Chào các bạn! Vì nhiều lý do từ nay Truyen2U chính thức đổi tên là Truyen247.Pro. Mong các bạn tiếp tục ủng hộ truy cập tên miền mới này nhé! Mãi yêu... ♥

24.BÖLÜM

Medya= Miraç Uluhan

Buz gibi dondu kalbim yokluğunda, gelip ısıtmanı bekliyorum.

Hissetmenin zorluğunu yaşadı bedenim. Günlerce cezalanmış gibiydi adeta. Yaşadığım zorluklar birbiri ardına üzerime binerken, daralan ruhum acı çekmekten yoruluyordu. Bir şeyler duyuyordum. Kulaklarıma ilişen sesleri ayırt etmekte zorlanırken, kolumda hissettiğim acıya, bileklerim eklendi.

"Serum birazdan ateşini düşürür."
Gelen sesin ardından, birbirine yapışmış gibi ayrılmayan göz kapaklarımı zorlukla aralamaya çalıştım. Ses tanıdıkdı.

"Eğer ateşi düşmezse ilaç bıraktım, onu içirin."

Doğan'a ait gelen sese kaşlarım çatılırken, yavaşça gözlerim aralandı. Başucumda duran Doğan ile karşılaşan gözlerim hemen ardından köşede bekleyen Miraç'ı farketti. Saat kaçtı acaba? En son onun koluna sarılarak uyumuştum. Onun gözlerinin yorgunluğu ise hala uyumadığını gösteriyordu. Uykusuzdu.

"Bu kez emindim,"diye mırıldanan Doğan'a tekrar çevirdim gözlerimi.
"Sağlıklı bir şekilde görüşeceğimizi sanıyordum ama yine beni yanılttın. Artık bir dahakine..."derken kısık bir sesle güldü.

"Nasılsın?"diye sorduğunda gün içinde yaşadıklarım zihnime indi. Gözlerimi ondan çevirerek onlara sırtımı döndüm ve karşı pençereden dışarıyı izledim.

Konuşmak istemiyordum. Kimseye nasıl olduğumu, neler yaşadığımdan bahsetmek istemiyorum. Zaten anlatsam bile beni anlayacaklar mıydı? Kendimi öldürürken beynim yeterince konuştu, o adamlar üzerimdeyken kalbim yeterince haykırdı. Dahasına gerek yoktu.

"Sen çık Doğan."dedi Miraç.

Kendi neden gitmiyordu? Yalnız kalmak istiyordum ben. Kendimle yalnız kalmak istiyordum ama bu bile zordu.

Birkaç tıkırtıdan sonra Doğan, "Geçmiş olsun Zeliş." diyerek odadan çıktı. Duymazdan geldim. Kuruyan boğazımı yutkunarak ıslatırken, ağlamamak için kendimi sıkıyordum.

Onun burada olduğunu bilmek rahatsız ediyordu beni. Konuşup git demek istiyordum ama biliyorum konuşursam bir daha susamam. Ve ben susmak istiyordum, her şey bitene kadar kenara çekilip görünmez olmak istiyordum.

Dakikalar geçti. Miraç'ın arkamda yatağa çökmesinden kaynaklanan ses haricinde başka bir şey duyulmadı. Gece son bularak Ay'ı saklarken, doğan Güneş'in odayı aydınlatmasını izledim. Saatlerdir oda da farklı tek ses; Miraç'ın soluk alış verişleriydi. Uyuyor muydu bilmiyorum.

Sabah olduğunda kapanmak için can atan gözkapaklarıma inat yavaşça arkamı dönerek, ağrıyan gözlerimi ona diktim. Uyumuyordu. Sırtını yatağın başlığına dayamıştı ve kollarını göğsünde çarpazlayarak karşı duvarı izliyordu.

Ona döndüğümü gördüğünde bana dönerek, yaslandığı yerden sırtını ayırdı. Yavaşça uzandığım yerden doğrulurken, koluma takılı serumun bitmiş olduğunu gördüm. Serum kulpunu kolumdan çıkaracakken, Miraç bir anda kolumu tutarak yavaşça çıkarmaya başladı.

Kaşlarım çatıldı bu duruma. Sanki yıllardır bu işi yapıyormuşcasına, dikkatlice tıpayı kolumdan ayırdı ve köşedeki bir miktar pamuğu bastırdı. Ne yapmaya çalışıyordu? Daha düne kadar beni merdivenlerden sürükleyen adam, şimdi başka bir karaktere bürünmüştü sanki.

Başımı sallayarak sinirle kolumu çektim ve sıyrılmış kazağımı ona bakmadan parmaklarıma kadar indirdim. Sırf bana bu şekilde davranıyor diye yaptıklarını unutamazdım. Belki pişmandı.
Hayır, Miraç asla pişman olmaz. Mutlaka yine birşeyler planlıyordur ama bu kez oyununa alet olmayacağım. Buna izin vermeyeceğim.

Sesli soluklarını duyduğumda göz ucuyla ona baktım. Ayağa kalkarak çekmeceyi açtı. Ne yaptığını ya da ne aradığını izlerken, küçük cam şişede bir ilaç kutusu çıkardı. Kapağını açarak avucuda boşalttığı haplardan bir tanesini içti.

İlk önce, ilacı bana vereceğini sanmıştım ama kendisi içmesiyle hafif bir şaşkınlık yaşadım. Ne içindi o ilaç? Hasta falan mıydı diye düşünürken, aklımın gittiği yöne dikenlerimi sapladım. Bana neydi? Ne içerse içsin. Hem o zaten hastaydı. Ruh hastası!

Bir anda adımları bana doğru ilerledi ve daha ne olup bittiğini farkedemeden, yorganı çekerek beni kucağına aldı. Korkuyla titredim ve ne yapacağımı bilemedim.

"Ne yapıyorsun?"dedim en sonunda suskunluk yeminimi bozarak çatlayan bir sesle mırıldandım. Boğazım acıyordu konuşurken. Yüzüm buruştu. Yine ne oldu bu adama? Eski Miraç olmaya mı başladı? Bana ne yapacaktı ki?

Cevap vermeyerek, beni odadan çıkardı. Titremelerim kesilmişti ancak şuan tekrar gün yüzüne çıkmak için an kolluyordu. Miraç'ın beni nereye götürdüğünü bilemezken, korkuyla yolu izledim. Kenan amca neredeydi? Ona davranışlarımdan sonra beni kurtarır mıydı artık?

Koridorda ilerleyerek, sağa döndü ve beyazlarla döşenmiş başka koridora saparak, bir odaya girdi. Kahve renginin hakim olduğu oda da göz süzerken, Miraç ilerleyerek girdiğimiz oturma odasına benzer odadaki üçlü koltuğa beni indirdi. Tekrar odadan dışarı çıkarak, gözden kaybolduğunda etrafı inceliyordum.

Bu odaya daha õnce gelmemiştim. Küçük bir oturma odasıydı ve hemen karşımda, duvara dayalı büyük bir televizyon vardı. Altında duran televizyon ünitesine göz süzerken birkaç çerçeve gözlerime takıldı. Tam ayağa kalkıp daha yakından inceleyecekken, Miraç odaya girdi.

Elinde bir cd ile televizyona ilerleyerek bir şeyler yapmaya başladı. Ne olduğunu hala çözmeye çalışıyordum. Neden bir anda buraya getirdi beni? Aslında bir yanım hala korkuyordu. O cd'de ne varsa benim canımı yakmasından korkuyordum. Hem daha dün hastaneden ayrılmış ve tekrar bir intihar girişiminde bulunmuştum. Yine aynı acıları tatmaktan korkuyordum.

Ne olduğunu sormaktan korktuğum cd'yi takarak eline kumandayı aldı ve yaklaşarak yanıma oturdu. Kasılan bedeni gözlerime yansırken, elinde ki kumandayı çevirip duruyordu. Ne açarak beni sorularımla yalnız bırakıyordu, ne de konuşuyordu. Bir şeyler söylemesi gerekmez miydi?

Bir kaç dakika sonra derin bir nefes aldı ve elinde ki kumandanın bir düğmesine bastı. Dişlerini sıktığını farkettim. Neden bilmiyorum ama sinirlenmiş ve gözleri koyulaşmıştı. Kendini sıkmakta zorlanıyor gibi bir hali vardı.

Dudaklarımı aralayıp neler olduğunu soracakken, önümüzde ki televizyonda bir hareketlilik oldu. Gözlerimi Miraç'tan ayırarak televizyona diktim.

Bir kamera canlanıyordu sanki. Birkaç kıpırdama oldu ve sonra karanlık ekran aydınlanarak, netleşti. Zorlukla yutkunurken, tüm dikkatimi ekrana diktim. Ne olduğunu merak eden yanıma zihnime yansıyanları sundum.

Bir yatak odasını çeken kamera da yatağın üzerine, kameranın tam karşına bir kadın oturdu. Kaşlarım çatılarak gözlerim kısılırken, kim olduğunu çözmeye çalıştım ama yabancı olan kadını tanımıyordum.

Salık siyah rengindeki gür dalgalı saçları omuzlarından dökülürken, açık yeşil bir elbise vardı üzerinde ve çekilen video eski gibiydi ama kadının güzelliği yenilerle savaşır derecedeydi. Kadın kameraya oturduğu yerden dikkatlice bakarken, sanki karşımda ve bana bakıyor gibi hissettim ve hafif bir ürperme yaşadım.

"Merhaba Miraç..." diyerek mırıldanan kadının gözlerinden damla damla yaş düşerken, şaşkınlıkla kalakaldım. Kimdi bu kadın? Ve neden birden ağlamaya başlamıştı ki?

"Eğer bu videoyu izliyorsan, demek ki yaşıyorsundur. Öncelikle şunu söylemek istiyorum, seni çok özledim. Hem de çok... Aslında bakarsan sana bir mektup yazacaktım, ama ne bileyim kaç sayfa yırtıp attım. Hepsi gõz yaşlarımla ıslandı oğlum..." Diyerek yavaşça eliyle akan göz yaşlarını sildi kadın. Miraç'ın annesiydi demek bu kadın. Gözüm bir an Miraç'a doğru kayarken az önce annesi olduğu öğrendiğim kadını izliyordu.

"Bizim yaşadığımız çok ânı olmadı belki. Bir aile olmayı beceremezken, sana annelik doya doya yapamadım. Hoş, zaten kim doyar ki evladına? Ben de sana ve kardeşine hiç doyamadım. Çok zor oğlum...
Sen ve kardeşin yokken yaşamak öyle zor ki... Yediğim yemekler bile boğazıma diziliyor. Düşünüyorum, yavrularım kim bilir ne haldeler diye delirecek duruma geliyorum. Denedim... Yemin ederim sizi kurtarmak için her şeyi denedim Miraç..."

Kadın hıçkırıklar içerisinde ağlarken, benim bile yanaklarım ıslanmıştı. Neden izletiyordu bu videoyu bana anlamıyorum. Benimle ilgisi neydi bu videonun. Annesi onlara çekmiş bu videoyu ve ona özel olması gerekirken, bana neden izletiyordu? Kadını izlerken bir kez daha nefret ettim babam denilen o adamdan.

"Miraç kapat şunu lütfen."diyerek ona döndüğümde tüm soğuk kanlılığıyla videoya bakıyordu. Gözlerindeki derinliği görmesem, onun umursamadığı düşünürdüm ama öyle değildi.

"İzle."dedi sıktığı dişlerinin arasından.

"Neden bana izletiyorsun bunu?"diyerek sessizce mırıldanırken ellerimle yanaklarımı kuruladım ancak yenileri tekrar gözlerimden iniyordu.

"Zeliş... İzle."dedi tekrar bana bakmayarak. Pes ederek tekrar izlemeye başladım.

"...En azından birinizi bile kurtarmak istiyordum o adamdan. Ama olmadı. Elimden gelenlerin gücü sana yetmedi. Ne yaptıysam başaramadım... Dayanamıyorum artık oğlum. Ben bu acıyla baş edemiyorum. Aylar geçiyor, zaman ilerliyor ama ben sizin yokluğunuzla sınanıyorum...
Ama biliyorum, bir gün kurtulaksın o adamdan ve tıpkı baban gibi intikam peşine düşeceksin.... Yapma, etme desem de dinlemeyeceksin. Yaşadıkların ne kadar zor tahmin edebiliyorum. Ben de çektim Ekrem'den."dediğinde elini karnına attığını gördüm.

"Ben bir acıya daha dayanamam oğlum... Yapamam. Onu dünyaya getirip, o adamın eline teslim edemem. Baban da terketti beni..."dediğinde donup kalmıştım. Gözlerim irileşirken doğru mu anladım diye düşündüm. O kadın... Yani Miraç'ın annesi hamile miydi? Öyle içten ağlıyordu ki, kendimi gördüm sanki o kadının gözlerinde.

"Benim için yaşamanın anlamı yok artık. Babanız yok, kız kardeşin yok ve sen yoksun.... Bu karnımdakiyle başbaşa kaldım ama istemiyorum oğlum. Ekrem'in bebeğini doğurmak istemiyorum. Bunun içinde gerekeni yapacağım..." dediğinde şokla sarsıldım. Miraç'ın annesi, babam denilen adamdan hamile miydi?
Bu... Bu nasıl olur?

Kadın kameranın önünden çekildi ve birkaç saniye sonra tekrar yatağa oturduğunda, elinde bir silah vardı. Gözlerim irice açılırken, Miraç bir anda ayağa kalkarak pencereye doğru ilerledi ve kolunu yaslayarak alnını koluna dayadı. Sırtı hızla inip kalkıyordu. Görmek istemiyordu.

"Affet beni oğlum ama bunu yapmak zorundayım... Sen ve kardeşini çok seviyorum bunu hiç unutma. Meral sana emanet. Onu koru oğlum..." Kadın elindeki silahı şakağına dayadığında gözlerini kapattı.

Gözlerimi son anda ayırarak parmaklarıma indirirken sık nefeslerim göğsümde birikiyordu. Bir silah sesi yankılandı oda da. İki bedenin canı soluksuz kaldı. Kalpler durdu ve hayat son buldu.

Kalbim büzüşerek canımı yakarken, gözlerimi yavaşça ekrana çevirdim. Cansız bir bedenin kanlarıyla ıslanan bir yatak ve üzerinde kesilen bir hayat. Daha fazla izlemeyerek koltuktaki kumandayı aldım ve ekranı siyaha bulayarak televizyonu kapattım.

Alt dudağımı dişlerimin arasında ezerken parmaklarımla tekrar yanaklarımı kuruladım ve yavaşça oturduğum koltuktan ayağa kalkarak sırtı bana dönük Miraç'a baktım.

Sinirleneceğini bile bile, dilimin ucuna gelen cümleleri bu kez susturmadım, belki de hata yapıyordum ama canı acısın istiyorum. Onunda benim gibi canı yansın istiyorum.

"Tüm bu yaşadıklarını hak ediyorsun," diyerek mırıldandım. Zihnim söylememem gerektiğini bağırırken, dinlemedim ve derin bir soluk alarak dudaklarımı araladım.

"Tıpkı bir lanet gibisin Miraç. Dokunduğun yeri yıkıp yok ediyorsun. Ama ne var biliyor musun? Artık ölmek istemiyorum... Çünkü ölmesi gereken kişi ben değil, Sensin."

Arkamı dönerek kapıya doğru ilerledim ve beklemeden dışarı çıktım. Kendi odama doğru ilerlerken söylediklerim zihnimde canlanıyordu. Gelip bana her şeyi yapabilirdi. Yine sinir krizi geçirebilirdi ama açıkçası umursamıyordum artık.

Belki de söylediklerim acımasızcaydı. Tıpkı onun gibi oluyordum. Ona en azından sözlerimle zarar vermek istiyordum ama bir yanım yapmamam gerektiğini söylüyordu. Söylediklerimden sonra bedeni kasılmış, yumruklarını sıkmıştı ve kendini tutuyordu. Bunu farketmeme rağmen susmadım ben.

Şimdi ise pişmanlık yaşıyordum. O annesini bir videoda olsa bile gözleri önünde öldüğünü gördü. Hamile olması ayrı bir olayken, intihar etmesi çok garipti. Ve bunu Miraç bir videoda öğrenmişti. Kendimi biran onun yerine koyarken ürperdim. Bu çok acı vericiydi.

* * *

Saatlerdir aynı durumda oturuyor ve düşünüyordum. Yatakta dizlerime sarılmıştım ve yanağımı dizime yaslayarak pencereye bakıyordum. Kaç saat geçtiğinden bihaber öylece otururken, kuruyan dudaklarımı dilimle ıslattım.

Kapı tıklatıldığında sonunda bir hareket belirterek başımı kaldırdım. Kim gelmişti ki? Miraç olsaydı kapıyı asla çalmazdı. Beklemeye devam ederek cevap vermediğimde yavaşça kapı açıldı. Müge, ürkekçe etrafı kontrol ederken, beni gördüğünde kapıyı tamamen açtı ve elindeki kahvaltı tepsiyle içeri girdi.

Yaklaşarak yatağa doğru ilerledi. Gözlerini benden ayırmadan elindeki tepsiyi yatağa indirdiğinde dudakları gerginlikle kıvrıldı. Ne diyeceğini bilmiyor gibi bir hali vardı.

"Şey... Nasılsın?"diye sorduğunda derin bir soluk aldım. Nasıl olabilirdim ki? Onlar bizi mutlu bir çift sanarken, gerçekleri öğrenmişlerdi muhtemelen ya da tahmin ediyorlardır. Ve günlerdir olanlar öyle yormuştu ki beni, nasıl olduğumu ben bile bilmiyordum.

"Gelsene."dedim oturduğum yerden kayarak ona yer açtım. Yatak kocamandı ama yanıma oturmasını belirmek için kıpırdanmıştım.

Müge çekinerek oturduğunda gözlerinde beliren merak istemeden dudaklarımda bir gülümseme doğurdu. Her zamanki gibi olan biteni öğrenmek için can atarken, yanlış bir şey söylemekten çekiniyor gibiydi.

"Rahatlaya bilirsin Müge."dedim buruk bir gülümsemeyle.
"Merak ediyorsun, seni aydınlatayım. Miraç ile zorla evlendim ve bildiğin gibi mutlu bir çift değiliz."

Ne diyeceğini bilmeyerek dudakları aralanıp kapanıyordu. Hak veriyordum tabi. Kim olsa şaşırdı, zaten Miraç öyle insanları kandırmayı başarmıştı ki, bu durumu açıklama kısmını üzerime yıkıp bıraktı adeta. Onun insanlara bir açıklama yapması gerekirken bunu ben yapıyordum.

Tam tekrar dudaklarımı arayarak konuşacakken, dışarıdan büyük bir çığlık sesleri ve bağırışlar yükseldi. İçime yerleşen tuhaf duygularla oturduğumuz yataktan hızla kalktım. Sesin bahçeden yükseldiğini anladığım da pencereye yaklaşarak dışarıya baktım.

Gözlerime çarpan görüntüyle dudaklarım aralanırken, gözlerim irileşti. Emre gelmişti. Garip olan şey bu değildi. Emre omuzuna attığı sarışın bir kızı eve geçirirken tanıdık gelen sarışın kız, Emre'den kurtulmak için çırpınarak çığlıklar atıyordu. Ve bu sarışın kız Dila'dan başkası değildi!

"Neler oluyor?" diyen Müge'yi umursamadan hızla kapıya doğru yürüdüm ve odadan çıkarak merdivenleri inmeye başladım. Gittikçe Dila'nın sesi netleşiyordu.

"Bırak beni sapık herif!... Sapık dangalak!!""

Merdivenleri indiğimde Emre Dila'yı omuzundan indirdi. Buna rağmen Dila ona saldırarak yumruk atmaya çalışıyorken, Emre ters bakışlar atmakla yetiniyordu.

"Nereye getirdin beni pis sapık! Polise şikayet edeceğim seni! Sürüm sürüm süründüreceğim. Adi sapık!"

"Kızım bir dursana!"

"Dila?"diye mırıldandım yavaşça.

Bir anda duraksayarak bana doğru döndüğünde şaşkınlıkla kalakaldı. Hafif bir tebessüm ederek, kollarımı araladım özlemle. Ne zamandan beri görmüyordum onu ve eskiye dair kalan tek kişi sadece o olması, aynı zamanda şuan karşımda olması gözlerimi doldurdu.

"Zeliş?"dediğinde ayaklarımı hareket ettirerek ona doğru ilerledim. O ise bir anda harekete geçerek resmen koştu ve üzerime atladı.

"Yavaş ol biraz."dedim gülerek ve onun sarılışına karşılık verdim.

"Çok özledim seni şapşal.."dediğinde bir kıkırdama yükseldi boğazımdan.

Birkaç dakikadan fazla süren sarılmamız sona erdiğinde Dila mahçup bir şekilde Emre'ye doğru döndü. Sanırım bir yanlış anlaşılma olmuştu ikisi arasında ve yine Dila kendini göstermişti.

"Şey... Emre." Alt dudağını gerginlikle ısırdığını gõrdüğümde kaşlarımı kaldırdım.

"Kusura bakma ya, yol o kadar uzayınca korktum ve seni çok fazla tanımıyorum. Ayrıca senin de suçun var. Neden bana Zeliş'in yanına geleceğimizi söylemedin ki? Söyleseydin bunları yapmazdım. Evet, hepsi senin suçun. Ben neden özür diyeyim ki? Beni zorla buraya getirdin. Bak bana öyle bakma. Dinle beni, hey! Nereye!?" Dila yine konuşmayı becererek, susmayı unuturken Emre ters ters bakarak salona girdi ve gözden kayboldu.

"Bak görüyor musun?! Beni dinlemiyor."diyerek bana döndüğünde başımı iki yana sallayarak tekrar ona sarıldım. Hiç değişmeyecekti bu kız.

"Gel hadi.."dedim geri çekilerek ve beraber salona doğru ilerledik.

Salona girdiğimizde Miraç'ı görmemle gerilsem de görmezden gelmeye çalıştım. Çünkü aynını oda bana yapıyordu. Elindeki silahı farketmemle kaşlarım çatıldığında Dila ufak bir çığlık attı.

"O silah mıydı?"diye sordu Miraç'ın pantolunun kemerine şıkıştırdığı silahı işaret ederek.

Miraç cevap vermeyerek üzerindeki siyah kazağını dûzeltti ve Emre'ye kısa bir bakış attığında Kenan amcanın konuştuğunu duydum.

"Miraç en azından birkaç adam al yanına. O adama güvenilmez, biliyorsun."

"Biliyorum dayı,"dedi Miraç umursamazca. Neler olduğunu çözmeye çalışırken onları izliyordum.

"O adamın bana tuzak kurduğundan adım kadar eminim."

"O zaman neden gidiyorsun?"diye soluyarak konuştu Kenan amca. Kaşları sinirle çatılmıştı.

"Çünkü, tuzağa düşmem gerekiyor,"
dediğinde dudaklarında doğan gülümseme bana ilk günlerimi hatırlatırken, ürpererek yutkundum.
"O kadar hazırlık yapılmış. Boşa gitmesin." Göz kırparak Emre'ye döndü ve başıyla bir işaret verdi.

Miraç ve Emre kapıya doğru ilerlerken, yanımdan geçip gitmesini izledim. Bir kez bile bana bakmayarak odayı terkederken, içimi bir huzursuzluk kapladı. Sanki kötü birşey olacakmış ve onu bu son görüşüm gibi hissediyordum.

"Dila ben geliyorum şimdi."diye mırıldanarak hızla salondan çıktım. Miraç dış kapıdan çıkmak üzeriydi.

"Miraç." Seslenerek onu durdurduğumda açık kapının eşiğinde bana doğru döndü. Koyu gözleri, kahve gözlerimi delip geçerken, birkaç adım ilerisinde durdum.

"Nereye gidiyorsun?"diyerek saçma bir soru sorduğumda kaşları çatıldı. Kendime inanamıyordum. Sabah ona neler söylemiştim ve şimdi nereye gittiğini sorup merak ediyordum. Gerçekten ne yaptığımı bilmiyorum.

Gerginlikle dudaklarımı birbirine bastırırken, "Ne zamandan beri sana hesap verir oldum?" diye sordu. Bu kez benim de kaşlarım çatılmıştı. Neden beni uğraştırmak yerine söyleyip gitmiyordu ki?

"Peki ben hangi gün sana hesap sordum?" Kapıdaki elini çekrek tamamen bana doğru döndü.

"Babanın işini bitirmeye gidiyorum. Ama belli olmaz, belki O benim işimi bitirir ha?"dedi kaşlarını kaldırarak, ve gözlerini bana dikerek tekrar dudaklarını araladı.

"Ölmem için dua et, Zeliha."

Arkasını dönerek dışarı çıktı. Kapanan kapıya bakakalırken neden tam adımı söylediğine takılı kaldığımı bilemedim. Belki de içinden geldiği için söylemiştir diye düşünürken anlamsızca tekleyen kalp atışım kulaklarıma ilişti.

Gerçekten ölmesini istiyor muydum?

* * *

"Nasıl ya?... Nasıl bunu benden gizlersin Zeliş? Ben sizi gerçekten evli sanarken... Ve sen nasıl bu kadar belaya bulaştın?..."

Dila sorularının cevabını almayı planlarken, tek yaptığım susmaktı. Artık gizlemek istemedim ve ona üstü kapalı herşeyi anlattım. Bu yaşanan olaylarda artık yalnız kalmak istemiyordum. Yanımda birilerini istiyordum ve eski hayatımdan tek parçam Dila'ya herşeyi anlattım.

"Öğrendin artık Dila, lütfen sorgulama."dedim sargılı bileklerime bir bakış atarak. Arada sızlamak dışında gösterdiği bir belirti yoktu.

"Ya ama Zeliş. En iyisi polise haber verelim."dediğinde inanamazca gözlerine baktım. Sonradan anlamış gibi ofladı.

"Mafya olduklarını unutttum pardon... Olamaz!"diye birden bağırdığında irkilerek tekrar ona baktım. Oturduğumuz yatakta dizlerinin üzerinde yükseldi ve gözleri irileşmişti.

"Bu durumda; Emre de Mafya oluyor değil mi?! O yüzden evimi kolayca öğrendi. İnanamıyorum bir de ona neler söyledim, adam dönüp bakmadı bile."

"Ne?"dedim ben de anlamayarak.
"Emre evinize mi geldi?"

"Evet! Dediğine göre Miraç enişte beni almasını istemiş. Sadece söylediği buydu o dangalağın..."

Dila konuşmasını sürdürürken aklıma kazınan cümle onun sonraki kelimelerini duymamı engelledi. Miraç mı istemişti Emre'den Dila'yı buraya getirmesini? Bu yüzden Dila'yı burada gördüğünde şaşırmamıştı. Neden peki? Benim için mi? Hayır o böyle birşey yapmaz. Kesinlikle tekrar intihar etmemem için getirmişti. Kendi çıkarı vardır mutlaka bu işte, yoksa o asla beni düşünerek hareket etmezdi.

Dila sıkıldığını söylediğinde odadan çıkıp mutfağa indik beraber. Onu diğerleriyle tanıştırdığımda tahmin ettiğim gibi Müge ile daha çok anlaşmıştı. Safiye teyze akşam için yemek hazırlarken, ona hep birlikte yardım etmeye başladık. Daha çok onlar yapıyordu ve beni oturtuyorlardı. Neymiş; bileklerimdeki dikiş patlarmış.

Dinlemeyerek her defasında elimden geldiğince kalkıp yardım ettim. En azından biraz da olsa ortalık dinmişti. Herşey normal ilerliyordu. Saatler sonra ortalıkta yokluğunu bile farketmediğim Yeşim, elinde alış-verişten geldiği belli olan poşetlerle içeri girdi. Bize kısa bir bakış atarak yukarı çıktığında Dila onun burnu dik hareketlerini taklit ederek hepimizi güldürmüştü.

En sonunda akşamın karanlığı çöktüğünde yemeği hazırlamıştık. Aklım bedenimden apayrı yönlerde dolanırken, oturduğumuz masa da huzursuzca kıpırdandım. Kenan amca benden farksız olmayan bedeniyle önündeki yemekle oynarken, çok düşünceli gõrünüyordu.

Miraç'ı düşündüğünü biliyorum. Huzursuzdu ve endişeliydi. Gözüm karşımda oturan Yeşim'e kaydığında umursamaz bir hal de önündeki yemeği yiyiyordu. Karnındaki bebeği düşünüp yemesine birşey diyemezdim ama eğer o bebeğin babası Miraç ise neden hiç endişe etmiyordu? Hatta ve hatta onu sevdiğini, Âşık olduğu söylüyordu. Şimdi neredeydi o sevgisi?

"Kenan amca?"diye mırıldandığımda gözlerini bana çevirdi.
"Bir haber yok mu?" Başını iki yana salladı olumsuzca.

"Sen yemeğini ye kızım. Çok güçsüz düştün bu aralar. Kendini toplaman gerek." kendi önündeki yemeği itti ve ayağa kalktığında koltuğa doğru ilerledi ve oturdu.

"Ne oldu?"diyerek kulağıma fısıldayan Dila'ya doğru döndüm. Gerginlikle dudaklarımı birbirine bastırırken derin bir soluk aldım.

"Miraç ve Emre'den saatlerdir haber yok."dedim.

"Nereye gittiler ki?"

"Bilmiyorum."

"Peki aramadınız mı?"diye sorduğundan dudaklarımı aralayarak cevap verecekken kapı zilinin sesi tüm evi sardı.

Benden beklenilmeyecek bir hızla ayağa kalkarak kapıya doğru koşturdum. İtiraf etmesi zor olsa da merak ediyorum. Ne olduğunu, ne yaptığını bilmek isterken, içimde ki huzursuzluğu dindirmek istiyordum.

Salondan çıktığımda Selen kapıyı açmak için yönelmişti ancak onu durdurarak kapıyı ben açtım. Beklediğim bedeni arayan gözlerim umutsuzluğa yenik düştü ancak kapıda beliren diğer beden kalbime korkularını serpti.

"Emre!"dedim ve ona doğru atılarak yaralı bedenine destek olmaya çalıştım. Başının arkasından boynuna doğru kan süzülüyordu.

"Ben iyiyim." Kolunu elimden kurtararak içeriye girdi.

Salona hızla girdiğinde kapıda bir başka beden arıyordu gözlerim. Ama yoktu. Emre'nin tek başına geldiğini anladığımda boğazım kurudu ve beklemeden arkasından salona girdim.

"Miraç nerde?"dedi Kenan amca benim sormak istediğim soruyu dile getirmişti. Emre'nin gözleri bir an bana değse de tekrar Kenan amcaya doğru çevrildi.

"O yok."dediğinde anlamsızca göğsüm sıkıştı.

"Ölmem için dua et, Zeliha." Zihnimde dönen cümleyi başımı sallayarak dağıttım. Ona birşey olmazdı!

"Nasıl yok? Beraber değil miydiniz?" Dayanamayarak sorduğumda tüm odak benim üzerime çevrildi.

"Ne oldu anlat evlat."diyen Kenan amca benim gibi derin soluklar alıyordu.

"Buluşma yerine beraber gittik ama tahmin ettiğimiz gibi tuzak kurulmuştu. Adamlarla çatışırken birden başıma darbe aldım ve bayıldım. Uyandığımda etrafta kimse yoktu."

"Bu nasıl olur?..."dedi Kenan amca kaşları çatılırken.
"Onlar seni yakalasaydılar bayılmakla kalmazdın!"dediğinde Emre gerginlikle başını salladı ve tekrar konuştu.

"Beni bayıltan Miraç'tı."

Dişlerini sıkıyordu. Miraç ile aralarındaki bağı bilmesemde onunla çok yakınlardı. Miraç'ın en güvendiği adamı Emre olduğunu biliyordum ve aynı şekilde Emre de ona bağlıydı. Ama anlamıyorum. Miraç neden Emre'yi bayıltsın ki? Diye düşünürken Emre kurduğu tek cümleyle içimize buz dökerken soluğum kesildi.

"Miraç, bile isteye kendini onlara teslim etti... Bilerek yakalandı."

* * *

BÖLÜM SONU..

Bölüm nasıldı?

Miraç annesinin videosunu Zeliş'e izletti. Ve kendini bilerek Ekrem'e yakalattı. Sizce ne planlıyor? Yoksa ölmek mi istiyor?

Gelecek bölüm Miraç'tan olsun mu? Yoksa Zeliş'ten devam mı? Yada karışık (ikisi bir arada) mı olsun?

Yeni bölümde görüşmek üzeri. Seviliyorsunuz💕 Ve lütfen yıldıza basmadan geçmeyin. Günlerce uğraşıp yazdığım bölümü siz iki dakikada okuyorsunuz. Emeğe saygı duyun ve birkaç yorum yaparak bana destek olun :")

Bana destek olanlara çok teşekkür ediyorum.💕

Bạn đang đọc truyện trên: Truyen247.Pro