Chào các bạn! Vì nhiều lý do từ nay Truyen2U chính thức đổi tên là Truyen247.Pro. Mong các bạn tiếp tục ủng hộ truy cập tên miền mới này nhé! Mãi yêu... ♥

10.BÖLÜM

Multi-medya= Emre Cerkuday - Dilâ Atay (temsili)

Keyifli okumalar...

Şaşkınlık hissi tüm bedenimi sararken, yaşadığım şoktan boğazıma dolanan kollarla sıyrıldım. Öylece kala kalmamın sebebi olan, karşımda gördüğüm ve şu an bedenime bir koala gibi dolanan Dilâ'dan gözlerimi ayırarak Emre'ye çevirdim bakışlarımı.

"Nerelerdesin sen Zeliş? Seni çok merak ettim. Evinize bile gittim..." Dilâ konuşmasını sürdürürken bana hafif tebessümle bakan Emre'ye aynı temessümü gönderdim.

"Dilâ, boğacaksın beni." derken sağ kolumu beline sardım özlemle. Sol kolumu hareket ettirebiliyordum ancak yine de dikkatli olmam gerekiyormuş. Dikişin açılma riski vardı.

Emre'nin ise ne yapmaya çalıştığını anlamıştım. Günlerdir benimle uğraşarak iyi olmama yardımcı oluyordu. Şimdi ise az da olsa gülümsememi sağladı. Her ne kadar Miraç'a bağlı kalsada, yaptığı hatayı böyle telafi etmeye çalışıyordu belli ki.

Dilâ birden geri çekilerek sinirli bakışlarını bana dikmeye başladı. Bir an da değişen hâline şaşkınlık yaşasam da, daha sonra Dilâ'nın normal hâli olduğunu bilerek umursamadım.

Arkasını dönerek sinirle etrafa bakmaya başladığında kaşlarım çatıldı kendiliğinden. Birini arar gibiydi. Ve bu demek oluyordu; Siniri bana değildi. Yani sanırım.

"Nereye gitti o dangalak?" diyerek etrafa bakmayı sürdürürken kimden bahsettiğini anlayamadım.

Kapı önünde bekleyen korumaya gözüm kaydığında gözlerini bana dikmiş bakıyor olduğunu görünce, gözlerini kaçırarak başını eğdi. Bu hareketine daha çok kaşlarım çatılırken ne olduğunu anlayamadım.

"Bak görüyor musun? Kaçmış!"

"Kimden bahsediyorsun Dilâ? Kim kaçmış?" dediğimde etrafta dolandırdığı sinirli gözlerini bana çevirdi.

"Beni buraya getiren adam. Kafe de bana birden 'benimle geliyorsun.' dedi. Gelmek istemeyince de omuzuna atarak zorla arabaya bindirdi. Hayır yani düzgünce söylese ölecek sanki. 'Benimle geliyorsun' ne demek? Etraftaki onca insan ise bizi yanlış anladı tabii. Senin yanına getireceğini söylediğinde arabadan atlıyordum neredeyse..."

Dilâ yine bitmeyen enerjisini gösterirken içime çektiğim nefesi dışarı salarak sözünü kestim. Yoksa konuşmaya devam edeceğini adım kadar iyi biliyordum.

"Dilâ içeri gelsene hadi." diyerek onu içeri doğru çektim ve kapıyı örttüm.

Eve girdiğimizde, Dilâ'nın gözleri evin her köşesinde dolaşırken dudakları aralanmıştı. Ben bile bu kadar incelemediğim evi tarayan gözleri şaşkınlıkla bana döndü. Açık ağzını kapatarak tekrar araladı ancak ne diyeceğini bilmiyor gibi bir hâli vardı.

Sonra bir an da dudaklarında peydahlanan gülümseme, yine aklında canlanan saçma düşüncenin bana yansıtacağının kanıtıydı.

"Enişte nerede?"

Birbirine geçirdiğim dişlerimin arasından seslice nefesimi verirken sakin olmaya çalıştım. Hem o nereden biliyordu benim evlendiğimi? Ve acaba bildiği tek şey sadece evliliğim miydi? Emre ne anlatmıştı ona?

"Sen nereden biliyorsun?"

"O, beni buraya getiren öküz söyledi. Onun abisiyle mi ne evlenmişsin. Ayrıca o dangalak herifi bırak da bana neden evlendiğinde haber vermediğini söyle çabuk."

İşin en zor kısmı buydu işte. Ben şimdi Dilâ'ya ne anlatacaktım ki? 'Babamın borcu yüzünden biriyle evlendirildim, babam gerçek babam değilmiş, öz babam kocam olacak o adamı işkenceler içinde büyütmüş ve şimdi de kocam bunun hıncını benden çıkarıyor' mu diyeceğim? Bunu asla anlatamazdım. Henüz bunları ben bile kabullenemezken, başkasına anlatamazdım.

Yüzüme kondurduğum yalancı bir gülümsemeyle Dilâ'ya bakarken, ilerleyerek koltuğa oturdum. Onun da yanıma oturmasıyla derin bir iç çekerken parmaklarımla oynamaya başladım.

"Bir şeyler içer misin? Dur, sen sütlü kahveyi çok seversin sana yapıp getireceğim." diyerek ayağa kalkacakken Dilâ engel oldu.

"Bırak kahveyi sonra yaparsın. Şimdi bana en başından anlatıyorsun neler olduğunu." Yeşil gözlerini dikmiş bana bakarken Dilâ'nın ellerini kucağımda duran ellerimde hissettim.

Nasıl başlayacağımı bilemediğim söze başlarken derince bir yutkumdum.
"Şey ben... Yani biz... İşte babam yüzünden-" Konuşma çabam Dilâ'nın birden konuşmasıyla kesilirken ellerimdeki bakışlarım ona çevrildi.

"Biliyordum! Tam da tahmin ettiğim gibi baban izin vermedi evlenmenize sizde gizlice yıldırım nikahı kıydınız değil mi? O yûzden de bana haber verme fırsatı bulamadın."

Öylece Dilâ'ya bakakalırken aralanan dudaklarımı kapattım. Henüz bir araya getiremediğim iki kelimemde buraya kadar nasıl çekmişti konuyu anlamadım. Ama bir şey anlamaması için yalanına ortak oldum.

"E-Evet, aynen öyle oldu."

"Bu kadar mı âşıksın sen bakim kocana?" derken hınzırca gülümseyen yüzüne buruk bir tebessümle cevap vererek yetindim.

"Ben sana kahve yapayım." Ayağa kalkarak mutfağa doğru adımlarken, ardımdan gelen adım seslerine Dilâ'nın bitmeyen çenesi eklendi.

"Bak nasılda utandın. Hemen kaçıyorsun, ama ben anladım anlayacağımı." Kıkırdayarak ardımdan mutfağa girdi.

"Mutfak da baya güzelmiş. Hem enişte nerede?"

Kahveyi hazırlarken Dila'nın sorduğu soru yutkunmamı sağladı. Nerede olduğunu bilmiyordum. Umrumda da değildi. Umarım hiçbir zaman gelmezdi.

Yaptığım kahveleri masaya bırak oturdum. Dilâ'nında karşımda oturmasıyla konuşması bir olmuştu. Ben yokken Kafe de yaşananları anlatıyordu.

Bir yandan onu dinlerken bir yandan önümde ki kahveden yudumluyordum. Onun buraya gelmesi iyi olmuştu. En azından kafamı dağıtmama yardımcı olmuş ve bu evde boş boş dolanmama bir kaç saat de olsa engel olmuştu.

Evet, çok konuşuyordu ama bu kalbinin yüzüne yansıdığı güzelliğini örtmüyordu. Bazı insanlar bu durumdan şikayetçi olabiliyordu ama en iyisi bu değil miydi? Ağzın, dilin varken susup içinde biriktirmek niye? Dilâ'nın bu yönünü çok seviyordum. Ben onun gibi olamasam da en azından iyi bir dinleyiciydim.

"Ya olamaz!" Soğumaya yüz tutmuş dipte kalan kahvemi elimdeki bardağı sallayarak daha da soğuturken, birden Dila'nın yüksek sesiyle gözlerimi kaldırarak ona dikmiştim.

"Ne olamaz?" dedim kaşlarım anlamazca çatılırken.

"Şimdi ben eve giderken yine o öküz dangalak götürmeyecek değil mi?" Kaşlarını kaldırıp gözlerini gözlerime dikerken aksini söylemem için yalvarıyor gibiydi.

Gülmemek için dudaklarımı birbirine bastırırken titreyen dudaklarımdan bir kıkırtı kaçtı. Emre'ye öküz dangalak demesi komiğime gitmişti. Evet, Emre pek gülümseyen biri değildi ama öküz hiç değildi bence.

"Ya gülme de cevap ver. O götürmeyecek değil mi?"

Omuz silkerek ayağa kalktım ve boş bardakları alarak dezgahın üzerine bıraktım. Neden bu kadar Emre'ye taktığını anlamamıştım ki, Emre bu söylediklerini duysaydı ne yapardı çok merak ediyordum.

"Hadi gel bahçede dolaşalım biraz." Diyerek onu bahçeye doğru yönelttim.

Cam kapıdan çıkarak bahçenin manzarasına karşın kurulan masaya doğru ilerleyerek oturdum. Dila'da karşıma otururken gözleri etraftaki adamlardan ayrılmıyordu. Bahçeye çıkmamızdan bu yana etrafa bakıyordu.

"Emre bahçede durmaz." Etrafı süzen yeşil gözleri bana çevrildi.

"Nerede duruyor?"

"Yani onun nerede durduğunu merak mı ediyorsun?" Hınzırca gülümseme sırası bendeydi. Dilâ ise yüzü renkten renge girerken ne diyeceğini şaşırmıştı.

"N-Ne? Ha-hayır tabi ki."

Kekelemesi beni daha çok güldürdü. Dila normalde asla kekelemezdi. Bu demek oluyor ki yalan söylüyordu. Kaşlarımla ileride duran, beyaz boya ile boyanmış ayrı duran tek katlı daireyi gösterdim.

"Orada kalıyor." Bunu geçen ben korumanın birine sorduğumda öğrenmiştim.

Daha sonra Emre'ye sorduğumda ise kendine öz, ayrı bir ev olsun istediğini söylemişti. Miraç da onun yanından ayrılmasını istemediği için kendi evinin bahçesine ayrı bir daire döşemiş.

Dilâ işaret ettiğim yere başını çevirerek bakarken, gözlerini pencere kısmına diktiğini farkettim. Anlaşılan Dilâ her ne kadar laf, söz etsede Emre'yi görmekten ayrı kalmıyordu.

"Öküz işte," Diyerek bana doğru döndüğünde, "Bak gördün mü?Nasılda saygısızca perdeyi kapatı. İnsan bir selam verir, hadi onu yapamıyorsan baş salla ama yok..."

Dilâ'nın yine Emre'ye olan sinirleri diline vurmuştu. Saydırmaya devam eden konuşması, benim onu dinlememle ve ne hikmetse söylediklerine gülmem saatlerce sûrmüştü.

En son ise akşama ne kadar ısrar etsem de kalmayarak gitmeyi tercih etti. Ve son gülümsemem Emre'nin onu eve bırakma fikriyle daha büyük bir gülmeye devretmişti. Dilâ'nın çıkardığı yaygara, Emre'nin onu yine zorla arabaya bindirmesiyle son bulmuştu.

Dudaklarımdaki gülümseme aşağı doğru inmezken açık kapıyı kapattım ve yukarı odaya doğru ilerledim. Emre'nin bu yaptığı iyiliği unutmayağım. Her ne kadar hatası olsa da en azından telafi ediyordu.

Miraç gibi değildi.

Onun aklıma tekrar yer etmesiyle kaşlarım çatılırken merdivenleri tırmanarak odaya girdim. Onu düşünmek istemiyordum ama her defasında yine ve yine aklıma giriyordu.

'Sanki çok unutmuş gibi tekrar aklına geldiğini söylemen çok saçma'

İç sesime hak verirken odanın karanlığını ışığı açarak giderdim. Dolaba ilerleyerek gri bir alt eşofman çıkardım ve altımdaki pantolonu soyarak eşofmanı giydim.

Uykum vardı. Biraz uyuyup bu günü güzel ve sorunsuz bitmesini istiyordum. Yatağa doğru ilerlerken komidinin üzerinde duran kağıt parçası gözüme çarptı birden. Sabah orası boştu, bundan eminim. Boşalmış sürahiyi oradan aldığımda kağıt falan yoktu orada. Şimdi ise bir kağıt parçası bırakılmıştı.

Gözlerim tedirgince oda da gezerken komidine doğru adımlarımı yönelttim. Sakin olmalıydım değil mi? Korkmam gerekmiyordu. Sonuçta bir kağıt parçası, ne olabilir ki?

Parmaklarımın arasına aldığım katlanmış kağıdı açarken ellerimin titrediğini farkettim. İçimde doğan korkunun üzerine büyük bir sıkıntı oturmuştu.

Katlanmış kağıdı yavaşça açarak okumaya başladım.

"Az kaldı, seni ondan alacağım kızım. Sen beni tanımasan da, çok az kaldı tanışmamıza...

Öz Baban."

Kağıt da yazanlarla titreme tüm bedenime yayılırken son yazılanla gözlerim buğulandı.

'Öz baban'

Şimdi mi aklına gelmişti bir kızı olduğu? Onca gecen senelerden, yaşananlardan sonra şimdi mi karşıma çıkacaktı? Bunu hâk ediyor muydu ki? Ona 'baba' dememi hâk ediyor mu?

Hayır! O hiç bir şeyi hâk etmiyordu!

Buna asla izin vermeyeceğim. O benim babam değil. Benim babam beni Miraç'a satan adamla aynıydı ve ikisi de o gün benim için ölmüşlerdi. Her ne kadar ôz sandığım babam için herşeyimden vazgeçsem de...

Hem o adamın, Miraç'a yaptıklarını nasıl es geçecektim peki? O adam caninin tekiydi. Yaptığı şey masum bir çocuğun hayatını karartmaktı. Kendi hayatıma yaptığını saymıyorum bile!

Benim babam yoktu artık.

Elimde ki kağıda damlayan ıslaklık ağladığımı tescillerken, hızla yanaklarımı kuruladım. Ağlamak istemiyordum bundan sonra. Hele ki böyle adamlar yûzünden.

Miraç'a haber vermeliydim. Bu kağıttan ona bahsetmeliydim. Ama onun nerede olduğunu bilmediğime karşın, arasam bile açmayacağını tahmin ediyordum.

Emre... Emre'ye söylersem o bir yolunu bulurdu belki. Sonuçta yıllardır onun yanında çalışıyordu ve mutlaka nerede olduğunu bilmese de tahmin ediyordur.

Hızlı adımlarla odadan çıkarak merdivenleri inmeye başladım. Ama bir an da aklıma dank eden gerçekle hızlı adımlarım yavaşladı. Emre, Dilâ'yı eve bırakmaya gitmişti. Onu beklemeliydim. Ama içimde ki sıkıntıyla yerimde duramıyordum. Salon da bir oraya bir buraya ilerleyip duruyordum.

Elimde ki kağıdı kim bırakmış olabilirdi ki? Emin olduğum tek şey, yatak odasına girebilecek kadar bu evin etrafındaydı bu kişi. Ama kimdi?

Sakinleşmek için su içmenin iyi geleceğini düşünerek mutfağa doğru adımlaya başladım. Böyle diken üzerinde durmak bir şeyi çözmüyordu. Sakince beklemeliydim.

Ancak attığım birkaç adımda birden ağzıma kapanan el ve boynuma yerleşen demirin soğukluğu olduğum yerde durmamı sağlarken gözlerim irileşmişti.

Korku tüm bedenimi istila ederken, çığlığımı hapseden iri elden kurtulmaya çalıştım ama nafileydi. O kadar sıkıydı ki, dudaklarım eziliyordu sanki.

Elimde ki kağıt yere düşmüştü. Şuanlık tek düşündüğüm şey bu adamdan kurtulmaktı. Gözümden firar eden damlalar yanaklarımdan yol izleyerek kayarken çırpınmaya devam ederek, sessiz çığlıklarımla boğdum ciğerlerimi.

"Şşştt... Rahat dur!"

* * *

Bölüm sonu...

Not: Yorum ve votesiz geçme.

👉Emre ve Dilâ'dan bölüm isteyen varmı?


Bạn đang đọc truyện trên: Truyen247.Pro