Chào các bạn! Vì nhiều lý do từ nay Truyen2U chính thức đổi tên là Truyen247.Pro. Mong các bạn tiếp tục ủng hộ truy cập tên miền mới này nhé! Mãi yêu... ♥

6.BÖLÜM

Kânla harmanlanmış zihnimle düşüncelerimi zapdedemezken, gözlerim öylece belirsiz yerlerde dolaşıyordu. Ellerimdeki kan kurumuş yerini sert ve kuru bir tabaka haline teslim etmişti.

İçinde bulunduğum durumu ben bile çözemezken yaşanan olayları bir türlü yakalayamıyordum. Miraç'ı vurduktan sonrası yoktu beynimde. Emre ve diğer gelen adamlar onu odadan götürdükten bir süre sonra, kolumdan tutularak evden çıkarılmış bir arabanın arka koltuğuna atılmıştım.

Yaşanan olayları puslu bir cam ardından izler gibi gördüğüm görüntüler net değildi. Sonuna kadar dolmuş bir kuyu misali gözlerimdeki yaşlar taşmak üzereydi.

Miraç'ın adamlarından biri olduğunu tahmin ettiğim iri yapılı biri beni arabaya attıktan hemen sonra sürücü koltuğuna binmiş, saatler sonra beni bilmediğim etrafı siyah takım elbiseli adamlarla dolu, büyük bir depoya getirmişti.

Kalbimin derinliklerinde çığlıklar atan ruhuma karşılık, az önce ki gibi kolumdan tekrar tutulmuş, depoya sürükleniyordum. Adımlarım sarsak, gözlerim ise boşluğu perde örter gibi çekerek duygulara kendini kapamıştı.

Depoya doğru taşlı toprakta yerde sürtünen ayakkabımdan gözlerimi ayırmazken, bileğimi koparacak kadar sıkı saran parmakların acısıyla yüzüm buruşmuştu. Saatlerdir ruhsuz gibi duran bedenim ise bu acıyı nasıl hissettiğini bilmiyordum.

"Ragip!"

Depoya girecekken etrafta yankılanan sert ve kalın sesin hemen ardından yanımda beni sürükleyen adamın adımları bir bıçak gibi kesilmişti.
Arkasını dönerken bileğimi mendene gibi saran elinden dolayı ben de dönmek zorunda kalmıştım.

Karşımızda duran ellili yaşlarında, saçlarına kar misali aklar bulaşan ancak gayet dinç duran adama bakarken onunda benimkine benzer kahve gözleri bana çevrildi.

"Kenan baba?"

Yanımda ki, adının az önce Ragip olduğunu öğrendiğim adamın şaşkınca konuşmasının ardından karşımdaki adam tuhaf bakışlarla budanmış gözlerini benden çekebilmişti.

"Ne oluyor burada?"

"Kenan baba... Bu kız, Miraç abiyi vurdu."

"Ne?" derken şaşkın bakışları tekrar bana dönmüştü.

Ben de şaşkındım. Şok geçirmiştim ve de henüz o şoktan kurtulamamıştım. Bunun uzun bir süre geçeceğini de pek sanmıyordum. Ben Miraç'ı vurmuştum. Ben kocamı vurmuştum. Ben katil olmuştum.

"Durumu nasıl peki? Bir bilgin varmı?"

Bu adam kimdi? Baba dediklerine göre, büyük biri olmalı. Ancak bu adamda bir şeyler vardı. Bana bakışları normal bir insana bakılan bir bakış değildi. İfadesiz gözlerinin derinliklerinde gizlediği duyguları bir türlü çözemiyordum. Hoş çözecek durumda da değildim.

"Bilmiyorum. Emre onu Doğan'a götürdü. Klinikteler şu an muhtemelen."

Kenan baba denilen adam başını ağır bir şekilde sallarken düşünceli görünüyordu. Tıpkı benim gibi. Benim, sadece o oda da yaşanan olayı düşünmemek için saçma şeyler düşündüğüm gibi.

"Kızı eve götür."

"Ama Kenan baba-" diyerek söze başlarken cünlesini otoriter ve emredici bir sesle kesmişti.

"Kızı, eve götür dedim."

Ragip sinirle beni tekrar arabaya doğru sürüklemeye başladı. Sinirli olduğu belli olan bedeninden bileğime parmaklarını etime geçirecek derecede sıkmasından anlaşılıyordu.

"Ragip." Arabanın arka kapısını açarak beni bindirdikten sonra kapıyı kapattı ve tekrar Kenan denen adama dönmüştü.

Ne konuştuklarını kapalı cam ardından duyamıyordum. Umrumda da değildi ki zaten merak etmiyordum. Merak ettiğim tek şey onun durumunun nasıl olduğuydu.

Onu bilerek olmasa da vurmuştum ama eğer uyanırsa bunun acısını feci derecede çıkaracağını da biliyorum. Miraç yapardı...
Miraç bana herşeyi yapardı.

Ragip şoför koltuğuna binerek arabayı hareket ederken bulanık, puslu gözlerim elime kaydı. Onun kanı benim ellerimdeydi. Ellerimde ki kanı gidermek için birbirine sürtmeye başladım. Ama boşa çabalıyordum. Geçmiyordu.

İşe yaramayan sürtme eylemim, eve gelene kadar sürdü. Ragip denilen adamın ise ağzından tek kelime çıkmaması şaşırtıcıydı.

Arabadan inerek eve girmiş hemen odaya çıkmıştım. Odaya girdiğim an gözlerim yerde kan aramıştı ancak her yerin temiz olması beni bir kat daha şaşırtmıştı. Oda da kan yoktu. Bu iyiydi benim için. Hem de çok iyi...

Ellerimde ki kan tekrar aklıma gelirken kendimi hızla odadaki banyoya attım. En iyisinin bir duş almak olduğunu düşünen beynime uydum ve üzerimdekilerden bir çırpıda kurtularak kendimi duşa attım. Belki böyle arınırdım derimde ki kan'dan...

* * *


MİRAÇ ULUHAN (devamı)

Oda da gördüğüm adamla duraksayan bedenimi hareket ettirmiş ona doğru yürümeye devam etmiştim. Onun burada ne işi vardı? Yurdışında olması bir yana, benim haberim yok iken bir an da çıkıp gelmesiyle tabi ki şaşıracaktım.

"Dayı?"

Beni bu hâlde görmeyi bekliyormuş gibiydi. Gözleri ben de, hafif yukarı kıvrılmış dudağıyla beni izliyordu. Neden eve gitmemişti ve burada, bu depoya gelmişti bilmiyorum ama bu soruların cevabını birazdan öğreneceğim kesindi. Yanına yaklaştığımda ise, en son geçen yıl gelmesinin acısını çıkararak sarıldık.

"İyisin Miraç... İyisin."

Geri çekildiğimizde odada ki masanın önünde duran tekli koltuklarda karşılıklı oturduk. Benim vurulduğumdan haberi varmıydı bilmiyorum ama gelme sebebini daha çok merak ediyordum. Dayım önemli bir şey olmasa gelmezdi.

"Önemli bir şey mi oldu dayı? Birden çıkıp geldin."

Gözlerini odadaki adamlara çevirdiğinde anlamıştım. Önemli ve özeldi gelme sebebi. Oda da sadece onun sağ kolu diye bildiğim adam, Ragip ve Emre vardı.

"Dışarı çıkın. Oda da kimse kalmasın."

Emrim üzerine odadakilerin hepsi teker teker çıktılar. Her ne kadar Emre kalsın demek istesemde diğer adamlarla bir tutmam gerekiyordu şu an. Ona daha sonra anlatırdım gerekenleri.

"Seni dinliyorum dayı." Derken rahatsızca yerimden kıpırdarken karnımda ki yaranın sızısı kendini göstermiş, 'ben buradayım' demişti.

İçimde bir sıkıntı vardı. Sanki dayımın söyleyeceği her ne ise hayatıma yön verecek gibiydi. Boş değildi bu hissim, ben bir şeylerden şüphelenirsem hiç süphesiz doğru çıkardı. Ama saçma düşüncemi bir kenara bıraktım ve dayıma odaklandım. Henüz bilmediğim bir şeyin üzerine bu kadar düşünmemeliydim.

"Miraç, bunu nasıl söyleyeceğimi bilmiyorum ama sana söylemek zorundayım. Çünkü biliyorsun, senden birşey saklamam." diyerek sustu.

"Dayı, susma devam et." Kaşlarım çatılmış gözlerimi dayıma dikmiştim.

"Yıllardır aradığın şu kız."

Beynim hemen harekete geçerken yumruklarımı sıkmıştım. O kızı yıllardır arıyordum ancak bir izine raslamamak beni hergün delirtiyordu. Onu bulduğum an doğduğuna, bu hayata geldiğine pişman edecektim. Elimde hiçbir fotoğrafı olmaması ve kimliğinin gizliliği onu bulmamda zorlaştırıyordu. Nasıl bu kadar gizli tutulduğunu hâlâ anlamış değilim. Mutlaka yardım ediyorlardır onu gizlemek için, yoksa şu an elimde olması kaçınılmaz olurdu.

"Buldun mu yoksa onu?"

"Evet." Dediğinde hırsla yerimden kalktım. Devam etmesi için gözlerimi bir an olsun dayımdan ayırmıyordum.

"O kız..." diyerek tekrar susmuştu ve gözlerini benden kaçırmıştı.

"Geveleme dayı! Söyle!"

"O kız senin karın Zeliş."

Zaman durdu. Dünya dönmeyi unuttu. Donmuş ve buz kesmiş bedenimle birlikte gözlerim öylece dayımda takılı kaldı. Bu kadarı olmazdı. Hayır yanlış duymuş olmalıydım.

Ne dedi o?

'Karın Zeliş' dedi.

'O kız' dedi.

'Senin' dedi.

Beynimdeki kelimeler her tarafta dönüyordu ancak bir türlü bir araya gelmiyordu. Bu imkamsızdı. Yıllarca ben o kızı ararken kendi gelip avucuma düşmüştü. Bu nasıl olabilirdi ki? Bir şeyler vardı hatta bir çok şey. Zeliş o adamın kızı olamazdı. Ya da bir oyun dönüyordu.

"Miraç iyi misin?" Dayım ayağa kalkarak bana doğru gelmeye başladı.

İyi miydim? Hayır iyi değildim. Bundan sonra iyi olacağımıda sanmıyordum. Ben zaten iyi bir adam değildim. Ben kötüyüm. Ben hikayenin kötü adamıyım ve bundan sonra daha da kötü olacağım.

Dakikalardır kıpırdamayan bedenim sonunda hareket etti. Ellerimi saçıma atarak kendimi toparlayama çalıştım.

O kız...

Zeliş de bir şeyler olduğunu sezmiştim ama böyle bir şey aklımın ucuna bile gelmezdi. Bir oyun dönüyordu. Kim ne yapıyordu bilmiyorum ama biri benimle büyük bir kumar oynuyordu.
Ama buna izin vermeyeceğim. Her zaman olduğu gibi yine ben kazanacağım. Kendini masum gösteriyor, önümde her dakika ağlıyordu. Bir an ona inanmak istemiştim ama artık o inanç da yoktu. Bitti herşey. Benden korkuyordu. Ve daha çok korkacaktı.

"Miraç... Oğlum o senin karın. Geçmişi unutabilirsin ve kendine yeni bir hayat kurabilirsin. O kızın hiç bir şeyden haberi yok."

Ellerimi bir an da saçımdan çekerek dayıma baktım ve gülmeye başladım. Benimle dalga mı geçiyordu? Ben yıllardır bu anı beklerken geçmişi nasıl unutabilirdim? Asla unutmayacağım geçmişi! Asla! Her gece kabuslarıma girerek uykumu zehir eden o anı asla unutamayacağım.

"Dalga mı geçiyorsun sen dayı?!" Hâlâ gülerken konuşmamı sürdürdüm.

"Ben yıllardır bu anı bekliyorum! Ve o kız benim karım falan değil!" 

Gülmemi bir an da keserek kapıya doğru yürüdüm ve hızla çıktım. Arkamdan seslenen dayımı duymazdan gelirken elim sızlayan karnımda depodan çıktım. Bu iş bu gün bitecek. O kız artık elimde ve ben bu gün, onun o iğrenç bedenini parçalara ayıracağım. Geldiğimiz arabaya tekrar binerken Emre sürücü koltuğuna geçerek yerini almıştı.

"Eve mi abi?"

Sadece başımı sallamakla yetindim. Emre verdiğim emiri yerine getirerek arabayı çalıştırmış eve doğru sürmeye başlamıştı. Zeliş belki birşey bilmiyordu ama o adamın kızı olması beni delirtmeye yetiyordu. Sonunda bulmuştum ve geçmişimin acısını çıkarma vakti nihayet gelmişti artık.

Eve geldiğimizde hiç vakit kaybetmeden arabadan indim ve eve doğru yürümeye başladım. Ancak farkettiğim şeyle kapının önünde duraksarken arkamı döndüm ve hemen arkamda ki Emre'ye elimi uzattım. Ne istediğimi anlamışcasına gözlerinde bir telaş oluştu.

"Abi saçmalıyorsun." Dediğinde dişlerimi birbirine geçirmiş sinirle ona baktım.

"Ver şu silahı Emre!"

Sert ve yüksek çıkan sesimin ardından elime soğuk metal gelmişti. Elimde ki silahı, avucumda sıkı tutarak eve girdim ve hızla yukarı çıkmaya başladım.

Emre komutu almıştı ve arkamdan gelmiyordu. Gelse onu sileceğimi biliyordu. Benim işime karışılmaması gerektiğini en çok o biliyor, benim işime burnunu sokanların sonu ne olduğunu çok iyi biliyordu.

Kimsenin işime karışmasını sevmezdim. Bu benim kararımdı. Emre her ne kadar sağ kolumdan fazla yakın biri olsa da işime karışamazdı.

Merdivenlerden yukarı çıktığımda hiç duraksamadan tam karşıda ki odaya girmiştim. Ancak odaya girdiğim an gördüğüm görüntü beni duraksatsa da kendimi toplamayı başarmıştım.

Zeliş. Üzerinde kısa beyaz bornozuyla ve irileşmiş gözleriyle bana bakıyordu. Uzun saçları ıslaktı ve bu yeni banyo yaptığını gösteriyordu. Gözlerim bir an bacağındaki yanık izine giderken sinirli bakışlarımı tekrar ürkek gözlerine çıkarmıştım.

Korkuyordu. Titreyen bedenini buradan bile farkederken gülümsedim. Bu korku daha hiç bir şeydi. Ona korkunun ilklerini yaşacatacağım daha.

"Ne oldu?" Diyerek ona doğru birkaç adım attım.

"Beni öldürdüğünü mü sandın? Benden kurtulduğunu ve artık özgür olduğunu sanmıştın değil mi?"

Konuşmuyordu. Öylece titreyen bedeni ve dolu gözleriyle bana bakıyordu. İnanmıyordum ona. Göz yaşları bile sahte onun. Tıpkı babası gibi sahtekârdı. Kendini masum gösteren bir şeytandı o.

"Bu gün... Her şey son bulacak." Dediğimde gözleri elimde ki sıkı tuttuğum silaha kaydı.

İçimde volkanlar patlıyordu ama dışarı yansıttığım tek şey bir gülümsemeydi. Her zaman görevi olan gülümseme sinirli anlarımda kendini gösteriyor görevini yerine getiriyordu.

Elimde ki silahı yavaşça kaldırarak ona doğrulttum. Gözlerindeki yaşlar bunu bekliyormuş gibi bir bir yanaklarından süzülmeye başlamıştı.

Daha çok gülmeye başladım. Nasıl da masum rolü yapıyordu? Kendini öldürmek isteyen, başına benim silahımı dayayan o değilmiş gibi karşımda ağlıyordu. Ama bilmiyordu ona inanan bir adam burada hiç olmadığını.

"Korkuyor musun?" dedim daha çok gülerek. Karşımda tir tir titriyordu. Korkuyordu, hem de öyle korkuyordu ki, dilini yutmuştu adeta. Başımı sallayarak gülmemi kestim.
"Korkmalısın da."

"Biliyor musun?" Elimde ki silahı indirdim ve odanın bir köşesine attım.

"Ölüm senin için ödül olur." Dedim ve adımlarımı ona doğru atarak daha çok yaklaştım. Odaya girdiğim ve onu bu hâlde gördüğüm andan itibaren onu öldürme fikri buhâr olup uçmuş, yerine şimşekler çaktıracak başka bir fikir gelmişti.

Olduğu yerde duran ve titremesi biraz olsun geçmeyen bedenine yaklaştığımda, parmaklarım bornozunun kuşağına gitti.

"Sana en büyük ceza; benim gerçekten karım olman olur." diyerek kuşağı çözdüm.

* * *

BÖLÜM SONU....

Bạn đang đọc truyện trên: Truyen247.Pro