ÖZGE CEVHER (ÖZEL BÖLÜM)
Multi: Özge
Bölüm şarkıları:
Can Kazaz | Bunca Yıl
Emotional Music | A Nostalgic Dream
Uyarı: Bölüm Özge Cevher'in etrafında dönen bir bölüm olsa da birçok karakter de var bölümün içinde. Ayrıca şunu söylemek istiyorum Özge'yi sevmeyebilirsiniz, nefret edebilirsiniz eyvallah. Bilenler bilir kimseye karakterlerimi sevdirmek gibi bir çabam olmadı, karar hep sizin dedim. Ama eğer Murat Atahan özel bölümde yaptığınız gibi sırf karakterden nefret ediyorsunuz diye oy vermemek, yorum yapmamazlık yaparsınız ciddi manada fena kırarsınız beni. Çünkü bölümü Özge değil, ben yazıyorum, ben emek harcıyorum. Özge kurgusal bir karakter, bilmem dememe gerek var mıydı ama? Bazıları gerçekmiş gibi algılayıp oy vermiyor da açıklayayım dedim. Sonlara yaklaşırken geçmişin aydınlanması adına yazılması gereken bir bölümdü. Maalesef istediğim yere kadar gelemedim. İkinci bir kısmı olacak diye tahmin ediyorum. Ilgaz ile Arya'yı merak eden tayfa şu ruh halimle onları yazmadığım kesinlikle daha iyi oldu. Keyifli okumalar hepinize. Bölüm sonunda görüşürüz.
Sınır: +125 Oy +250 Yorum
ÖZGE CEVHER (ÖZEL BÖLÜM)
Dışarıda yaprağın bile kıpırdamadığı, oldukça sakin ve sıcak bir Haziran akşamıydı. Rasim Arslan'ın evinde gelecek konuktan kaynaklı olarak hizmetçiler arasında telaşlı bir hazırlık ve koşuşturmaca vardı. Tek bir kusur, eksik dahi olmamalıydı çünkü hiçbirisi evin hanımı Leman Arslan'dan daha sonra fırça yemek istemiyordu. Salon ve mutfak arasındaki koşuşturmacanın aksine üst kattaki bir odada ise tamamen sessizlik hâkimdi. Koca bir sessizlik... Özge Cevher, aynanın önünde dikilmiş makyajının son kısmı olan nude tonlarındaki rujunu dudağında gezdirdikten sonra birkaç saniye aynadaki kendi yansımasını inceledi.
Omuzlarından dökülen, bu akşam için daha da dalgalandırdığı kahve saçlarını sırtına doğru itti. Bej rengi, geniş askılı elbisesini beline ve kalçasına iyice oturttuktan sonra eli, elbisenin açıkça bıraktığı beyaz boynuna gitti. Makyaj masasının üzerine çıkardığı lacivert kadife kutuyu isteksiz bir şekilde eline aldı. Minik dallar ve ucundaki kar tanesiyle süslenmiş, zarif bir görüntü çizen gerdanlığı iki eline alıp boynuna götürdü. Saçlarını gerdanlığın dışına çıkarıp bir denemede gerdanlığı takmayı başardıktan sonra tekrar boy aynasının önüne geçti.
Murat Atahan oldukça zarif ve zevkli bir adamdı, ne yaşarlarsa yaşasınlar Özge nişanlısının bu yönünü inkâr edemezdi. Geçen ay doğum gününde aldığı gerdanlığı ilk kez bu akşamki yemek için takıyordu. Ona kalsa takmazdı ama annesi takmasını gün içinde en az bir on kez tekrarlayınca onun çenesiyle sonradan uğraşamayacağını düşündü. Hiçbir zaman takılardan ve mücevherlerden annesinin hoşlandığı kadar hoşlanmamıştı. Fakat annesiyle kuyumcularda geçirdiği vakitlerden birazcık bir şeyler kapmışsa bu gerdanlığın gerçekten olağanüstü derecede pahalı olduğunu söyleyebilirdi. Hâlbuki Murat'a defalarca hediye istemediğini, özellikle böyle pahalı hediyeler istemediğini dile getirmişti.
Ama o Murat Atahan'dı. Başkalarının düşünceleri, istekleri onun için hiçbir zaman önemli olmamıştı, o neyi yapmak isterse onu yapardı. Özge bunu biliyordu.
Aynaya tekrar göz attı, gerdanlığın üzerinde parmaklarını gezdirirken dudaklarında ufak, alaycı bir gülüşün meydana geldiğini gördü. Aynaya yansıyan bomboş bakan kahve gözlerine kilitlendi. "Bir zavallı gibi bakıyorum," Dakikalardır odaya hüküm süren sessizliği kendine söylediği bu cümle bozmuştu. Aniden aynaya bakmayı kesti. Aynaya baktıkça her gününün bir oyun olduğunu, annesinin, nişanlısının ve bu hayattaki herkesin elinde nasıl bir oyuncağa dönüştüğünü görüyordu. Özge Cevher, kendinden nefret ediyordu. Kendinden nefret etmeye devam ettikçe de her gün daha fazla boğulduğunun ne yazık ki farkındaydı.
Yatağının üzerinde çalan telefonunun sesini işitmesiyle kendine dair olan nefret ve acımaya dair düşüncelerinden uzaklaştı. Topuklu ayakkabıları odanın içinde hatırı sayılır bir ses meydana getirirken eğilip yatağın üzerindeki telefonu eline aldı. Arayan kişi bir anda tüm bedenine şaşkınlığın ve aynı zamanda gerginliğin yayılmasına neden oldu.
Babası arıyordu. Ve babası bir sebep olmadıkça onu pek aramazdı.
"Efendim?" diyerek cevaplandırdı telefonu, diğer elini karnının üzerinde konumlandırdığında. "Selam, tatlım, müsait miydin?" Babasının sakin sesi kulağına dolarken Özge hala şaşkınlığını üzerinden atamamıştı. Babası ile olan iletişimleri garipti. Aralarındaki kopukluk ve soğukluk oldukça bariz olmasına rağmen babasının ona tatlım diye hitap etmesini hep yadırgamıştı mesela. Gerçi aramasının nedeni genelde paraya sıkışması olurdu veyahut erkek kardeşinin Özge'yi özlediğinden bahsederdi. Onu görmeye gelip gelemeyeceğini öğrenmek için arardı işin aslında. Yıllarca babasının sadece ona nasıl olduğunu sorması ve onu özlediğini söylemesi için aramasını beklemişti. Artık böyle bir temennisi yoktu. Artık diğer insanlara dair hiçbir temennisi kalmamıştı.
"Birazdan akşam yemeğine Murat gelecek, şu anlık müsait sayılırım. Bir sorun mu var?" Sabit ve soğuk tutmaya özen göstermişti sesini her zamanki gibi. Bu sırada karnının üzerindeki tırnaklarını alakasızca başparmağına değdiriyordu. "Öyle mi? Üvey baban, damadıyla iş ve akrabalık işlerini sıkı tutuyor desene." Alaycı ve soğuk bir ifadeyle konuşmuştu. Özge, babasının görmeyeceğini bilse de gözlerini devirdi yatağın ucuna oturmadan hemen önce. "Sanırım öyle." Dedi umursamaz bir ifadeyle.
"Her neyse, aramamın nedeni de bunla ilgiliydi zaten." Şaşırmadım, diye geçirdi içinden Özge. Daha ne zaman onu merak ettiği ve özlediği için aramıştı ki?
Özge sessiz kaldığında devam etti babası. "Tatlım..." Duraksadı. Kısa bir iç çekti. Sesi sıkıntılı gelmişti. Ardından bir çırpıda söyledi. "Üzgünüm ama Murat ile düğününüze gelemeyeceğimi söylemek için aramıştım."
Birkaç saniyelik bir sessizlik oldu aralarında. Babası tekrar sıkıntılı bir nefes vermişti telefonun diğer ucunda. Özge, başını eğip parmaklarını elbisesinin eteğinin ucuna getirirken o an ne hissettiğini de ne düşündüğünü de bilmiyordu. "Öyle mi? Neden?" diye sordu sesindeki sakinlik ve mesafe hala aynı şeklini korurken.
"Öncelikle düğünü bir anda ayın 1'ine çektiniz. Biliyorsun söylemiştim, Bulut'un durumu daha kötüye gidiyor. Betül de ben de hastanelerde sabahladık günlerce. Bu ay sonunda İstanbul'da bir doktora gitmemiz gerekebilir. Belki de tedaviye orada devam edilecek, hiçbir fikrim yok. Gerçekten iyi günler geçirmiyoruz, Betül çok kötü bir halde. Onu o halde, bir başına bırakamam İstanbul'da. Beni anlıyorsun, değil mi? Düğününüze bir anda tarih belirmeseydiniz, gelmeye çalışacaktım. Üstelik sen de biliyorsun ki annenin nişanda Betül'e söylediği şeyden sonra belki de doğru olan gelmememizdir. Gerginlik çıkmasını istemem, düğününde üzülmeni istemem. Hem muhtemelen çok saygın, sosyetenin cirit atacağı bir düğün olacak. Koskoca Murat Atahan ile evleniyorsun sonuçta, eh Rasim Arslan'ın çevresinden söz etmiyorum bile. Benim gibi sıradan bir adamın orada bir işi olacağını sanmıyorum. Huzursuzluk çıkmasın, kimse üzülmesin. İnan bana böylesi daha iyi olacak."
Özge başını geriye attığında babası konuşmasını bitirdiğinden tekrar bir sessizlik olmuştu. Gözlerine dolmak üzere olan yaşları fark ettiğinde gözlerini biraz daha tavana dikti. Yaşadığı hayal kırıklığı öyle barizdi ki. Bir yandan bu hayal kırıklıklarına öylesine aşinaydı ama neden hala onu böylesine etkilediğini bilmiyordu. "Bir şey söylemeyecek misin?" diye sordu babası sessizlik uzadığında.
Derin bir nefes çekti içine. Yatağın üzerindeki ipek nevresimin üzerinde elini gezdirirken rimelini akıtmaya meyletmiş yaşları geri göndermeyi başarmıştı. Tavanı izlemeyi bıraktı. Omuzlarını dikleştirdi, kendini bırakmayacaktı. Hayır, hayır, kendini bırakmamalıydı. "Ne söylememi istiyorsun?" Sesini ifadesiz, mesafeli tutmayı başarabilmesi bir yana sesi titrememişti bile. Hâlbuki dokunsalar ağlayacak vaziyetteydi. "Babası mezuniyetine gelmedi diye yıllar önce ağlayan o kız yok artık. Gelmek istemiyorsan, sen bilirsin. Nasıl istersen öyle yap. Arayıp haber vererek bile zahmete girmişsin."
"Özge, yapma böyle..." Babasının sesi huzursuz çıkmıştı. O da telefonun ucundan sıkıntılı, birkaç derin nefes aldı. "Tatlım, sana anlattım Bulut..."
Keşke, sana ihtiyacı olan başka bir çocuğunun daha olduğunu unutmasaydın.
İnce, beyaz parmaklarını gözlerinin altındaki ıslaklığına getirip yavaşça sildi. Yutkunmak zor olmuştu. Söylemek istediği tüm söyleri yıllarca yutmak zorunda kaldığı için, her defasında sustuğu ve susturulduğu için. Böylesine yapayalnız bırakıldığı için...
"Kapatmam lazım, baba. Murat gelmek üzeredir." Diyerek sözünü kesti babasının. Onun bahanelerini duymak istemeyecek kadar usanmıştı.
"Pekâlâ, selamımı ilet Murat'a. Bulut kendini biraz daha toparlarsa, balayı dönüşü seni de Murat'ı da yemeğe almak istiyoruz Betül ile. Şimdiden ikinizi de tebrik ederim, umarım çok mutlu olursun ve umarım Murat senin için doğru kişidir."
"Bulut'u öp benim için, iyi akşamlar baba." Diyerek kapattı telefonu. Onun yersiz ve saçma sapan iyi dileklerine ihtiyacı yoktu. Onun artık hiçbir şeyine ihtiyacı yoktu. Babası, belki annesinin olduğundan bile daha büyük bir hayal kırıklığıydı onun için.
Özge Cevher, hayatındaki hayal kırıklıklarını saymayı bırakmıştı. Ama bu canının yanmadığı anlamına gelmiyordu. O, annesi ve babasının kavgaları arasında iki parçaya bölünmüş küçük bir kız çocuğuydu bir zamanlar. Annesinin ondan yaratmaya çalıştığı Özge olmaya zorlanmıştı. Başarılı, büyüleyici, mükemmel... Çocukken annesinden nefret ettiği zamanlar olmuştu. Üzerinde kurduğu baskılarından da, paraya gereğinden fazla önem vermesinden de nefret etmişti. Babası öyle değildi. O, Özge üzerinde baskı kurmazdı. Çok zengin olmak gibi hırsları olmamıştı. Hafta sonları, Özge'yi saçma kurslardan kaçırıp buz patenine götürdüğü zamanları hatırlıyordu. Hatta babası, Özge'nin en yakın arkadaşı Arya'yı da Özge ile beraber götürürdü patene. Onun gibi bir babaya sahip olduğu için şanslı hissederdi kendini, çünkü en iyi arkadaşı kendi babasının kim olduğunu bile bilmiyordu, annesi hamileyken terk etmişti onları. Ama Özge şanslıydı. O iyi bir babaya sahipti.
Bir zaman sonra Arya'nın babasının ortaya çıkıp Arya'yı götürmesiyle Özge kendini çok yalnız hissetti. Hâlbuki birlikte hayaller kurmuşlardı. Onlar hiç ayrılmayacaklardı. İkisinin de kardeşi yoktu, onlar birbirleri için yaratılmış kız kardeşlerdi. Bir süre sonra ondan mektup almamaya başladı, ondan nefret etti. Yeni hayatına alışınca onu nasıl bu kadar çabuk unutabilmişti? Ona en ihtiyacı olduğu anlarda yanında olmamıştı. Babası, aniden ortaya çıkan sevgilisi için annesini terk ettiğinde Özge hayatındaki iki en büyük hayal kırıklığından ilkini yaşadı.
Zamanla anlamıştı, babası sadece annesini değil, aynı zaman da onu da terk etmişti. Doğum günlerine gelmedi, mezuniyetlerine, tiyatro kursundaki gösterilere... Hep bahaneleri oldu, ne kadar kırgın olsa da, ağlasa da hep affetti Özge babasını. Zamanla görüşmeleri azaldıkça, araya soğukluk daha gözle görülür bir biçimde sızdığında hiçbir zaman eskisi gibi olamadılar.
Şimdi de düğününe gelemiyordu. Özge'nin neler yaşadığını bilmiyordu, ona sarılmaya ne kadar ihtiyacı olduğunu, babasının kucağında ağlamayı ne kadar çok özlediğini... Bilmiyordu. Öz kızının paramparça olduğunu bir türlü göremiyordu.
İkinci hayal kırıklığı ise... Ilgaz'dı. İlk aşkı...
Zamanı geriye alabilseydi, onu hiç tanımamış olmayı dilerdi. Onu sevdiği için kendi elleriyle kendi hayatını mahvetmişti. O yıkık bir enkazken, Ilgaz hiçbir şey olmamış gibi Arya ile gününü gün ediyordu. Arya ile! Bazen keşke diyordu. Keşke Ilgaz, yıllarca selam bile vermediği karşı komşusu olarak kalsaydı. Ondan içten içe etkilense bile keşke aralarında hiçbir şey olmasaydı. Belki de şimdi bu denli canı yanmayacaktı. Doruk'un doğum günü partisinde Ilgaz Ateşoğlu'nu görmezden gelmeye devam etmeliydi.
-6 yıl önce-
"Babamın bana aldığı saati gördünüz mü?" diyerek odadakilere doğru hızlıca kolunu salladı Doruk. Masmavi gözleri çocuksu mutluluğundan dolayı iyice kısılmıştı ve şu an oldukça sevimli görünüyordu.
"Orhan Amca'ya bak sen! Adam kral be!" Furkan oturduğu kanepeden saati yakından görmek için hızlıca kalktı. Uzun zamandır bu saati istediğini Doruk'un en yakın arkadaşları Beyza, Serkan, Özge ve de Ilgaz biliyordu. Fakat Ilgaz'ın okuldan yakın arkadaşları Furkan, Esra ve Mete'nin, Doruk'u çok yakınen tanıdıkları söylenemezdi. Fakat Doruk, Furkan dışında Mete denilen çocuktan ve de Ilgaz'a bakmaktan başka bir şey yapmayan Esra denilen kızdan hoşlanmamıştı. Mete'den hoşlanmamasının nedeni ise onun 16. Doğum günü olduğunu öğrenince saçma bir şekilde Doruk ile dalga geçmesiydi. Hâlbuki Ilgaz ile aynı yaşta olduğu düşünülürse, kendisinden sadece iki yaş büyüktü. Ben on sekizindeyim ve etrafımda bir sürü kızlar var muhabbetinden dolayı Mete'nin oldukça boş biri olduğunu düşünmüştü.
"Ya, resmen gözümün önünde büyüdü koca bebeğim!" diyerek yanaklarını sıktı Beyza, en yakın arkadaşının. Doruk, kardeşinden ayırmadığı sevimli arkadaşının saçlarını karıştırdı. "Ben senden hep büyüktüm, miniğim."
Özge içtiği kolayı masanın üzerine bıraktı. Dakikalardır Esra denilen kızın camın önünde sigara içen Ilgaz ile sürekli gülerek konuşmasını göz ucuyla izlemekten sıkılmıştı. Ilgaz ile yıllardır komşu olmalarına rağmen pek fazla muhabbetleri olmamıştı. Bir ara gerçekten onu beğenmişti, onu gördüğü zamanlar heyecanlanıyordu. Ama şimdi bunun saçma olduğunu düşünüyordu. Ilgaz çekici ve yakışıklı olabilirdi ama... Özge'ye kalırsa o tam bir serseriydi.
Özge Cevher, serserilerden hoşlanmazdı. Hoşlanmamalıydı.
Tıpkı tekli koltukta oturmuş ayaklarını sehpaya yaslayan ve elindeki birasını yudumlayan Serkan gibi... Böyle serseri tipler asla iflah olmazdı.
Özge, ayağa kalkıp doğum günü çocuğuna kısaca sarıldı ve elleriyle koyu renk saçlarını karıştırdı. "Doğum günün kutlu olsun, Doruk Dikkaya! Umarım upuzun, güzel yaşların olur."
"Babaannemin temennisine benzedi bu." Birayı umursamazca dudaklarına götüren Serkan, Özge'nin ona ters ters bakmasıyla omuz silkti. "Ah, doğru ya! Sevgili annenin bilmem kaçıncı dedesi saygın bir aileden geliyordu değil mi? Kahretsin, unutmuşum!"
"Serkan..." diyerek araya girdi Doruk. Serkan ve Özge'nin birbirinden nefret etmesi onu her zaman yormuştu. Ha bir de Serkan ve Ilgaz vardı. Başından beri onlar da birbirinden hiç hoşlanmamışlardı. Doruk olmadığı zamanlarda asla bir arada göremezdiniz onları.
"Senin benimle derdin ne? Bana platonik olduğunu düşünmeye başlayacağım. Umarım değilsindir çünkü bu iğrenç!" Özge, kendini tutamamıştı. Bu serserinin seviyesine inmek istemiyordu ama onu her defasında zorluyordu.
"Güldürdün. Hatırla, bir zamanlar Arya ile yakınız diye kıskanan sendin. Yoksa sen mi bana platoniktin? Zavallı şey, senin gibi kanı soylu bir kızın gönlünü bir serseriye kaptırdığını duyan annene ne olurdu?" Serkan, birden gergin bir ifadeyle cam önünde dikilen Ilgaz'a baktı. "Annen, Ilgaz'a olan kaçamak bakışlarını ve onu gözlerinle yediğini görse ne düşünürdü acaba?"
Özge, birden vücudundaki tüm kanın yüzüne hücum ettiğini hissetti. Ki oldukça beyaz olan teninden dolayı bu dışarıdan da görünüyor olmalıydı. Odada arkadaşlarının olması bir yana, Ilgaz'ın arkadaşı olan yabancılar da vardı. Asıl sorun başlı başına Ilgaz buradaydı! Hayatında böylesine utandığını ve aşağılandığını hatırlamıyordu. Vücudundaki öfke ve utanç onda büyük bir karmaşa yaratmıştı.
Hızlıca sehpadaki kolasını eline alıp bir anda Serkan'ın yüzüne doğru fırlattı. "Öyle bir şey yok, seni geri zekâlı!"
Bu hareket karşısında Esra, Beyza, Furkan ve Doruk şok olmuştu. Mete'yi ise şaşırtmadı bu durum, daha önce buna benzer şeyler yaşamıştı. Sinirli bir kızın yapamayacağı şey yoktu ona göre. Ilgaz kısa süreli tepkisizliğinin ardından hızlıca ceketini alıp evin dış kapısına doğru yürüyen Özge'ye doğru ilerdi. Bu durum en çok Esra'yı rahatsız etmişti. Elindeki yarısına gelinmiş bira bardağını hiddetle sıkmıştı. Serkan ise ayağa fırlamış yüzündeki yapış yapış histen kurtulmak için sehpadaki peçeteyle üzerini silmeye girişmişti. "Ruh hastası manyak! Halıyı da mahvetti, Nesrin Teyze yıkayacak bunu! Herkes annen gibi evi gündelikçiye temizletecek kadar zengin değil! Şımarık velet!"
"Abi, tamam, yeter." Doruk, elini Serkan'ın ağzına kapamaya çalıştı. Kapının önündeki Özge, şımarık velet lafından sonra ani öfkeyle salona ilerleyecek oldu fakat Ilgaz onu kolundan tuttu ve durdurdu. "Şu piçin seviyesine inme, asıl hasta o, hava almaya dışarı çıkalım?" Özge, hafifçe başını eğip kolundaki ele baktı. İşte o an, kalbinde akıp giden o sıcacık his onu afallattı. Evet, Ilgaz ile yıllardır komşulardı. İlk baş ondan sebepsizce nefret etmişti. Çünkü o evde eskiden en iyi arkadaşı Arya ve onun anneannesi Semiha Teyze otururdu. Oraya taşınan baba oğlu sebepsizce sevmemişti. Ama sonra ara sıra kapı önünde karşılaştıklarında anlamlandıramadığı şeyler hissetmeye başladı. Ilgaz'ın farklı bir havası vardı. Anlatamıyordu. Sanki onun çekiciliğine, büyüsüne kapılmamak insanın elinde değildi.
İlk geldikleri yıl Ilgaz da somurtkandı. Özge'nin annesi, Ilgaz'ın annesi ve babasının ayrıldığını ve buraya taşındıklarını söylemişti. Anne özleminden, mutsuz olduğunu düşünmüştü. Kendi de anne baba ayrılığı yaşadığı için ona merhamet duymaya başladıkça hisleri de değişmişti. Doruk ve Ilgaz'ın babalarının arkadaşlığından dolayı Doruk ve Ilgaz kısa sürede çok iyi arkadaş olunca Ilgaz'ı daha da çok görmeye başladı Özge. Fakat Ilgaz, serseri bir çocuktu. Özge ile zıt oldukları oldukça belliydi. Özge onu kafasından atmaya karar vermişti. Şimdiyse bu temas bile kalbini şiddetle attırmaya yetmişti. "Olur," dedi ondan beklenmeyecek hafif utangaç bir tavırla.
O akşam, hava almak için dışarı çıktıklarında neredeyse 3-4 yıldır konuşmadıkları kadar çok konuştular. Ilgaz, Özge'nin göründüğü kadar soğuk ve kibirli olmadığını ilk kez fark etmişti. Özge'nin içindeki hisler yoğunlaşırken, Ilgaz yaslandığı elektrik direğinin altında cebinden, çakmak ile sigara paketini çıkardı. "İçmem seni rahatsız eder mi?" diye sordu kadife sesiyle.
Özge, sigaradan nefret ederdi. Lakin o Ilgaz'dı. Özge ona daha da kapılmıştı. Nasıl evet diyebilirdi ki? "Hayır, rahatsız olmam." Dedi hızlıca.
Ilgaz'ın pek gülmeyen yüzünde belli belirsiz bir tebessüm oluştu. İşte ilk kıvılcım o gece çakmıştı. Özge Cevher, tam olarak o gece aşık oldu Ilgaz Ateşoğlu'na. Bu aşkın yıllar boyunca onu yıpratacağını bilmeden.
Bir yıl boyunca arkadaş olmaktan öteye gidemediler. Özge'nin, Ilgaz'a tutulduğu belli bir şeyken Ilgaz'ın da, Özge'den basbayağı hoşlandığı inkâr edilemezdi. Bu durum arkadaşları tarafından fark ediliyordu.
Beş yıl önce bir Ağustos günü tüm arkadaşlar bir aradayken Özge'nin kaçamak bakışları yine Ilgaz'ın üzerindeydi. Ilgaz elindeki telefonla arkadaşı Mete'ye mesajla laf anlatmaya çalışırken Özge onun bir kızla konuştuğunu düşünüp bozulmuştu. Serkan çimlere uzanmış gökyüzünü izlerken ağzına küçük bir yaprak sıkıştırmıştı. Başını gökyüzünden indirdiği gibi karşısında yan yana oturan Özge ve Ilgaz ikilisini gördü. Daha önce birbirine uyumlu bu kadar uyuz bir ikili görmemişti. Onun için sadece Doruk ve Beyza önemliydi. Özge ve Ilgaz'ı ise günahı kadar sevmiyordu. Bir de bir zamanlar Arya'sı vardı, sarışın küçüğü... Şimdi İstanbul'un kim bilir neresinde, neler yapıyordu?
Aniden derin bir iç çekti aklına Arya düşünce. Yıllar olmuştu, çok uzun yıllar...
Yan tarafındaki Doruk, doritosları ağzına hızlı hızlı tıkıştırırken arkadaşına baktı. "Ne oldu lan, neye içlendin?"
Serkan bıkkın bir ifadeyle ağzındaki yaprak parçasını çıkardı. "Şu iki uyuz arkadaşlarına söyle artık sevgili mi olacaklar ne olacaklar, gerçekten senin ısrarınla her toplu buluşmamızda Yeşilçam filmindeymişiz gibi birbirleriyle ağır çekimde bakışmalarından gına geldi. Bak, belediyenin parkına kusarsam sorumlusu bu iki uyuzdur!"
"Haklısın, bu işe ben el atacağım." Dedi Doruk birdenbire. Ani bir aydınlanma yaşamıştı. "Ilgaz!" diye bağırdı. Ilgaz, Doruk'un aniden bağırmasıyla büyük bir şaşkınlıkla aynı zaman da biraz sinirlenerek telefonundan kafasını kaldırdı. Beyza ise Doruk'un ne saçmalayacağını gerçekten merak etmişti. "Niye bağırıyorsun oğlum?" diye sordu Ilgaz.
"Özge!" diye bağırdı aynı tonlamayla. Şimdi ikisine birden bakıyordu. İki elini de iki yanında indirerek yüzünü üzgün bir ifadeye büründürüp mavi gözlerini kırpıştırdı. "Yahu biricik kankalarım hepimizi çürüttünüz, siz ne zaman sevgili olacaksınız oğlum?"
Ilgaz, ciddi bir ilişkiye hazır olduğundan emin değildi, aynı zamanda Özge'yi incitmekten korkmuştu hep. Özge ise ilk adımı hep Ilgaz'dan beklemişti. Ama o gün Doruk'un sayesinde en sonunda birbirlerine açıldılar. Sonrası mı? Sonrası ikisi için de yıpratıcı bir aşk olacaktı.
-2 yıl önce-
"Ilgaz! Ilgaz bir dur Allah aşkına!" Özge, davet salonunun merdivenlerini hızlıca inerken çoktan bahçeye arabasına doğru ilerlemiş Ilgaz'a yetişmeye çalışıyordu. Murat Atahan ise davet binasında, dışarısına bakan boydan boya camın önünde dikilmiş keyifli bir ifadeyle elindeki şarap kadehini dudaklarına götürmüştü. Kıskançlıktan deliren bir Ilgaz Ateşoğlu... İşte bunu izlemek onun için oldukça eğlenceliydi.
Özge, mor kadife elbisesinin ve topuklu ayakkabılarının onu zorlamasına rağmen sonunda arabasının kapısını açmış olan Ilgaz'a yetişebilmişti, arabaya binmemesi için de anında kolunu yakaladı. "Ilgaz, saçmalıyorsun şu an!"
Ilgaz hiddetli bir öfkeyle kolunu Özge'nin tutuşundan kurtardı. Kızıl kahveleri daha da koyulaşmış hatta öfkeden alev alacakmış gibiydiler. Özge, onun bu ifadesini biliyordu ve sırtından soğuk terler aktığını hissetti. "Saçmalıyorum öyle mi?! Beni üvey babanın bilmem neyi kutladığı saçma sapan bir davete kavalyen olmam için davet ettin. Beni bir kaşık suda boğmak isteyen annenin ve sosyete altında kibir kasan o sikimsonik insanların olduğu yere. Bunun için tartıştık. Sonradan kız arkadaşımın teklifini reddettiğim ve tartıştığımız için üzülüyorum, davete geliyorum ve gördüğüm manzara şu: Murat Atahan ile dans ediyorsun! Baş düşmanımla! Benim ondan nasıl nefret ettiğimi bile bile!"
Ilgaz öfkeden kendini kaybetmek üzereydi, bir şeyleri kırıp dökmek istiyordu. Gördüğü manzarayı hafızasından silebilmek kafasını kesip atmak istiyordu. Deliriyordu, tam anlamıyla deliriyordu. Nefesleri yetmediğinde Chevrolet'inin üst kısmına başını yasladı.
"Ilgaz, nezaketen dansa kaldırmak istedi. Herkes dans ediyordu. Cidden istemedim. Israr edince kıramadım. Ama düşündüğün gibi yaklaşmıyor inan bana! Yüzüne bile bakmadım, yakın bile durmadım dans ederken. Tam o anda geldin, yanlış anlıyorsun şu an. Yapma, üzmeyelim birbirimizi."
Ilgaz yaslandığı arabadan başını kaldırıp Özge'nin karşısında dikilirken saçının önündeki dalgalı kısımları çekiştirdi ve başını iki yana salladı. "Üzmeyelim, öyle mi? Sen Murat pezevenginin elini tutup dans ederken ne geçiyordu aklından? Nasıl olsa mahalle serserisi sevgilim burada yok, istediğimi yaparım mı? Ben sana, senin etrafında Murat Atahan'ı görmek istemiyorum, Atahanlar babam ve benim ezelden beri düşmanım dedim! Üvey babanla iş ilişkileri dolayısıyla hatrını sorsa bile çevir kafanı geç dedim! Sen benim sevgilimken, gittin o herifle dans ettin! Nezaket, ısrar, hiçbir sikim umurumda değil! Sen az önce tamamıyla bizi bitirdin!" Ilgaz hiddetle ellerini birbirine çarptı. "Bitti, anladın mı? Bitti! Git şimdi içeri Murat ile ikinci dansını yapmadan önce annene bu müjdeyi ver!"
"Sen... Sen ne diyorsun? Benim ve Murat Atahan hakkında nasıl böyle bir şey itham edersin? Aptal!" Özge de öyle öfkelenmişti ki gözyaşlarını tutmayı beceremedi. "Benim senden başkasını gözüm mü gördü bunca yıl! Anneme kaç kez kafa tuttum, kaç kez onunla kavga ettim bizim için!" Ilgaz'ı hafifçe ittirdi. Elleri titriyordu ve gözyaşları ardı ardına akmaya devam etti. "Daha önce de zengin kız fakir oğlan edebiyatı yaparak terk ettin beni. Bitti dedin! Beni terk ettin! Ben o zaman mahvolmadım mı? Söyle bana, yıllarca sana olan sevgimin büyüklüğü için tüm herkesi karşıma almışken sen şimdi bana... Seni aldattığımı mı ima ediyorsun? İlk ayrıldığımızda sırf bana kızgınsın, alkollüsün diye gittin başka bir kızı öptün sen! Sen beni kaç defa yaraladın, kaç defa kırdın! Ama ben hep, hep, hep sana geri geldim. Hayatındaki tüm kadınlar sana ihanet edecek düşünceni kafandan at Ilgaz, herkes annenin, babana yaptığı şeyi yapmayacak!"
Son cümle... İşte o son cümle. Ilgaz'ın bir anda vücudundan kanın çekilmesine neden oldu. Unutmak istediği, yok saydığı o geçmiş şimdi sevdiği birinin dudaklarından döküldü. Ilgaz, birden 13 yaşındaki Ilgaz'ı hatırladı. O Fransız pezevengin yeğeni olan genç delikanlının evine getirdiği mektup, onu okuduğunda yaşadığı dehşet ve merdivenlerden inen annesinin ona yumuşak sesiyle "Kim gelmiş oğlum?" diye sorduğu soru. Tartışmalar, deli gibi bağırması, telefonu kaptığı gibi babasını araması... Babası geldiğinde, annesinin çoktan kendisini asmış olması... Ilgaz, annesini hala affedemiyordu ama aynı zamanda Ilgaz'ın vicdanındaki yük bambaşkaydı. Eğer o öfkeyle babasını aramasaydı, annesi hala hayatta olabilirdi. O, annesinin kendisini öldürmesine neden olmuştu. Kim ne derse desin, Ilgaz kafasındaki bu inanıştan vazgeçmeyecekti. Şimdiyse insanlara neden annesi hakkında yalan söylediğini bir kez daha iyi anladı. Gerçeği bilenler, gün geliyor canını acıtıyorlardı işte.
Ilgaz'ın gözlerine bomboş bir ifade hâkimken açık olan araba kapısından sürücü koltuğa oturdu. "Ilgaz!" diyerek sürücü koltuğuna doğru eğildi Özge. Söylediği son şeyden dolayı eliyle kafasına vurdu. "Öyle demek istemedim, özür dilerim!"
"Çekil git şuradan, şu saatten sonra senle biz olamayız! Kabullen artık, senle ben en başından olmamalıydık. Ben seni Murat Atahan'ın kollarında dans ederken gördüm ya yüzyıl geçse unutturamazsın bana bunu!"
Özge Cevher insanlara karşı maskeler takardı. Güçlü, soğuk, kibirli, ifadesiz görünürdü dışarıdan. Ama onun kalbini ısıtan her zaman Ilgaz olmuştu. Şimdi, Ilgaz her şeyin bittiğini söylerken maskelerini aramaya ihtiyaç duymadı, gözyaşları hıçkırıklara dönüşmüştü. "Ilgaz özür dilerim, cidden nezaketen kabul ettiğim basit bir danstı, suratına bile bakmadım diyorum. Seni seviyorum, niye anlamıyorsun? Senin için yapmayacağım şey, silmeyeceğim kimse yok anla bunu!"
Ilgaz'ın öfkesi yavaş yavaş onu terk ederken şimdi yaşadığı koca bir yenilmişlikti. "Annenden vazgeçemezsin. Çünkü ne yaparlarsa yapsınlar onlar ailendir." Parmağıyla davet salonunu işaret etti. "Sen bu dünyaya aitsin, ben ise o mahalledeki basit bir serseriyim. Ne sen benim için kendi dünyandan vazgeç, ne de ben senin için kendi dünyamdan. Sonumuz hep belliydi, gelecek yoktu. Günün birinde kaderinde Murat Atahan gibi zengin, adıyla bile önünde eğilen insanların olduğu bir herifle evlenecektin. Ayrıca," diye duraksadı Ilgaz. Elleriyle sımsıkı direksiyonu tuttu. Bunları söylerken dişlerini sıkmıştı. "Ben içeriye girdiğimde yüzüne bile bakmadığım dediğin o herife gülümsüyordun. Ve Özge Cevher arkadaşları ve erkek arkadaşı dışında kimseye gülmezdi."
"Ilgaz... Ilgaz... Öyle değil diyorum bir anlatayım bekle. Sakin bir yere gidip konuşalım mı?" dedi gözyaşları içerisinde. Ayakları artık onu taşıyamıyor gibiydi, başı dönüyordu, midesinden alevler yükselmişti. Bir ayrılığı da kaldıracak gücü yoktu. Ilgaz onun tüm hayatıydı. Nasıl yanlış anlama uğruna bu kadar çabuk vazgeçerdi ondan?
Ilgaz daha fazla tutamadı kendini, çıldıracak raddeye gelmişti. Bir anda elini hızlıca elindeki direksiyona vurdu. "Bitti!" Bir kez daha vurdu. "Bitti!" Ve son bir kez daha. "Bitti!"
Ardından arabayı çalıştırıp gazı iyice kökledi ve gözden kayboldu. Özge olduğu yere, otopark alanının bulunduğu kaldırıma bırakmıştı kendini, hiçbir şey umurunda olmadı. Ağladı, ağladı, ağlamaktan uyuşana denk ağladı.
Murat Atahan, yanına gelen Mehmet Atahan'dan dolayı birkaç dakikadır kavga eden ikiliyi izlemeyi bırakmıştı. Mehmet Atahan, oğlunun yanında dikilmiş birkaç iş adamı ile sohbet eden Rasim Arslan'ı izlerken konuşmaya başlamıştı. "Rasim Arslan ile iş ilişkilerini sağlamlaştırırsak, Atahan ismi sadece Türkiye'de değil, dünya çapında konuşulan bir isim olacak, evlat. Şu an iş anlamında Türkiye'de zirveye oynuyoruz. Başarıyoruz ve daha da başaracağız. Herkes Mehmet Atahan'ın gelmiş geçmiş en başarılı adam olduğunu görecek. Tabi oğullarının da." Elindeki şampanyayı dudaklarına götürdükten hemen sonra yavaşça büyük oğlunun omzuna dokundu. "İyi iş çıkardın evlat. Baban gibi başarılı, büyük bir adamsın sen de. Kardeşinin yaşı küçük, bir üniversiteyi okusun bitirsin, tüm dünya Atahan ailesinin önünde saygıyla eğilecek."
"Atahan ailesi?" diye sordu Murat alaycı bir ifadeyle. Kaşları yukarı kalkmıştı. Şarap kadehini kafasına diktiği gibi yanından geçen garsonun eline tutuşturdu. "Hangi aile?" diyerek babasına döndü. "Karısının ölümüne neden olan kocadan mı, yoksa yıllarca öz çocuğuna işkenceler, eziyetler yapan babadan mı bahsediyorsun? Küçük çocuğunu, büyük olanın önünde tutarak kardeşi kardeşe kırdıran baba mı bahsettiğin yoksa?" Ellerini ceketinin ceplerine yerleştirerek etrafından gelip geçen insanlara inandırıcı gülümsemesiyle baş selamı verdikten sonra hafifçe babasının kulağına eğildi. "Senin için başarılı bir gece, zaferini kutla ama bir gün öldüğünde kimse bu başarılarından söz etmeyecek, unutulacaksın. Seni anacak, ismini yaşatacak bir ailen de olmayacak, -ki o aileyi sen yok ettin- işte bunu hiç unutma." Yüzünde öldürücü soğuk gülümsedi belirdi, ardından babasının omzunu patpatlayıp alaycı bir ifadeyle ekledi. "Baba."
Babasının yanından ayrılırken Murat Atahan'ın aklında tek bir şey dolanıyordu. İntikam, kesinlikle soğuk yenen bir yemekti. Ve Murat Atahan hayatında kim canını yaktıysa er ya da geç o kişiye bedelini ödetirdi.
O sıralarda davet salonunda sıkıntıdan patlamak üzere olan Onur Atahan, boynundaki kravatı gevşetti. Babasının bu saçma sapan davetlere onu katılmak için zorlamasından iyice yorulmuştu. "Sen Onur Atahan'sın, soyadına yakışır şekilde davran!" diyerek sesini kalınlaştırıp babasını taklit etti. Ruh hastası manyak herif, diye geçirdi içinden. İstanbul'la burası arasında her hafta mekik dokumak onu gerçekten yoruyordu artık. Neyse ki yarın hastaneye gidip hem Yağız'ı hem de o küçük çocukları görecekti.
Herkes kümeleşmiş gruplar halinde konuşurken ve cidden de bu ortamdan zevk alıyor gibi görünüyorlarken Onur daha fazla dayanamadı ve hava almak için kendini bahçeye attı.
Elleri gece siyahı saçlarında, basamakların olduğuna kısma geldiğinde karanlık gecede parlayan yıldızlara baktı. İçine derin bir nefes çekti. Bir yıldız vardı, biliyordu ismini kutup yıldızıydı. Parlaktı, diğerlerinden parlaklığı ile ayrılıyordu. Tıpkı en iyi arkadaşı Arya Karayel gibi.
Birden bir kızın hıçkırık sesleriyle saniyelik gökyüzüyle olan bakışması yarıda kesildi ve sesin geldiği sağ tarafına baktı. Gördüğüne bir an inanamadı. Arabaların önündeki kaldırımda yere çökmüş hıçkıra hıçkıra ağlayan bir Özge Cevher... Onu ağlarken ilk defa görüyordu, o yüzden şaşkındı. Özge Cevher öyle ölçüsüz gülmez ve böyle kendini kaybetmişçesine ağlamazdı. Çok kötü bir şey olmuş olmalıydı. "Özge!" diye koşturdu yanına ve gelir gelmez yan tarafına çöktü. Başını dizlerine kapatmış yüzünü ona bakması için kaldırmaya çalıştı. Özge onun yüzüne baktığında dağılmış görüntüsü karşısında afalladı Onur. Makyajından dolayı simsiyah olmuş göz altları, ağlamaktan kıpkırmızı olmuş gözleri ve bir gecede on yıl çökmüş gibi duran yüzü... Onur onun koluna dokunduğunda şiddetle titremekte olduğunu da fark etti. "Özge? Söyle bana ne oldu? Biri mi zarar verdi sana?" Özge'nin başı yavaşça Onur'un omzuna düştü. Özge Cevher, kimsenin yanında ağlamazdı. Ama o an... O an gerçekten ağlayabileceği bir omuza ihtiyacı vardı. "Beni... Beni terk... Beni terk etti." Dedi kesik nefeslerinin arasında.
"Erkek arkadaşın mı?" diye sordu Onur şaşkınlıkla. Çocuğun ismini birkaç kez duymuştu, eh birkaç kez öyle ayaküstü karşılaşmışlardı. Ilgaz Ateşoğlu... Babasının bir türlü yıldızı barışmadığı, Doğan Ateşoğlu'nun oğluydu.
"Bu defa... Bu defa kesin bitti Onur. İstemiyor... Bundan sonra beni hayatında istemiyor."
Ardından tekrar hıçkırıklara boğuldu Özge. Canı öyle yanıyordu ki... Kalbine benzin dökmüşler ve bir kibriti acımasızca üzerine atmışlar gibiydi. Boğazına kadar acıdan yanıyordu.
"Sakinleş, önce bir sakinleş. Muhtemelen öfkeyle öyle söylemiştir. İkiniz de birbirinizi seviyorsunuz, aşk öyle kolayca bitmez. Yarın sakin kafayla oturur konuşursunuz. Ağlama, lütfen." Diyerek kızın gözyaşlarını sildi. Kendinden biliyordu Onur, çünkü kalbindeki aşk hiç sönmeyecek biçimde sevmişti onu.
Özge, başını yaslandığı omuzdan kaldırdı ve Onur'un bal sarısı gözlerinin içine baktı. "İşte ben de bundan korkuyorum. Defalarca ayrıldık, yorulduğunu söylemişti. Ya o beni, benim onu sevdiğim kadar sevmemişse?"
İşte Onur buna bir cevap veremedi. Her ne kadar seni seven kişinin karşısına geçip "Seni sevmiyorum artık," demek cesaret işiyse aynı zamanda seni dost bilen arkadaşının karşısına geçip "Seni çok seviyorum ulan, köpek gibi seviyorum!" diye haykırmak da o derece cesaret işiydi.
Ama ne yazık ki bu hikâyede bu riski alanlar da bu riski alamayanlar da kaybetti.
-2 yıl önce, Nisan-
Özge, mahalleye gitmek için arabasında hızlıca ilerlerken gözü bir anda dikiz aynasına kaydı. Siyah jipin art arda korna yapmasıyla başını arkaya çevirdi ve camdan başını uzatmış Murat Atahan'ın eliyle sağa çekmesini işaret ettiğini gördü. Bu lanet adam neden her yerden çıkıyordu ki? Ilgaz'ın babasının ölümünden mahkeme kararıyla aklanmış olabilirlerdi ama Ilgaz buna zerre inanmıyordu, ne yazık ki Özge'nin de şüpheleri vardı.
Özge arabayı sağa çektiğinde gözündeki siyah gözlükleri çıkardı ve hızlıca arabasından aşağı indi. Ilgaz'ın duyduğu baba acısının suçluları gerçekten Murat Atahan ve onun babasıysa onlara bunu ödetecekti. "Ne var?" diye soludu jipinden inen her zamanki gibi takım elbisenin içinde oldukça asil ve karizmatik duran Murat Atahan'a bakarak.
Murat elinin birini ceketinin cebine yerleştirerek Özge'nin yanında dikildiği arabasına doğru yürüdü. Asfalttan geçen arabaların uğultuları onu etkilememişti bile. "Sen böylesine kaba bir kız değildin?" dedi tok sesiyle onun yüzüne doğru eğilerek.
Özge, ellerini onun göğsüne yerleştirip onu ittirmeye çalıştı ama onun narin bilekleri karşısında Murat Atanan bir o kadar güçlüydü. "Rahat bırak beni! Uzak dur bizden! Mahkemede aklanmış olmanız suçsuz olduğunuz anlamına gelmez! Ilgaz'ın hayatını mahvettiğiniz ve Doğan Amca'nın ölümüne sebep olmadığınız anlamına gelmez. Onur gerçekleri anlatacağım dedi, cinayet demişti. Ne oldu? Neden değişti fikri? Konuşsana!" Murat'ı bir kez daha ittirdi, bu kez başarılı oldu da. Murat duyduklarından dolayı boş bulunmuştu.
"Özge..." Konuşmaya nereden başlayacağını bilemedi bir an. "Onur hassas bir çocuk. Gözünün önünde kalp krizi geçirdi adam ve hepimizden daha çok onu hayatta tutmak için çırpındı. Kardeşim mahvolmuş durumda. İyi değil. Psikolojisi yerinde mi sanıyorsun? Babamla tartıştıkları doğru Doğan Beyin. Şirketi basarcasına gelen de Doğan Ateşoğlu'ydu ama bunu da unutmayalım. O öfkeli girişini, delirmiş halini hatırlıyorum. Kalbinde rahatsızlığı olan bir adam için o kalp krizi kaçınılmazdı. Ve hiçbirimiz adamın kalp rahatsızlığı olduğunu bilemezdik. Ama Ilgaz biliyordu sonuçta. En başında o engel olmalıydı babasına. Bizi suçlayacağına biraz da kendinde arasın suçu. Her münakaşa ettiğimiz insan ölürse hepimiz katil oluruz o zaman. Lütfen sen de kardeşimi sahipsiz sanıp onu arayıp durma. Şu an depresyonda. Ilgaz da, sen de onun üstüne daha fazla gitmeye kalkarsanız, şayet Ilgaz kardeşimin canını yakarsa sana yemin ederim bu kez cidden bir Ateşoğlu'nun canını yakarım."
"Ilgaz'ın bahsettiği gerçek yüzün bu demek." Diye alayla güldü Özge. Gerçekten inanamıyordu. "O zarif, centilmen, kibar adama ne oldu? Tehdit mi ediyorsun beni?"
Murat'ın dudaklarında silik bir gülüş belirdi. Bir an yıllar önceki kaza anı, annesinin ağır yaralanması, doğumun başlaması, babasının sadece bebeği düşünerek annesini umursamaması ve annesinin gözleri önünde, kanlar içinde, gözleri açık bir şekilde öldüğü anı hatırladı. O bebekten yıllarca nefret etti, inkâr edemezdi. Ama içten içe hep biliyordu Onur hep iyi, düzgün bir çocuk olmuştu. Madem annesi, Onur için feda edilmişti. O da bir başkasının saçmalıkları uğruna kardeşini feda etmelerine izin vermeyecekti.
"Bu bir tehdit değil Özge, lütfen beni yanlış anlamanı istemem. Ben bir ağabey olarak kardeşimin zarar görmesini istemiyorum. Şunu unutma ki insanın sevdikleri uğruna yapmayacağı hiçbir şey, geçmeyeceği hiçbir sınır yoktur."
Özge bu sözü unutmayacaktı. Ilgaz uğruna yapmayacağı hiçbir şey, geçmeyeceği hiçbir sınır olmayacaktı.
Bakışlarını asfalt yola diktiğinde aklındaki düşünceler karmakarışıktı. Havada esen rüzgâr kahve saçlarını savururken ellerini kumaş pantolonunun cebine soktu, tekrardan Atahan'a baktı. "Merak etme suçlu her kimse, onun canı yanacak. Emin olabilirsin."
Murat birden Özge'ye doğru eğildi ve aniden alnına bir öpücük kondurdu. Çok kısaydı, masum, hafif bir dokunuş... Özge şok içinde kalakalırken Murat çoktan eski dik konumuna gelmişti. Özge'nin beyaz teni ona göre öfkeden olsa gerek kızarmaya başladı. Tükürürcesine konuştu. "Bir daha sakın, bir daha sakın buna cüret etme!" Elini alnına götürüp aceleyle sildi.
Murat'ın dudaklarında bir kez daha hafif bir tebessüm belirdi. Arabasına binmeden önce son kez karizmatik gülümsemesiyle Özge'nin gözlerine baktı ve söylediği son sözlerini, Özge her şeyi tamamen kaybettiğinde hep hatırlayacaktı. "Ilgaz'ı kaybetmemek için çırpınan ürkek bir kuş gibisin ama unutma küçüğüm, Ilgaz asla senin onu sevdiğin kadar seni sevmedi. Bir gün ona olan sevgin seni mahvetmeden önce umarım vazgeçersin."
***
-Günümüz-
Özge kendini biraz da olsun toparladığında merdivenlerden aşağı iniyordu. Babasından sonra aklına canını yakan Ilgaz'ın neden geldiğini bilmiyordu. Belki de geçmiş bir türlü yakasını bırakmadığı içindi. Merdivenlerin bitimine indiğinde villanın dış kapısından evin içine giren, Rasim Arslan ve Leman Arslan tarafından kapıda karşılanan nişanlısını görünce bir kez daha anladı. Murat'tan ne kadar nefret ettiği zamanlar olsa dahi, biliyordu ki o gün o son lafında Murat Atahan haklıydı. Mahvolmuştu. Bir aşk uğruna kendini mahvetmiş ama Ilgaz tekrar ayağa kalkıp kendi yoluna devam etmişti. Özge Cevher, duvardaki tabloya değdirdi elini ve fısıldadı. "Bu haksızlık, bu kesinlikle haksızlık."
-2 yıl önce, Nisan (Aynı günün devamı)-
Özge, arabasından indiğinde Ilgaz'ın apartman kapısından yeni çıkmakta olan Doruk ile karşılaştı. Siyah gözlüklerini çıkardıktan sonra derin bir nefes aldı ve arkadaşına baktı. "Dünkü mahkemeden sonra Ilgaz hala aynı mı?"
Doruk sıkıntılı bir ifadeyle sırtını bina duvarına yasladı, kocaman ellerini önünde birleştirdi. " Aynı. Ilgaz, babasının öldüğü günden beridir eski Ilgaz değil. Gözünü nefret bürümüş hiçbirimizi dinlemiyor. Ama tabi ki kardeşimden vazgeçmeyeceğim. Umarım en yakın zamanda toparlandığı günü görürüz, tabi suçlular cezasını çekmeden pek umudum yok ama..."
Özge gerginlikle elini açık mavi tonlarındaki deri ceketinin ceplerine yerleştirdi. "Yanında biri var mı?" diye sorup eski oturduğu evin balkonuna baktı Özge. Belki de, diye düşündü. Belki de burada yaşadığı o zamanlar çoğu şey daha kolaydı.
"Babam yanında, babama saygı duyduğundan onun yanında kırıp dökmüyordu en azından."
"Orhan Amca'm bitanedir." Diyerek aralık olan apartman kapısını ittirdi. Sonra da Doruk'a el salladı. "Görüşürüz canım,"
"Görüşürüz kraliçem," diye karşılık verdi Doruk onun asilliğine ithafen. Özge'nin gerginliğini alamadı yine de bu. Malum, ayrıldıklarından beridir bir Doğan Amca'nın ölümüyle ilk kez bu kadar yakınında olabilmişti. Fakat Ilgaz, tek bir bakışı ile bile istenmediğini ona anlatabiliyordu. Asansörden inip eski evinin karşısındaki apartman ziline basarken, daha geçen yıllar Ilgaz'a sadece sarılmak için bile bu zile art arda bastığı zamanları hatırladığından gerçekten burnunun direği sızladı. Ağlamak istemiyordu daha fazla. O güçsüz bir kız değildi. Ilgaz ne yapmıştı ona böyle?
Kapıyı Orhan Amca açtı. En yakın dostunu kaybetmenin üzüntüsü hala yüzünden okunurken yine de Özge'ye gülümsedi. "Hoş geldin, geç kızım içeri,"
"Hoş bulduk Orhan Amca." Özge içeri geçtiğinde Ilgaz'ı direkt kapının karşısındaki salonda otururken buldu. Bomboş duvara bakıyordu. "Ben bir bizimkilere bakayım, sonra geleceğim yine oğlum." Dedi Ilgaz'a bakarak Orhan Amca. İkisinin baş başa konuşmaları gerektiğini düşünmüştü.
Ilgaz, Özge'yi fark etse de Orhan Dikkaya'ya dönerek başını salladı. "Sağ olasın, Orhan Amca."
Ondan sonra saniyeler yavaşladı, ne kadar zaman geçti, ne kadar öyle sessizce Ilgaz'ın ona bakmasını bekledi bilmiyordu Özge. En sonunda daha fazla dayanamayıp Ilgaz'ın karşısındaki koltuğa oturdu. Ellerini dizlerinin üzerinde birleştirdi. Konuşmadan önce derin bir soluk aldı ama bu göğsünün tıkanmasına engel olmamıştı. "Mahkeme senin istediğin gibi geçmediği için çok üzgünüm Ilgaz. Keşke Onur bize umut vermeseydi. O benim arkadaşım, niye böyle üzdü bizi bilmiyorum."
"Kes sesini!" diye bağırdı Ilgaz, aniden yüksek bir sesle. Özge oturduğu yerde hafifçe sıçradı. "Biz diye bir şey yok! Kazı kafana bunu! Sen değil miydin bir ara Onur, babasına benzemiyor, kötü biri değil diyen? Sen değil miydin Murat da senin dediğin kadar kötü biri olmayabilir diyen?! Sen bu tarafta değilsin, koş ait olduğun tarafa ne duruyorsun?" Ilgaz ot kullandığı için kendinde değildi ama Özge'nin bundan haberi yoktu. O yüzden Ilgaz'ın bu halinden delicesine korkmuştu.
"Hala mı?" Özge saçlarını iki eliyle geriye atarken ağlamamak için dudaklarını dişledi. Artık dayanamıyordu. Tüm sinirleri boşalmıştı. "Onur arkadaşım evet ama Murat hiçbir şeyim değil benim, defalarca söyledim. Ama sen öyle bir ithamla suçladın ki beni, öyle kırdın ki seni kalbimden söküp atmak istedim." Özge için konuşmak zorlaştı. Kalbindeki acı onu kavururken Ilgaz sanki hiçbir şey hissetmiyor gibi karşı kanepeden ayağa kalktı ve camdan aşağı bakmaya başladı beni.
"Ben yıllarca annemin tüm bunaltmalarına, beni boğmalarına, tüm kavgalarımıza rağmen hep sana koştum. Hep... Hep biz birlikte olursak... Tüm her şeye göğüs gerebiliriz diye düşündüm... Aşkımız hepsine yeter zannetmiştim. Ama içten içe dolmuşsun bana karşı. Ben her seferinde sana geri geldim. Oysaki sen benden her defasında tamamen gitmek istemişsin. Güven probleminin acısını hep benden çıkardın. Şimdi şu an bile, babanın kaybı için yanında olmama izin vermiyorsun. Bana düşmanınmışım gibi bakıyorsun. O taraf, bu taraf değil Ilgaz. Ben senin yanındaydım, yanındayım ama istemiyorsun beni." Gözyaşları yanaklarından süzülürken pencerenin önüne gelip Ilgaz'ın elini tuttu bir anda. Son çırpınışlardı, son umut kırıntılarıydı. "Ben herkesten ve her şeyden geçebilecek kadar çok sevdim seni. Söylesene sen de beni öyle sevdin mi? Ya da sahiden söyle, sen beni gerçekten sevdin mi?"
Özge'nin ıslanmış yüzü Ilgaz'ın ağzından çıkan tek güzel cümleyi, gözlerinde ufacık sevgi kırıntısını umutla ararken Ilgaz yutkunmaktan başka hiçbir şey yapmadı ve ellerini Özge'nin ellerinden kurtarıp tekrar pencereye boş bir ifadeyle baktı. Sadece sustu. Ilgaz Ateşoğlu, Özge Cevher'e ilk büyük hançeri o gün sapladı.
Özge oradan nasıl çıktığını bilmiyordu. Nasıl düşüp bayılmadan, asansörü bile beklemeden o merdivenlerden hızlıca indiğini bilmiyordu. Apartmanın kapısına çıktığında başını bulutsuz gökyüzüne kaldırdı. Deli gibi bağırmak, çığlık atmak istedi ama yapamadı. Tek yaptığı sessizce ağlamaktı. Kalp kırığı değildi bu, kırılsa tamiri olurdu. Özge'nin kalbi paramparça olmuştu. Ama ne büyük aptaldı ki ondan sonra da vazgeçemedi Ilgaz'ı sevmekten. Ama o an beyninin içinde Murat Atahan'ın cümleleri dönüyordu. Murat haklıydı, Ilgaz, Özge'nin sevdiği kadar sevmemişti. Ilgaz da, annesi ve babası gibi gerçek manada asla sevmemişti demek ki onu. Özge Cevher, o gün mahvoldu. Onun ilk domino taşı o gün devrildi ve elbette devamı gelecekti.
-Günümüz-
Özge, merdivenlerden inmeyi bitirip salona açılan kapıya doğru gittiğinde Murat, çoktan Leman hanımın elini nezaketen dudaklarına götürmüş ve epey gösterişli bir çiçeği ona uzatmıştı. "Aa Murat'cığım ama bu çok zarif. Ne zahmet ettin canım?" Leman Arslan, müstakbel damadı karşısında öyle kibardı ki. Hatta Özge onun utanması takla bile atacağını düşünürdü. Malum sonu paraya dayanan her şeye karşı fazla kibardı annesi.
"Ne demek, sizin kadar zarif değil." Diyerek bir gülümseme sundu kapıda dikilen karı kocaya. Murat Atahan bu itibarın damat sevgisinden değil de ismine ve parasal gücüne olduğunu neyse ki biliyordu. O da onların sahte samimiyetlerine o şekilde karşılık veriyordu. Kimse onun rol yaptığını anlayamazdı.
Özge, yanlarına geldiğinde annesi ve üvey babasının çoktan salonun ortasındaki büyük yemek masasına ilerlediklerini gördü. Fakat annesi göz ucuyla Murat ve Özge'ye bakıyordu. "Hoş geldin," dedi Özge kısaca Murat'ı yanağından öperek. Gri bir takım elbisenin içinde her zamanki gibi karizmatik duran nişanlısını süzdü. "Oldukça iyi görünüyorsun," dedi ama sesi durgundu her zamanki gibi.
"Annene sakın söyleme ama sen de gecenin en göz kamaştırıcı kadınısın kesinlikle." Deyip hafifçe güldü. Dışarıdan kimse onların altı aylık bir evlilik anlaşması yapan bir çift olduğunu tahmin edemezdi. Murat Atahan karizmatik ve oyuncu tavrını bırakmadan Özge'nin boynundaki gerdanlığa dokundu. "Ayrıca bu tam senin için yapılmış gibi, boynunda mükemmel durmuş."diye fısıldadı kulağına. Özge ürperdiğini hissetti.
Özge tam nazik bir şekilde teşekkür edecekti ki, Murat Atahan dudaklarını, nişanlısının dudaklarına bastırdı. Özge afallamıştı. Özellikle araları limoniyken üstelik ailesinin önünde onu öpeceğini aklının ucundan bile geçirmemişti. Oysa ki o sırada Leman Arslan ve Rasim Arslan göz göze gelip gülümsemişlerdi. Murat, dudaklarını yavaşça geriye çektiğinde elini Özge'nin beline attı. "Haydi biz de geçelim mi masaya hayatım?" Gerçekten inandırıcı bir şekilde sımsıcak gülümsedi.
Özge Cevher, ilk kez ciddi ciddi Murat hakkında düşündü. Yaşadıkları tüm kötü şeyleri silseler gerçekten mutlu bir evlilikleri olup, her şeye yeniden başlayabilirler miydi?
Özge bu kez Murat ile olan geçmişini düşündü yemek masasına geçtiklerinde. Diğer konuşmaları duymuyordu bile. Özge geç farkına varmıştı ama şimdi anlıyordu ki Murat Atahan bir zamanlar kimsenin Özge'yi sevmediği kadar çok sevmişti onu. Ama Özge her şeyi mahvettiği gibi bunu da mahvetmişti.
..
- Ne düşünüyorsunuz Özge Cevher hakkında? Bu bölüm hakkında?
-Geçmişte, Murat ile Özge arasında neler olmuş olabilir?
Öncelikle gönül isterdi ki kurguladığım yere kadar Murat ve Özge geçmişini de anlatan yerlere kadar yazayım ama cidden saate baktım ve bu gece bitecek iş değil dedim. Yine de atmak zorundaydım çünkü sınırı geçmişsiniz. Bu hafta da öyle bir yoğunum ki, hani ben nasıl sağ çıkacağım bu haftadan onu düşünüyorum. O yüzden bölümü tamamlamayı beklesem anca sonraki haftada falan atabilirdim bölümü bir ihtimal. Bölüm içime sinmedi, daha duygulu olabilirdi, daha iyi olabilirdi ama 2-3 haftadır her şey boğdu beni, çoğu şey üste üste geldi, yıprandım vs. Ancak bu kadarı geldi elimden. Onu da sizleri bekletmek istemediğimden yazmaya çalıştım. Umarım daha güzel günlerde, gecelerde bir araya geliriz. Bu arada kesin değil ama bu özel bölümün muhtemelen ikinci kısmı gelecek. Oylarda sıkıntı olmazsa yoğunlukları halleder halletmez yayınlarım. Neyse ben çok konuştum, gideyim de yatayım. En yakın zamanda görüşmek üzere, yine diyorum bol bol yorum yapın.. İyi geceler.
Bạn đang đọc truyện trên: Truyen247.Pro