Chào các bạn! Vì nhiều lý do từ nay Truyen2U chính thức đổi tên là Truyen247.Pro. Mong các bạn tiếp tục ủng hộ truy cập tên miền mới này nhé! Mãi yêu... ♥

21.BÖLÜM


Ben acımı senden kaptım, sana bulandım. Senin acının sahibi kim peki?...

Yazar'dan;

Bedene en çok zarar veren şey düşüncelerdi. Acı ile beslenen beyin, kazdığı çukuru derinleştirerek düşüncelerini gizliyordu. Hiç ummadığın anda çukurdan taşan düşünceler, bir bir zihninin orta yerine serilerek zehirli kelimelerini yansıtırdı.

Genç adamın zihniyle bağını koparan düşünceler önündeki dosyaya akarken, kendini üç beş kağıt parçasına gömmüştü. Tüm odağını verdiği dosyalarda koyu gözlerini kaydırarak kelimeleri beyninin en ucra köşesine kazdırdı. Oysa beyni o kadar doluydu ki, okuduğu dosyayı anlamakta güçlük çekiyordu.

Koltukta öne doğru kayarak koyu gözlerini kıstı ve elindeki dosyada yazanları tekrar gözden geçirdi. İşlerini aksatmıştı ve bu dosyalar günlük yapılan hesaplardı. Emre onun yerine tüm işi halletsede onun kendini göstererek karşındakilerini korkutması, sert tavrını sergilemesi gerekiyordu.

Ancak, burada geçirdiği boş zamanlarından ötürü hesaplarda birkaç karışıklık olduğunu farketti. Yeni gelen mallardan kazanılan fiyatlar neredeyse zararınaydı. Bu işte bir terslik vardı. Zaten iki gün sonra Kurullar arası büyük bir toplantı olacaktı ve buna katılma mecburuyetinden dolayı gitmesi gerekecekti.

Yan koltukta oturan dayısı ise pür dikkat gözlerini yeğnine dikmiş aklındaki soruları nasıl dile getireceğini düşünüyordu. Aslında Miraç'tan korkmuyor değildi. Sinirlendiğinde gözü döndüğünü ve kimseyi tanımadığını biliyordu. Buna çok fazla şahit olmuştu.

'Tıpkı' dedi içinden. 'Tıpkı babasına benziyor.' Onun koyu gözleri, gür siyah saçları, sert yüzü ve huyları. Aynı babası gibiydi. Babası da tıpkı onun gibi öfkesini kontrol edemeyen, etrafındakileri ürkûterek kendinden uzaklaştıran, sert sesiyle insanları korkudan titreten biriydi. Miraç, babasına çekmişti.

"Dayı bu hesaplarda..."diye kendine has sert sesiyle düşünceli bir şekilde konuşurken, dayısı bir anlık cesaretle onun cümlesini yarıda kesti. O cesareti nereden bulmuştu kendi bile bilmiyordu ama hazır Miraç sakinken aklındakini sormak istedi.

"Miraç, Zeliş'in hamile olma ihtimali var mı?"

Miraç gelen beklenmedik soruyla duraksayarak koyu gözlerini dosyadan ayırdı ve dayısına çevirdi. Çatılan kaşları mümkün olduğunca daha da çatılırken gözleri koyulaştı. Bu soru nerden çıkmıştı şimdi? Kendisi düşüncelerini susturarak aklını başka şeylere yönlendirirken, dayısı olacak adam beynini iyice sulandırıyordu.

Yaşlı adam ise kahvaltıda olanları bir türlü aklından çıkaramıyordu. Zeliş'in canının istediğini söylediği sucuk ve yumurtayı nasıl iştahla yediğini kendi gözleriyle görmüştü. Günlerdir bu evde olmasına rağmen onun ilk defa böyle yemek yediğini farketmişti.

"Bu nereden çıktı şimdi?"

"Kahvaltıda olanları farketmediğini söyleme bana Miraç. Zeliş'i ilk defa böyle gördüm. Ve sadece sana sormak istedim, bu kadar sinirlenmenin sebebi ne?"

"Dayı..."derken uyarı dolu nitelikli çıkan sesi dişlerinin arasından tıslarcasına firar etti. Böyle birşey olamazdı. Onunla sadece bir kere birlikte olmuştu ve onun üzerinden çok fazla zaman geçmişti.

Üstelik Zeliş'i vurmuştu. Eğer böyle bir ihtimal olsaydı ortaya çıkardı. Vurulduğunda; Doktor Doğan, bebekten haberdar olabilirdi ve bunu mutlaka kendisine bildirirdi. Doğan bile farketmemiş olabilir mi diye bir an zihni düşünse de bu düşünceyi başını iki yana sallayarak yok etti.

"Böyle bir ihtimal yok!"derken daha çok kendine inandırmak ister gibiydi. Olamazdı böyle birşey. Öyle olsaydı vurulduğunda bebek ölürdü. Ah. Neler düşünüyordu böyle? Eğer öyle bile olsa bir bebek katili mi olacaktı? Ve en kötüsü bu bebek, kendi kanından olacaktı. Kendi bebeğinin katili...

"Olamaz da."diye mırıldandı.

"Emin misin?" Diyerek dayısı tekrar zihnini bulandırırken, sesli bir soluk alarak dudaklarını araladı ancak konuşmaktan vazgeçerek tekrar dudaklarını öfkeyle birbirine bastırdı ve elindeki dosyayı sehpaya fırlatırcasına atarak ayağa kalktı.

Sert adımları salon dışına atıldı ve kuruyan boğazına soğuk su ısmarlamak için mutfağa doğru yöneldi. Dayısı ne yapmaya çalışıyordu? Bir dosyayı rahat okutmamıştı.

Oysa dosyayı okutmayan zihniydi. Dayısı bir soru atmıştı ortaya ve zihnine bir bomba düşürmüştü. Çığlık çığlığa bağıran zihni susmak bilmiyordu. Sızlayan başını ovalayarak elini ensesine doğru kaydırdı ve adımlarını hızlandırdı ancak mutfağa girecekken, ismini duyması hızlı ve sert adımlarını bir anda duraksattı.

"Miraç bey'in yakınında dolaşıyor ve sen de kıskanıyorsun doğal olarak... Kocan sonuçta."

Duyduğu cümlelerle neye uğradığını şaşıran Miraç anlamsız bakışlarını boşluğa çevirdi. 'Kocan sonuçta.' diyen çalışan kızlardan birinin ne demek istediğini düşünürken, yavaşça yaklaşarak mutfağı gözetledi. Bu onun yapacağı şey değildi ama kendi bedenine engel olamıyordu. Zeliş'in yandan profili koyu gözlerine yansırken, ondan gelecek cevabı bekledi.

Kendisini kimden kıskandığını düşünecekken aklına Yeşim geldi. Onları haddinden fazla yakın gördüğü anı anımsayarak umursamazlığını ortaya çıkardı. Personel kız onları gerçek karı, koca sanıyordu. Onların arsındaki hiç bir olayı bilmiyordu. Neden Zeliş kendisini kıskansın? Böyle birşey imkansızdı. Ancak içinde adlandıramadığı derinlerden gelen hisle beklemeye devam etti.

"Asma şu suratını. Ya da dur, ben senin yüzünü güldürecek bir şey biliyorum. Ama önce bana bir söz vereceksin."

Çalışan kızla ortak olduğu planı dinlerken, umursamazca başını salladı ve mutfak kapısından uzaklaşarak bahçeye doğru ilerledi. Ancak farketmediği bir şeyle dışarı, bahçeye çıktığında etraftaki birkaç korumanın şaşkın yüzleriyle karşılaştı.

Korumaların ürktüğü Miraç bey'in dudaklarında peydahlanan hafif kıvrılmayla ne yapacaklarını bilemediler. Bu mizacı korkunç adamı duydukları kadar tanıyorlardı. Onun ne kadar acımasız, hissiz biri olduğunu biliyorlardı. Kulaklarına işitilen cümleler, onun yaptığı işkenceleri bedenlerine dikerken, korkuyla titriyorlardı. Ancak şu an... O korkunç adam gülümsüyordu.

Genç adam ise korumaların garip bakışlarına ters bir bakış atarak, bahçedeki havuza doğru ilerledi ve ellerini cebine atarak havuzun başında durdu. Korumalar Miraç bey'in eski haline dönen sert bakışına maruz kalarak korkuyla tekrar önlerine döndüler.

Gözlerini havuzda gezdiren genç adam az önce ve sabah olanları düşündü. Zeliş'in onu Yeşim ile birlikte gõrdüğünden beri çok değiştiğini farketti. Daha öncesinde korkuyla bakan gözler şu an hırsla besleniyordu.

Merdivende karşılaştıklarında onu nasıl terslediği, sabah Yeşim'e olan sözleri ve kendisine bakan soğuk gözleri. Hepsini farkediyordu.

Bir yandan bu tavrı hoşuna gitse de, diğer yandan ona kimse böyle davranamayacağını bildirmesi gerektiğini düşünüyordu.

Dakikalar sonra evden gelen büyük çığlık sesiyle, derin bir soluk alarak duruşunu bozmadan içeri girdi. Salona girdiğinde Yeşim'in korkudan titreyen bedenini, dayısının sarmaladığını gördü. Cebindeki elleri yumruk şeklini alırken, onca işinin arasında nelerle uğraştığını düşündü.

Kapıdan giren Zeliş'i gördüğünde umursamaz halleri koyu gözlerini kısmasını sağlarken, odadan çıkanların ardından koltuğa geçerek televizyonu açmasını seyretti.

Oyun bozan halleri gün yüzüne çıkarken derin bir soluk alarak,
"Sen mi yaptın?"diye sordu.

Daha sonra ise kendi de tıpkı onun gibi bu konuyla uğraşmak ismediğinden başını sallayarak konuşmasını sürdürdü. Zirâ kafası õyle konularla meşguldu ki, yenilerine yer açmak çok güçtü. Onun böyle bir plan yapamayacağına dair hâkarette bulunduğunda Zeliş'in sinirlendiğini farketti.

Ayağa kalkarak zehirli tartışmaya girdiklerinde bardağı taşıran cümleler Zeliş'in dudaklarından döküldü.

"Senin yaptıklarının yanında ben kimim ki? Yeşim bir yandan derken, diğer yandan o adamın elinde kim olduğu belirsiz bir kız."

Gerisini duymamıştı. Kulaklarını çınlatan son cümle zihninde dönüp dururken, Zeliş'in hareket etmesiyle bedeni kendinden bağımsızlaşarak kolunu sardı. Kardeşini konuşacak son kişi bile değilken sarf ettiği kelime sinirini katladı.

Sert kemikli yüzü sinirden kızarırken, Zeliş'in canının acısından kısık çıkan sesini zar zor işitiyordu. Vücudunun titrediğini hissettiği an Zeliş'in kolunu bir anda serbest bıraktı ve hızla ondan uzaklaştı. Onun odaya çıkmasını sert sesiyle dile getirerek söylerken pencereye doğru yaklaştı. Elini yaslayarak düzensiz nefesleriyle birlikte koyu gözlerini kapattı.

"Sakin ol... Bir şey yok... Bulacaksın onu.."

İçinden geçirdiği kelimeleri sessizce fısıldarken kasılmış sırtı sık nefeslerinden dolayı inip kalkıyordu. Omuzunda bir el hissettiğinde kulak çınlatan bir diğer ses durmak bilmeyen telefonuydu.

Aklını farklı yönlere iletmek için pencereden ayrılarak telefonunu eline aldı. Çatık kaşlarına eşlik eden sert yüzü dişlerini sıkmaktan belirginleşmişti. Bilinmeyen numaradan gelen çağrı, çatık kaşlarını mümkünmüş gibi daha çok büktü.

Koyu gözleri telefonunda kilitli kalırken, kalbinin derinlerinde sızlayan birşey hissetti. Açması gerektiğini bilse de içinde bir yerlerde anlam veremediği bir duygu doğdu ve bu onun telefonu yanıtlamasına engel oluyordu.

Dudağını yalayarak derin bir soluk alırken titreyen vucüdu az önce atlattığı krizin etkisindeydi. İri eli beynindeki komuta uyarak telefonun yanıtlama tuşunu kaydırırken, yutkundu ve telefonu kulağına dayadı. Kendine gelmeliydi. Bu korkuyla cebelleşen beden onun olamazdı.

Dayısı ise Miraç'a diktiği gözleri endişelerle bahşedilmişti. Onun için korkuyor ve endişeleniyordu. İyi olmadığı bilse de elinden birşey gelmemesi onu çileden çıkarıyordu.

Birkaç dakikalık sessizlikten sonra Miraç elini burun kemerine dayayarak başını salladı. Orada olduğunu biliyordu. Onunla oyun oynayan adi herifin elinde oyuncak gibiydi. Tek gerçek vardı, o da kardeşiydi.

Telefonu iri parmakları arasında sıkarken pes ederek kulağından uzaklaştırmaya koyuldu. Ve ne olduysa ondan sonrasında gerçekleşti.

Acı bir tiz çığlık telefonun uçunda patlarken Miraç'ın bedeni donarak hareket edemez oldu. Kulaklarını patlatan acı çığlıklarla ve yalvarışlarla soluğu kesilirken, telefon elinden yavaşça kayarak yeri boyladı.

Canından can olan kardeşinin yalvarışları ve acı çığlıkları zihninde bir mezar kurdu. Telefon yere düşerek rahatsız edici sesi kesse de Miraç'ın kulaklarında etkisi hala sürüyordu.

"Miraç iyi misin oğlum?... Ne oldu?... Kimdi arayan?.."

Kenan'ın endişesi katlanarak artarken, ellerini Miraç'ın durgun bedeninde omuzuna yaslayarak sarstı. Miraç kendine geldiğini sanarak başını sallarken dudaklarında anlamsız kelimeler fısıldıyordu. Daha sonrasında ise koyu siyaha çalan gözleri yerdeki telefona kaydı ve zihnine dank eden gerçekle pimi çekilmiş pomba gibi patladı.

Büyük bir haykırışla önündeki koltuklara tekmeler savurdu, sehpayı alarak boydan cam pencereye fırlattı. Onun ardından büfedeki süs eşyaları duvarlara çarparken, biplolar ve tablolar onlara eşlik etti. Sandalyeleri etrafa savururken dayısı zorla kendini korumak için salondan çıkmıştı. Sonunda olacak olan oldu. O kadar endişesi yersiz olmayarak Miraç'ın bedenine yansıdı.

Miraç durmuyordu. Etrafı dağıtıp kırarken, siniri yatışmıyor aksine daha çok katlanıyor gibiydi. Kardeşinin acısını böyle çıkarmayı düşünüyordu belli ki. Sinirden, öfkeden ve krizinin etkisinden yüzü kıpkırmızı olmuş dehşetli ifadesiyle soğuk terler döküyordu. Koyu gözleri simsiyah olmuş, vucüdu kasım kasım kasılıyordu. Kendi durumunun farkında bile değilken, etrafı dağıtmayı bir anda bırakmış aklındaki kıvılcımlara yönelmişti.

Salondan çıktığı gibi yukarı odaya girdi. Sık nefesleri ciğerlerine yetersiz geliyordu ama hiç birşey umrunda değildi. Tek düşündüğü kardeşini o adamın elinden kurtarmaktı. Acılarına son vermek istiyordu. Bunu tek bir şeyle gerçekleştire bilirdi. O adamın kızını ona verecek ve kendi kardeşini alacaktı.

* * *

Zeliş'ten devam...

"Bırak o kızı Miraç!.. Bırak dedim sana!"

"Bırakacağım dayı!! Bırakacağım! Babasına göndererek bırakacağım!!"

Miraç bileğimi morartacak derecede sıkıca tutarak, beni merdivenlerden sürüklenircesine indirmeye başladı. Her bir ağızdan çıkan seslere ihanet eden dudaklarım suskunluğuyla biçilmişti. Sicim gibi boşalan göz yaşlarım yanaklarımdan kayıyor kuru dudaklarımı ıslatıyordu.

Karşı gelmeyecektim ona. Ne yapmaya çalıştığını sorgulamayacağım. Belki de en doğrusu buydu. Benim ait olduğum yere gitmem gerekmez miydi? Miraç en doğrusunu yapıyordu.

Şu an ise verdiğim tek tepki derin hıçkırıklar içerisinde ağlamaktı. Durduk yere olay yaratan kendisi olmasına rağmen, acıları çeken yine bendim. Tüm sinirini benden çıkarmasından bıkmış usanmıştım artık. Neden burada durmak isteyim ki? Gitmek en doğrusuydu.

Merdivenlerden indirirken son basamakta ayağım burkuldu. Acıyla inleyerek dizlerimin üzerine çökecekken, Miraç izin vermeyerek diğer kolunu belime doladı ve kapıya doğru sürüklemeye devam etti.

"Miraç! Dur dedim sana!!"

Kenan amca tam kapıya varacakken, bir anda önümüze geçti. Onun öfkesinden olsa gerek Miraç'ın bileğimi saran eli daha çok sıkılaştı. Kendini tutuyor gibi bir hali vardı. Kenan amca neden karşı geliyordu ki? Bıraksaydı da gitseydim buradan. Belki daha az acı çekerdim, ya da daha çok.

"Dayı... Çekil!!" Sıktığı dişlerinin arasından sert sesiyle konuşurken ürkek bedenim titredi.

"Hayır. O kızı bırakmazsan asla çekilmeyeceğim."

"Sana çekil dedim dayı!! Çekil!" Adeta kükrercesine bağıran Miraç'a irice açılan dolu gözlerimle bakarken, kayıp giden damlalar yanaklarımdan süzülüyordu. Bu kadar mı benden kurtulmak istiyordu? Kriz geçirecek kadar, öfkesini kusacak kadar, dayısını ezip geçecek kadar benden nefret mi ediyordu?

"Kızı bırak." Diye mırıldandığında, Miraç bileğimi morartan parmaklarını gevşeterek serbest bıraktı ve benden uzaklaşarak öfkeli bedeniyle dayısına atıldı.

"Kardeşim dayı! Kardeşim!!" Delirmiş gibiydi. Ter kaplamış, kıpkırmızı olmuş sinirli yüzüyle Kenan amcayı sarsarak bağırıyordu.

"Kardeşim o adamın elinde acı çekiyor!!"diyerek sarsmaya devam etti. Alnına dökülen saçları teriyle ıslanmıştı. Onu ilk defa bu durumda görmenin şaşkınlığına eşdeğer biçen cümle göz yaşlarımı kesilen su gibi durdurdu.

Kardeşim mi demişti? Evet, o adamın elinde acı çektiğini adeta haykırmıştı. Bir kardeşi mi vardı? Miraç'ın ailesi, hayata tutunacak bir dalı vardı. Meral dediği kardeşiydi demek. Bunca zamandır o adamın elindeydi. Kim bilir neler çekti ve hala çekiyordu. Miraç bu yüzden mi kriz geçiriyordu?

Islak kirpiklerimin altından olan biteni izlerken, bileğimin acısına burktuğum ayağım eklenmişti ama hissizlik sarmalandığı bedenim duygusuzluğunu kalkan olarak taktı. Miraç, Kenan amcayı sarsarak bağırırken, Kenan amca da bir değişiklik olmaya başladı. Korkuyla titreyen bedenimle derin soluklar almaya devam ederek olduğum yer de durdum.

Kenan amca yüzünü buruşturarak kırışmaya yüz tutmuş elini, ûzerindeki gömleğinin yakasına attı. Dudaklarının arasından sesli soluklar almaya çalışırken, bir eliyle yakasını çekiştiriyor diğer eliyle kalbini tutuyordu.

"Ne yapıyorsun sen Miraç?! Bırak onu."

Nerden geldiğini bilmediğim Yeşim, Miraç'ın ellerini Kenan amcanın üzerinden ittirdi. Zehirli bir ot gibiydi Miraç. Kolunu doladığı herkesi zehirliyordu. Şimdi ise Kenan amcaya dikenlerini saplamıştı.

"Dayı?.."

Miraç bir anda kendine gelmiş gibi az önce ki haline tezat, durgunluğa çevrildi. Yeşim, Kenan amcanın koluna girerek onu salona doğru ilerletirken Miraç hiç bir şey olmamış gibi arkasından hızla ilerledi.

Böyleydi işte. Kırıp parçaladıktan sonra umursamaz haline dönüyor, kimseyi ve ne yaptığını düşünmüyordu. Kriz geçirerek herkesi, her şeyi dağıtmıştı. Beni paramparça etmişti. Odadan çıkarışı, merdivenlerden sürüklemesi, bileğimi morartması, ayağımı burkması ve daha bir sürü şey. Bunlar sadece bedenime kazılmamıştı. Ruhumu çizmişti.

"Dayı, iyi misin?"

Duvardan destek alarak içeri salona yavaşça adımlarken, birinin bile yardım etmemesi kalbimi sıkıştırdı. Safiye teyze, Müge ve Selen neredeydi? Belki de korkudan kendilerini odalarına kitlemişlerdi.

Kenan amca sırf beni korumak istediği halde nelere maruz kaldı. Kim bilir onlara neler yapardı. Kenan amcaya birşey olmaması için içimden dualar yağdırırken salona girdim. Yeşim ve Miraç tekli koltuğa oturttukları Kenan amca ile ilgilenirlerken dolu gözlerim salonun bitmiş halini süzdü.

Herşey kırılmış, sağlam bir eşya bile kalmamıştı. Tıpkı ben gibi...
Duvara yaslı bedenimi kaydırarak yavaşça yere oturdum ve dizlerimi kendime doğru çekerek kollarımı etrafıma doladım. Sım sıkı sardığım dizime alnımı yaslarken Kenan amcanın normalinden uzak sesi kulaklarıma ilişti.

"Uzak dur... Çek elini." Kısık sesi soluk alış verişleriyle kesiliyordu.

Dizime sardığım kolumu mümkünmüş gibi daha çok sıkarken, az önce yaşananları tekrardan canlandıran beynimi susturmak için alnımı dizime vuruyordum. Sıkıca kapattığım gözlerim yaşananları perdeliyordu.

Ne kadar bir süre geçti böyle bilmiyorum ama omuzumda bir el hissettiğim an irkilerek gözlerimi araladım ve başımı kaldırarak elin sahibine baktım.

"İyi misin kızım?"diyen Kenan amca az öncekinden daha iyi gibiydi. Gözlerini dikmiş benden bir cevap beklerken, gözlerimi ondan ayırdım ve karşımda boydan pencereler arasında ki duvara yaslanarak, çökmüş Miraç'a boş boş baktım.

Onun ise gözleri kapalı, başını yaslandığı duvara vuruyordu. Yeşim onun kolunu ovalayarak fısıldadığı sözleri duymasam da onun bu tavrını umursamadım. Miraç'ın hak ettiği kişi Yeşim'di. Onun yanında olması gereken kişiydi. Ben onun için hiç birşeydim.

Hepimizi mahfetmişti. Kendisiyle beraber herkesi yıkmıştı. Böyle olmasına gerek varmıydı ki? Sadece o mu acı çekiyordu? Kardeşi diyordu belki ama yaptığının yanlış olduğunun farkında değildi. Böyle yaparak kardeşini kurtaramazdı. Yaptığı tek şey kendine ve bizlere daha çok acı ve zarar vermekti.

"Zeliş?" Diyerek tekrar seslenen Kenan amcanın omuzumdaki elini tutarak yavaşça indirdim. Duvardan destek aldım ve çöktüğüm yerden kalktım.

Burktuğum ayağımın hissedemediğim acısı ortaya çıkarken, dudaklarımı birbirine bastırarak salondan çıktım. Merdivenlere ilerleyerek korkuluklara tutundum ve yavaş yavaş yukarı odaya çıktım.

Dönüp dolaşıp tekrar geldiğim oda da yatağa doğru ilerledim ve oturarak az önceki konumumu aldım. Az önce bitmiş bir halde bu odadan yaka paça çıkarılmıştım. Şimdi ise tekrar bu oda da ve bu yataktaydım. Bu anlamsız hisle kalbim büzüşerek düzensizleşirken, kollarımı dizime sımsıkı sardım.

Korunmak ister gibi... Benim acizliğim ve çaresizliğime derman tek şey, yine kendimdi. Kimsem kalmamıştı. Ben neden yaşıyordum peki? Neden bu hayatı kendime layık görüyordum? Kimin için nefes alıyordum?! Bir son vermek gerekirdi. Buna bir son vermeliydim. Buna bir son vereceğim...

Yataktan ayağa kalkarak, ani bir düşünceyle banyoya girdim ve istediğim şeyi bularak banyodan çıktım. Hiç bir şey düşünmeyerek zihnimi kapalı bir sandığa zincirledim. O zincirin anahtarı uçsuz bir boşluğa fırlatıldı.

Yatak odasının kapısını kilitleyerek, tekrar yatağa oturdum ve avucumdaki duran jilete gözlerimi diktim. Bunu yapacağım. Ancak böyle bir son verebilirdim. Hem Miraç kurtulurdu, hem de ben.

Parmaklarımla jileti kavrayarak sol bileğimi kaldırdım ve hiç düşünmeden çizik açmaya başladım. Canımın acısı tüm bedenime işlerken,
"Bu son." Diye fısıldadım kendi kendime.

"Bu çektiğin son acı olacak."

Bileğimden akan koyu kan üzerimi kirleterek yatağa bulaştı. Jileti bu kez kan kaplamış sol elime alarak, morarmış sağ bileğime dayadım. Çektiğim çiziğin derin acılarına karışan kan kokusu tüm odayı sararken jilet elimden kayarak yere düştü.

Bileklerimin acısı gittikçe hissizleşmeye başladı. Ağlamıyordum bu kez. Ağlayarak ölmek istemiyordum çünkü. Son göz yaşlarım o salonda kurumuştu. Tükenip bitirmişti.

Birkaç dakika sonra oturduğum yer de sırtım yavaşça yatakla buluştu. Ellerim her iki yanımda hissizce dururken, gözlerim son kez tavanda gezindi. Bitiyordu artık. Acizlik, çaresizlik ve acı son buluyordu. Bunu en başta yapmam gerekirdi belki. Çok geç kalmış olabilirdim ama sonunda oluyordu işte. Kurtuluyordum.

Gözlerimin bakış açısına bulaşan karanlık beni içine çekerken, kapanan gözlerim dünyaya veda etti. Karanlığa çekilen bedenime eşlik eden ruhum, elele vererek uçurumdan dipsiz boşluğa atladı.

* * *

BÖLÜM SONU...

Bölümle ilgili yorum yapmayı unutmayın :")
Ve son olarak Umut her zaman vardır. İntihar hiç bir zaman çözüm değil. Sakın aklınız bu bölümle bulanmasın.

NOT: YORUM VE VOTESİZ GEÇME LÜTFEN. EMEĞE SAYGI DUYANLARA SONSUZ TEŞEKKÜRLER :")

Bạn đang đọc truyện trên: Truyen247.Pro