Chào các bạn! Vì nhiều lý do từ nay Truyen2U chính thức đổi tên là Truyen247.Pro. Mong các bạn tiếp tục ủng hộ truy cập tên miền mới này nhé! Mãi yêu... ♥

BİR ADIM ÖTE AŞK 24. BÖLÜM

İYİ GECELER CANLAR, AKIŞTA PAYLAŞTIĞIM DUYURUDA BANA DESTEK VERDİĞİNİZ İÇİN GECE PAYLAŞIYORUM BÖLÜMÜ. KEYİFLE OKUMANIZI DİLİYORUM. 💗💗💗💗💗💗💗

BU BÖLÜMÜ CANIM ABLAM @SultanKasmay'a İTHAF EDİYORUM. 💗 

Ceren ve Seyhan severler bir el kaldırın sizleri göreyim 😍😍

Elif ve Mahir severler bir el kaldırsın sizleri göreyim 😍😍

Bahar ve Alper severler bir el kaldırsın sizleri göreyim 😍😍

MULTİMEDYALAR: ADANA ADNAN MENDERES BULVARI.


MULTİMEDYALAR: ADANA ÇATALAN


BİR ADIM ÖTE AŞK CEREN SEYHAN 24. BÖLÜM

"Yardım etmemi ister misin?"

Yavaşça arkasını dönen Ceren, sesin sahibini görünce afalladı. Onun burada ne işi vardı. Yoksa kendisini takip mi etmişti? Öyle olmalıydı. Zira bu ıssız yer, tesadüfen karşılaşılacak bir yer değildi. Sonra aklına gelen düşünceyle irkildi. Onun burayı nasıl öğrendiğini bilmiyordu ama buraya gelme sebebi çok açıktı.

'Eyvah ki eyvah! Amcamlarla karşılaşmaması için acilen bir şey yapmalıyım' diye telaşla düşündü. Seyhan'a fark ettirmeden amcasına haber vermesi gerekiyordu. Ama nasıl? 'Düşün Ceren düşün!'

"Sanırım anahtar arıyorsun?"

Seyhan'ın sorusuyla eli çantasının içinde, öylece düşüncelere daldığını yeni fark etti ve hemen kendini toparladı. "Ben... şey yok. Yani anahtarım yok."

Dikkatle izlediği genç kızın gözlerini kaçırmasından ve tedirgin halinden, doğruyu söylemediğini anladı. Amcasını korumak için bunu yaptığını biliyordu. Yine de ona kızmaktan kendini alamıyordu. Öfkeyle çattığı kaşlarının altındaki koyu gözleri bir an mutfağın giriş kapısına kaydı.

"Bu durumda mutfak kapısından girmek istemen biraz tuhaf değil mi?"

Bakışları tekrar karşılaştığında Ceren'in eli ayağı birbirine dolaştı ve aklındaki tüm mantıklı cevaplar uçup gitti.

"Ben kapının açık olduğunu sanıyordum. Kilitli olma ihtimali aklıma gelmedi."

Çatılı olan kaşlarından biri havalandı. "Şu anda, kapının kilitli olduğunu nasıl anladın? Kapıyı açmayı denemedin bile. Belki de kilitli değildir."

Genç adamın sesindeki alaylı tını dikkatinden kaçmadı. 'Aferin Ceren düşünmeden aptalca cevaplar verirsen olacağı buydu' diye kendini içten içe azarladı. İyice köşeye sıkışmıştı. Ne söylerse söylesin onu inandıramayacağı ortadaydı. Nereye koyduğunu hatırlayamadığı anahtarın varlığını itiraf etmekten başka seçeceği kalmıyordu. Ama bunu yapmak istemiyordu. Biliyordu ki Seyhan'ın eve girmesi demek; Mahir amcasıyla Elif yengesinin ayrılması demekti. Bunu düşünmek bile midesinin acıyla burkulmasına neden oldu.

Bunca yıllık ayrılıktan sonra, amcasıyla yengesi yeni kavuşmuşken onların tekrar ayrılmasına gönlü razı olmuyordu. Bunun gerçekleşmemesi için elinden geleni yapmaya hazırdı. Öncelikle bir şekilde Mahir amcasına ulaşmalı, onların buraya gelmelerine engel olmalıydı. Fakat Seyhan'ın gözleri üzerindeyken bunu yapması çok zordu.

Seyhan iyice sessizleşen genç kızın yanına gelip tam önünde durdu. Onun anahtarı vermemek için sessiz kaldığını düşünüyordu. Bu kız ne kadar inatçıydı böyle.

"Hadi inat etme. Bu kez doğruyu söyle. Anahtar çantanda mı?"

Anahtarı nereye koyduğunu hatırlayınca gönül rahatlığıyla itiraz etti. "Doğruyu söylüyorum anahtar çantamda değil."

Seyhan genç kızın gözlerinin içine bir süre şüpheyle baktı. Her ne kadar doğruyu söylüyor gibi görünse de ona güvenmekte zorluk çekiyordu. Bu kez kandırılmayı göze almayacaktı. Uzanıp onun çantayı tutan elini tuttu.

Ceren'in ise o an kalbi duracak gibi oldu.

"Bakabilir miyim?"

Genç adamın sesindeki tını, kibarca sorduğu sorunun izin mahiyetinde olmadığını belli ediyordu. Buna fazlasıyla bozulmuştu. Hissettiği hayal kırıklığıyla elini onun avucundan yavaşça çekti. Sonra da çantasını ona doğru uzattı.

Hoşnutsuzlukla suratını asan genç kızın, uzattığı çantayı eline aldı Seyhan. Bu yaptığının pek hoş olmadığını kendisi de biliyordu. Yaşamının büyük bir bölümünü kadınlarla dolu bir evde geçirmişti. Fakat şimdiye kadar onların özel eşyalarına -özellikle çantalarına- hiç dokunmamış, bunu yapmayı aklının ucundan bile geçirmemişti. Şu an neden inat yaptığını kendisi de bilmiyordu.

İlk defa bir kadın çantasını açıyordu. İlk algıladığı genç kızın çiçeksi parfüm kokusu oldu. Çok hoş ve hafifti. Belli etmediği çekingenlikle onun eşyalarını tek tek çıkarıp çantanın en dibine baktı. Genç kız doğruyu söylüyordu, anahtar çantada yoktu. Son anda dikkatini çeken iki küçük göze de baktıktan sonra çantayı sahibine geri verdi.

Anlaşılan eve anahtar kullanmadan girmek zorunda kalacaktı. Levent'i bulmak için çıkışa doğru ilerledi. Bir avukat olarak konut dokunulmazlığı ihlalinin suç olduğunu çok iyi biliyordu. Halasının yaşadığı eve - zorla da olsa - misafir olarak girmesi suç sayılmazdı.

Ceren, bahçeden çıkan Seyhan'ın arkasından hayretle baktı. Ne olduğunu anlamaya çalışıyordu. Anahtarın olmadığına ikna olup hiçbir şey demeden gitmiş miydi, şimdi? Oysaki onun amacının halası Elif 'i katil! Kocasından ayırıp buralardan götürmek olduğunu sanıyordu. Yoksa neden anahtar için bu kadar ısrar etsindi ki? Kafası bayağı karışmıştı. Biraz ilerleyip bahçenin dışına bakındı, yoktu.

Onun gittiğine hâlâ inanmıyordu. Bir süre bekledi, gelen giden yoktu. Sırt çantasını tek omuzuna takarken gözü yerde duran alışveriş poşetlerine takıldı. Dondurulmuş yiyeceklerin erimemiş olmasını umut etti. Marketten aldıkları dışında evden getirdikleri de arabadaydı ve bugün diğer günlere nazaran yazı anımsatan sıcak bir hava vardı. Bir an önce dondurucuya konulmazlarsa yiyeceklerin buzları kolayca eriyebilirdi.

Sabah arabasına kavuşmanın heyecanıyla anahtarı güneş gözlüğünün kılıfıyla birlikte torpido gözüne atmıştı. Şimdi rahatça oradan alıp mutfak kapısını açabilirdi. Ayrıca arabada bıraktığı telefonunu yanına alsa iyi olacaktı.

Bahçenin dış kapısına doğru yöneldiğinde, yeni koruması olan iri adama neredeyse çarpacaktı.

"Hi!"

Küçük bir nida kaçtı dudakları arasından. Hissettiği ani korkuyla kalbi yerinden hopladı. Bu korumalar buraya nasıl bu kadar sessiz gelmişlerdi? Her korktuğunda yaptığı gibi başparmağını damağına bastırdı.

"Pardon Ceren Hanım sizi korkutmak istemedim."

"Önemli değil. Çok sessizsiniz fark etmedim geldiğinizi."

Diğer koruma hemen atıldı. "Size yardım edeyim Ceren Hanım. Anahtarınız yanınızdaysa verin kapıyı açayım."

Yerdeki poşetleri almak için uzanan korumayı durdurdu. "Teşekkür ederim. Gerek yok çünkü... " İçinden bir ses bu korumalara çok güvenmemesi gerektiğini söylüyordu. Bundan dolayı anahtarın varlığını saklamaya karar verdi. "Anahtarım yanımda değil maalesef." diyerek tamamladı cümlesini. Nitekim az sonra yaşayacakları, iç sesine güvenerek ne kadar doğru karar verdiğini gösterecekti.

Hüzünle mutfak giriş kapısına baktı. Artık içeri giremeyeceğinin farkındaydı. Bu durumda yerde duran tüm poşetleri toparlayıp çiftliğe geri gitmekten başka alternatifi kalmamıştı. Yolda amcasını arayıp olanları anlatabilir, buradan uzaklaşmaları için onları uyarabilirdi. Çünkü Seyhan'ın amacı doğrultusunda boş durmayacağını düşünüyordu. O anda kendilerine doğru gelen Seyhan'ı görünce düşüncelerinde ne kadar haklı olduğunu anladı. Gayet normal tavırla uzanıp yerde duran poşetleri eline aldı.

"Ben gitsem iyi olacak." Çıkışa doğru ilerlerken Seyhan onu kolundan tutup durdurdu.

"Bir yere gitmiyorsun küçük hanım. Burada kalıp bana yardım edeceksin."

Bu işin içinden sıyrılamamasından ziyade, Seyhan'ın bu emrivaki tavrına sinir olmuştu. Fakat ona karşı olan hisleri, öfkesinin önüne geçiyor, istese de ona kızamıyordu.

Kolunu tutan elden sıyrılırken, "Anlamadım. Ne yardımı?" diye sordu.

Seyhan, onun sorusunu cevaplamak yerine cebinden telefonunu çıkarıp kısa bir görüşme yapmıştı. "Mutfak girişindeyiz. Görevli arkadaşı bu tarafa getirin."

Görevli mi?

Gelecek olan görevlinin kim olduğunu merak ederken önemli bir detay dikkatini çekti. Kendi korumaları nedense süt dökmüş kedi gibi kenarda duruyor, bütün bu olanları sessizce izliyorlardı. Şimdiye kadar çoktan bu duruma müdahale etmeleri, hatta babasına haber vermeleri gerekirdi. Onların bu lakayt tavrına canı fena halde sıkıldı.

"Cafer sen kapıları sorunsuz açabileceğinden emin misin?"

Seyhan'ın sorusuyla düşüncelerinden sıyrılırken, kendi korumasının verdiği cevapla şoka uğradı.

"Eminim Seyhan Bey. Siz bana güvenin. İstediğiniz kapı iki dakika içinde anahtarla açılmış gibi olacak. Siz sadece hangi kapıyı açmamı istediğinizi söyleyin yeter."

"Mutfak kapısından girelim. Ama önce Mahir Beyimizi arayalım durumdan haberdar edelim. Belki de kapıyı gelip kendisi açmak ister." dedi alayla.

"Nasıl yani, siz tanışıyor musunuz?" Farkında değildi ama sesi de en az yüzü kadar allak bullaktı.

Koruma mahcupça başını önüne eğdi. Seyhan ise onların planının bir parçası olduğunu söyleyemedi. Genç kızın bu hali onu vicdanen çok rahatsız etmişti çünkü.

"Bunu önceden planlamış. Onları ayırmaya kararlı." diye mırıldandı

O an yaşadığı farkındalık, yüzüne bir tokat misali sertçe çarptı. Amcasıyla yengesine dair tüm umutları yerle bir oldu. Hissettiği acı kalbini yakarken öfkesini harladı. Öfkenin verdiği güçle az da olsa kendini toparlayabildi. Gözlerini birkaç kez kırparak akmak için can atan gözyaşlarını geri iteledi. Bu plana dâhil olamayacağını net bir dille anlatmak için hazırlanırken karşıdan gelen adamları gördü. Aralarından sadece biri tanıdık geliyordu. Bu evin güvenlik görevlisi

Bulundukları yere doğru gelen adamlara dikkatini veren Seyhan, o an Ceren'deki duygu değişimini fark edemedi.

"Seyhan Bey istediğiniz güvenlik görevlisi arkadaşı getirdik."

Tokalaşmak için elini uzatıp kendini tanıttı. "Merhaba ben Seyhan Denizer, Elif Hanım'ın yeğeniyim."

Güvenlik görevlisi çekingen bir tavırla elini uzattı. Tokalaşırlarken hemen konuya girdi. "Arkadaşlarım durumu sana anlatmışlardır."

"Evet anlattılar."

"Sende evin yedek anahtarı var mı?"

"Bende sadece bahçe kapılarının anahtarları var. Diğer tüm anahtarlar Mahir Beyde." diye cevapladı, güvenlik görevlisi.

"Anladım. Mahir Beye ulaşmam gerekiyor sende numarası varsa verebilir misin?"

Arkada duran Ceren, kimseye çaktırmadan elini kaldırıp güvenlikçi adamın dikkatini çekti. Başını iki yana sallayarak adamı telefon numarasını vermemesi için uyardı.

&

Elif'le Mahir korulukta yürüdükten sonra göl kenarına inmişlerdi. Oradaki büyükçe bir ağacın dibine oturmuşlar, dingin gölün verdiği huzurun tadını çıkarıyorlardı. Mahir kolları arasındaki karısının hafifçe ürperdiğini hissetti. Ağaçlar güneşi sakladığı için olacak, bulundukları yer de hava biraz serindi.

"Üşüdün mü Elif'im?"

Karısı ona biraz daha sokulurken "Biraz." diye mırıldanmıştı. Onu elinden tutup ayağa kaldırdı.

"Hadi gidelim. Ceren çayımızı çoktan demlemiştir, içer ısınırız."

Koruluğa yakın bir yerde çok güzel gözleme ve sıkma yapan teyzeler vardı. Daha önce kararlaştırdıkları gibi çayın yanına sıcak gözleme ve sıkma alıp eve öyle geçeceklerdi. Teyzelerin olduğu yere doğru el ele yürürlerken Mahir'in telefonu çaldı.

Telefonunun ekranına garip bir ifadeyle bakan kocasına, Elif merakla sordu.

"Kim arıyor hayatım?"

"Bilmiyorum. Rehberimde kayıtlı değil."

"Yanlış numara olabilir, açma istersen."

Bir süre sonra susan telefon, Mahir henüz onu cebine atamadan tekrar çaldı.

"Yine aynı numara mı arıyor?"

"Evet."

"Belki aileden biridir. Israrla aradığına göre önemli olabilir, aç istersen."

"Alo." Mahir son anda telefonu cevapladı lakin karşıdan duyduğu sesle kaskatı kesildi.

"Mahir Nehiroğlu! Sadece bir kez konuşacağım. İyi dinle! Ceren ile villada sizi bekliyoruz. Sana en fazla bir saat süre veriyorum. Bu süre zarfında halamla birlikte gelmezsen Ceren'i alıp götüreceğim ve halam çiftliğe gelene kadar da bırakmayacağım. Kısa ve öz: Halamı getir, Ceren'i al."

Kelimeleri tek tek ve vurgulayarak söyleyen Seyhan, onun bir şey demesine fırsat vermeden telefonu kapatmıştı. Duyduklarıyla öfkeden deliye dönmüştü, telefonu fırlatmamak için kendini zor tutuyordu.

Elif ise kocasındaki ani değişimi fark etmiş, hiçbir diyalog içermeyen bu telefon görüşmesinin hayra alamet olmadığını anlamıştı. İçten içe endişelenirken elinde telefonu kıracakmış gibi tutan kocasının elini tuttu.

"Bir sorun mu var canım, arayan kimdi?"

Öfkeden kararmış gözlerini karısının endişeli gözlerine dikti. Sıkılı dişlerinin arasından yaptığı konuşmayı kısaca özetledi. "Seyhan, Ceren'i rehin almış. Seni götürmezsem bırakmayacakmış."

"Ne! Seyhan olduğuna emin misin?"

Duyduklarına inanamayan Elif, uzanıp kocasının elindeki telefonu aldı ve son aramalara baktı. Gördüğü numarayı şaşkınca teyit etti.

"Evet, bu Seyhan'ın numarası."

Bir an için yeğeni Toygar olabileceğini düşünmüştü. Ondan beklenilebilecek bir hareketti bu, Seyhan'dan değil. Hâlâ inanamıyor, aklı almıyordu. Seyhan böyle bir şeyi nasıl yapabilirdi. Hayır! Bu normal değildi. Kesin yeğeni aklını kaçırmıştı.

"Ceren kim bilir ne haldedir. Eğer yeğenime zarar verirse, senin yeğeninin elimden çekeceği var."

"Sakin ol hayatım. Seyhan öyle biri değil ki. Ceren'e zarar vermez."

"Ben böyle burada duramayacağım gidiyorum. Ceren'in iyi olup olmadığını gözlerimle görmem lazım."

&

Ceren, telefon konuşması sonlanan Seyhan'a hayretle baktı. Amcasını tehdit etmişti, hem de kendisiyle! Bu dediklerini yapacak kadar delirmemiştir herhalde. Kesin blöf yapıyordu. Ya yapmıyorsa? Ani bir ürpermeyle titredi. O zaman durum daha vahimdi. İçten içe bunun olmamasını dilerken karşısında duran genç adamı şüpheyle süzdü. Korumalara direktif veriyordu. İfadesinde olduğu kadar duruşunda da kararlılık vardı.

"Cafer! İş sende."

Direktifini alan koruma elindeki alet kutusuyla kapıya doğru ilerlediğinde, Ok gibi fırladı ve kendini kapının önüne siper etti. Seyhan madem kararlıydı. Kendisi de inatçıydı. Öyle kolayca eve girmelerine izin vermeyecekti.

"Durun!"

Bütün gözler üzerine toplanınca, ilk başta ne diyeceğini şaşırsa da hemen toparlandı. "Bu şekilde anahtar olmadan kapıyı açmanın ve içeriye zorla girmenin suç olduğunu söylememe gerek yok sanırım."

"Halama sürpriz yapmanın suç olduğunu düşünmüyorum." diye cevap veren Seyhan, küçük bir çocuk gibi inatlaşan genç kıza yaklaşıp tam önünde durdu.

"Bence bütün bu olanlar ona yeterince sürpriz oldu. Daha fazla sürprize gerek yok."

Önünde duran genç adamın yüzüne kendinden gayet emin hafif bir gülümseme yayılmıştı. "Aslında haklısın. Pek bir sürprizi kalmadı. Haber vermiş bulunduk. Halam ve amcan, misafirlerini karşılamak için çoktan yola çıkmışlardır."

"Çok eminsin. Tam tersi de olabilir."

"O halde sonucun ne olacağını içeride bekleyerek görelim."

"Hayır olmaz! Hem hava da çok güzel mis gibi, burada da bekleyebiliriz." Bahçenin az ilerisindeki masa ve sandalyeleri göstermişti.

Seyhan başını iki yana salladı. Bu böyle olmayacaktı. Hafiften başlayan baş ağrısını gidermek için bir fincan kahveye ihtiyacı vardı. Bunun için bile olsa içeri geçmesi şarttı. Kapının önünde inatla direnen genç kızı kolundan tutup kucağına aldı.

"Ayy! Ne yapıyorsun?"

"Bu mis gibi havanın güzelliğinin tadı, bol köpüklü bir Türk kahvesiyle çıkar. Bunun için de içeri girmeliyiz, değil mi?"

Korumalar da en az kucağındaki kız kadar şaşkınlıkla ona bakıyorlardı. O ise daha fazla oyalanmadan eve girmek istiyordu. Genç kızı kapıdan uzaklaştırırken kapıyı açacak olan korumaya direktif verdi.

"Hadi Cafer göster maharetini."

"İçeri girmek için amcamları mı bekleseydik." diye mırıldandı Ceren.

"Bence gerek yok. Onlar gelene kadar ev sahibeliğini sen yapabilirsin."

Bakışlarını genç kıza çevirdiğinde göz göze geldiler.

Koyu kahve gözlerin etkisine giren Ceren'in dili lâl oldu. Dile gelmeyen kelimeler, sözler yüreğinde şiir olup gözlerinden taştı. Bir o kadar yoğun bir o kadar imkânsız sevda şiiri... Kendisine hiçbir zaman ait olmayacak bu adama fena halde kapılmakla kalmayıp sırılsıklam âşık olmuştu. Bunu bir kez daha anlamanın ağırlığıyla gözleri akmayı bekleyen yaşlarla doldu.

Ceren'in tersleneceğini sanıyordu fakat genç kız sadece sessiz kalmayıp yine o derin bakışlarını onun gözlerine dikmişti. Bir an bu bakışlara takılı kaldı. Kır menekşelerine benzettiği bu gözlerin etkisinden kendisini alamadı. O sırada kapının açıldığını bile fark edemedi.

"Kapı tamam Seyhan Bey, içeriye girebilirsiniz."

Korumanın seslenmesi üzerine kucağında Ceren'le birlikte eve girdi. İlk işi onu kollarının arasından indirmek oldu. Gözleri tekrar karşılaştığında ise genç kızın o anlamlı bakışlarının kaybolduğunu fark etti. Yaşlarla dolu olan güzel gözlerine hüznün gölgesi düşmüştü. Hâlbuki onun yılmadan inatla direneceğini ve tartışmaya devam edeceğini düşünmüştü. Yanılmıştı. Onun yanağına süzülen bir damla yaş gözüne çarptığında, kalbinde ince bir sızı oluştu.

"Neden ağlıyorsun, içeri girmemiz neden bu kadar zoruna gitti?"

Yüreğindekileri kendine saklayan Ceren, onu üzen bir başka konuyu dile getirdi. "Amcamla yengem yıllarca sabırla gözyaşlarıyla beklediler birbirlerini. Şimdi de yeni kavuştular. Onların tekrar ayrılacak olması beni çok üzüyor. Onların yüzleri, yıllar sonra tekrar güldü. Lütfen onların bu mutluluğunu bozma. Bu kötülüğü onlara yapma. Onlar birbirlerini çok seviyorlar. Onları ayırma. Hem sevenleri ayırmak büyük günahtır."

Bu sözlerine rağmen onun koyu gözlerinde yumuşama görmeyince o an içinden geleni yaptı. Sevdiği adama sarılıp başını onun sert göğsüne yasladı. Seyhan genç kızın kendisine aniden sarılmasıyla şaşırdı. Ne yapacağını bilemedi önce. Fakat sonra yüreğindeki sızı şefkate dönüştü. Göğsünde ağlayan bu narin ve nahif kızı yatıştırmak için elleriyle ipek saçlarını okşadı.

"Tamam ağlama. Söz veriyorum sadece onlarla konuşacağım ve kararı onların kendi hür iradelerine bırakacağım."

"Söz mü?" diye sordu genç kız burnunu çekerken.

"Söz." diye onayladı. Sonra da bu hüzünlü havayı dağıtmak için muzipçe genç kıza takıldı. "Şu anda ev sahibesi sen sayıldığına göre bir kahveni içerim. Umarım yapmasını biliyorsundur."

Yaslandığı yerden başını kaldırmadan gülümsedi genç kız. "Evet biliyorum."

"Hadi o zaman mutfağa geçelim."

&

Ne kadar yürümüşlerdi böyle. Kısacık yol Mahir'in gözünde uzadıkça uzamıştı sanki. Elif'in elini tutup hızlıca yürümesine rağmen kaldıkları villaya henüz varabilmişlerdi. O telaşına rağmen korumaların yokluğunu hemen fark etmişti. Akıllı avukat bu işi çok iyi organize etmişti demek. Bahçe kapısından geçerken karısının elini bıraktı ve kendini evin giriş kapısına attı hemen. Anahtarı aynı hızla kilide sokarken karısı onu kolundan tutup sakinleştirmeye çalıştı.

"Hayatım sakin ol. Seyhan bir avukat, eşkıya değil. Ceren'e zarar verecek olsaydı onu daha önce hiç kurtarmaz, akıbetine bırakırdı."

Ama nafile çabaydı. Kocası onu duymuyor gibiydi. Onun neden bu kadar çok tepki verdiğini anlayamıyordu. En nihayet kapının açılmasıyla evin içine fişek hızıyla girdiler.

"Ceren!" diye birkaç defa seslenen Mahir, hiçbir cevap alamayınca daha da endişelendi. Odalara teker teker bakmayı düşünürken mutfaktan gelen sesle o tarafa doğru yöneldi. Mutfaktan içeri girdiklerinde ise gördükleri manzarayla, karı koca şaşkınlıkla oldukları yerde kalakaldılar. Seyhan'ı dondurucunun başında eşyaları yerleştirirken görmeyi beklemiyorlardı.

"Ben sana dedim onu o şekilde koyarsan sığdıramazsın diye."

Ceren'in gülümseyerek söylediği sözlere Seyhan aynı şekilde gülümseyerek cevap vermişti. "Başka şekilde sığmaz bu küçük hanım."

"Eğer benim yapmama izin verseydin gayet de güzel sığdırırdım o eşyaları oraya. Şimdi çoğunu çıkarmak zorunda kalacaksın."

"Buradan hiçbir şey çıkarmadan da sığdırabilirim ben bunları."

"Hadi canım. Sığdıramazsın."

"Sığdırabilirim."

"Sığdıramazsın işte."

"Anlaşıldı inadın tuttu yine."

"Asıl inadı sen yapıyorsun, ben değil."

İki gencin birbiriyle şakayla karışık atışmalarını sessizce izleyen Mahir, düşündüğü şeyle karşılaşmamanın verdiği rahatlığın içindeydi. Kocasının sakinleştiğini gören Elif de rahatlamıştı.

"Kolay gelsin gençler!"

Elif'in seslenmesiyle iki genç aynı anda kapıya doğru döndüler. Ceren, çocukça bir sevinçle koşup amcasına ve yengesine özlemle sarıldı.

"Nasılsınız?"

"İyiyiz. Hava çok güzel, yürüyüş iyi geldi."

Yeğeni Seyhan'a sarılan Elif, karşısında duran kocasına göz kırptı. "Gördün mü hayatım. Ceren pek de rehin alınmış gibi görünmüyor."

"Bunu sonra konuşuruz." diye terslenen Mahir'e, "Şimdi konuşalım." diye karşılık verdi Seyhan.

Ceren ve Elif halasının tedirgin bakışları altında bu adamla burada tartışmak istemiyordu. Bundan dolayı evin dışına çıkmayı teklif etti. İki erkek arka bahçedeki havuz kenarında konuşurlarken Ceren de Seyhan'ın istediği kahveyi yapıyordu. Elif ise elindeki süslü leylak sepetiyle ilgileniyordu.

"Çiçekler ne harika Cerenciğim. Çok naziksin, çok teşekkür ederim."

Ceren'e sevgiyle sarıldı. Bu kızın enerjisi ona çok iyi geliyordu. Sevgi dolu, çok tatlı ve çok ince fikirliydi. İnsanın kalbini nasıl fethedeceğini çok iyi biliyordu.

"Rica ederim yengeciğim."

"Ben de çayın yanına bir şeyler hazırlayım. Aslında gelirken gözleme ve sıkma alacaktık ama amcan o malum telefon konuşmasından sonra öyle bir fırladı ki eve nasıl geldiğimizi bilemedik. Seni çok seviyor, senin için çok endişelendi. Aslında buna gerek olmadığını ona anlatmaya çalıştım. Seyhan'ın sana zarar vermeyeceğini anlatmaya çalıştım ama beni dinlemedi bile."

"Amcam sadece bana karşı değil, hepimize karşı öyle yengeciğim. Sanırım yıllardır sevdiklerinden uzak kaldığı için bu şekilde tepki veriyor."

İkisi de hüzünle, yaptıkları işe geri döndüler. Akılları ise bahçede konuşan ikilideydi. Ceren merak edip arka bahçeye doğru bir göz attığında, amcasının asık suratla içeri girdiğini gördü.

Seyhan'ın ise öfkesi burnundaydı. Babasının katiliyle konuşmak bu kadar zorken bir de onu ikna etmeye çabalamıştı. Fakat inatçı adam ikna olmak bir yana, başına gelecek her şeyi göze almış görünüyordu. Bu ailede inat genetikti galiba. Nuh demiş peygamber dememişti. Ona o kadar kızgındı ki, bu adamın başına ne gelirse gelsin hiç umurunda değildi. Onun düşündüğü halası Elif'ti. Mahir'e çok bağlıydı ve bu adamın başına gelecek olanlar onu derinden etkileyecekti. Sakinleşmek için birkaç kez nefes aldıktan sonra içeri geçmek için hareketlendi lakin cebinde çalan telefonla durmak zorunda kaldı.

"Efendim Levent."

"Abi şimdi haber aldım. Bahadır amca nasıl öğrenmiş bilmiyorum ama buraya doğru geliyormuş. Sizin acilen o evden çıkmanız lazım."

Aldığı bu haber kopacak fırtınanın alameti gibiydi.

VE BÖLÜM SONU 😊

Yorumlarınızı ve oylarını esirgemeyin lütfen ❤️ Çok emek sarf ediyorum karşılığını almak beni mutlu ve motive ediyor. 

Bölümler ilgili düşüncelerinizi buraya yazarsanız sevinirim 💗

Bu bölümde Seyhan'a kızanlar el kaldırsın lütfen 😄😄🙊🙊🙈🙈

GELECEK BÖLÜMDEN FRAGMAN, BİR KESİT

Bahadır:

"Arkamdan iş çevirmenizden bıktım Elif. En güvendiğim yeğenim bile bana yalan söyler olmuş. Hele kızım. Onun yaptığı en ağırı. Yazıklar olsun size."

Belindeki silahını çıkarıp Elif'e gösterdi. "Ya şimdi sessiz sedasız benimle gelirsin ya da o kocan olacak katil adamı burada hiç gözümü kırpmadan öldürürüm. Sana en fazla bir dakika veriyorum seçimini hemen yap."

Ceren gördüğü silahın şokuyla ağzını açamazken Elif, "Tamam abi seninle geleceğim. Ama bunu sırf burada olay çıkarmaman için yapıyorum" dedi ve Ceren'e döndü. "Geçmiş olsun güzelim. Doktorun dediklerini unutma. Kendine ve amcana iyi bak." dedi.

Bạn đang đọc truyện trên: Truyen247.Pro