbini sanki bir endişe bulutu sarmıştı. İkinci kata indiğinde arkasına şöyle bir baktı. Siyah takım elbiseli iki adamdı. Tıpkı... Tıpkı Portakal Festivali'ndeki o korkunç takım elbiseli adamlara benziyorlardı. Merdivenler yerine asansöre yöneldi. Arkasındaki adamlar da bir anlık durup onunla birlikte asansöre yönelmişlerdi.
"Aman Allah'ım." Diye iç geçirdi. Bu adamlar resmen onu takip ediyordu. Tüm bedenine yayılan korkuyla kalp atışları hızlandı. Başı dönmeye, elleri titremeye başladı. Panik atak geçirmenin zamanı değildi lakin kendine hakim olamıyordu. Onlarla birlikte asansöre binme fikri hiç akıllıca değildi. "Ceren bunlar seni asansörde boğarlar. Amaçları da bu değil mi zaten." Diye içinden söylenerek kendini daha da kaygılandırdı. Sanki o an boğuyorlarmış gibi bir hisle olduğu yere yığılacak gibi oldu. Gittikçe artan korkusunu belli etmeden tekrar merdivenlere yöneldi. Bu kez hızla inmeye başladı. Kuaför katını da geçmişti. Amacı en alt kata inip otelin güvenlik görevlerine durumu bildirmekti. Fakat O hızlanınca adamlar da hızlanmıştı. Giriş katını da farkında olmadan geçince arkasındaki adamlardan biri kalın sesiyle ona seslendi.
"Ceren Hanım durun!"
"Allah'ım festivaldeki adamlar gibi adımı biliyorlar." diye mırıldandı. Korkuyla tüm bedeni titrerken merdivenlerin sonuna geldiğini fark etti. Tek bir kapı vardı. O da oldukça ağırdı açmakta zorlanıyordu. Neyse ki geçebileceği kadar açılmıştı. Kendini hızla dışarı atıp koşmaya başladı. Allah'tan, ayağında spor ayakkabıları vardı. Adamlar da arkasından hızla koşuyorlardı. Otelin arka tarafı oldukça büyüktü. Sonunda ardiye gibi bir binaya gelmişti. Bu küçük binanın arkasında sadece onun geçebileceği kadar dar bir boşluk vardı. Oradan geçip duvara yaslandı ve nefesini düzene sokmaya çalıştı. Biraz sakinleşince etrafı şöyle bir inceledi. Buraya tek geçişin geçtiği küçük aralık olduğunu anladığında biraz rahatladı. Adamlar buraya geçemezdi ama kendi de buradan nasıl çıkacaktı. Birilerine haber verecek durumu da yoktu. Yaşlar gözlerinden ardı ardına dökülürken dua etmeye başladı.
*_*
Saçı tamamlanan Melek, bakım odasından çıkmaya hazırlanırken son bir kez aynada kendini inceledi. Gördüklerinden hoşnut gülümseyerek çalışanlara teşekkür etti ve ufak bir bahşiş vermeyi de ihmal etmedi. Eşyalarını alıp kapıya doğru ilerledi. Nişan bir saat sonra olacaktı. Karnı guruldamaya başlamıştı bile. Elbisesini giymeden önce Ceren ve Ceyda ile aperatif bir şeyler atıştırabilirdi. Kapıdan çıkmak üzereyken kuaför yardımcısı olan genç kız onu durdurdu.
"Bir dakika efendim."
"Bir şey mi oldu?"
"Sizinle beraber gelen sarışın bayan kız kardeşinizdi değil mi?"
"Hayır, kuzenim. Ne oldu?"
"Telefonunu almayı unuttu. Onu size vermek istedim. Siz ona verebilir misiniz?"
Gülümseyerek genç kızın uzattığı telefonu aldı.
"Tabii, ben ona veririm. Sağ olasın."
Hay Allah! Bu kızın kafası cidden aşktan leyla olmuştu. Telefonunu unutacak kadar hem de. Kendi kendine gülerek asansöre bindi ve kaldıkları odanın katına bastı.
Odaya geldiğinde, kapıda Ceyda'ya rastladı.
"Hayırdır?"
"Ceren telefonunu unutmuş, almaya gideli yarım saat oldu merak ettim."
"Ceren hiç gelmedi ki. Telefonu bende. Oradaki çalışan kız az önce çıkarken bana verdi."
"O halde Ceren nerede?"
"Bir şeyler yemeğe inmiş olmalı. Valla benim de karnım gurulduyor. Hadi gel biz de bir şeyler atıştıralım."
Ceyda düşünürcesine kaşlarını çattı. "İyi de o bize haber vermeden gitmez ki."
Kuzeni haklıydı. Melek de işkillenmişti. Hatta aklına gelen düşünceyle iyiden iyiye içi sıkılmıştı.
"Korumalar bugün buraya gelmediler sanırım."
"Dur Melek abla, hemen olumsuz düşünmeyelim. Belki Seyhan abiyle karşılaştı. Onunla beraber bir şeyler yemeğe ya da içmeğe restorana inmiştir."
Olma olasılığı yüksek olan bu ihtimal, ikisini de rahatlatmıştı.
"Olabilir. Bu kızın kafası Seyhan'ı görünce leyla oluyor. Hadi gidip restorana bakalım. Biz de bir şeyler atıştırabiliriz."
Aşağıya inip restoranın yemek yenilen bölümüne geçtiler. Yemeklerin mis gibi kokusu aç olan mideleri için çok cezbediciydi. Fakat önce Ceren'i bulmaları gerekiyordu. Masaların arasında göz gezdirdiler lakin tanıdık kimseyi göremediler.
"Hadi gel restoranın kafe kısmına geçelim belki oradalardır."
Ceyda hemen başını salladı. İçten içe ikisi de endişelenmeye ve hatta telaşlanmaya başlamışlardı. Kocaman kafe bölümüne geçtiklerinde tüm masalara tek tek baktılar.
Ceyda sevinçle gülümseyerek Melek'i dürtükledi.
"Hah işte oradalar."
Melek masadakilere doğru ilerlerken gülümseyen suratı tekrar asıldı. Ceren masada yoktu çünkü.
*_*
Elif halasının havadan sudan açtığı bir konuyla Seyhan'ın kafası biraz dağıldı. Birkaç dakika sonra siparişleri de önlerindeydi. Hemen akabinde Mete de otele giriş yaparak onlara katılmıştı. Kahve ve sohbet ile keyfi iyice yerine gelmişti. Aklında ne Mahir ne de üzerinde onun yarattığı sıkıntı vardı. Hatta arkadaşının yaptığı esprilere o da katılıyor, halasının attığı kahkahalara eşlik ediyordu. Fakat içindeki bu huzur çok fazla sürmedi. Telaşla yanlarına gelen Ceyda ile kalbine öncekinden daha ağır bir sıkıntı yayıldı.
"Seyhan abi. Biz de seni arıyorduk. Ceren'i gördün mü?"
"Hayır, görmedim." Yanında oturan halası bu duruma hafif bir telaşla cevap verdi. "Biz uzun süredir buradayız. Ceren'i görmedik kızlar."
Ceyda saatine şöyle bir baktıktan sonra, "An itibariyle Ceren kırk beş dakikadır kayıp. Kuaför odasında cep telefonunu unuttuğunu fark etti. Onu almaya çıktı ama kuaför odasına hiç uğramamış. Telefonu Melek ablama vermişler."
Melek hemen söze atıldı. "Biz de bir şeyler atıştırmak için restorana inmiştir diye düşündük ama yok, göremedik. Sizinle de değil. Bu kız nerede o zaman?"
Kaşları çatılan Seyhan, hemen ayaklandı. Mete ve Elif de onun ardından ayaklanmıştı. Güvenlik konusunda Seyhan'ın içi rahattı ama yine de temkinli olmaları gerekiyordu.
"Durun hemen telaş etmeyin." dedi, teskin edici bir tonla. "Biz de bir bakalım. Belki bir tanıdığı akrabasını ya da arkadaşını görmüştür onunladır."
Telefonuyla hemen birini arayarak sordu. "Ceren Hanımı gördünüz mü?"
"Hayır efendim görmedik."
"Onu sürekli izlemenizi söylemiştim."
"Evet efendim. Dediğiniz gibi uzaktan görünmeden izliyoruz. En son kaldığı odaya geçmişti."
"Ama orada yok. Diğer arkadaşlarınızla irtibata geçin ve durumu bana bildirin lütfen.
"Peki, efendim."
Telefonunu kapatır kapatmaz onu umutla dinleyenlere döndü.
"Endişelenmeye gerek yok. Otel korumalarla dolu. Onlardan haber gelene kadar biz de etrafa bakalım."
Mete ile güvenlik müdürünün yanına geldiler.
"Merhaba Seyhan Bey. Bir sıkıntı mı var?"
"Evet, nişanlım kayıp. İzniniz olursa kameralardan bakabilir miyiz?
Güvenlikle ilgili hassas durumdan haberdar olan müdür, onlara hemen yolu gösterdi. "Tabii buyurun, sizi kamera odasına götüreyim."
Bu arada Seyhan, korumalar ile irtibat halindeydi. Telefondaki koruma özel odalar dışında tüm oteli aradıklarını ve Ceren'i görmediklerini söylemişti. Ayrıca iki arkadaşının da alanda olmadığını, onlara ulaşınca haber vereceğini söylemişti.
Güvenlik kameraları odasına hep birlikte geçtiler. Müdürlerinin yönlendirmesiyle, kameradan sorumlu iki çalışan elli dakika kadar öncesine bakmaya başladı. Nihayetinde Ceren'in görüntülerine ulaşılmıştı. En son onun iki adamla birlikte merdivenden hızla indiğini görmüşlerdi. Ve Seyhan o iki adamı tanıyordu.
*_*
Elif, uzun uzun çalan telefonunu çantasından çıkarıp açtı.
"Hayatım istediklerini aldım, başka bir şeye ihtiyacın var mı?"
Mahir'in keyifli sesine ağlamaklı, telaşlı bir sesle cevap verdi.
"Mahir, lütfen gel. Ceren kayıp."
İlk duyduğunda eli ayağı boşalır gibi olan Mahir, hemen kendini toparladı.
"Nasıl kayıp?"
"Bilmiyorum. Seyhan ile Mete kameralardan bakıyorlar. Çok endişeliyim Mahir. Yine bu kızın başına bir şey gelmesinden çok korkuyorum."
Mahir hemen arabasına atladı ve motoru çalıştırdı. Otele oldukça yakın bir yerdeydi. Kızı için kalbi endişeyle sarsılıyordu. Bu kadar sıkı korumaya rağmen Ceren'in kaçırılma ihtimali var mıydı bilmiyordu. Eğer böyle bir durum söz konusuysa bütün bunların ona ulaşmak için yapıldığını biliyordu. Her şeyin sorumlusu kendisiydi ve bu durumdan suçluluk duyuyordu. Timur'un katili ya da katilleri her kimse Ceren'in onun kızı olduğunu ve en hassas noktası olduğunu çok iyi biliyordu çünkü. Sesinin titrememesine dikkat ederek karısını sakinleştirmeye çalıştı.
"Tamam sakin ol hayatım. Seyhan ve Oğuz üç gün boyunca otelin güvenlik tedbirlerini titizlikle ayarladılar. Otel çok sıkı korunuyor. Hatta Ceren dışarı çıksa bile onu koruyacak bir ordu dolusu koruma var etrafta."
"Bunu duymak iyi geldi ama hâlâ endişeliyim Mahir."
"Kalbimin sultanı, çok endişelenmek bebeğe ve sana iyi gelmeyebilir. Ben yola çıktım, beş dakikaya oradayım. Sen de ayakta durma, bir yerlere otur ve beni sakince bekle lütfen."
"Hayatım, ben iyiyim, bebeğimiz de iyi. Sen bizi düşünme, rahat ol. Bizim kızlarla birlikte lobide oturuyoruz. Sen gelir gelmez kamera odasına geç lütfen. Belki yardıma ihtiyaçları vardır."
Telefonu kapatır kapatmaz Kadir abisinin numarasını tıkladı ve ona da durumu bildirdi. Otele vardığında, hızla güvenlik görevlilerinden birine yöneldi.
"Güvenlik kameralarının olduğu oda nerede?"
Durumdan haberdar olan güvenlik personeli aileye yardımcı olmaya çalışıyordu.
"Üst katta sağda ilk oda efendim."
Merdivenlere doğru ilerlerken otele yeni giriş yapan Ender, alelacele yanına geldi.
"Amca neler oluyor. Bu kadar sıkı önleme rağmen Ceren'in kaybolduğu doğru mu?
"Bilmiyorum belki arkadaşlarıyla bir yerdedir ve arandığından haberi yoktur."
Az bir ihtimal olsa da böyle bir durumla karşılaşmaları için yürekten dua etti.
Güvenlik kameralarının bulunduğu odanın kapısını tıklamadan açıp ikisi birlikte içeri daldılar. Oradaki herkesin dikkatleri bir anda üstlerine toplandı. Ortamda oluşan sessizliği Seyhan'ın telefonu bozdu. Bilinmeyen bir numaradan aranıyordu.
*_*
Ceren, adamların hâlâ orada beklediklerini biliyordu. Anlaşılan onu almadan gitmeyeceklerdi. Çöktüğü yerde başını dizlerine gömdü. Hissettiği çaresizlikle sessizce akıttığı gözyaşlarından, gözleri kan çanağına dönmüştü.
"Allah'ım buradan nasıl kurtulabilirim? Lütfen bana bir yol göster." İçinden ettiği bu dua ile aklına sevdiceği geldi. Onu düştüğü her korkunç durumdan kurtaran tek kahramanıydı. Şimdi de burada olmasını ve kendisini bu kısılıp kaldığı yerden kurtarmasını niyet etti.
Hafifçe burnunu çekerken yaklaşan ayak seslerine kulak kabarttı. Gelen her kim ise mırıltıyla konuşuyordu. Adam, onun olduğu yere yaklaştıkça konuşmaları da netleşti.
"Efendim otelin ardiyesinin arkasındayız. Ceren Hanımın olduğu yere giremiyoruz... Tamam sizi bekliyoruz."
Duyduklarıyla yüreğine korkunun keskin oku saplandı. "Aman Allah'ım patronları da geliyor. Buradan hemen çıkmalıyım ama nasıl?" diye düşündü. Ayağa kalkıp etrafı detaylıca inceledi. Hava kararmaya başladığı için buğulanmış gözleriyle çok ayrıntı göremiyordu. Sadece duvara monte edilmiş su borularını fark etti. Hemen gidip sağlamlığını kontrol etti. Bu su borularına tutunarak binanın üstüne çıkabilirdi. Ama borular plastik ve inceydi. Sağlamlığı ise tartışılırdı. Yine de denemeye değerdi.
*_*
Seyhan aldığı bilgiyle hızla dışarı çıktı. Mete, Ender, Mahir ve güvenlik görevlileri de onu takip ediyordu. Gittiği yerin bilgilerini onlara aktarırken Ceren'i orada bulmayı içten içe umut ediyordu.
Tarif edilen yere doğru ilerlerken içten içe Ceren'in orada olmasını diledi. Bu kadar sıkı güvenlik önlemlerine rağmen onun başına bir şey gelmesinden ciddi anlamda korkuyordu. Dışarıya belli etmese de çok endişeliydi. Ender'de, Mahir'de ve sonradan onlara katılan kayınbabasında da aynı endişe vardı. Bunu çok net görebiliyordu.
Seyhan, onu görüntülü arayan korumaları gördüğünde, söylenen yere geldiğini anladı ve adımlarını hızlandırdı. Nihayetinde iki korumanın tam karşısında durdu.
"Burada olduğundan emin misiniz?"
Korumanın biri emin olmadığını belirtmek amaçlı başını iki yana salladı. Diğer koruma ise arkadaşının önüne geçerek söze girdi.
"En son burada görüldü efendim."
Seyhan, kayınbabasının gözündeki umut ışığının söndüğünü fark etti. Mahir ve Ender'in gözleri de her an akacakmışçasına dolmuştu. Çünkü eğer burada yoksa Ceren otelin dışında bir yerdeydi ve ona ulaşmak daha da zorlaşacaktı.
Arkasını dönerek korumaların işaret ettiği yere doğru ilerledi ve etraftan duyulacak şekilde seslendi.
"Ceren! Orada mısın?"
*_*
Ceren ikinci denemesinde yine aynı yere düştü.
"Ah!" çizilen kolunu hafifçe ovuşturdu.
Bu borulara tutunarak yukarı tırmanamayacağını çok iyi anladı. Hava iyice kararmıştı. Nişan başlamak üzere olmalıydı. Onu aramaya kimse gelmediği gibi dışarıda ayak sesleri de çoğalmıştı. Belki de bekledikleri patronları gelmişti. Buradan asla kurtulamayacaktı. Gözünden yaşlar süzülürken umudu tamamen söndü.
Dışarıdaki adamlara sonuna kadar direnmeye karar verdiği an, duyduğu sesle kalbi yerinden çıkacak gibi oldu. Tekrar adının seslenilmesiyle emin oldu. Kahramanı buradaydı ve yine onu kurtarmaya gelmişti ve sesi çok yakından geliyordu. Sevinçle gözyaşlarını silip buraya girdiği küçük aralığın önüne geldi ve onu gördü. Birkaç adım ilerisindeydi. Göz göze geldiklerinde tüm endişesi yerini güven ve huzura bıraktı.
"Allah'ım şükürler olsun." diyerek bulunduğu yerden çıktı ve koşarak sevdiceğinin kolları arasına attı kendini.
Ceren'in gözlerindeki güven ve huzur Seyhan için çok kıymetliydi. Kolları arasındaki kızı içi titreyerek sardı. Onun dağılmış saçlarını şefkatle okşarken yumuşak sesle ona güvende olduğunu söylüyordu.
Ceren burnunu çektikten sonra başını kaldırıp sevdiceğinin gözlerinin içine baktı. "Kurtulamayacağım sanıyordum ama sen buradasın."
"Evet, buradayım. Yanındayım... Yanındayız." O anın duygusallığıyla "Hep yanında olacağım." diye içinden söz verdi.
DEVAM EDECEK...
Yıldıza Basmayı Unutmayın Canlar 💖
Yorumlarınızı Buraya Yazabilirsiniz 😍
Bạn đang đọc truyện trên: Truyen247.Pro