Chào các bạn! Vì nhiều lý do từ nay Truyen2U chính thức đổi tên là Truyen247.Pro. Mong các bạn tiếp tục ủng hộ truy cập tên miền mới này nhé! Mãi yêu... ♥

BİR ADIM ÖTE AŞK 20. BÖLÜM


İYİ AKŞAMLAR ARKADAŞLAR, ÇOK BEKLETMEDEN BÖLÜME GEÇİYORUM. KEYİFLE OKUMANIZI  DİLİYORUM 💞💕

BU GÜZEL BÖLÜMÜ YORUMLARIYLA  BENİ GÜLÜMSETEN KIYMETLİ OKURUM @gulayburgu'ya İTHAF EDİYORUM.

Bölümde adı geçen karakterler:

Levent: Seyhan'ın güvenlik şirketi olan arkadaşı

Mete: Seyhan'ın Baş Komiser arkadaşı.

Ulaş: Ceren'in kuzeni

Nedim Saltıklı: Mahir'in eski düşmanı

Avukat Cevat: Nedim Saltıklı'nın avukatı.

Madam Verena: Nedim Saltıklı'nın yardımcısı

Selim: İki tane Selim karakteri var birincisi: Ceren'in arkadaşı Selim İkincisi: Nedim Saltıklı'nın şoförü.

Ender Nehiroğlu: Ceren'in büyük abisi

Pelin Nehiroğlu: Ceren'in yengesi (Ender abisinin eşi)

 BİR ADIM ÖTE AŞK CEREN💞SEYHAN 20. BÖLÜM

Derya'nın kaşları çatık şekilde kendilerine doğru geldiğini gören Ceren, içinden 'Eyvah fırtına kopacak, hem de benim yüzümden' dedi. Kendi kendine çok kızıyordu. İyi olduğunu hissettiği ilk anda adamı sarmayı bıraksaydı, böyle bir yanlış anlaşılmaya maruz kalmayacaklardı.

Derya yaklaştıkça paniklemeye başladı. 'Umarım benim yüzümden sorun yaşamazlar' diye iç geçirirken bakışlarını Seyhan'a çevirdi. Kendisinin tam aksine gayet sakin bir şekilde nişanlısının yanlarına gelmesini beklediğini gördü.

Melike Hanım ve Nermin Hanım da Derya'yla birlikte yanlarına gelmişti. En az Ceren kadar panikleyen Ceyda, durumu kurtarmak adına hemen Derya'nın önüne atılarak açıklamada bulundu.

"Ceren çok rahatsızlandı, yürüyebilecek durumda değildi. Seyhan abi de sağ olsun ona yardım ediyordu."

Derya ne Ceyda'yı ne de yaptığı açıklamayı dikkate aldı. Direkt Seyhan'ın yanına gelerek önünde durdu.

"Hayatım seni burada görmeyi beklemiyordum."

Soğuk bir kibarlıkla söylediği sözlerin manası çok belliydi. Seyhan ise şu anda açıklama yapmak istemediğini belli edercesine aynı soğuk ifadeyle konuştu.

"Buralarda işim vardı."

Derya bozulmuş, suratı daha da düşmüştü. Yine de soğuk duruşunu bozmadı ve susarak bu durumu mecburen kabullendi. Şimdilik

Nermin Hanım, Derya'nın daha da bozulacağını bile bile Ceren'in yanına giderek genç kızla ilgilenmeye başladı. "Ceren kızım neyin var? Çok solgun görünüyorsun." derken elini genç kızın alnında ve yüzünde gezdiriyordu.

"Ateşin de var gibi."

Ceren iyi olduğunu söyleyeceği sırada Melike Hanım araya girdi.

"Nerminciğim Ceren'i bir yere oturtalım."

Nermin Hanım kafasını sallayarak ablasına hak verdi ve onlara en yakın kafeyi işaret etti. "Şu kafeye geçelim."

Kafeye doğru hareketlenen Ceren'i kolundan tutarak durduran Nermin Hanım, "Dur kızım, iyi değilsin, yürüme sen. Seyhan kafeye kadar taşısın seni."

Taşımak mı?

Bu yangına körükle gitmek demekti ve Derya'yı daha çok sinirlendirecekti. Hemen itiraz etti.

"Yok, Nermin teyzeciğim ben iyiyim, yürüyebilirim."

Derya 'Sabrımı sınıyorlar galiba' diye düşünürken hafif öfkeli bir tınıyla fikrini belirtti. "Yürüyebilecek kadar iyi görünüyor, taşınmasına gerek yok bence." Seyhan'ın kıpırdamasına engel olmak için hemen koluna girdi.

O anda Levent'in attığı konum ve mesajla ilgilenen Seyhan'ın yanında olup bitenleri anlamayacak kadar kafası meşguldü.

Nermin Hanımın, "Yok yok pekiyi görünmüyor. Seyhan oğlum, Ceren'i kafeye kadar taşır mısın?" demesiyle bütün gözler Seyhan'a dönmüştü.

Aklı hâlâ Levent'in verdiği adreste olan Seyhan, onların cevap beklercesine neden kendisine baktıklarını anlamaya çalışıyordu.

Melike Hanım da kız kardeşine hak vermişti. "Teyzen haklı oğlum Ceren pekiyi görünmüyor kafeye kadar taşısan iyi olacak," diye üsteleyince Ceren ne yapacağını şaşırdı.

O an kızgın olduğunu unutup Ceyda'ya soru sorar gibi baktığında, Ceyda cevaben omuzlarını silkmişti. Kendisinin tam aksine bu durumdan keyif alır gibi bir hali vardı.

"Ben yürüye..." diye tekrar itiraz edecekken birden havalandığını hissetti. Ani refleksle Seyhan'ın omuzunu tutarken onun, "Boşuna itiraz etme. Vazgeçmeyecekler," dediğini duydu.

"Peki, tamam." diye mırıldanıp mecburen kabullenmiş gibi göründü.

Aslında göründüğünün aksine taşındığı kollarda olmaktan oldukça memnundu. Bu kolların sahibine yakın olmak onu heyecanlandırıyor, yüreğinin kıpır kıpır bir mutlulukla atmasına sebep oluyordu. Düşmemek için kollarını Seyhan'ın boynuna hafifçe doladı. O an onun esmer teninden yayılan hoş losyonun, erkeksi ve ferah kokusu burnuna doldu. İçine ılık bir duygu yayılırken hissettiği güven ve huzurla başını Seyhan'ın omuzuna yaslamamak için kendini zor tuttu.

Durumun uygunsuzluğunu anımsamasıyla, biraz uzaklaşıp önceki gibi onun omuzlarına tutundu. Başını çevirdiğinde, arkalarından gelen Derya'yı ve onun düşmanca bakışlarını gördü ve tüm keyfi kaçmıştı. Midesindeki kramplar, ani duygu değişikliğinden tekrar ortaya çıkmaya başlamıştı. Buradan bir an önce uzaklaşması, herkes açısından iyi olacaktı. İlk fırsatta arabaları olan arkadaşlarından birini aramaya karar verdi.

Kafeye geçtiklerinde, Seyhan kalabalıktan uzak bir masaya Ceren'i oturturken, "Çok inatçısın." dedi. Farkında olmadan midesini tuttuğunu anlayan genç kız, onun ne demek istediğini anladı.

"İnatçılıkla alakası yok. Çünkü doktorluk bir şey değil. Hem sorunun ne olduğunu hiç anlamıyorlar. Boşuna zaman kaybı olacak." diyerek doktora gitmeme sebebini kısaca açıkladı.

Telefonu çalınca hiçbir şey demeden yanından uzaklaşmıştı Seyhan. Derya da onun peşinden gidince rahat bir nefes alıp önüne döndü. Kendisine bakan üç çift endişeli gözle karşılaşınca önce ne yapacağını şaşırsa da sonra yarattığı bu karmaşa için özür dilemeye karar verdi. 'Artık ona sarılmanın nasıl özrü olacaksa of of' diye içinden söylendikten sonra mahcup bakışlarını Seyhan'ın annesi Melike Hanım'a çevirdi.

"Özür dilerim Melike teyze, istemeden yanlış anlaşılmaya sebep oldum. Umarım araları benim yüzümden bozulmaz."

Genç kızın mahcup hali, iki kız kardeşin yüreğine dokunmuştu. Melike Hanım uzanıp genç kızın elini şefkatle tuttu.

"Yanlış anlaşılacak bir durum yok kızım, için rahat olsun. Rahatsızlanmışsın. Seyhan bu durumda yapılması gereken en doğru şeyi yapmış. Hepimiz bunun farkındayız."

Gerçi bu duruma bir tek Derya'nın bozulduğunu düşündü Melike Hanım. Daha önce olsa onun için üzülürdü. Ama Derya'nın kendi düğünüyle ilgili düşüncelerini duyduktan sonra iyice soğumuştu ondan.

Ceren ise dalgın dalgın Melike Hanım'ın sözlerini düşünüyordu. 'Umarım dediğiniz gibidir' diye iç geçirirken garson önüne dumanı tüten bir fincan koyup gitmişti. Papatya çayı! Siparişi Ceyda'nın verdiğinden emindi ama bunu ne ara yaptığını anlayamamıştı. Kalbi yumuşar gibi olunca, 'Sakın Ceren hemen yumuşama' diye içinden kendi kendine uyarıda bulundu.

Bir yandan çayını yudumluyor bir yandan Nermin Hanım ve Melike Hanım'la sohbet ediyordu. Bir süre sonra sohbet Ceyda'ya yönelince sessizliğe gömüldü ve kafenin dışında konuşan Seyhan'la Derya'yı izlemeye başladı. Daha önce onlar kadar soğuk bir çift görmemişti. Birbirleriyle konuşurken bile çok mesafeliydiler. Belki de bugüne özel bir durumdu, tam anlayamamıştı. Ama cidden tuhaf bir çifttiler.

Neyse ki tartışmıyorlardı. İçi biraz rahatlamıştı. Telefonunu cebinden çıkarıp saate baktı. Çok geç olmuştu. Babaannesi çoktan çiftliğe gitmiş olmalıydı. Arabası olan arkadaşları arasından Selim'i aramaya karar verdiği sırada, Seyhan'ın sesini yanı başında duydu. Başını kaldırıp baktığındaysa ilk gördüğü soğuk nevale Derya'nın imalı ve asık suratı oldu.

Mürebbiye kılıklının bakışlarındaki manayı anlayınca az önceki mahcup halinden hemen sıyrıldı. Platonik âşık olabilirdi ama bu kadının düşündüğü manada bir kız değildi. Dilinin ucuna kadar gelen sözleri ortamın müsait olmamasından dolayı yuttu.

"Bir saat önce şoförü babaannemi alması için gönderdim. Sizi çiftliğe ben bırakacağım."

Seyhan'ın sözleriyle, masadakiler toparlanmaya başladı. Ceren'in asık suratını yanlış anlayan Ceyda, arkadaşının bu aileyle gitmek istemediğini düşünüp hemen itiraz etti.

"Seyhan abi, hepimiz arabaya sığamayabiliriz. Biz en iyisi Ceren'le ayrı arabayla gidelim."

Nermin Hanım hemen atılarak onun itirazını reddetti. "Kızım araba kocaman, hepimizi alır."

Hep birlikte kalkıp kafeden çıktılar. Allah'tan bu kez kimse Ceren'in yürümesine itiraz etmemişti. Genç kız rahat bir nefes alarak arabaya doğru ilerledi.

❤️

O sıralarda Bahadır Denizer ofisinde, yakın adamından bilgileri alıyordu. Onu Mahir'e ulaştıracak en ufak bir ipucu için Nehiroğlu ailesinin her bir üyesini takibe aldırmıştı.

Adamından anormal bir hareketlilik olmadığını, şimdilik her şeyin normal seyrinde ilerlediğini öğrenmişti. Dinlettiği Elif'in iş telefonundan da bir sonuç çıkmamıştı. Her şeyin olağan ve yolunda seyir etmesi onun hiç hoşuna gitmemişti. Muhakkak bir yerlerden bir açık vereceklerdi ama kendisinin bunu bekleyecek sabrı kalmamıştı.

Kendi aile üyelerini de takibe aldırmıştı. Özellikle yeğeni Seyhan'dan önce Elif'e ulaşmayı ve Mahir'le birebir hesaplaşmayı çok istiyordu. Seyhan'ın bir kanun adamı olarak buna engel olacağını da çok iyi biliyordu. Bundan dolayı Elif'le Mahir'e herkesten önce ve kimsenin haberi olmadan ulaşmayı diliyordu. Yeğeninin iki gün önce şehir dışında yaptığı araştırmalardan bir sonuç çıkmadığını biliyordu. Hatta Seyhan o günden sonra araştırmalarına ara vermiş, daha çok aile üyeleri ve nişanlısıyla zaman geçirmeye başlamıştı.

İşin tuhaf yanı Levent, Seyhan'ın tam aksine boş durmamış, şehir dışından geldiklerinden beri bir yerden bir yere mekik dokumaya devam etmişti. İçinden güçlü bir ses, onun bu koşturmacasının Elif'le alakalı olduğunu fısıldıyordu. Belki de yanılıyordu. Yine de tedbiri elden bırakmak istemedi ve adamına bu işin peşini bırakmamasını söyledi.

💖

Nedim Saltıklı, görkemli villasının bahçesinde, günler sonra kendini gösteren güneşin tadını çıkarıyordu. Yeni açan çiçeklerin yaydığı ahenkli kokularla, buna eşlik eden kuş cıvıltıları, dinlediği müziğe mükemmel bir uyum sağlıyordu. Keyifle kahvesini yudumlarken gözü saatine kaydı. Avukatı gelmek üzereydi. Amacına ulaşmanın verdiği rahatlıkla yüzüne kendinden emin bir gülümse yayıldı. Kaybettiklerine kavuşmasına çok az kalmıştı.

Avukatı hava alanından getiren Selim, patronunun istediği gibi onu özel çalışma odasına aldı. Hemen akabinde, vakit kaybetmeden bahçeye çıktı. Çünkü Nedim Beyin sabırsızlıkla onu bahçede beklediğini biliyordu. Patronunun yanına ulaştığında, onu ilk defa keyifle mırıldanırken görmenin şaşkınlığını yaşadı.

"Patron, Avukat geldi. İstediğin gibi onu özel çalışma odasına aldım."

Nedim Saltıklı hiçbir şey demeden oturduğu yerden yavaşça kalktı ve yüzündeki belli belirsiz gülümsemeyle Selim'e yaklaştı. Kısa tombul parmaklarıyla teşekkür maksadıyla onun omuzunu sıktı. Zira sözlerle teşekkür ettiği çok nadir görülmüştü.

"Güvenlik görevlilerine söyle etraftan ayrılmasınlar. Sen de arabaların bakımını yaptır ve fazla geç kalma her an sana ihtiyacım olabilir."

"Peki patron."

Nedim Saltıklı, villadan içeri geçtiğinde, kendisini takip eden adamlarından birine direktif verdi.

"Madam Verena'ya söyleyin misafirimize orta şekerli Türk kahvesi yapsın."

"Peki efendim."

Çalışma odasına girdiği an, Avukatı onu görünce saygıyla ayağa kalktı. Kısa ve güçlü bir tokalaşmadan sonra Nedim Saltıklı keyifle, "Hoş geldin Cevat." dedi. Alacağı haberlerin güzelliğinden emin koltuğuna otururken Avukatıysa tam tersi gergin bir halde koltuğuna oturdu.

"Hoş bulduk Nedim Bey."

"Nasıl geçti yolculuğun?"

Nedim Beyin özel uçağıyla gelen Avukat, "Çok iyi ve kusursuzdu. Teşekkür ederim." diyerek yolculukla ilgili memnuniyetini dile getirdi.

Nedim Saltıklı gülümsedi. "Türkiye'de haberler nasıl?"

Avukat koltuğunda huzursuzca kıpırdandıktan sonra boğazını hafifçe temizledi. "Nedim Bey size bir iyi bir de kötü haberim var."

Kötü haberi az çok tahmin ediyordu. Adamları sarışın kızın gözünü korkutmayı başaramamışlardı demek. Kesin kız konuşmuş, polisler peşine düşmüştü. Ani bir öfke dalgası bütün bedenine yayıldı. O aptal kız yüzünden uzunca süre burada kalacak, ülkesine dönemeyecekti demek. Dişlerini sıkarken 'Bu kız yaptığı aptallığın bedelini er geç ödeyecek' diye söylendi içinden. Sakinleşmek için derince soluk alıp özel yapım humidorun içinden bir puro çıkardı. "Durum çok mu kötü, bir şey yapamaz mıyız Cevat?" diye sordu.

O sırada kapı çalındı ve içeri Madam Verena girdi. Avukatın kahvesini getirmişti. Avukat kahvesini alırken kibarca teşekkür etti.

Madam Verena Avukata bozuk Türkçesiyle, "Afiyet olsun." dedikten sonra Nedim Saltıklı'ya döndü ve kendi diliyle, "Başka bir isteğiniz var mı efendim?" diye sordu.

Sabırsızca uyarı mahiyetinde cevap verdi. "Hayır yok. Avukatımla toplantım bitene kadar bizi kimsenin rahatsız etmesini istemiyorum."

"Peki efendim."

Madam Verena çıkar çıkmaz Avukat, az önce yarım kalan konuşmasına devam etti.

"Kanunen yapabileceğimiz bir şey yok maalesef."

"Hapis cezasını paraya çeviremez miyiz?"

Avukat çantasından konuyla ilgili dosyayı çıkarırken hafif şaşkınlıkla, "Hapis cezası mı?" diye sordu.

"Evet."

"Yanlış anladınız Nedim Bey. O konuda sorun yok. Adamlarınız kızı ikna etmeyi başarmış. Kız konuşmadı. Gönül rahatlığıyla ülkenize dönebilirsiniz."

Patronunun ikna yöntemlerini pek tasvip etmese de işe yaramasına sevinmişti. Hiç olmazsa hapis cezasıyla uğraşmak zorunda kalmayacaklardı.

"O halde kötü haber ne?"

Avukat çantasından çıkardığı dosyayı patronuna uzattı ve okumasını bekledi.

Dosyada yazanları okuduktan sonra; "Bu ne demek oluyor?" diye kükredi.

"Nedim Bey bildiğiniz üzere Mahir hapse girmeden önce sahip olduğu ne varsa abisi Kadir'in üzerine geçirmişti. Kadir Nehiroğlu ise kardeşinden aldığı şirket hisselerinin büyük bir bölümüyle taşınmaz mülkleri çocukları ve yeğenleri arasında bölüştürmüştü."

Nedim'i ilgilendiren tek şey kendisine ait olanlardı. Onların dışında olan mallar ve hisseler onu ilgilendirmiyordu. "Sonuca gel Cevat!" diye tekrar kükredi.

Nedim'in öfkeli çıkışı, Avukatın daha da gerilmesine neden oldu. "Size sonucu anlatabilmem için bunları tekrar anlatmak zorundayım. Özetle; sizin istediğiniz arazi ve mülklerin Kadir Nehiroğlu'nun kızının üzerine olduğunu önceden öğrenmiştiniz. Bu bilgiyi size kim verdiyse eksik vermiş. O arazilerden sadece ikisinin, kızın üzerine yapıldığını öğrendim. Diğer kalan iki küçük araziyle evler, kızın büyük abisi Ender Nehiroğlu'nun üzerine yapılmış."

"Doktor olan abisi mi?"

"Hayır. Diğer abisi." diye cevapladı Avukat, elindeki içi fotoğraf dolu zarfı patronuna uzatırken. "Ayrıca istediğiniz şirket hisseleri Kadir Nehiroğlu'nun kızı Ceren'le yeğeni Melek arasında yarı yarıya bölüştürülmüş."

Şirket hisselerine de sıra gelecekti. Ama öncelik, arazilerin ve eski evlerindi.

O arazilerin ve evlerin önemli olmasının nedeni sadece maddi olarak değil, manevi olarak da çok kıymetli olmalarıydı. Çünkü ailesinden kalan yegâne mirastı. Onlar ait olduğu sahibine geri verilmeliydi. İster güzellikle ister zorla!

Sıkıntıyla içini çekti ve elindeki dosyayı Avukatına gösterdi. "Peki, bu dosyada yazanlar ne anlama geliyor. Bu kızın imzasını aldığımız halde neden arazileri alamadık?"

"Asıl önemli konu bu Nedim Bey. Kızın imzası geçerli değil..."

"Nasıl geçerli değil?"

"Çünkü Kadir Bey mal paylaşımı yaparken kullanım haklarıyla ilgili bir madde ekleyerek kısıtlama getirmiş. Bu maddeyle söz konusu mallara sahip olan çocuklar 22 yaşını doldurmadan onları kullanma hakkına sahip olamıyorlar. Büyük ihtimalle çocuklarının ve yeğenlerinin yaşları küçük olduğu için bunu yapmış. Diğerleri 22 yaşını doldurup kendi malları üzerinde tamamen hak sahibi oldular. Fakat Ceren Nehiroğlu, henüz 22 yaşını doldurmadığı için o araziler ve hisseler üzerinde tam hakka sahip değil, dolayısıyla imzası geçerli olmuyor."

Suratı iyice asılırken elindeki puronun izmaritini kristal küllüğe sertçe bastırdı.

"Kız şimdi kaç yaşında?"

"Birkaç gün önce 21 yaşına girdi."

"Kahretsin! Hakkım olan arazileri ve hisseleri alabilmem için bir sene daha beklemek zorundayım. Benimse bekleyecek zamanım kalmadı. Onları alabilmemin başka yolu yok mu Cevat?

"Maalesef yok, Nedim Bey. Yasal olarak kızın 22 yaşını doldurmasını beklemek zorundayız. Şu an vasisi babası görünüyor. Onun da hakları kısıtlı. Kız 22 yaşını doldurmadan evlenirse vasi hakkı kocasına geçiyor. Kocası olacak kişi arazileri kullanım hakkına sahip olsa da yine yetkisi kısıtlı oluyor. Kısacası kız 22 yaşını doldurmadan o arazilerin devrini alamıyoruz. Yalnızca kızın abisi ve kuzeninden diğer mülkleri ve hisseleri alabilirsiniz."

"Onların da zamanı gelecek! Şimdi ülkeye dönme zamanı." dedikten hemen sonra masasının kenarına monte edilmiş bir düğmeye bastı. Birkaç dakika sonra içeri Madam Verena girdi.

"Buyurun Nedim Bey."

"Selim'i ara hemen gelsin. Sonra da hazırlıklara başlayın. Türkiye'ye dönüyoruz!"

💖

Denizer çiftliğine vardıklarında, Melike Hanım arabadan inerken kızları buyur etmeyi ihmal etmedi. Ama Ceren rahatsızlığını bahane edince de ısrar etmedi. Derya ise arabadan zorla inmiş, moral bozukluğuyla gözü etraftaki kimseyi görmeden eve girip direkt odasına çıkmıştı.

Zümrüt Hanım o sırada bahçedeki açık kamelyada merak içinde oturuyordu. Derya'nın suratsızlığından anladığı kadarıyla işler yolunda gitmişti. Tüm ayrıntıları öğrenmek için bir yandan gelinlerinin yanına gelmesini bekliyor, bir yandan da iyi demlenmiş mis kokulu çayını yudumluyordu.

Birkaç dakika sonra gelinlerinin üçü kamelyada toplanmıştı. Yardımcıları Nigâr da yanlarındaydı. Nermin Hanım gördüklerini ballandıra ballandıra anlatırken Zümrüt Hanımın keyfi yerine gelmiş, hafifçe gülümseyerek gelinini dinlemişti.

Kız kardeşi Elmas ile türbede oldukları süre boyunca torunlarının davranışlarını gözlemlemişler, bu ikilinin birbirlerine olan davranışlarından bir şey anlayamamışlardı. Şimdi Nermin'in anlattıklarını dinlediğinde, hislerinde yanılmadığını anladı. Sıra planının ikinci aşamasındaydı. Fakat önce ikiziyle uzunca bir telefon görüşmesi yapması gerekiyordu.

🌹

Arabanın köşesine sinen Ceyda, üzüntüyle iç geçirdi. Bugün Ceren'i fazlasıyla hayal kırıklığına uğratmıştı. Ayrıca onun çok istediği staj işini kaçırmasına da sebep olmuştu. Ceren haklı olarak sadece ona kızmakla kalmamış, çok da kırılmıştı.

En kötüsü de Ceren'in güvenini kaybetmesiydi. Arkadaşı onu affetse bile, eskisi kadar güvenmeyecekti artık ona. Maalesef bunda da haklıydı. İçi bir kez daha pişmanlıkla doldu. Kalbindeki sızıyı hafifletmek için birkaç kez derince soluk aldı. Sonra da koltuğun diğer ucunda oturan arkadaşına bir bakış attı.

Ceren bakışlarını kucağındaki staj dosyasına sabitlemiş, oldukça üzgün ve dalgın görünüyordu. Staj işini kaçırdığı için onun çok üzüldüğünü biliyordu. Ama elinden bir şey gelmiyordu.

Keşke zamanı geri çevirebilme şansı olabilseydi. Kuru bir özür olayları tersine çeviremezdi ama onun da üzgün ve pişman olduğunu gösterebilirdi. Gün içinde birkaç kez özür dileme girişimlerinde bulunmuş fakat arkadaşı ona fırsat tanımamıştı.

Şu an tam zamanıydı. Son bir umutla konuşmasına başladı. "Çok özür dilerim Ceren. Staj dosyanı benim yüzümden teslim edemedin. Ben çok üzgünüm."

Ceren onu duymamış gibi bakışlarını dosyadan kaldırıp yola doğru çevirdi ve dışarıyı izlemeye başladı. Arkadaşının bu sessiz ve kırgın hali, gözlerinin dolmasına sebep oldu. 'Beni hiç affetmeyecek' diye düşünürken gözünden bir damla yaş süzüldü.

Ceyda'nın tek taraflı konuşmasından sonra Seyhan, dikiz aynasından iki genç kızın hal ve tavırlarını çok kısa izledi. İkisinin de gözleri dolu doluydu ve üzgün görünüyorlardı. Ortamdaki gergin havayı dağıtmak için bir şeyler söylemeyi düşünse de vazgeçti. İki genç kızın bu konuyu kendi aralarında halletmeleri daha iyi olacaktı. Arabayı Nehiroğlu Çiftliğinin büyük giriş kapısının önüne park ederken Ceren'in stajıyla ilgili bir şeyler yapmaya karar verdi. Arabadan iner inmez hemen Alper'i arayıp dışarıda beklediğini haber verdi. Büyük demir kapının yanındaki güvenlik kulübesine doğru ilerlerken bu kez Levent'i aradı. Konuşmasını bitirip arkasını döndüğündeyse iki genç kızın sabırsızca kendisini izlediğini görünce şaşırdı.

Ceyda yeni bir arama olmadan hemen öne atıldı. "Bizi eve bıraktığın için teşekkür ederim Seyhan abi." dedi minnetle.

Hemen ardından Ceren, "Ben de yardımların için teşekkür ederim. Bir de istemeden de olsa seni zor durumda bıraktım galiba, özür dilerim," dedi mahcup bir ifadeyle.

Nişanlısı Derya'nın bunu sorun edeceğini sanmıyordu. Derya'nın anlık bir tepkiyle öyle davrandığını düşündüğü için gayet rahat ve emin "Öyle bir şey yok, sorun etme." dedi. Hemen ardından onun elindeki dosyayı işaret ederek sordu. "Staj dosyan bir süre bende kalabilir mi?"

Ceren'in cevap vermesini beklemeden Ceyda'ya döndü. "Senin de staj dosyan varsa getirebilir misin."

"Var. Tabii getiririm," diyen Ceyda, çiftlik kapısından içeri girerken Alper de çıkıyordu.

Ceren staj dosyası konusunu merak etse de Abisinin geldiğini görünce kafasındaki soruları soramadı. Dosyayı Seyhan'a verip tekrar teşekkür ettikten sonra onları yalnız bırakıp içeri geçti.

Çiftlik evinin sağ tarafında bulunan, kenarları limon ağaçlarıyla çevrili yola geçti. Burası büyük araçları alacak kadar genişlikte olan parke bir yoldu. Limon çiçeklerinin yaydığı muazzam kokuyu içine çeke çeke yaptığı kısa bir yürüyüşten sonra evin arka girişine geldi.

-Bu girişi çoğunlukla evin çalışanları kullanıyordu-

Anahtarlarını çantasında ararken onlara ihtiyacı olmadığını gördü. Açık olan kapıdan sessizce içeri girerken niyeti kimseye görünmeden direkt odasına çıkmaktı. Kendini yorgun ve halsiz hissettiği için en azından akşam yemeğine kadar dinlenmek istiyordu. Fakat onun yolunu dört gözle bekleyen babaannesinden bihaberdi.

Odasına çıkmak için arka merdivenlerin başına geldiğinde, Pelin yengesiyle karşılaştı. Yengesi kısa bir an şaşkınlık yaşadıktan sonra gülümsedi. "Hoş geldin tatlım. Staj işin ne oldu, dosyanı bırakabildin mi?" diye ilgiyle sordu.

"Hoş bulduk yengeciğim. Staj için yetişemedim maalesef. Başka yerlere bakacağım artık."

"Sağlık olsun. Staj işini biz de ayarlayabiliriz biliyorsun."

"Biliyorum. Bölüm hocama ailemden yardım almak istemediğimi söyledim ama çok az süre kaldı. Bu gidişle mecburen bizimkilerden yardım alacağım."

Pelin, Ceren'i dikkatle incelerken onun neden arka girişi kullandığını anlamaya çalışıyordu. Bunu ona sormayı çok istiyordu fakat görümcesi oldukça durgun ve farklı göründüğü için vazgeçti. Belli ki staj işinin olmamasına üzülmüştü. Aslında çözümü vardı ama Ceren ailesinden yardım almama konusuna fena halde kafayı takmış durumdaydı.

"Üzülme canım. Eğer istersen Kadir babam bugünkü atölyeyle tekrar bir görüşme ayarlayabilir. Hemen yarın da dosyanı götürebilirsin." Onu bir nebze de ikna etmeyi umuyordu..

Ceren'in kafası o kadar karışıktı ki mantıklı düşünecek durumda değildi. Aksine aklına bir sürü saçma düşünceler geliyordu. Bunlardan biri de staj görüşmesinin ona şans getirmediği ve bugün yaşadığı aksiliklerin oraya gittiği için başına geldiğiydi.

"Yok, istemiyorum yengeciğim. Başka yerlere bakacağım. Eğer son başvuru tarihine kadar iyi bir yer bulamazsam babamdan yardım alabilirim."

Görümcesi bu konuda öncekine nazaran daha ılımlı görünse de Pelin yine de onun üstüne fazla gitmek istemedi.

"Sen bilirsin canım... Aklıma gelmişken babaannem seni bekliyordu."

Ceren merakla, "Neden?" diye sordu.

"Aslında tam bilmiyorum, onu en son gördüğümde geç kaldığın için seni merak ettiğini söylemişti. Ama farklı bir nedeni de olabilir."

"Anladım. Babaannem şu an nerede?

"Salonda."

"Tamam yengeciğim, sen geldiğimi haber verir misin daha fazla merak etmesin. Ben önce üzerimi değiştireyim, sonra salona gelirim."

"Peki tatlım."

Ceren merdivenleri çıkarken babaannesinin onu neden beklediğini merak ediyordu. 'Tek sebebi geç kalmam olamaz' diye düşündü. Herhalde staj işini soracaktı. Odasına girer girmez çantasını çalışma masasının üstüne bıraktı. Üzerini değiştirip makyajını sildikten sonra da yatağına uzandı. Aşağıya inmeden önce biraz dinlenmeye ihtiyacı vardı.

Ceren'in eve geldiğini öğrenen Elmas Hanım, torununun salona gelmesini bekleyemeyecek kadar sabırsızdı. Genç kızın odasının önüne geldiğinde kapıyı hafifçe tıklatıp açtı. Onun yatağında uzandığını görünce hemen yanına gitti. Rahatsızlandığını biliyordu. Elini genç kızın alnına yavaşça koydu. Ateşi varla yok gibiydi.

Yüzünde hissettiği elle hafifçe irkilerek uyanan genç kız uyku mahmurluğuyla araladığı gözleri arasından babaannesini gördü.

"Babaanne." diye mırıldandı.

"Geç kaldın güzel kızım seni merak ettim. Nasıl geçti staj görüşmen?"

Uzandığı yerden doğrulup babaannesinin yanına oturdu. "Ben yetişemedim babaanne, dosyamı da veremedim."

Torununun üzgün sesi ve haline dayanamayan Elmas Hanım, ona şefkatle sarıldı. "Üzülme güzel torunum, her işte bir hayır vardır. Eğer inadı bırakıp babanın sana yardım etmesine izin verirsen stajın için sana daha güzel bir yer ayarlanacağından eminim. Hem bildiğimiz güvenli bir yer olursa bizim de içimiz rahat olur."

"Peki babaanneciğim, babamla konuşacağım," İtiraz etmekten vaz geçtiğini belli eden bu sözleriyle staj konusunu kapattı.

Elmas Hanım merakına engel olamıyor, alışveriş merkezi konusunu bir an evvel açmak istiyordu. Fakat konuya nasıl gireceğini bilemiyordu. Çok dikkatli olmalı, her şeyi bildiğini belli etmemeli, Ceren'i şüphelendirmeden onun ağzını aramalıydı. Yoksa maazallah bütün planları suya düşebilirdi. Kısa bir an düşündükten sonra aklına gelen ayrıntıyla gözleri parladı.

"Güvenlik demişken... Söyle bakalım korumaları neden gönderdin?" diye sorduğunda, torununun huzursuzca kıpırdanması gözünden kaçmadı.

"Babaanneciğim biliyorsun, son zamanlarda okul dâhil her yere korumalarla birlikte gidiyordum. Çobandede'deyken de staj başvurusu yapacağım yere gitmek için onlara ihtiyacım varken ortadan kayboldular ve geç kalmama sebep oldular. Bundan dolayı onlara çok kızdım ve onları göndermek istedim."

Torununun bu mazereti, mantıken onun kafasına yatmıştı. Bundan dolayı daha fazla sorgulamadı.

"Anladım güzel kızım ama onları göndermen güvenliğin açısından tehlikeliydi. Eğer Seyhan senin yanında olmasaydı, baban buna asla izin vermezdi."

Duyduklarının şaşkınlığıyla hemen sordu. "Nasıl yani, babamın haberi var mıydı?"

"Seyhan korumaları göndermeden önce babanı arayıp sormuş bilmiyor muydun?"

O an etrafında olup biteni fark edemeyecek kadar Toygar ve Ceyda'ya öfkeli olduğunu hatırladığında, ona dikkatle bakan babaannesinden gözlerini kaçırdı.

"Hayır, bilmiyordum. Ondan korumaları göndermesini rica ettim. Ama babamı aradığından haberim yoktu."

Ayrıca babasının güvenlik konusunda ne kadar hassas ve titiz davrandığını biliyordu. Nasıl olmuştu da itiraz etmeden korumaların gönderilmesine izin vermişti? Cidden merak ediyordu. Kafası bu düşünceyle meşgulken babaannesinin sözleriyle dikkati ona kaydı.

"Ceyda da sizinle birlikteymiş Alper söyledi."

"Hım evet, alışveriş merkezinde karşılaştık."

Babaannesinin ilgiyle kaşlarını kaldırdığını gördüğünde, yaptığı hatayı fark etti. Artık çok geçti. Eğer başka biriyle konuşuyor olsaydı lafı çevirip konuyu hemen kapatırdı ama karşısındaki babaannesiydi başkası değil. İstese de kaçamazdı artık.

'Bravo Ceren! Çeneni tutamadın. Alışveriş merkezinde ne işiniz vardı diye sorarsa ne cevap vereceksin şimdi. Toygar'ı mı anlatacaksın Derya'yı mı? Anlatmaman gereken o kadar şey varken işin içinden nasıl çıkacaksın bakalım' diye içten içe kendine söylendi.

Elmas Hanım da o an içten içe gülümsüyor, 'Körün istediği bir göz Allah verdi iki göz' diye düşünüyordu.

Tahmin ettiği gibi babaannesi; "Alışveriş merkezinde ne işiniz vardı?" diye sordu. Her ne kadar bahsetmek istemese de bu soruya dair anlatabileceği tek bahane vardı.

"Babaanneciğim alışveriş merkezi staj başvurusu yapacağım yere yakındı. Ben geç kaldığım için stres yaptım galiba, mideme hafif bir kramp girince sıcak bir şeyler içersem geçer, diye düşündüm ve alışveriş merkezindeki kafelerden birine geçtik. Ceyda da okuldan kızlarla o kafede oturuyordu. Öyle karşılaştık işte."

"Seyhan'a kızdım şimdi, seni neden doktora götürmedi ki?"

"Kızma babaanne. O, doktora gitmem konusunda çok ısrar etti ama ben gitmek istemedim. Çünkü her zamanki gibi doktor sinirsel olduğunu söyleyip gönderecekti. Boşa zaman kaybından başka bir şey olmayacaktı. Sıcak bir şeyler içince geçti zaten."

"Şimdi nasılsın?"

"Daha iyiyim."

Bunu kız kardeşi Zümrüt'le planlamış olsalar da Seyhan'ın özellikle bu staj mevzusunun olduğu günde Ceren'in yanında olması çok iyi olmuştu.

"Güzel kızım insanın başına ne geleceği belli olmuyor. Staj işinin olmamasına üzüldüm ama rahatsızlandığında yanında korumalar yerine Seyhan'ın olmasına sevindim. Ayrıca Ceyda'yla karşılaşmanız da hoş bir tesadüf olmuş."

İçinden 'Berbat bir sürpriz desek daha doğru olur' diye söylenirken babaannesi konuşmasına devam ediyordu.

"Kafeye gitmen sıcak bir şeyler içmen de çok iyi olmuş."

Yine içinden 'O kafeye nasıl girdiğimi bir bilsen babaanne diye söylendi.

"Miden düzelince umarım kendini iyi hissetmiş, açılmışsındır. Geç geldiğine göre kafede oturdunuz sanırım. Umarım bir nebzede olsa iyi vakit geçirip sıkıntını atmışsındır."

'O mürebbiyeyle nasıl iyi vakit geçirilebilirse artık' diye düşündü. Aslında o an duyduğu suçluluk yüzünden tam odaklanamasa da iyi şeyler de olmuştu. İstemsizce gülümsedi. "İyi sayılır babaanne."

"Stajı kaçırman, rahatsızlanman ve doktora gitmemekte inat etmen hoş olmamış ama sonrası daha iyi geçmiş senin için sevindim."

Yaşadıklarının özetini sesli olarak dile getirdiğinin fakında olmadan mırıldandı. "Daha da fazlası."

Elmas Hanım, bu sözü kendince iyi anlamlandırmıştı. Amacına ulaşmanın memnuniyetiyle gülümserken kapı tıklanıp açıldı ve gelini Pelin içeri girdi.

"Babaanneciğim yemek hazır sizi bekliyoruz."

Hep birlikte odadan çıkıp aşağı indiklerinde Elmas Hanım, "Kızım siz gidin ben elimi yüzümü yıkayıp geleceğim." dedi.

"Tamam babaanne."

Elmas Hanım kızlar uzaklaşır uzaklaşmaz hemen odasına geçip kapıyı kapattı. Tuşlu telefonunu eline aldı ve ezberinde olan numaranın sayılarına tek tek basıp aradı.

"Alo, Zümrüt. Bu tarafta durumlar iyi, bizim kız iyi vakit geçirdik, daha da fazlası gibi şeyler söyledi."

"Buna çok sevindim. Bizim tarafta henüz belli olan bir şey yok. Torunum dışarıda ve eve geç geleceğini söyledi. Ancak yarın öğrenebilirim."

"Tamam, yarın torunun cephesinde olan durumları öğrendiğinde, ararsın tekrar konuşuruz. Allah'a emanet ol."

💖

Mete, Barış'ı da alıp geliyoruz diyeli yaklaşık iki buçuk saat olmuştu. Seyhan tedirgin sıklıkla saatine bakarken Alper son bir saattir ara vermeden arkadaşlarını ve onlarla birlikte gelecek olan komiser Murat'ı arıyordu.

Telefonu masaya fırlatırken endişeli bir öfkeyle söylendi. "Yok! Hiçbiri açmıyor. Kesin bunlara bir şey oldu."

"Tamam, sakin ol ve gel otur şuraya. Etrafta dolanıp durmandan başım döndü."

Alper sertçe çektiği sandalyeye otururken Seyhan'a atarlandı. "Nasıl bir genetiğin var arkadaş, bu kadar sakin ve umursamaz olmayı nasıl başarıyorsun? Anlamıyorum ve hiçbir zaman da anlayamayacağım."

Aslında Alper'in söylediği gibi sakin ve umursamaz değildi. Hatta şu an bayağı endişeliydi. Sadece endişesini hararetli bir şekilde dışa vuramıyordu. Bu durumdan da şikâyetçi değildi aslında. Duygularını dışa vurup kendini boş boş paralamak yerine, olaylara mantıklı yönden çözüm bulmaya odaklanabiliyordu bu şekilde davranarak.

Şu anki durumda da en mantıklı şeyin sadece beklemek olduğunu düşünüyordu. Eğer arkadaşları yarım saat içinde gelmezse Mete'nin çalıştığı merkezi arayıp onlarla ilgili haber alabilmeyi umuyordu. Saatine tekrar baktı dokuza geliyordu. Bir şeylerle oyalanırlarsa beklemek daha da kolaylaşacaktı. Yanlarında sessizce oturan Afşar Reis'e döndü, aklına ilk geleni sordu. "Reis demli çayın var mı?"

"Var oğlum hemen getireyim."

Afşar Reis mutfağa doğru yol alırken Alper oturduğu yerde öfkeyle homurdandı. Levent ise çayın, üzerlerindeki gerginliği alacağını düşünüyordu.

Birkaç dakika sonra Afşar Reis dumanı üstünde tüten tavşan kanı çayları getirip masaya koydu. Yanında da bir tabak dolusu sıkma vardı. Çok göz alıcı ve lezzetli görünüyorlardı, yeni yapıldıkları belliydi. Fakat oradakiler bunu fark edecek durumda değillerdi. Levent önündeki çaya dört kaşık şeker atınca Alper, tepkiyle söylendi. "Yuh! Lan oğlum çaya o kadar şeker mi atılır. Çay mı içiyorsun şerbet mi?"

"Normalde iki kaşık atıyorum abi. Ama bu çay çok koyu ve kesin normalden daha da acı tadı vardır, bundan dolayı iki kaşık fazladan attım. Asıl siz şekersiz nasıl içiyorsunuz bu acı çayları, midenize yazık."

Alayla sordu. "Şekerli olunca mideyi tedavi mi ediyor?"

Seyhan bu ikili arasında geçen konuşmaya gülümserken duyduğu homurdanmayla arkasına döndü. Barış'ın halini görünce ani bir refleksle ayağa kalktı.

"Ne oldu size, bu haliniz ne?"

Barış, berbat olmuş üstünü başını gösterdikten sonra, "Polis arabasının uğursuzluğu." diyerek kısaca özetledi.

Alper, yırtık tişörtünü düzeltmeye çalışan Mete'nin yanına geldi ve berelenmiş kolunu tutup inceledi. "Anlamadım. Ne uğursuzluğu, kaza mı geçirdiniz?"

Mete, masaya oturup başlarından geçeni kısaca özetlemeye başladı. "Yolda gelirken telsizden haber aldık."

Barış araya girip homurdanarak söylendi. "Polis minibüsüyle gelmişlerdi."

Mete, arkadaşının homurdanmasını es geçerek anlatmaya devam etti. "Bizim geçtiğimiz güzergâh üzerinde bir market soyulmuş. Soyguncular kasada duran genç kızı da alıp kaçmışlar. En yakın ekip biz olduğumuz için müdahale etmek zorunda kaldık."

Barış yine aynı homurdanmayla araya girdi. "Ekip dediği biziz." dedi, Mete'yi, Murat'ı ve kendini göstererek.

Murat sırıtırken Mete gözlerini devirdi ve konuşmasını sona bağladı. "Başarılı bir operasyon oldu. Şubeye geçtik, sonra da buraya geldik. Şu an ise çaya daha çok ihtiyacım var. Hadi oturun ağız tadıyla yorgunluk çayı içelim."

Mete'nin hevesle önünde duran çayı alıp içmesiyle yere püskürtmesi bir oldu.

"Bu zehri hanginiz içiyor lan?" diye sordu tiksintiyle.

Seyhan ve Alper aynı anda, "Levent." dedikten sonra Seyhan takım elbisesi suratı gibi dağılmış olan Barış'a sordu. "Onları anladım da sen nasıl bu hale geldin?"

Mete başka bir çay bardağını eline alıp yudumladı. "Nasıl olacak, işgüzarlığından. Allah'a şükür arkadaşlarım kahramanlığa o kadar meraklılar ki; otur bekle ya da karışma git dersin. Biri gider arabasıyla mafyayı kovalar. Diğeri de hayatını önemsemeden pat diye operasyonun ortasına dalar. Sizinle ne yapacağım ben bilemiyorum."

Afşar Reis ikinci çay servisini yaparken ortamı yumuşatmak adına keyifle onlara takıldı. "Bence siz ikiniz avukatlığı bırakıp polis olun, ikinize de yakışır gençler."

Barış o anları hatırlayınca biz kez daha yaptığından pişmanlık duymadı. "Lafını soktun, rahatladın mı bari kardeşim. Ama ben orada otururken hiç rahat değildim. O pislik herif genç bir kızı ve küçücük bir çocuğu hırpalarken orada durup öylece izleyemedim. Peki Reis, sen olsan izler miydin?"

Afşar Reis Barış'ın omuzuna elini koydu. "Haklısın evlat izlemezdim. Biz Adanalıyık, öylece durup izleyemeyiz... Neyse siz tartışmayı bırakın da ben ecza dolabına bakayım bir şeyler bulursam getireyim şu yaralarınızı temizleyelim."

Masada oluşan sessizliği Levent bozdu. "Hazır herkes bir aradayken konuşalım mı?"

Mete elindeki boş çay bardağını masaya koyarken, "İyi olur." dedi. Levent herkesten aynı olumlu tepkiyi alınca konuşmasına devam etti.

"Seyhan abimin akıllıca planıyla, Bahadır amcanın adamlarını farklı noktalara yönlendirdik ve bu sayede araştırmalarımızı rahatça yapıp çok fazla şey öğrendik. Bahadır amca onun peşimize taktığı adamlardan habersiz olduğumuzu düşünüyor. Bu böyle devam etmeli. Çünkü pazartesi günü için çok iyi plan yaptık. Bu plan bizi direkt Mahir Nehiroğlu'na götürecek. Böylelikle Bahadır amcadan önce Elif halayı bulmuş olacağız. Ayrıca Mahir Nehiroğlu'nun maddi ihtiyaçlarının kimin hesabından karşılandığını da biliyoruz artık."

Barış merakla hemen sordu. "Kimin hesabından?"

Barış'ın sorusunu cevaplamadan önce Alper, sıkıntılı bir nefes verdi. "Kuyumcuya yüzüğü bırakanla aynı kişinin hesabından, bizim büyük cadının, yani kuzenim Melek'in hesabından."

Mete'yse onun Melek için yaptığı tanımlamaya gülerek; "Küçük cadı kim?" diye sordu.

"Kim olacak tabii ki kız kardeşim Ceren."

"Melek'in zaman zaman tam bir cadı olduğunu kabul ediyorum. Ama Ceren kesinlikle cadı değil. Kardeşine haksızlık etme o çok tatlı bir kız." dedi Mete.

"Sen öyle san. Asıl o tatlı halleriyle yapıyor cadılığını fark edemiyorsun bile."

Mete o an anılara daldı. Melek'i lise yıllarından beri tanıyordu. Çok iyi niyetli bir kız olmasına rağmen zaman zaman gerçekten de çekilmez derecede cadı oluyordu. Hele o lakap takma huyu yok muydu? Onlara okulda bir isim bile takmıştı. 'Ağır abiler çetesi' Ama Melek'in kendisi tek kişilik bir çeteydi. Hele o dönemlerde yaptığı cadılıkların haddi hesabı olmamıştı. Bundan sebep okulda çoğu zaman onun yüzünden başları belaya bile girmişti. Hatta birkaç defa da Alper'le disiplinlik olmuşlardı. Her seferinde de Seyhan sayesinde kurtulmuşlardı. O zamandan belliydi Seyhan'ın çok iyi bir avukat olacağı.

Ceren'i ise neredeyse bebekliğinden beri tanıyordu. O asla bir cadı olamazdı. İnatçı ama çok neşeli, tatlı bir kızdı. İnsana pozitif enerji veren bir özelliği vardı. Ablalarının yeri ayrıydı ama Ceren gibi bir kız kardeşi olmasını çok isterdi. Alper bu konuda çok şanslıydı. Bunu dile getirmekten de hiç çekinmedi.

İyice dağılan konuyu toparlamak Seyhan'a düşmüştü. "Yarın yoğun bir mesainiz var mı Mete? Çıkabilecek durumdaysanız toplanalım."

"Tüm gün merkezde olacağım. Nöbetim de var, çıkamam. Ama Kaan ve Murat çıkabilirler. Ufak bir işleri var sonra isterseniz sizin ekibe dâhil olabilirler."

Seyhan, bakışlarını Komiser Murat'a çevirdi. "Tamam, o halde öğleden sonra ararım ben seni."

"Tamam abi. Haber bekleyeceğim senden."

"Yarın yokum ama pazartesi günkü planla ilgili pazar günü yine burada tekrar toplanıp konuşalım."

Mete'nin önerisini Seyhan hariç herkes başıyla onaylamıştı.

"Ben gelemem Derya'yla ata binip etrafı dolaşacağız." dedi Seyhan. "Levent tüm planı biliyor, size ayrıntısıyla anlatır."

❤️

Ceren hiç iştahı olmamasına rağmen masaya oturdu. Kahvaltıdan beri yemek adına midesine bir şey girmemişti. Bundan dolayı sadece çorba içip kalkmayı düşünüyordu. Ama hiç de düşündüğü gibi olmadı. Çünkü annesi onun ağzına küçük bir çocukmuş gibi yemekleri tıkmaya başlamıştı. Mide ağrısı çoğaldıkça çoğalıyordu. Daha fazla dayanamayıp sandalyesinden birden kalkıp bu işkenceden kurtulmak istedi.

"Anne yeter! Ben doydum, daha fazla yiyemeyeceğim."

"Kuş kadar bir şey yedin Ceren, hadi otur da tamamla yemeğini."

"Midem çok kötü." demesiyle birlikte iki büklüm oldu.

Annesi gibi tüm masadakiler yemekten kurtulmak için bunu yaptığını düşünmüşlerdi. Ancak onun birden yere yığılmasıyla durumun ciddiyetinin farkına vardılar. Kramp bu kez karnına da girmişti.

Abisi onu kucaklarken telaşla sordu. "Neyin var Ceren?"

"Kramp abi. Çok kötüyüm nefes alamıyorum."

"Pelin hayatım, arabanın anahtarları yukarıda..."

"Tamam, hemen getiriyorum."

"Anne sen de Ceren'in sıcak su torbasını hazırlayabilir misin?"

Herkes bir yana endişeyle koşturuyordu. Bu görüntü onun başını döndürüp midesini bulandırıyor, mevcut durumunu daha da kötüleştiriyordu.

Neyse ki, on dakika sonra abisinin arabasına binmişlerdi. Sıcak su torbası az da olsa işe yarar gibi olmuştu. Ah bir de ani giren kramplardan dolayı nefesi kesilmeseydi, daha iyi olabilirdi.

Ani ve güçlü giren bir kramp sonrası, "Bembeyaz oldun kızım nefes al." diyen babasının koluna sıkıca sarıldı.

❤️

Bahar'ın son birkaç gündür durgun ve iştahsız olması Nermin Hanımın dikkatinden kaçmamıştı. Bu akşam da kızının neredeyse hiç yok denecek kadar az yiyip sofradan kalkması, Nermin Hanımı endişelendirmişti. Kızını tanıyordu, sağlık sorunuyla ilgili bir durum değildi. Kesin üzüldüğü başka bir derdi vardı. Yardımcı kızlar sofrayı toplarken kendisi de kızı için sevdiği meyvelerden oluşan bir tabak hazırlamak için mutfağa geçti. Dolaptan çıkardığı meyveleri yıkarken masada oturan ablasına dertlendi. "Bahar'ın kesin bir derdi var. O kadar ketum ki sorsam söylemez. Nasıl öğreneceğimi de bilmiyorum."

Melike Hanım başını önündeki tabletten kaldırdı ve taktığı yakın gözlüklerinin üstünden kız kardeşini bir süre süzdü. "Hiç konuştunuz mu bu konuyla ilgili?"

"Hayır, henüz konuşmadık."

"O halde neden söylemez diye kestirip atıyorsun. Önce onunla konuşmalısın derdi varsa anlatır merak etme."

Nermin ıslak ellerini mini mutfak havlusuyla kuruladıktan sonra ablasına döndü.

"Sen ne yapıyorsun Melike?"

"Yeni bir maske çıkmış, kırışıklıkları gidermede çok iyi olduğunu söylüyorlar onu inceliyorum."

"Neredeyse torun sahibi olacaksın hiçbir kırışıklığın yok. Allah aşkına bırak onu da bana yardım et, beraber konuşalım. Bazı kızlar teyzelerine daha rahat içini dökebiliyorlar."

"Tamam olur. İçin rahat edecekse beraber konuşuruz. Ama unutma kızlar annelerine daha rahat açılırlar."

Nermin sıkıntıyla içini çekti. "Bahar, Seyran gibi değil biliyorsun. Maalesef çoğu şeyi benimle paylaşmıyor. Aslında Seyhan'ın kardeşi Bahar olmalıymış, huyları çok benziyor. Ağızlarından cımbızla laf alıyorsun."

Melike Hanım ayağa kalkıp kız kardeşinin yanına geldi.

"Bence hepimize birer tane ketum yeter, fazlası ağır olur."

"Eltimiz Feyza şanslı bu konuda."

"Âdem var, unuttun mu?"

"Haklısın. O çocuk Seyhan'ın kopyası olacak gibi."

"Umarım bu konuda oğluma benzemez."

İki kız kardeş konuşa konuşa merdivenleri çıkıp Bahar'ın odasının önüne gelmişlerdi. Nermin Hanım kapıyı bir defa tıklattıktan sonra açtı. Bahar arkası kapıya dönük yatakta oturmuş, telefonla konuşuyordu.

"Bahar kızım biz geldik." demesine rağmen kızı Bahar da herhangi bir kıpırdama olmamıştı. Telefon görüşmesine o kadar odaklanmıştı ki onları fark etmemişti bile.

"Nermin, çıkalım görüşmesi bitince geliriz." Ablasına olur anlamında başını salladı. İki kız kardeş odadan çıkmak üzereyken istemsizce Bahar'ın konuşmasına şahit oldular.

"Hamile olduğumu aileme söyleyemedim henüz."

Şok geçiren kız kardeşinin elindeki meyve tabağı düşmek üzereyken Melike Hanım hemen tuttu fakat bıçağın yere düşmesine engel olamadı.

Bıçağın yere düştükten sonra çıkardığı sesle irkilen Bahar, arkasını döndü. Annesini ve teyzesini kapının girişinde görünce panikledi. Surat ifadelerinden her şeyi duydukları belli oluyordu.

"Suna annemler burada daha sonra konuşuruz." dedikten sonra endişeyle konuşan arkadaşının yüzüne telefonu kapattı.

Melike Hanım konuşmanın uzayacağını bildiğinden, önce kapıyı kapattı sonra da kız kardeşinin elindeki meyve tabağını alıp komodinin üstüne koydu.

"Anne..."

"Hamile misin?"

Bahar bu saatten sonra gerçekleri saklamanın bir yararı olmayacağını düşünüyordu.

"Evet, hamileyim." dedi mahcup bir ifadeyle.

Annesinin kızmasını, bağırmasını beklerken onun gözyaşları içinde hüngür hüngür ağladığını görünce hemen yanına gitmek istedi.

Fakat teyzesi elini kaldırıp durmasını işaret edince mecburen olduğu yerde kaldı.

Melike Hanım kız kardeşini Bahar'ın yatağının üstüne oturttuktan sonra komodinin üstündeki sürahiden bir bardak su doldurdu. Eline tutuşturulan bardaktan bir yudum su içen Nermin Hanım, sesini kısık tutmaya çalışarak kızına söylenmeye başladı. "Bu nasıl düşüncesizlik, evlenmeden önce nasıl hamile kalırsın, sen babanı katil mi etmek istiyorsun, bunu baban duyarsa ne olur biliyor musun? Sizi vurur. Karnındaki bebek bile sizi kurtaramaz."

"Bebekler..."

"Bebekler mi, Bebekler dedi Melike duydun mu?"

Melike Hanım bu konuşmanın yararsız olduğunu ve bir an önce çözüm bulmaları gerektiğini düşünüyordu. "Annen haklı kızım bu yaptığınız büyük bir sorumsuzluk. Ahlaki yönünden hiç bahsetmiyorum çünkü olan olmuş artık ve bunları tartışmamızın faydası yok. En önemlisi şimdi neler yapmalıyız, bu işin içinden en az zararla nasıl çıkabiliriz onu düşünmemiz lazım."

"Üzgünüm, istemeden oldu."

"Bir de yaptığı ahlaksızlık normalmiş gibi istemeden oldu diyor."

"Bir bakıma normal aslında..."

Melike Hanım araya girerek yeğenini azarladı. "Kızım biraz mantıklı konuşsana yangına körükle gitme istersen."

Bahar bu fırsattan istifade her şeyi anlattı. "Teyze ahlaksız bir şey yapmadım ben. Normal diyorum çünkü ben kocamdan hamileyim. Biz Alper'le yedi ay önce evlendik."

Duyduklarıyla ne diyeceklerini bilemeyen iki kız kardeş birbirlerine şokla bakakaldılar. İkisi de aynı şeyi düşünüyorlardı. Onların evli olmaları bu durumu biraz yumuşatıyor olsa da büyük olayları önleyeceği anlamına gelmiyordu.

"Daha başka gizlediğin bir şey var mı kızım?"

Annesinin hayretle sorduğu soruyu başını evet anlamında hafifçe sallayarak cevapladı.

"Ben Tarsus'taki hastaneden ayrıldım. Biz Alper'le Mersin'de aynı hastanede çalışıyoruz."

Melike Hanım'ın aklına hiçbir çözüm gelmiyordu. "Biz şimdi bütün bunları Bahadır enişteme nasıl söyleyeceğimizi düşünelim. Ama önce Zümrüt annemle konuşmamız lazım."

"Babaanneme söylemesek olmaz mı? Sağlık durumu bugünlerde pekiyi değil."

"Asıl sonradan öğrenirse daha kötü olacak. Ben gidip Feyza'yla annemi getireyim. Siz anne kız tartışmadan uslu uslu bekleyin."

Birkaç dakika sonra Zümrüt Hanımın bütün ilaçları ve tansiyon aleti hazır halde odada oturuyorlardı. Nermin Hanım kayınvalidesi ve küçük eltisine bakıp huzursuzca çıkan sesiyle, "Size söylememiz gereken önemli bir şey var." dedi.

Zümrüt Hanım sabırsızca sordu. "Ee, nedir bu önemli şey?" İlaçlarıyla birlikte buraya getirilme nedenini merakla öğrenmek istiyordu.

Nermin Hanım bu kez yarı ağlamaklı bir sesle her şeyi anlattı.

Zümrüt Hanım duydukları karşısında hayretle söylenip duruyordu. Feyza yengesi araya girip onu azarladı. "Bahar siz ikiniz nasıl böyle mantıksız davranabildiniz hâlâ inanamıyorum."

"İnsan bazen duygularını da dinlemeli yenge. Ayrıca bu hayatımda yaptığım en mantıklı şeydi. Babam çok inatçıydı ve benim adıma bir başkasına evlilik sözü vermişti. Hiçbiriniz karşı çıkmadınız. Ben Alper'den başkasıyla evlenemezdim. Bundan dolayı Alper'e hemen evlenmemiz gerektiğini söyledim fakat o bunu hemen kabul etmedi. Her şeyin normal koşullarda olmasını istiyordu çünkü. Önce Seyhan abimle konuşmak istediğini söyledi. İstanbul'a bu konuyu konuşmak için özel olarak gittiğinde abime durumumuzu anlatmak istemiş ama abim onu dinlemek yerine sabredip beklemesini söylemiş. Alper de o an karar vermiş. Döndüğünde hemen işlemleri başlattı ve evlendik."

Belki olaylar açısından işe yaramazdı ama bu evlilik konusunda Alper'i zorlayan kişinin kendisi olduğunu ailesinin bilmesini istemişti. Feyza yengesi onu anlıyordu ama olacaklardan çok korkuyordu. Nitekim bu sözlerine de yansımıştı. "Şimdi ne yapacağız peki. Bahadır abime durumu nasıl anlatacağız. Çok fena şeyler olacak çok."

Söyleyeceklerinin ne kadar sakinleştirici etkisi olacağını bilemiyordu ama, "Alper bugün Seyhan abimle konuşacak. Abim ancak bize yardım edebilir." dedi.

"Hah bunu doğru dedin." dedi Zümrüt Hanım. "Hemen Seyhan ve Uğur'la konuşmalıyız. Onlar iyi bir çözüm bulabilirler."

Bahar yarı yarıya rahatlamış hissediyordu. İlk etabı çok olaylı olmadan atlatmıştı. Sıra en önemli etaptaydı, babası ve kardeşi Toygar.

❤️

Afşar Reis'in kulübesinde planlar yapılmış, pazar günü için tekrar toplanmaya karar verilmişti. Seyhan ve Alper beraber geldikleri için beraber dönüyorlardı.

Seyhan'ın sürdüğü arabada sessizliği Alper'in ısrarla çalan telefonu bozmuştu. Arayanın Bahar olduğunu görünce Alper önce açmak istemedi fakat meşgule almasına rağmen Bahar'ın ısrarla araması onu işkillendirmiş, bir sorun olduğunu düşünüp telefonu hemen açmıştı.

"Efendim." derken göz ucuyla Seyhan'a baktı. Yola odaklanmış görünüyordu.

"Alo Alper, abimle konuşabildin mi?"

"Henüz değil. Fırsatım olmadı."

"Annemler her şeyi öğrendiler. Eğer sen şimdi abime her şeyi anlatmazsan buraya gelince öğrenecek ve daha kötü olacak."

Birden gerildiğini hissetti. Bunu Seyhan'a fark ettirmemeye çalışarak; "Nasıl öğrendiler?" diye sordu. Allah'tan geceydi ve arabanın içi karanlıktı.

"Bunun bir önemi yok. Abim yanında mı?"

"Evet."

"Ona hemen şu anda anlat, senden öğrensin annemlerden değil."

"Tamam."

Telefonu cebine koyarken Seyhan'a bu durumu nasıl anlatacağını düşünüyordu. Söze nasıl başlayacağını kafasında tasarlarken Seyhan'ın sorusuyla dikkati ona kaydı. "Önemli bir şey mi oldu?"

O an kararını verdi ve hemen akabinde onun tepkisini ölçmek için bilinçli bir şekilde direkt, "Evet. Bahar hamile!" dedi, vurgulu tonla.

Duyduğu sözlerle Seyhan'ın o an ilk tepkisi aniden frene basıp arabayı durdurmak oldu. Bir anda kendisine dönen arkadaşının koyu gözlerinden ateş fışkırıyor gibiydi. İlk defa Seyhan'ın öfkesini bu derece dışa vurduğunu görüyordu.

Seyhan el frenini hızla çektikten sonra Alper'e sertçe buyurdu. "İn arabadan!"

Alper arabadan inerken akıbetinin ne olacağını tahmin etmeye çalışıyordu. Seyhan'dan çok ağır tepkiler beklemiyordu. Fakat bugünü aratacak daha ağır olayların onu beklediğinden de habersizdi.

VE BÖLÜM SONU 😊

BÖLÜMLE İLGİLİ DÜŞÜNCELERİNİZİ BURAYA YAZARSANIZ SEVİNİRİM  😍🥰

YILDIZA TIKLAMAYI UNUTMAYIN LÜTFEN. SEVİLİYORSUNUZ 💕💞

Bạn đang đọc truyện trên: Truyen247.Pro