18.BÖLÜM
Bir yağmur damlacığı gibi düştün üzerime, kurumazsan ne olurdu?...
Yazar'dan...
Avuçlarından kayan kum tanelerinin güzelliğine büyülenen ufacık parlak gözler, bir kapanıp bir açılıyordu. Yüzündeki o eşsiz gülümseme birazdan yaşanılacaklardan habersiz cildini süslüyordu.
Tekrar doldurduğu avucundan kayan kumların küçük ellerinden kayıp gittiğini izlerken, koyu kahve gözlerini kaldırarak yanı başında oturan, kumdan kuleler yapmaya çalışan kız kardeşine baktı.
Kum doldurduğu kovayı ters çevirerek, yere bıraktı. Küçük parmaklarıyla tam kovayı kaldıracağı sırada abisi, onun örgülü saçından tokasını çekerek çıkardı. Çünkü kardeşinin arkasında biraz ileride duran ve kim olduğunu bilmediği adam, kardeşine bakıp duruyordu.
Küçük kardeşi canı acıdığı ve saçının bozulduğunu farkettiğinde, ileride oturan annesine seslenerek ağlamaya başladı.
Annesi ise abisinin karısıyla oluşturduğu koyu sohbete dalmış bir şekilde, kızının ona seslendiğinden bihaberdi. Kızının evde olan güzel davranışlarını ödüllendirerek parka getirmek istemişti. Yengesinin de gelmek istediğini öğrendiğinde memnuniyetini dile getirerek, yalnız gitmekten kurtulmuştu. Kocasından izinsiz geldiği parkta, o kadar insanın arasında tehlikenin olmayacağına kanaat getirmişlerdi ve bunun rahatlığıyla sohbete dalmışlardı.
"Ben sana demiştim değil mi, saçını böyle yaparsan bozarım diye."diyen abisine bakarak küçük ama derin hıçkırıklarını bıraktı. Onun neden böyle her defasında saçını bozmasını anlamıyordu ve bu durumdan sıkılmıştı.
"Ama abi..."diye mızmızlanırken minik göz damlaları yanaklarından iniyordu.
Aslında abisi onun uzun saçını iki yandan örmesini çok seviyordu. Aşırı kıskançlığından dolayı sevdiklerini başkası sevmesin, görmesin istiyordu. Sırf bunun için onun ağlamasını bile göze alıyordu. Ancak, eğer onu ağlatan bir başkası olsaydı yerinde duramaz kavga çıkarırdı. O yaşta olmasına rağmen koruyucu tavrı, tüm hücrelerine yerleşmişti.
Diğer tarafında oturan ve onları izleyen küçük kuzeni ise ne olduğunu çözmeye çalışıyor, iki kardeşin neden kavga ettiğini anlamaya çalışıyordu.
Bunu farkeden Miraç, uzanarak küçük parmaklarıyla onun da bozdu. Küçük kuzeninin de ağlamaya başladığını gördüğünde, biraz üzülse de düşünmemeye çalıştı. Neden bu kadar güzellerdi ki? Çirkin olsalardı kimse onları sevmezdi! Kimse onlara bakmazdı.
Kuzeninin yerinden kalkarak, paytak adımlarıyla annesine doğru ilerlediğini gördüğünde, gözleri tekrar o adama doğru çevrildi. Gördüğü manzarayla kaşları daha çok çatıldı.
Adamlar birken, iki olmuştu ve gözleri sürekli onların üzerindeydi. İki güzel kızın saçını bozmuştu işte, çirkin olmuşlardı. Hâlâ neden onlara bakıyorlardı!
Masum düşüncesinin etrafına çevrilen tehlikeden habersiz öylece kumun üzerinde otururken, kuzeni daha kumun üzerinden kaldırıma çıkamadan düştü. Bunu gördüğünde hızla kalkarak ona doğru koştu ve yanına oturarak, derisi soyulmuş dizine baktı. Sanki, kendi canı acımış gibi yüzü buruşmuştu.
Sonunda onları farkeden anneleri, kızlarının ağladıklarını gördüklerinde oturdukları banktan hızla kalktılar. Kızlarına doğru adımları ilerleyecekken her şey bir anda tepe taklak olmuş, adımları donarak oldukları yer de çakılmıştı.
"Tamam, ağlama..." Miraç küçük kuzeninin dizine bulaşan kan damlacıklarını parmaklarıyla temizlemeye çalışırken, kız kardeşinin ağlamayla karışık çığlığını duydu.
Daha arkasını dönüp, kız kardeşinin neden çığlık attığına bakamadan etrafta patlayan silah sesi ve çığlıklarla dudaklarına kapanan el bir olmuştu.
Küçük kafese tıkılmaya, ölüme mahkum üç küçük çocuk ve iki aile. Biri kanlar bulaştığı beyaz elbisesinde kefen niyetine sardığı bedeni, diğeri nerede olduğundan habersiz baygın masumca uyuyan ve son olarak hayatına nokta verilerek işkencelere ve dilsizliğe biçilmiş bir kader. Onların bitmiş hayatı ailelerine sıçrayarak tüm düzeni dağıttı.
Ve kader, ördüğü tüm ağlarını sökerek, ipin ucunu yaktı...
***
Pencerenin soğukluğu alnımdaki ılık ısıya karışırken, önümdeki manzarayı seyiretmeye devam ettim. Soluk alış verişlerimden buharlaşan cam görüşümü bulanıklaştırırken, elimi kaldırarak temizliyordum.
Kenan amca beni şuan görse kesinlike kızacaktı. Her defasında pencereden uzak durmamı söylüyordu. Ama ne yapabilirdim ki? Üç haftadır bu eve tıkılıp kalmıştım. Dışarı çıkmam bile yasaktı. Neyse ki yaram iyi olmuştu da, aşağı inip tekrar çıkabiliyor ve bu kaca evi dolaşıyordum. Miraç'ın iyi olduğuna dair gelen haberin ardından kendisine amca dememi istemişti.
Şimdi ise saat öğlenin on ikisini göstermiş, günlerdir olduğu gibi pencereden o kadını izliyordum. Hergün bu saatte onu evin hizmetlisinden biri bahçeye çıkarıp dolaştırıyordu. Boş bakışlarının ardına sakladığı acılarını bedenine etkisi, üflesen uçacak nitelikteydi.
Açıkçası bu kadını her gördüğümde kendi hâlime şükür ediyordum. Evlat acısı zor birşeydi. Benim yüzünü bile görmediğim öz babam hayatıma ne durumlar biçmişken, bu kadının evladı yüzünden çektiği acı anlatılmazdı.
Kenan amca ise yaşadığı acılara rağmen dimdik duruyordu. Sırf karısının tek bir fısıltısı için gecelerce uyumuyordu. Buna şahit olmuştum. Geçen gece onu karısının odasından çıkarken gördüğümde göz yaşına karışan gülümsemesi, benim gözlerimi doldurmuştu.
"Kenan diye sayıkladı."dediğinde gözleri parlıyordu. Aylarca susan kadın bir fısıldı koy vermişti bu adama. O an kendi bulunduğum duruma şükür ettim daha fazlasını yaşamadığım için. Babam denilen adama nefretler kusarken içimden, ölmüş olmasını diledim.
Penceren hâlâ o kadını izlerken, koluna girmiş olan hizmetli kız onu eve doğru geçirdiğini farkettim. Şimdiyse salonda oturtacaktı. Bu evin içini ve yaşantılarını artık öğrenmiştim. Başka çarem yoktu zaten. Bir kuş gibi girdiğim her kafese alışmaya çalışmaktan başka çarem yoktu.
Pencereden uzaklaşarak perdeyi örmek için elimi uzattım. Perdeyi sürterek kapatacağım sırada, bahçeye rüzgar gibi giren araba duraksamamı sağladı. Tanıdık gelen araba bir an soluğumu keserken, kalbim nedenini bilmeden kasıldı.
Üç haftadan fazla süredir görmediğim adam, açtığı kapıdan süzülerek arabadan indi ve aynı hızlı adımlarıyla eve girdi. Acaba beni almaya mı gelmişti? Ancak bir şey farketmiştim. Sanki, aceleci bir tavrı vardı. Kaşlarım bu düşünceyle çatılırken, aşağıdan gelen bağırış seslerine kulak kesildim. Ama anlaşılmıyordu.
Yavaşça kapıya yaklaştım ve açarak aşağı inen merdivenlere doğru ilerledim. Miraç'ın neden bu kadar yüksek sesli konuştuğunu anlamadım. Bir şey olmuş olmalıydı. Aşağı inerken, kulağımda büyüyen sesler giderek netlik kazandı.
"Dayı nerdesin?!.. Dayı!"
Neler olduğunu bilmeyen bedenim son basamağıda inerek, salona doğru ilerledi ve içeri girdi. Girdiğim an gözlerimle birleşen koyu gözler, hafif bir donukluk yaşadı. Unutmuş gibi... Beni gördüğüne şaşırmış gibiydi.
Gözlerim üzerinde dolaştığında her zamanki vazgeçilmezi siyah pantolon ve siyah tişörtü yine üstündeydi. Siyah renk sporundan sonra gözlerim yüzüne tırmandı. Her zaman temiz olan yüzündeki sakalları hafif uzamıştı.
"Ne bu gürültü?!" Salona giren Kenan amca, Miraç'ı gördüğünde hafif bir şaşkınlık yaşadı. Onu burda görmeyi beklemiyor gibiydi. Bu demek oluyor ki, Miraç'ın geleceğinden Kenan amcanın da haberi yoktu.
"Dayı, Meral..." Diyerek benden kopardığı koyu gözleri dayısına dikildiğinde, beni bozguna uğratan şok dalgası gördüğüm manradan çarpışmaya başladı. Miraç'ın yüzünde canlanan gülümseme içime kor gibi düştü.
Bu farklıydı. Her zaman ki altında sinsilik yatan gülümsemesinden kilometrelerce uzak bir kıvrılma dudaklarında peydahlandı.
"Meral, yaşıyor..."
Meral kimdi? Böyle bir mucizenin altında yatan isim kime aitti? Belki de eskiden sevdiği, âşık olduğu biriydi. Böyle bir mutluluğun sebebi başkası olamazdı. Peki yaşıyorsa ne olacaktı?
"Ne?... B-bu doğru mu?" Kenan amca emin olmak ister gibi bir anda ışıldayan kahveleriyle Miraç'a bakıyordu.
Gözlerim ikisi arasında mekik dokurken, vazgeçerek etrafta olan hareketliliğe kaydı. Hizmetlinin kolunda duran suskun kadın ve onun biraz ötesinde Miraç'ın yanında duran Yeşim. Hepsi buradaydı. Ailecek... Ben bu ailenin neresinde duruyordum peki?.
"Doğru. Kendi kulaklarımla sesini duydum. O yaşıyor..." Kendi bile inanamazca parlayan koyu gözlerine tezat bir mucize gibi duran dudaklarındaki gülümsemesi eşlik ediyordu.
"Peki neredeymiş? Durumu nasıl? Neden bu zamana kadar ortalıkta yoktu?" Heyecan içinde sorduğu sorular bir sis bulutu gibi etrafa dağılarak tüm büyüyü bozdu.
Miraç'ın koyu gözlerine düşen gölgenin ardından, dudaklarındaki gülümseme duman olup yok oldu. Eski Miraç geri döndü. Bana çevrilen koyular anlamsızlığını kılarak duvarlar ördü. Konuşmadım bu duruma. Benim bilmediğim konunun üzerinde yerimin neresi olduğunu bilmesem de tahmin ediyordum.
Bir zehir misali taşıdığım kan bir göl gibiydi. Ucunun yerini sabitleyen anılar, toprak olup kan gölüne batarak kirliliğini serpti. Gerçekleşen anıların tazeliği, bir bedene dönüşerek direk gibi ortaya serilse de o beden kırıktı.
"Bilmiyorum." Ellerini yüzüne atarak sıvazladı ve ensesine doğru kaydırırken, arkasına dönerek kotuğa oturdu. Sesinde yatan tını çaresizliğini simgelerken, odaya düşen sessizliği Yeşim bozdu.
"Ne demek bilmiyorum?" Sorduğu soruyla birlikte konuyu sadece benim anlamadığımı öğrendim. Meral denen kızın kim olduğunu bilmiyordum ama Miraç'ı bu kadar düşüren, değeri yüksek biri olduğunu en azından farketmiştim.
"Yeşim, sen teyzeni yukarı götür. Sen de işine bak kızım, hadi." Kenan amca odadakileri tek tek gönderirken ilerleyerek, Miraç'ın yanına oturdu.
Hizmetli kızın odadan çıkmasının ardından Yeşim teyzesinin koluna girerek, odanın çıkışına doğru ilerledi. Yanımda geçip giderken, onun ters bakışana zıt düşen farklı boş bakışlar radarıma takılı kaldı. Kenan amcanın karısı odadan çıkana dek gözlerime diktiği gözleri ifadesizliğinden ödün vermedi.
Suskunluğumu koruyarak ben de onları yalnız bırakmak istedim ve odadan çıkarken sesleri kulaklarıma ilişerek beynimi ikaz etti.
"O olduğundan emin misin?"
"Emin değilim, ama içimde birşey var dayı... Bir umut, o yaşıyordur belki. Hissettim sanki. Onun sesinini duyunca, kalbime bir şey dokunmuş gibi oldum."
Kuruyan boğazımı yutkunarak ıslatırken, odadan çıkmamın ardından ayaklarım bir komut almış gibi duraksadı. O kız kim ise Miraç onu çok seviyordu. Ben onu duygusuz, hissiz biri bilirken onun birine karşı bir şeyler hissettiğine şahit oluyordum. Kini sadece banaydı. Yaptıkları, sergilediği kötü davranışlar sadece bana özeldi.
Kapı kenarına ilişen adımlarıma uyarak, yanlış olduğunu bile bile onları dinlemeye başladım. Hata yapıyordum belki ama duymak istiyordum. O kız nasıl biriydi, acaba güzel miydi? Miraç'ı bu kadar büyüleyen güzelliğini merak etmiştim. Ama sadece aptal bir meraktı benimkisi.
"Bu inanılmaz... Peki ne yapacaksın? Onu nasıl bulacaksın?"
"Bilmiyorum ama gerekirse Zeliş'i o adama verir, onu oradan alırım."
Kulaklarımda dönüp dinlediğim cümleler gözbebeklerimi irileştirirken, parmaklarım dudaklarımı sımsıkı örttü. Sırf sevdiği, âşık olduğu biri için beni o adama verecekti. Onu geri almak için beni tıpkı kendi gibi vicdansız, acımasız birine verecekti. O adam kan bağım, öz babam olabilirdi ama istemiyordum. O adamın yanına gitmek istemiyordum.
Kenan amcanın izin vermeyeceğini düşünürken, geçen dakikalar sessizlikle dizildi. Daha fazla beklemeden ve birine yakalanmanın rezilliğini yaşamadan hızla kapıdan uzaklaşarak yukarı, günlerdir bulunduğum odaya çıktım. Odaya girdiğim an dolan gözlerimin akmasına izin vererek serbet bıraktım.
Beni almaya geldiğini düşünmüştüm. Ama onunla gitmek istemeyen yanım ağır basarken, babam denilen adamın yanına gitmek de istemiyordum. Dengesizleşen bedenim yatağa çökerken avucum dudaklarımda duruyor, sesimi kesiyordu.
* * *
Önümdeki tabağın içinde duran eti çatalım yardımıyla bir oraya bir buraya itip duruyordum. Akşamın çöktüğü masada, gerginliklerin serildiği bedenler önündeki yemeklere odaklanmaya çalışıyordu.
Masa başında oturan Kenan amca, onun solunda ben, sağında ise Miraç ve hemen onun yanında oturan Yeşim. Onların varlığını unutmuşcasına düşüncelerimin arasında boğuluyordum.
Miraç geldiğinden beri onunla tek bir kelime konuşmamıştım. Daha doğrusu bu gün hiç dudaklarımı aralayıp bir cümle kurmamıştım. İstemiyordum zaten. Ağzımı açıp, tek bir harf bile söylemek istemiyordum onlara. Zaten konuştuğum cümleleri takıp, dinleyen olmuyordu.
"Miraç?.."diyerek seslenen Yeşim'in ardından tüm sessizlik bozularak dağıldı. Başımı henüz tatmadığım yemekten kaldırarak karşıma baktığımda, koyu kahvelere çarpan gözlerim odağını kaybetti. Neden bana bakıyordu ki?
"Evlendiğini bilmiyordum."diyerek ona bakmasını sağladığında gözlerim tekrar yemeğe indi. Çatalla param parça ettiğim et yenmez duruma gelmişti. Miğdem almayacaktı ki, zaten bu gün duyduklarımdan sonra iştahım kesilmişti.
"Çok âni oldu."diyerek kestirip attı. Ancak Yeşim susacak gibi değildi.
"Anlatsana biraz."
Onları dinlemek istemediğim için elimde ki çatalı masaya bırakarak, yerimden kalktım. Hiç birşey yokmuş gibi davranmaları beni sinir ediyordu. Belkide birazdan, belki de yarın beni alıp götürecekti o adama. Ama ben hiç birşey olmamış gibi hareket edemezdim. O cümleleri duymuştum artık.
Bir an 'keşke duymasaydım'dedim.
"Yemeğine dokunmadın bile...Nereye?" Arkamdan seslenen Kenan amcayı umursamadan masadan aldığım tabakla mutfağa girdim.
Üç hizmetli vardı evde. Biri Kenan amcanın karısı ile ilgilenirken, diğer ikisi ev ile uğraşıyorlardı. Şimdi ise mutakta oturmuş yemeklerini yerlerken, rahatsızlık vermiş gibi hissetmiştim. Beni gördüklerinde hızla oturdukları sandalyeden kalktılar.
"Bir şey mi istediniz?"
"Yok... Hayır. Lütfen oturun ve devam edin." Diyerek elimdeki tabakları tezgaha bıraktım. Arkamı dönerek onlara baktığımda hâlâ ayakta olduklarını görünce derin bor soluk alarak âni bir istekle yanlarına gittim ve masaya oturdum.
"Hadii, neden duruyorsunuz?" Şaşkınlıkla bana bakarlarken hafif tebessüm ederek ayağa kalktım ve zorla onları oturtmaya başladım. Daha sonra ise tekrar yerime giderek oturdum.
"Bana öyle bakmaya devam edecekseniz kalkıp gideceğim."dediğimde şaşkınlıklarından sıyrılarak yemeklerini yemeye devam ettiler.
"Doğrusu şaşırdık, siz yanımıza oturunca."diyen en az benden iki üç yaş bûyük olan sarışın kız konuşmuştu. En büyükleri olan kırkbeş elli yaşlarındaki tonton bir kadın, belli etmemeye çalışarak kolunu susması için dûrtmüştü. Bunu farkettiğimde dudaklarımdaki gülümseme bûyüdü.
"Müğe..."
"Neden şaşırdınız peki?"
"Yeşim hanım asla izin vermez samimiliğe. Bence o görmeden içeri gidin." Bu kez Kenan amcanın karısıyla ilgilenen, kumral kız konuşmuştu. İkisi de birbirinden güzel kızlardı gerçekten.
"Kız sus, şimdi duyacak!"diyerek sessiz bir kızışmayla onuda susturmuştu.
"Duyarsa ne yapabilir ki? Bırakın konuşsun."
"Yeşim hanımın yapacağı ilk iş bizi buradan attırmak olur."dediğinde kaşlarım çatıldı. Neden bu kız bu kadar saguk ve sevimsiz biriydi anlamıyorum. Ve gaddar. Ama içeride Miraç'a karşı hiç de öyle değildi. Kendinden düşük gördüğü insanlara belki böyle davranıyordu ama yaptığı hiç hoş değildi.
"Aman anne ya, zaten hergün onun kahrını çekiyoruz. Gitse de kurtulsak." Sarışın kız tekrar konuştuğunda annesi olarak tahmin ettiğim tonton kadın bu kez dürtmekle kalmayarak cimdik atmıştı koluna. Daha fazla dayanamayıp kıkırdadığımda sarışın kız kolunu ovuşturuyordu.
"Kızlarınız galiba?"
"Evet."diyerek bezgince mırıldanırken iki genç kız, gözlerini devirmişti.
"İkizler aslında, çift yumurta oldukları için benzemiyorlar. Ancak aynı şeyi huyları için söyleyemeyeceğim..."
Annelerinin sözünü keserek konuşmaya dalan sarışın olan, konudan apayrı söylediklerini dinlerken oldukça keyf alıyordum. En azından içeride, o boğucu havayı solumaktan çok daha iyidi. Dakikalarca sohbet ederek sıkıcı zamanı öldürüyorduk. Daha doğrusu onlar konuşuyor, ben onları dinliyordum. Bundan gocunmak bir yana, üçünün de temiz kalpli biri oldukları ortadaydı. Safiye teyzenin kızlarından kumral olanın ismi Selen, sarışın olan; yani durmadan annesi tarafından dürtüklenen ise Müge'di. Üç haftadan fazla burada olsam da odamdan pek çıkmadığımdan dolayı onlarla tanışamamıştım.
Dakikalar sonra sohbete ara vermiştiler mecburen. Onlar içerideki masayı toplayarak mutfağa taşırlarken, ben de yukarı çıkıyordum. İçeri girip onları görmek istemiyordum. Tek istediğim yalnız kalmaktı.
Merdivenleri çıktıktan sonra bana verilen odaya doğru ilerlemeye başladım. Belki biraz uyurdum. Kafamın içinde ağır basan düşünceler bedenime işliyor beni yorgun ve bitkinleştiriyordu. Taşıyamıyordum artık.
"Sana daha öncede söylemiştim! Olmaz, anlamıyor musun?!"
Kulağıma gelen sesle birden ayaklarım olduğu yer de durduğunda, anlamsızca kaşlarım çatıldı. Bu sesi tanıyordum. Miraç'ın aşağıda salonda olduğunu sanarken, bana verilen odadan gelen sesi şaşırmamı sağlamıştı. Kimle konuşuyordu peki? Belki de biriyle telefonda konuşuyordu.
Duraksayan ayaklarıma komut vererek odaya doğru ilerlerken, kapının açık olması ve içeriden yansıyan gölgeler adımlanan ayaklarımı tekrardan duraksattı. Gölgeler...
Biri iri bir cüsseye aitken, diğeri ince ve bir kıza ait olduğu apacık belliydi. İki kişiye ait gölgeler gözlerimin odağına hapsolurken, gelen sesleri dinlemeye çalıştım. Yine yapıyordum. Dinlemekten pişman olacağım sözlere kulak kabartıyordum.
"O kadın yüzünden değil mi?!.. Zeliş denen kız yüzünden beni istemiyorsun."
Yeşim... Onun Miraç'a karşı hislerini nasıl anlayamadım ki? Aptallıkta bir numaraydım. Ama yanılıyordu. Miraç beni sevmiyor ki, zaten onun bir sevdiği vardı.
"Saçmalama, çık odadan Yeşim."
"Sevmiyorsun onu. Bunu gözlerinden anlayabiliyorum Miraç. Hatta o kadın, karın olsa bile kesinlikle ona dokunmamışsındır."
Kuruyan dudaklarımı dilimle ıslatırken, bir cevap bekledim nedenini bilmeden. Ne diyeceğini merak eden yanıma susmasını söylerken dinlemeden bağırmaya devam ediyordu.
'Hadi söyle Miraç. Sevmiyorum desene!"
Beklediğim cevap geçen saniyelerce gelmezken, Yeşim'e ait gölge Miraç'a doğru yaklaştı. Hemen ardından Yeşim'in sesi tekrar duyularak kelimelerini beynimdeki kazılan mezara ekledi. O kazılan mezarın üzeri her defasında açık unutuldu.
"Sevmediğin bir kadınla evli kalarak neden kendine işkence çektiriyorsun?"
Çok fazla yakınlaşan gölgeler sessizlikle bir olurken, Miraç yine sustu. Ellerimi yüzüme atarak sızlayan ve akmak için an kollayan gözlerimi ovuşturdum. Yalnız kalmak isterken nelere şahitlik ediliyordum? Bunu bile bana çok görüyorlardı.
"Buna bir son verebilirsin..."
Ellerimi ovuşturduğum gözlerimden ayırarak gölgelere bakacakken, yoklukları çarptı yüzüme. Kaşlarım bu durumla daha da çatıldı. İçime yerleşen huzursuzluk buradan gitmemi söylerken, adımlarım zıt düşerek odaya doğru ilerledi.
Göreceğim görüntünün ağırlığının yükü omuzlarıma binerken, sessizlikle harmanlanan odaya giriş yaparak kapıdan içeriyi süzdüm.
Bir taplo patladı gözlerimin irislerine. İrislerin büyümesini sağlayarak, dudaklarım aralanırken ellerim açıklığı örttü. Yüreğim kan dondururken görüşüm bulanıklaştı.
Miraç'ın ve Yeşimin birbirine yapışan bedenleri duvar dibine sinerken birleşmiş dudakları miğdemi bulandırdı. Belki demiştim, belki Miraç bana olduğu sert tavrı gibi tutar kolundan çıkarırdı Yeşim'i odadan.
Belkiler dipsiz boşluğa düşerken, bulanık gözlerime koyu gözler yerleşti. Şaşkınlığın serpildiği koyu gözler odağımdan ayrılırken, gözlerim kapanarak dizlerimi kırdı.
Ve bedenim yerle bütün olarak kendini yalanların içinden çekip, çıkardı. Bir daha gerçekliğe şahit olmamak umuduyla...
* * *
Bölüm sonu....
Bölüm nasıldı?
Not: Vote ve yorumsuz geçme :")
Bạn đang đọc truyện trên: Truyen247.Pro