3.BÖLÜM
Karanlığa sığındım diye sevinme, gölgen her zaman peşindedir.
"İyi misin?"
Karşımda duran adam bana endişeli gözlerle bakarken titremelerim geçmesi umuduyla yutkundum. Ancak, geçmediği gibi nefesim daralıyormuş gibi hissediyordum. Başımı ağır bir şekilde iki yana sallarken, bana daha çok yaklaşmasıyla korkarak arkamda ki ağaca sokuldum. Korkuyordum. Bu adamı tanımıyordum. Bana ne yapacağı belli olmayan bir adama nasıl güvene bilirdim ki?
Bu adamı sadece dün gece o adamın yanında görmüştüm. Emir vermişti beni alması için bu adama. Adı neydi hatırlamıyorum. Belki biliyordum ama şuan beynim hiçbir şeyi algılamayacak kadar boştu.
"Sakin ol, sana birşey yapmayacağım." Benim korktuğumu anlamış gibi yaklaştırdığı ellerini geri çekti.
Elinde tuttuğu feneri ise gören gözlerimle birlikte bedenim azıcık da olsa sakinleşsede titremelerim geçmemişti. Çünkü ışığı görsemde bir başka karanlığa sürüklenecekti bedenim. Beni buldu ve patronu olacak o adama götürecekti biliyorum. Beni bırakacak değildi. Kim patronuna karşı gelirdi ki? Hemde böyle acımasız gaddar bir patrona.
Direncini yitiren bedenimin üzerine yorgunlukta eklenince daha çok kendini bırakırken, artık hiçbir şeyi hissedemeyecek dereceye gelmiştim. En son ne zaman yemek yediğimi bile hatırlamayan beynim kapısını kapatmış, hiçbir şeyi içeri almıyordu.
Gözlerimi zarzor açık tutuyorken karşımdaki adama baygın gözlerle bakarak dudaklarımı araladım ve fısıltılı çıkan sesimle konuştum.
"Lütfen... Beni o adama götürme."
Dudaklarımdan çıkan son sözlerle birlikte gözlerimde kapanırken diz kapaklarımın altında ve belimde bir kol hissetmiştim. Bilincim yerinde olmasına râğmen bedenimi hareket ettiremiyordum. Bedenimin havalandığını hissederken başım beni taşıyan adamın omuzuna düşmüştü.
"Ah, Miraç abi..." derken derin bir nefes alan adamın içine çektiği soluktan göğsünün şiştiğini hissetmiştim.
"Ne istiyorsun bu kızdan anlamıyorum."
Yürürken kendi kendine konuşan adama cevap vermek istesemde dudaklarım aralanmamıştı. Hoş, cevabı ben bile bilemezken ona ne cevap verecektim? Kendimi öyle bitkin öyle yorgun hissediyordum ki, vücudumda karınca geziyormuş gibi hissetsemde hareket edemiyordum. Yemek yemediğim için tansiyonum düşmüş olmalıydı.
Bugünde o oda da uyanınca aklıma yemek bile gelmemişti. O evden bir an önce kaçma fikriyle tutuşan beynim şuan açlıkla cebelleşiyordu. Canım birşey yemek istemesede vücudum dirençsiz kalmış olmalıydı.
Zayıf bir bünyem vardı. Çabuk hastalanıyor ve vitaminsiz kaldığımda tansiyonum düşüyordu. Bu özelliğim anneme çekmişti. Babamın bir yandan beni sevmemesinin nedenide buydu. Anneme çekmişim dediğine göre. Ben görmedim annemi, evde bir fotoğrafını bile bırakmamıştı babam. Hayal meyal hatırlasamda hatırlamamayı tercih ederdim. Beni bırakıp giden bir kadının yüzü beynimin en ucra köşesine yerleşsede bulanıktı. Bu benim için daha iyidi. Onu değil hatırlamak adını bile anmak istemiyordum.
"Emre!"
Düşüncelerimi bölen sesin o adama ait olduğunu zikreden zihnim çığlıklarını kulaklarıma duyurdu. Korkum tekrar yer yüzüne çıkarken zor olsada kuruyan dudaklarımı aralamaya çalıştım.
"Lütfen," fısıltımla beraber gözümden akan yaşın üzerindeki gömleğe damlamasıyla birlikte, "Verme beni, o adama... Ne olur verme..."dedim.
Ama Emre denilen adam benim fısıltıma ve yalvaran sesime kulak asmazken yanımıza doğru yaklaşan ayak sesleri işitmiştim.
"Miraç abi," Söze başlayan Emre'nin susmasına anlam veremezken vücudumda başka kollar hissettim. Beni o adama, adının Miraç olduğunu yeni öğrendiğim adama veriyordu. Göz yaşıma bile bakmıyorlardı.
"Abi onu bulduğumda iyi değildi." Bedenim artık başka kollardaydı. Değişen kokuyu alabiliyordum. Emre'ye ise kızmıştım. İyi olmadığımı bildiği hâlde beni bu adama geri getirmişti.
"Olmayacak da zaten." Acımasız ve duygusuzca çıkan sesin ardından bir yaş daha akarken gözümden bu kez başka bir gömleği ıslatmıştı. Yürüyen bedeninden dolayı sarsılan bedenim göğsüne çarparken kollarım ölü bir bedenin kolları gibi aşağı sarkmış sallanıyordu.
Bir karanlıktan kurtulurken başka bir karanlığa hapsolmuştum. Bu adamdan kurtuluş yoktu. Nereye kaçsam beni bulacaktı. Hiç acıması olmadığı gibi körelen duyguları bu adamdan korkmamı sağlıyordu.
Bir yere girdiğini sezen bedenim sıcaklığı hissetti. Dışarısı çok soğuk olmasada esen rüzgâr üşütmüştü bedenimi.
"Abi yapma." Ardımızdan gelen adım sesleriyle birlikte Emre'nin sesini işitirken şaşırmıştım. Beni mi düşünüyordu?
"İşine bak Emre." Sert ve bir o kadar otoriter sesinin ardından bir kapı açılma sesini işiten kulaklarım tekrar Emre'nin sesini işitmişti.
"Miraç abi, burası olmaz." Endişeli sesi bedenimde gerilme etkisi yaratırken neyden bahsettiğini anlamamıştım. Neresi olmaz? Ne oluyordu anlamıyorum. Gözlerimi açıp bakmak geliyordu içimden ama olmuyordu. Açamıyordum. Beynim gittikçe bulanıyordu. Sesleri artık zorla işitiyordu kulaklarım. Uzak bir yerden gelen sesler gibi uğulduyordu.
"Abi yapma. Kızın zaten karanlıktan korkar gibi bir hâli vardı. Burada daha kötü olur."
Bedenim bir yatak tahmin ettiğim şeyin üzerine bırakılırken sert olmasıyla yüzümü buruşturmuştum. Yada ben öyle hissetmiştim. Uzaklaşan kokuyla birlikte bedenim kendini iyice bırakırken artık sesleri beynim almıyordu. Kendini bitkin moduna ayarlayarak uykuya teslim olmuştu. Son duyduğum sözleri işitsemde beynim hepten kopmuştu ve algılayamamıştım.
"İyi ya işte! Korksun ve bu daha onun için hiçbir şey. Belki o zaman anlar benden kaçmak neymiş..."
***
Gözlerim bir karanlığa daha giriş yaparken uzandığım yatakta etrafı süzdüm ancak hiçbir şeyi görememiştim. Heryer karanlıkla kaplıydı sanki, yada ben hâlâ uyuyordum ve şuan rüya görüyordum. Zifiri karanlık heryeri kapsarken uzandığım sert yataktan doğruldum. Bu neydi şimdi? Ben karanlıktan kaçarken şuan gerçekten karanlığa hapsolmuştum!
Rüya görmediğimden emin olmak amaçlı kolumu cimdiklerken hissettiğim acıyla inledim. Rüya değildi işte. Gerçekten beni karanlık bir odaya tıkmıştı. Vücudum yeni bir titreme dalgasını yaşarken hızla oturduğum duvara dayalı yataktan kalktım ve karşı duvarın yanına geçtim. Bir kapı olması gerekirdi. Ama nasıl bulacaktım bu karanlıkta kapıyı? Penceresiz ve karanlık bir odada tıkılı kalmıştım.
Bunu bana neden yapıyordu ki? Neden bana karşı bu kadar acımasızdı? Ben ona hiç birşey yapmamıştım. Babama sinirlensede, neden benden çıkarıyordu acısını? Sırf bir borç için neler yapıyordu. Üstelik bu paraya muhtaç gibi de durmuyordu. Bu yanıtsız kalan sorularımın cevabını bir tek o biliyordu.
Miraç. Adı Miraç'dı. Anlamını biliyordum. Yılmayan, yıkılmaz anlamındaydı ve gerçekten adının hakkını veriyordu. Yıkılmaz duruşu ve sert bir yüzü vardı onun.
Adı gibiydi.
Derin nefeslerimin arasından kendime sakin olmamı söylerken titreyen ellerimi duvara sürterek kapıyı yada ışık açmak için bir düğme aramaya başladım. Duvara elimi sürtme çabam kapı tahmin ettiğim şeyin üzerinde duraksarken hızla yumruk yaptığım elimle vurmaya başladım.
"Çıkarın beni buradan!" Bir yandan bağırıyor diğer yandan kapıyı yumrukluyordum.
"Kimse yok mu?! "
"Emre!" Belki sesimi duyar umuduyla uyumadan aklımda kalan bir diğer ismi seslenip yardım isterken o adamın izin vermeyeceğini tahmin edebiliyordum. Ancak bir ihtimal yardım istiyordum. Bir umut gelir belki diye yalvarıyordum.
"Yardım edin! Kimse yokmu!? Emre!" Çıt çıkmayan karanlık odada benim bağırtılarım ve yumruklarım yankılanırken daha çok titremeye başladı bedenim. Yanlızlığı kabullenemezken korkumu gizlemeye çalışıyordum. Son bir kez daha tekrar dudaklarımı araladım ve seslendim dışardaki adama.
"Miraç!" İsmi dudaklarımdan feryat ederken kendi kendime güldüm. Beni buraya, bu karanlık odaya tıkan adamdan yardım istemem saçmalığın daniskasıydı. O adam kimseye yardım etmezdi.
Geri çekilmek için karanlık oda da bir adım geri atarken kapıdan gelen kilit sesi kulaklarımdan içeri sızmıştı. Umutla kapıya bakan gözlerim aralamasının ardından içeri süzülen ışık ile bulanıklaşırken parmaklarımla ovalamaya başladım.
Ellerimi göz kapaklarımın üzerinden çekerken daha net gören gözlerim bu odadan bile karanlık gözlerle birleşti. Karşımda duran adam, Miraç denilen adam kılıklıydı. Ona nefretle bakarken onun bu nefretimi nasıl kazandığı beynime kazındı.
"Ne istiyorsun?" derken kısık bakan koyu gözleri üzerimde dolaşıyordu.
"Buradan çıkmak istiyorum!" Meydan okuyuşuma ben bile şaşırırken gözlerini gözlerime dikti.
"Onu geç. Buradan çıkamazsın." Sıktığı dişlerinin arasından konuşurken sert yüzü beni daha da korkutmuştu ve ona meydan okuyuşum tuzla buz olarak önüme döküldü.
"Neden?" Dolu gözlerim onun koyu gözleriyle çarpışırken,"Bu kinin neden?! Ne yaptım ben sana?" dedim.
Bana olan kinini anlayamıyordum. Bu sadece babamın ona olan borcundan kaynaklanamaz. Sadece bir para için bir insanın hayatını bitiremez. Beni zorla tuttuğu yetmiyormuş gibi birde evleneceğimizi söylemişti. Bu kadarı da olmazdı.
"Neden biliyor musun," Adımlarını bana doğru yöneltirken korkuyla geri geri gitmeye başladım.
"Baban olacak o adam..." Dudaklarını birbirine bastırarak susmasıyla birlikte adımlarıda durmuştu.
Kaşlaranı çatmış bana sinirle bakarken susmasına anlam veremedim. Neden sustu? Neden konuşmuyordu? Neden içindeki taşları dökmüyordu ki? Söyleseydi işte. Neden şu lanet çenesini açmıyordu ki!? Aklımdaki sorulara bir cevap istiyordum, ancak o yanıt bu adamın dudakları arasındaydı ve o kelimeleri özgür kılmıyordu.
"Buradan çıkmanın tek yolu var." Gözlerim umutla parlarken 'ne' dercesine baktım. Dudaklarında peydahlanan gülüş tekrar içimi korku ateşinde yakarken derince bir yutkundum.
"Ne söylersem yapacaksın, bundan sonra sözümden çıkmayacaksın. Evleneceğiz ve dünkü kaçışının cezası gerçek bir evliklik olacak. Düne kadar sadece kağıt üzerinde düşünüyordum lakin, sen benden kaçışınla bu şansı elinden kaçırdın."
Her kelimesinde gözlerim gittikçe biraz daha irileşirken akıl almaz tehtitinin sonucuna bakıyordum. Böyle bir şey asla olmayacak! Ben onunla kağıt üzerinde değil evlenmek, gerçek bir evlilik bile yapmayacağım.
"Yoksa?" titrek nefesimle derin bir nefes alırken ne kadar içimde isyan etsemde bu adama karşı gelemiyordum.
"Bu odadan hiçbir zaman çıkamayacaksın. Ayrıca babanla olan anlaşma iptal olur ve onu diğer tarafa yollamaktan hiç çekinmem."
Kalbim korkuyla teklerken ne yapacağımı bilmiyordum. Bu adam dediğini yapardı. Aklımda sadece babam vardı. Onu öldürmesine nasıl izin verebilirdim ki?
"Şimdi karar vermek için bir saatin var. Kapı açık kalacak, eğer yukarı çıkarsan anlaşmayı kabul ettiğini var sayacağım ve nikah kıyılacak. Yok eğer kabullenmeceksen, bu odadan asla çıkmayacaksın."
Arkasını dönerek kapıya doğru sert ve kendinden emin bir şekilde yürümeye başladı. Kapıdan çıkmak üzereyken tekrar sesini işitti kulaklarım ancak sağır olup duymamayı yeğlerdim.
"Karar senin."
Karar benim falan değildi. Beni tehtit ederek 'karar senin' demesiyle karar benim olmuyordu. Kapıdan çıkıp giderken ise ardında bıraktığı ölü bir bedeni görmüyordu. Yıkıp harabeye çevirdiği bedeni görmüyordu.
Bedenim arkasındaki duvara yaslanarak yere çökerken gözyaşlarım çoktan akmaya başlamıştı. Ne günah işlemiştimde bu cezayı çekiyordum? Bir kez olsun hayatımda kendi kararlarımı kendim vermek istiyordum. Babam şuana kadar hayatımı yöneltmişti ancak şimdi ipler başkasının eline verilmişti.
Ağzımdan kaçan hıçkırığın ardı arkası kesilmezken hayatımda ilk defa babamdan nefret ettim. Bana ne yaparsa gıkımı çıkarmayan ben, şuan babamdan ölesiye nefret ediyordum.
Ancak benim yüzümden ölmesinede müsaade edemezdim ki. Ne kadar kızsamda, nefret etsemde birbirimizden başka kimsemiz yoktu bizim. Yine herzamanki gibi yapıyorum işte. Bana en büyük zararı veren babamken onu koruyordum.
Dakikalar boyunca süren ağlamalarım, kesilerek iç çekişlere dönerken ellerimle yanaklarımı kuruladım. Karar dediği şey çok acımasızcaydı. Evleneceğimizi söylemişti ve bunun cezam olarak kağıt üzerinde olmayacağını söylemişti. Yapamazdım ben. Onun bana dokunmasına dayanamazdım ama babamın ölümünede müsaâde edemezdim...
Bu karanlık oda da kalmayı ömrümün sonuna kadar isterdim. Karanlıktan korkuyor olsamda isterdim. Ama sadece bununla kalmayacaktı. Babama tekrar zarar verecekti. Buna izin vermeyeceğim gibi, mecbur kalmadıkça bana dokunmasınada izin vermeyeceğim. Peki ya dokunmak isterse? O zaman ne yapacaktım ben? Onunla evlendikten sonra, ona karşı gelebilecek miydim? Zihnimdeki zehirli sorulara yanıt vermeyerek odağımı değiştirdim. Zirâ, şimdi bu konuyu düşünmek bile istemiyordum.
Derin bir soluk çekerek duvardan destek aldım ve ayağa kalktım. Kapıya doğru giden her adımım ölümüme biraz daha yaklaşmamı sağlarken düşündüğüm şeyi yapmaktan asla vazgeçmeyeceğimi kendime inandırdım.
Kapıdan çıkarak önümdeki beş altı basamak merdivenleri çıktım ve yürümeye devam ettim. Önüme çıkan bir başka açık duran kapının ardından sesler gelirken adımlarımı salon diye tahmin ettiğim odaya doğru sürdürdüm.
"Karışma dedim Emre. O kız.." Beni gören gözleriyle birlikte susarken oturduğu koltuktan kalkarak bana doğru geldi. Benim ise adımlarım kapı eşiğinde durmuştu.
Bir kaç adım önümde duran adam, bana diktiği gözleriyle bir cevap beklerken kurumuş dudaklarım aralandı.
"Kabul ediyorum."
Sağ gözümden firar eden bir damla yaş yanağımdan çeneme oradan boynuma aktığını hissetmiştim. Başını sallayarak beni onaylarken kasılan çenesinden dişlerini sıktığını farkettim. Oysa sinirli bakan gözlerine anlam verememiştim. Kabul etmiştim işte. Neden hâlâ sinirliydi ki? Bu öfkesi neyeydi?
****
BÖLÜM SONU...
Bol bol yorum yapın.
Seviliyorsunuz.💕💕💕
Bạn đang đọc truyện trên: Truyen247.Pro