14. BÖLÜM: "KALP KIRMAK"
Multimedia: Athena | Yalan
14. BÖLÜM: "KALP KIRMAK"
Kulaklığımda çalan Just A Girl şarkısı eşliğinde büyük halk bahçesinin içinde ikinci turumu atarken son derece keyifliydim. Güneş ağaçların arasından kendini gösteriyor, soluduğum oksijen beni oldukça canlı hissettiriyordu. Parkta yürüyüş yapan teyzelerin yanından koşarak geçerken şarkının sözlerine kendimi kaptırmıştım. Bir süre sonra soluklanmak için durdum ve eğilerek ellerimi dizlerime dayadım. Nefeslerimi düzene sokmak için bir dakika falan bekledikten sonra doğrulup birkaç gerinme hareketi yaptım. Havanın bu kadar güzel olmasının garipliği bir yana karşıdan bana doğru koşmakta olan Ilgaz'ı görmem o derece garipti. Üzerine yapışan, dar görünümlü siyah bir tişört ve belinden düşecekmiş gibi duran yine siyah renk bir eşofman altı giymişti. Ne yapacağımı bilemediğimden sağa sola bakındım, daha sonra da onu yok sayarak sağ kolumu başımın üstünden geçirdim ve sol elimle dirseğimi tuttum. Bana yaklaştığında iyiden iyiye yavaşladı ve tam karşımda durdu. Bir şeyler söylediğini anladığımda istemeye istemeye kulaklığımın tekini çıkardım.
"Ne hoş tesadüf," gibi bir şeyler söyledi. Gereksiz bir gülme isteği bastırdı. Tesadüf olduğuna inanacak kadar geri zekâlı mı görünüyordum?
"Peşime takılmaktan vazgeç," dedim net bir sesle. Keskin bakışlarımı yüzüne diktim. Hızlı hızlı yürümeye başladım. Parktaki aydınlık hava git gide artıyordu, kulaklığı çıkardığımdan şimdi garip uğultular ve köpek havlamaları duyuyordum. Fakat çok uzaktan geliyordu. Sanki başka bir şey demişim gibi peşimden o da hızlı hızlı yürümeye başladı, bana yetiştiğini anladığımda bileğimden tutup beni durdurdu ve kendine doğru çevirdi. "Daha ne kadar benden kaçmaya devam edeceksin merak ediyorum."
Başını hafifçe yana yatırmıştı, çarpık gülümsemesinin arkasında yine kendini beğenmişlik yatıyordu. Kumral saçları alışkın olmadığım çocuksu bir dağınıklığa sahiptiler. Hava git gide daha sıcak oluyordu sanki. Eşofmanımın fermuarını aşağı indirdim. "Seni kaale almamamı kaçmak olarak nitelendiriyorsan böyle devam edeceğine emin olabilirsin."
Ben soğuk ve sert konuştukça aksine o daha keyifli bir hale bürünüyordu. Tekrar güldü. Gözlerinin kenarları kısılmıştı. Bunun bende hayranlık uyandırdığını gizlemem gerekti. "Aramıza yine duvarlar örüyorsun, kedicik." Ellerini belime yerleştirdi ve beni kendine bir hamlede çekti. Ellerim gövdesine çarptığında şaşkınlıkla etrafa baktım. Bunu tanıdık birinin görmesi hiç hoş değildi. "Ben Mete ile birlikteyim," dedim bunu ona hatırlatarak. Söylediğim bu gerçeğe canım sıkılmıştı. Ilgaz'ın kollarından kurtulmak için bir hamle yapmak yerine bu söylediğimin etkili olmasını beklemiştim. Bir kaşı sorgular gibi havaya kalktı. "Peki, istediğin Mete mi?"
Gözlerimi kaçırmak zorunda kaldım. Bu soruya ne cevap vereceğimi bilmiyordum. Gerçekten bilmiyordum. Cevap vermedim. Belimdeki tutuşu sertleşti, sırtıma müthiş bir karıncalanma yayıldı. Diğer elini küçük dokunuşlarla boynuma kadar gezdirdi. Bir şeyler yapmak için çırpınıyordum. Ama engel olamayacağımı sanırım biliyordum. "Yaptığım aptallığı düzelteceğim," diyerek başını bana doğru eğdiğinde beni öpeceğini anladım. Göz alıcı bir yanlış mümkün bir doğruya dönüşmüştü o an benim için. Doğrular için çırpınan bir kız değildim zaten, bu yanlıştı evet fakat bedeli en fazla ne olabilirdi ki? Bir yanlışı arzulamanın bedeli çok mu ağır olurdu?
Boynumdan yüzüme çıkan eli hafifçe çenemi kavradı ve beni ona daha da yaklaştırdı. Soluğumu tutup bekledim. Kendime lanetler ettim o kısacık sürede. Ona karşı koyacak kadar iradeli biri olmalıydım. Bir erkeğe yenilecek biri hiçbir zaman olmamıştım. Bu tuhaf durumu açıklayamıyordum. Ilgaz, dengemi değiştiriyordu.
Dudaklarımız birbirine hafifçe sürttüğünde önce üst dudağıma minik bir öpücük kondurdu. Tüm vücudum titredi. Daha fazlası için deli gibi çırpınıyordum. Dudakları, dudaklarıma tekrar iç gıcıklatan bir şekilde dokunduğunda ellerimi sabırsız bir ifadeyle boynuna doladım. Bunun üzerine gülümsedi. Dudaklarımız birbirine değerken gülümsemesi öyle can alıcıydı ki. Dünya üzerindeki en harika anlardan biriydi. Dudakları dudaklarıma değiyor, nefesi tenime çarpıyor, öpüşmeyi geciktiriyor ve o anı daha tutku dolu kılıyordu. Sonunda üst dudağımı dudaklarının arasına aldığında cebimdeki telefon huzursuz edici bir şekilde titredi. Kaşlarım olabildiğince çatıldı, kimin aradığını biliyor gibiydim. Dudaklarımı aniden çektim. Allak bullak olmuştum. Ilgaz'dan birkaç adım uzaklaştığımda geriye çekilmemden hiç hoşnut olmadığını görebiliyordum. Ellerim telefonuma gittiğinde hala titremeye devam ediyordu.
Tahmin ettiğim gibi ısrarlı bir şekilde Mete arıyordu.
Gözlerim aniden açıldığında önce ne olduğunu anlayamadım. Sağa sola bakındım ve odamda olduğumu anladığımda kucağımda ısrarla titreşen telefonu elime aldım. Sersem gibiydim, o yüzden telefonu tam burnumun üzerine düşürdüm. Acı hissiyle yüzümü buruşturdum ve telefonu yüzümden çektikten sonra zonklayan burnumu ovuşturdum. Gerçekten de Mete arıyordu. Bunun haricindeki her şey rüyaymış.
Tuhaf bir hayal kırıklığı gelip göğsümün üstüne çöktü. Bir yandan böyle bir aptallığı ancak rüyamda yapabilmem iyi bir şeydi. Gerçekte ise Mete'yi yakın arkadaşı Ilgaz ile aldatmam hoş bir şey değildi. Tamam, bana göre bu ciddi bir ilişki değildi ve benim felsefem kafama estiğimi yapmaktı her zaman. Benim için çizilmiş olan kuralları çiğnemeyi açıkçası seviyordum. Fakat bu... Bu benim için bile fazlaydı. Birini, arkadaşıyla aldatmak ister istemez alçakçaydı. Bu yüzden rüya olması her açıdan daha doğruydu.
Telefonu açıp kulağıma götürdüğümde keşke mantığım hayal kırıklığıma da bir çözüm bulabilseydi. "Nerelerdesin?"
"Uyuyakalmışım," diyerek gözlerimi ovuşturdum.
"Hep birlikte kahvaltıya gidecektik, unuttun mu? Seni almaya geleceğim, ondan önce takılırız biraz."
"Tamam, hazırlanırım. Yarım saat sonra görüşürüz." Telefonu kapattığımda derin bir iç çektim. Mete'yi başıma musallat eden bendim, o yüzden boşu boşuna sinirlenmemin bir faydası yoktu. Zaten ikimiz de bu ilişkinin çok fazla sürmeyeceğini biliyorduk. Daha çok anlaşan, birbirleriyle takılan iki deli dolu arkadaş gibiydik. Bence Mete de bunun farkındaydı. Zaten buradaki zamanımın dolmasına da az kalmıştı.
***
Hızı seviyordum, hele ki bomboş bir yolda yapılan aşırı hızı... Dur durak bilmeden, rüzgârı arkama almayı ve uçuyormuşçasına özgür hissetmeyi. Bazen ölüm ile yaşam arasındaki çizgi öyle inceliyordu ki o sınırı bile aşabilmeyi arzuluyordum. O kadar hızlıyken tüm düşüncelerim bir yana dağılıyordu, zihnim berraklaşıyordu, dibine kadar özgürlüğün kokusunu duyumsuyordum. Herkesten ve her şeyden uzakta oluyordum. Sanki yaşamın ipleri benim ellerimdeydi ve ben yönetiyordum.
O an kimsesiz bir çocuk değildim, annesini özleyen çaresiz küçük kız değildim, babasını bir türlü affedemeyen asi kız değildim. Çaresiz bir aşkın pençesine hala yarım yamalak umutlar bağlayan o yıpranmış ruh değildim. Ben, bendim işte. Olduğum gibiydim ve güçlüydüm. Ve kimsenin kanatlarımı koparamayacağı kadar da özgürdüm. Hissediyordum. Hissizleşmiş, yaralarla bezeli ruhum öylesi bir hızda hissediyordu. Yaşamı avuçlarımın arasına alıp sımsıkı tuttuğumu, bırakıp veya bırakmamak için kontrolün bende olduğunu hissediyordum.
Gaza son sürat yüklendiğimde ibrenin kaçı gösterdiği umurumda değildi. Adrenalin kanımda kaynıyordu ve hissettiğim coşku paha biçilemezdi. Her şey hızlandırılmış çekimde gibiydi, sanki saniyeleri bile solluyormuşum gibiydi. Birçok şey arkamda kalmıştı. Yarım saat önce yataktan çıkamayacak kadar yorgun olan ben şu an yenilendiğimi ve yaşadığımı hissediyordum. Buttons şarkısı kulaklarıma dolarken bir elimle direksiyonun üzerinde ritim tutmaya başladım.
"Arya, bence yavaşlamalısın." Mete'nin sesi yüksek müziğin arasında belli belirsiz duyuldu. Mete Lamborghini'sini bana verdiğinde ona sarılmamak için kendimi zor tutmuştum. Fakat neticede bu bir araba yarışı değildi. Haklıydı, biraz yavaşlamam gerekiyordu. İstemeye istemeye de olsa hızımı yavaş yavaş düşürdüm. Hızdan dolayı biraz gerilen Mete tekrar rahat ve sevecen bir tavra bürünmüştü. "Bu konuda iddialı olduğun kadar varmışsın bebeğim,"
Ona ne sandın bakışı atıp bir elimi direksiyondan çektim ve camdan dışarı çıkardım. Kahvaltıya gitmeden işlek olmayan bir yolda kafama göre takılmam hoşuma gitmişti. Bir süre sonra ara yollardan geçerek caddeye çıktım. Elimden geldiğince hız limitine dikkat ettim.
"Ilgaz seni sabahlara kadar çalıştırıyor, sonra bütün gün yorgun oluyorsun. Bence bu durumu onunla konuşmalıyım."
"Anlamadım?" Ona doğru döndüm ve doğru duyup duymadığımı anlamak için yüzüne baktım. "O benim patronum, bu meseleye karışma."
"Patronlar çalışanlarına bu denli eziyet etmez, Arya. Hem o benim arkadaşım, sen de benim kız arkadaşım olduğundan sana kafasına göre davranamayacağını anlaması gerekir."
Bu konuşma can sıkıcı yerlere gidiyordu. Rahatsızlık hissi tüm bedenimi kolaçan etti. Burnumu kırıştırdım ve bir elimle saçlarımı sırtıma doğru attım. "Bu yüzden bana torpil geçmesini isteyeceğimi mi sandın? Ben bu duruma alıştım, hem az bir süre kaldı. Buna katlanabilirim."
"Gören de arabasını parçalara ayırdın sanır. Alt tarafı ufak tefek birkaç hasar vermişsin. Bu sana köle gibi davranmasını gerektirmez. Sana böyle davranmasının arkasında başka bir kasıt varmış gibi,"
"Ilgaz uyuzun teki. Onunla pek de anlaşabildiğimiz söylenemez. Benden en başından beri hoşlanmıyor, böyle davranması şaşırtıcı sayılmaz."
"Onun hala Özge'ye âşık olduğunu bilmesem seninle ilgileniyor derdim."
İşte bu cümle bende iki farklı duyguya sebep oldu. En bariz olan şey kızgınlıktı. Böyle bir düşünce barındırması bile sinir olmama yetmişti. Bir yandan da düşündürdü. Ilgaz benimle ilgileniyor muydu? Beni öpmediğine pişman olmasını söylemesinin dışında bir ilgisi olduğunu görmemiştim. İkincisi garip bir huzursuzluk hissi baş gösterdi vücudumda. Ilgaz, Özge'ye âşıktı.
Herkes biliyordu bunu, sevdiği kadın oydu.
Bu düşünce silkelenmeme neden oldu. Sırf ona karşı bir çekim hissettim diye onun aşk hayatını düşünecek değildim.
"Nereden çıktı bu?" Sesim umduğumdan da sert çıkmıştı. Kendime mi kızgındım ona mı ben de bilmiyordum. Fakat böyle bir imada bulunması tüm öfke kırıntılarını harekete geçirmişti.
"Sürekli seni kontrol ediyor. Seninle uğraşıyor. Umurunda olmasan bu denli seni korumaya çalışmaz ya da seni sinir etmezdi."
"Doruk ile Buğra da aynısını yapıyor. O halde onlar da ilgileniyor benle." Arabanın hızını arttırdım ve bir elimi direksiyondan çektim. Gerginliğim elle tutulacak cinstendi. Ilgaz konusunda sorguya çekilmek tüm duvarların altında kalmışım gibi hissettirmişti.
"Aynı olmadığını sen de biliyorsun." Bahsettiği büyük tepeye geldiğimizde kahvaltı yapacağımız mekânın önünde arabayı ani bir frenle durdurdum. Koltuktan bir anda öne doğru gidip sonra tekrar sertçe geriye çarptı.
"Onun davranışları beni ilgilendirmiyor, insanların davranışlarının altında yatan nedenlerle ilgilenmem. Üstelik böyle bir düşüncen varsa Ilgaz'a söylemeliydin, tabi benim onunla ilgilenip ilgilenmediğimi sorgulamadıysan." Sakin konuşmayı beceremedim, sinirlenmiştim. Ilgaz olmadığı yerlerde bile ismini geçirerek beni germeye yetiyordu. Hata bendeydi, Sırf Ilgaz'a sinir olduğum için Mete'ye bir şans vermiştim. Kısıtlanmak, sorguya çekilmek bana göre değildi.
"Özür dilerim," diyerek başını çevirdi. "Ben böyle sıkan ve sorgulayan biri değilim fakat Esra saçma sapan konuşup kafamı bulandırdı işte."
"Esra mı?" Şimdi her şeyi daha iyi anlıyordum. O kız Ilgaz yüzünden benden nefret ediyordu ve bana sataşmaktan hiçbir şekilde geriye kalmıyordu. Geçen sefer ona karşı sabretmiştim, görünen o ki akıllanmamıştı. "Ne dedi sana?"
"Boşver, bazen ne dediğini cidden bilmiyor."
Israrcı bakışlarımı yüzüne diktim. Gerekirse bütün gün bu arabadan çıkmaz onun da çıkmasına izin vermezdim. Vücudumu tamamen ona döndürdüm. Öfkenin tenimde karıncalanma yarattığını hissediyordum. "Söyle," dedim kesin bir ses tonuyla. Başını belli belirsizce salladı. "Pekâlâ," diyerek bir nefes verdi ve ardından devam etti. "Ilgaz'ın aklını karıştırdığını ve onu ayarttığını söyledi."
Dudaklarımı birbirine bastırdım. Ağzımı açıp seviyesiz küfürler savurabilirdim çünkü. Ön camdan çimenlik alana baktım. Sakin olmalısın Arya, sakin olmalısın.
"Esra'nın liseden beri Ilgaz'a ayrı bir ilgisi var. Sense güzel bir kızsın Arya, dikkat çekicisin. Ilgaz seni güvende tutmak için seni yakınında tutuyor, bu da Esra'yı kıskandırmış olmalı. Bu yüzden ayarsız konuşabiliyor fakat bir daha böyle konuşmasına izin vermeyeceğim."
Ağzımın içini dişledim ve birkaç saniye sessizliği dinledim sonra da arabanın kapısını açıp ittirdim. "Güzel o halde,"
Mete de inip yanıma gediğinde iyi olup olmadığımı sordu. İçeri girdiğimizde Beyza, Buğra, Doruk, Furkan, Ilgaz ve Esra'nın geldiğini gördüm. Bizi bekliyorlardı. Doruk bizi görünce el attı. Yanlarına geçip oturduğumuzda Mete de sohbete katılmıştı. Kısa bir süre sonra arkadaşlarıyla gideceği bir spor etkinliğinden bahsediyordu. Dinlemedim. Gözlerim karşı çaprazımda oturan Esra'nın üzerindeydi. Ilgaz'ın yanına oturmuştu her zamanki gibi. Konuşulanlara yine o koca ağzını açıp abartılı bir şekilde gülüyordu. Elimdeki çay bardağını tutup sıkarken zehir saçan bakışlarımla uzun uzun ona bakmaya devam ettim. Başını benden tarafa çevirdiğinde alaycı bir ifadeyle baktı. "Anlaşılan Arya gergin,"
"Fahişe konuştu," dedim sahte bir gülümseme eşliğinde. Çok fazla yüksek sesle konuşmamıştım fakat yine de herkesin duyduğuna emindim. Doruk ağzındaki çayı hafifçe püskürttü. Esra bana dehşetle bakarken bir anda bakışlar Doruk'a döndü. Peçeteye uzanıp ağzını silmeye çalıştı. "Kusura bakmayın, siz devam edin." Başını iki yana sallayarak silkelendi. "Bu dobralık bana da bulaştı Arya,"
"Ne demişim ki ben?" diyerek anlamazlığa vurdum ve yüzümdeki lakayt gülümseme ile karşıya baktım. Esra sinirden kıpkırmızıydı. Açık kahve zehir kusan gözlerini yüzüme dikti. "Onu bana mı dedin?" diye sordu. Ilgaz gerginlikle elindeki çatalla oynuyordu, sırtını sandalyeye yaslamıştı ve bana ne yapıyorsun dercesine bakıyordu.
"Niye, kendine mi yakıştırdın?"
Mete elini uzatarak dizimin üstüne koydu, "Yapma Arya," diye mırıldandı. Başımı yana çevirip ona doğru baktım, göz göze geldiğimiz o anda üzerimizdeki gözlerin farkındaydım. Başımı tekrar masaya doğru çevirdiğimde Esra sinirden dudaklarını yiyordu. "Senin derdin-" Cümlesi Ilgaz'ın koluna uyarırcasına dokunmasıyla yarım kaldı. "Kahvaltılıklar da geldi," O sırada garsonlar masaya servise başladığında masadaki gerginlik de böylelikle son buldu.
Açıkçası bu kadar şahane kahvaltı önümde olmasına rağmen pek fazla iştahım yoktu. Tabağımdakiler ile oynadım durdum. Ortamdan tamamıyla uzaktım. Spor, maç ve yeni yapılabilecek planlar hakkında konuştular. "Geçen akşam Ilgaz ile akşam yemeğine iddiaya girdik. Bilin bakalım kim kazandı?" Esra parmaklarını kendine doğru tutup sallarken o kadar coşkuluydu ki. Bir an ne dediğini anlamam için sindirmem gerekti. Akşam yemeği?
Çatalımdaki peynir parçasını ağzıma attım ve ağır ağır çiğnedim. Bir yanım bu duruma şaşırmamıştı. Esra ile flört edip takıldıkları gün gibi ortadaydı, bir yanım ise o kızın Esra olmasına sinir oluyordu. Başka bir kız olsa umurumda olmayacaktı belki de. O seviyesiz aptal, Ilgaz'a göre değildi. Demek ki cinsellik konusunda iyi anlaşıyorlardı.
Zaten kalbi Özge'deyken, Esra ile o tür bir beraberlik yaşaması normal olurdu. Sadece bir an dediğinde ciddi olduğunu sanmıştım. Beni öpmemek konusunda pişman olduğunu söyleyen mesaj... Hâlbuki benimle yine alay etmişti. Ilgaz buydu, beni küçümsemeyi ve alaya almayı alışkanlık haline getirmişti.
Mete tuvalete gitmek için kalktığında biraz sonra Ilgaz da telefonu çaldığı için masadan kalktı. Beyza ile Buğra da anladığım kadarıyla Buğra'yı sosyal medyada takip eden bir kız yüzünden münakaşaya girmiştiler. Furkan ise Doruk'a telefondan kampa gidecekleri yerin fotoğraflarını gösteriyordu. Karşı çaprazımdaki Esra ile göz göze geldiğimizde canım istemediği halde açık büfeden çikolata sosu almak için masadan kalktım. Belki de artık Mete'ye bu kızın olduğu yerlere gelmek istemediğimi söyleyebilirdim. Çünkü ciddi anlamda öfke kontrolümü kaybediyordum. Dememe kalmamıştı ki arkamdaki topuklu ayakkabı seslerinin ona ait olduğunu anladım. Ben küçük cam reçelliklere çikolata sosunu doldururken yanımda bitti. O da kendine çikolata sosu almak için beni beklermiş gibi yaptı. Sonra da hafifçe eğilerek, "Ilgaz'ın artık sahipli olduğunu anlayabildin değil mi?" dedi ima barındıran bir sesle.
"Ne diyorsun sen?" Ellerime garip bir uyuşma geldi, sanki kanın akışı vücudumda ters dönmüştü, nefret tüm bedenimi birkaç kez turladı.
"Ilgaz'ı daha fazla ayartmana izin vermeyeceğim demek. Hem Mete hem de Ilgaz ile yatabilecek kalitede olduğunu bilsem de-" Cümlesini bitirmesine izin vermemiştim. Hızlıca saçına asıldım ve tuttuğum gibi kafasını çikolata dolu sosun içine bastırdım. Bir çığlık kopardığında kafasını birkaç kez cam kâseye vurdum sonra da kaldırıp yere ittirdim. Gözüm dönmüş gibiydi, o an sorsanız ne yaptığımı ben de bilmiyordum. Yere düştüğünde üstüne çöktüm ve yüzüne, karnına rastgele vurmaya, saçına asılmaya başladım. Zaten yüzündeki çikolata sosundan tam olarak beni göremiyordu, o yüzden de savunma konusunda başarılı olamadı. Sadece bağırıyor ve elleriyle kontrolsüzce beni defetmeye çalışıyordu. Onu cidden parçalayacaktım, yaptığım buydu.
"Asıl kaşar kim biliyor musun, sensin! Hadi söyle, benim de!"
Birden iki elin ağırlığını belimde hissettim ve hızlıca geriye çekildim. Ayaklarımla havaya birkaç kez tekme savurdum. "Bırak beni!" diye bir çığlık attım. Etrafımıza insanlar toplanmıştı. Furkan'ın, Esra'yı yerden kaldırmaya çalıştığını gördüm. Beyza ile Buğra şok içerisinde kalakalmıştı. Karşımdaki Doruk ileri atılmayayım diye gövdesini adeta siper etmişti. Beni iki eliyle belimden yakalayıp çekiştiren de Ilgaz'dı. Ayaklarım yere değmediği için adeta bisiklet çevirir gibi sallıyor, çırpınıyordum. "Sana bırak dedim!"
"Kızı gebertecektin!"
"Geberteceğim, evet!"
Ilgaz yürümeye başladığında havadaki çırpınışlarım hiçbir işe yaramadı. Olay yerinden git gide uzaklaştık. Ellerimi saçlarıma geçirdim ve tekrar sinirden bir çığlık attım. Dışarı çıktığımızda Ilgaz beni bıraktı fakat kollarımı tutarak yüzümü ona doğru çevirdi. "Yüzüme bak, bana bak, Arya."
Ona bakmayınca çenemden tutup ona bakmamı sağladı. Gözüm cidden hiçbir şey görmüyordu. Hala adrenalin ve öfke damarlarımda patlıyordu. "Bak bana, geçti tamam mı? Sakinleş, derin bir nefes al."
Yüzümü avuçlarının arasına aldı, "Gözlerime bak ve derin bir nefes al." Ardından "Haydi," diye ekledi.
Dediğini yaptım. Gözlerine baktım ve derin bir nefes aldım. Aldığım nefesi tuttuğumu fark ettim. Gözleri telaşlı, fakat sımsıcaktı. İçimdeki öfkeyi, nefreti ateşe verdi. Yüzüne baktım, sonra tekrar gözlerine.
Ondaki ateş bedenimdeki her bir hücreyi tutuşturuyordu.
Ama yanlıştı. Onla biz kendi hayatlarındaki hikâyeleri yarım kalmış iki parçalanmış ruhtan fazlası değildik. O sevdiği kadının yerine koyacak yeni tenler arıyordu, bense sevdiğim adamın yerine koyamayacağımı bilsem de başka ruhlar arıyordum. Bana benzeyen ruhlar... Belki de o yüzden bir yanım ona çekiliyordu. Onun ruhunda benden bir şeyler vardı.
Bazen bazı insanların eline size saplayacakları bıçağı kendiniz verirdiniz. İşte bende o yara daha kapanmamışken bir yenisine daha dayanabileceğimi sanmıyordum.
"İyiyim," diyerek birkaç adım geriye atıp geri çekildim.
"Kendini kaybettin,"
Başımı ellerimin arasına aldım ve bir derin nefes daha aldım. Öfkemin azabı yavaş yavaş beni terk ederken pişman olmadığımın bilincindeydim. İçeri girsem hala o kızı öldürebilirdim. Ona ciddi anlamda zarar vermeyi gerçekten istemiştim. Gerçekten gözüm kararmıştı ve kendimi kaybetmiştim. O sürtüğe olan öfkem hala geçmemişti.
"Buradan gitmek istiyorum, yoksa tekrar içeri gireceğim ve..."
"Tamam, tamam." Diye aceleyle kolumu yakaladı ve beni arabasının yanına gelene kadar tutmaya devam etti. Dışarıya çıkan Mete bize şaşkınlıkla bakarken, Ilgaz ona seslendi. "Merak etme onu eve bırakacağım. Sen de içerisiyle ilgilen."
Beni Ilgaz'ın bırakmasını Mete'nin onaylamayacağını tahmin ediyordum. Bir şey demesine fırsat kalmadan arabaya binmiştik bile. Zaten hala üzerimdeki öfke ve gerginlikten dolayı şu an başka bir şey umursayacak değildim. Yol boyunca sessizlik biraz kendime gelmemi sağladı. Biraz daha iyiydim ve yatışmıştım. Telefonum çaldığında Mete'nin aradığını düşünerek cebimden çıkardım. Ilgaz'ın göz ucuyla bana baktığını gördüm. Fakat arayan Feray'dı.
"Efendim Feray?"
"Bil bakalım şu an neredeyim?"
"Bilmiyorum," Başımı çevirip camdan dışarıya baktım, sol kolumu cama yasladım. "Önemli bir şey yoksa sonra konuşsak?"
"Hayır, hayır kapatma!" diyerek tam olarak kulağıma carladı. Kulağımı biraz çekmek zorunda kaldım. "Şu an trendeyim, on on beş dakikaya senin kasabaya varacağım. Uygunsan beni karşıla diyecektim, yok değilsen de adresi mesaj at ben bulurum."
"Ne diyorsun sen?" diye bağırdığımda Ilgaz bana baktı. "Şakanın sırası değil Feray, gerginim."
"Ne şakası yahu? Valla ciddiyim, sana sürpriz yaptım. Babam iki gün senin yanında kalmama izin verdi."
Telefonu kulağımdan çektim ve alnımı ovuşturdum. Herkes el birliğiyle anlaşmış beni zıvanadan çıkartmaya uğraşıyordu. Şuracıkta kendimi boğacaktım. "Bana sormak aklınıza geldi mi peki? Burada öğrenci hayatı yaşamıyorum, çalışıyorum Feray, başımda bunca şey varken cidden babamla sen eksiktiniz, o da oldu tam oldu."
"Pekâlâ, o halde geri dönerim. Özür dilerim, sen işine bak." Telefonu kapattı. Evet, kapattı! Bu kız beni delirtmek için ant içmişti. Herkes bugün beni delirtmek için üzerine düşen performansı layığıyla yerine getiriyordu. "Tren garına gidelim, hemen çabuk." Diyerek Ilgaz'a geri dönmesini işaret ettim. Gar ters istikamette kalıyordu. Feray inene kadar yetişebilir miydik bilmiyorum. Art arda birkaç kez çaldırdım fakat inatla açmadı. Bu inatçılığı kesinlikle bana çekmişti. Ah, lanet olsun!
"Neler oluyor?" diye sordu Ilgaz ilerideki sapaktan geriye döndüğünde.
"Kardeşim trende ve buraya geliyor, sonra bana kızdığı için geri dönecek. Bu kasabada başına bir şey gelmeden onu bulmalıyım. Hele ki Serkan, beni onunla tehdit etmişken..." Serkan'ın tehdidi kulaklarımda adeta çınladı. Ilgaz'ı seçtiğimden beri Serkan'dan ses seda çıkmamıştı ve açıkçası bu durum beni işkillendiriyordu. Düşündükçe daha da paniğe kapılıyordum.
"Merak etme, onu ilk biz bulacağız." Ilgaz'ın da en az benim kadar Serkan'dan şüphe ettiğine emindim.
Feray açmayınca bu kez babamı aradım. Bir tur da ona söylendim ve Feray'ı karşılamaya gideceğimi, telefonu açmasını söylemesini istedim. Uzun nutuklarla kardeşime iyi bakmam gerektiğini tembihledi. İşte bu içime öküz oturmasına neden oldu. Bu sırlarla, düşmanlıklarla dolu benim bile ne olduğunu bilmediğim kasabada onu nasıl koruyabilirdim? Ben bile buradayken korunmaya muhtaçtım.
Tren garına geldiğimizde telaşla arabadan indim ve Ilgaz'ı beklemeden etrafta koşuşturmaya başladım. Feray'ın geldiği treni aramaya koyuldum. Ilgaz da peşimden geliyordu. "Beklesene kızım! Kime diyorum? Hey!"
Boğazım kurumuştu, terleyen avuç içlerimi bacaklarıma sürttüm ve tekrar etrafa baktım. Trenlerden inen yolcular, ya da yeni gelen trenlere binen insanlar, tam bir karmaşa hakimdi. Bu kadar kalabalıkta Feray'ı nasıl bulacağımı da bilmiyordum. Sonunda Ilgaz beni kolumdan çekiştirerek durdurdu. "Kardeşinin geldiği tren şu ilerdeki olmalı," diyerek beni de beraberinde sürükledi. Ona minnettardım, çünkü bu panik halindeyken hangi tren olduğunu bulabilecek değildim. Serkan ciddi anlamda kardeşime zarar verebilecekmiş gibi geliyordu. Bir yanım da o sadece blöf yaptı, o senin çocukluk arkadaşın bunu yapmaz diyordu. Geçen on yıl... Belki de onu kötü adam yapmaya yetmişti, bilemiyorum.
Sonunda trenin olduğu yere geldik ve üzerimize doğru yürüyen kalabalığı yararak trenin içine doğru baktım. Ama görünürlerde Feray falan yoktu. Serkan gelip onu götürmüş müydü? Bu kadar çabuk? Göğsümdeki baskı şiddetlenince telefonu zar zor cebimden çıkardım ve tekrar Feray'ı çaldırdım. Bu kez çok şükür ki açtı. "Neredesin?"
"Bilet kuyruğundayım. Geri dönüş için bilet alacağım. Neyse ki bir sonraki saate varmış. Merak etme başına bela olmadan halledeceğim."
Ilgaz'a doğru döndüm ve "Bilet kuyruğu?" diye sordum.
"Şurada." Diyerek önden ilerlediğinde derin bir nefes alarak telefon kulağımda onu takip ettim. "Olduğun yerde kal tamam mı? Geldim ben."
" Yardımcı olduğunuz için teşekkür ederim," Kibar bir sesle konuşan Feray'ın bunu başkasına söylediğini anladım.
"Feray?"
"Efendim, ne dedin?" dediğinde onu kuyrukta gördüm. Duvarın arkasından dönen bir adamın arkasından bakıyordu. Kim olduğunu göremedim.
"Arkandayım." Diyerek telefonu kapattım ve kuyruğu yararak Feray'ı buldum ve kenara çektim. "Ne yapıyorsun ya, sırama az kalmıştı hâlbuki."
"Nasıl merak ettim haberin var mı? Ne demek telefonlarımı açmamak? Aklım çıktı, bir daha sakın böyle bir şey yapma!" diyerek ona sarıldım. Ona bir şey olmadan onu bulduğum için o kadar rahatlamıştım ki. O da bana sarıldı ve güldüğünü duydum. "Eh kimin kardeşiyim,"
***
"Demek şu yakışıklı Ilgaz senin patronun."
Akşam olmuştu. Pencereden son kez sokakta bir hareketlilik olup olmadığına bakıyordum. Bu kez cidden sondu. Perdeyi kapattıktan sonra yatağımda sırt üstü uzanmış ve bana imalı bir ifadeyle soru soran kız kardeşime döndüm. "Evet,"
"Sadece patronun mu peki?" Muzip ses tonu sinirlenmeme ve gerilmeme neden oldu. Ellerini başının altına yerleştirmiş tavanı izliyor ve keyifli bir ifadeyle gülümsüyordu. Koyu kumral, dalgalı saçları yastığın her bir yanına dağılmıştı.
"Sadece patronum," dedim üstüne basa basa. İçten içe Feray'ın magazin muhabiri olmak istediğini falan düşünüyordum.
"Peki, neden yarım saattir eve gelip gelmediğini kontrol ediyorsun?"
Duvar dibinde duran diğer yastığı alarak suratına fırlattım, yüzüne geldiğinde kahkahalarla güldü. Manyak! "Ona bakmıyorum, Mete gelebilirim demişti onun için..."
"Ya tabi tabi!" Yastığı kucağına çektikten sonra bir buklesini parmağına doladı. "Nasıl patronsa pencereleriniz tam olarak birbirine bakıyor ve sürekli seni gelip götürüyor. Hem arabadan inerken sana bakıp 'Sinirlenmemeye çalış, kedicik.' Demesi de neydi? Daha önce hiçbir patronun çalışanına kedicik dediğini duymamıştım. Bu daha çok bir sevgiliye hitap etme şekline benziyor."
"Feray, delirtme beni! Yalan borcum mu var sana? Ilgaz her çalışanıyla böyle. Sanırım resmiyet sevmiyor, rahat birisi."
"Hem bu kadar genç hem bu kadar yakışıklı. Görünen o ki sevgilisi de yok. Kalıbımı basarım üç hafta sonra işi bırakıp eve dönmemeni deli gibi istiyordur." Ilgaz'a borcumu ödedikten sonra kendi yoluma gitmeme bir şey diyeceğini zannetmiyorum. Kalmamı ister miydi? Biz onunla doğru dürüst anlaşamıyorduk bile. Bu sürecin sonunda arkadaş kalacağımızı da sanmıyordum. Başka da bir şey olmayacaktı.
"Sana anlattım. Bugün benzettiğim kızın yanına gitti. Onunla ilgileniyor-"
"Onunla ilgileniyor ama kız dayak yedikten sonra onun yanında kalmak yerine seninle geldi, öyle mi? Ne ara bu kadar aptal oldun sen? Resmen kendini kandırıyorsun."
Saldırgan ben olduğum için beni tutmaya çalışmıştı. Sonra da eve bırakmak istedi işte, Feray ortaya çıktı. Hem önemli olan sonradan o kızın yanına gitmesi. Üstelik hala daha da dönmemişti.
"Mete ile çıkıyorum, hatırlatırım."
"Peki, bunca saattir Mete nerede?"
"Off, Feray hazırcevaplığına yetişemiyorum."
"Haklıyım da ondan. Sözde sevgilisiniz ama birbirinizden haberiniz yok. Hem seni eve o değil de Ilgaz bırakıyor."
"Bu Ilgaz'ın suçu. Çocuk orada kalakaldı."
Feray bilmiş bir ifadeyle bana baktı ve yatakta doğruldu. Bağdaş kurarak oturdu. "Bana Mete'nin; Cenk'ten, Anıl'dan, efendime söyleyeyim o barda tanıştığın züppeden, motor yarışındaki yarışı kazandıktan sonra seni öpen çocuktan ne farkı olduğunu söylesene?"
"Cenk mi?" diyerek yüzümü buruşturdum. "Iyy o hödük, Mete'nin yanından bile geçemez."
"Kast ettiğim o değil. Demek istediğim o da diğerleri gibi senin için ciddi değil."
Başımı salladım. "Tabi ki değil. Biriyle çiçekler, kalp, seni seviyorum'larla dolu bir ilişki yaşayacağımı düşündün mü? Sadece birlikte takılıyoruz o kadar, o yüzden gelmiş ya da gelmemiş umurumda değil. Üç hafta sonra birbirimizi bir daha görmeyeceğiz bile."
"Seni tanıyorum Arya, Mete'ye saygı duymasan Ilgaz ile de takılır, ikisini de umursamazdın. Ama sen Ilgaz'ı umursuyorsun, kendine itiraf edemesen de."
"Sana terapi istemediğimi söylemiştim, psikolog hanım." Diyerek güldüm. İşi espriye vurarak konuyu kapatmak istemiştim. Ilgaz'ı da, Mete'yi de konuşmak beni baymıştı. Zaten bir süre sonra Feray ikisinden de bahsetmeyi bıraktı ve evden, okulundan, arkadaşlarından söz açtı. Beni özlediği için kucağımda yatarken uyuyakaldı. Onu yatırdıktan sonra üzerini örttüm. Biraz daha ayakucuna oturduğumda daha sonra ayağa kalktım. Dışarıda bir motosikletin sesini duydum. Tereddütlü bir ifadeyle pencereye baktım.
"Bu kez cidden son olacak. Yemin ederim, yemin ederim!" Kendi kendime mırıldandım ve ayaklarımın ucuna basa basa pencereye ilerledim ve usulca perdenin ucundan aşağıya baktım.
Gelmişti. Motorunu binanın önüne park etti ve üzerinden indi. Ceketinin cebine bir şeyler attıktan sonra sağa sola bakındı. Sonra da başını yukarı kaldırdı. Benim olduğum tarafa. Hızlıca perdenin ucunu indirdim. Zaten görünmüyordum da o kadar aşağıdan perdenin hareket ettiğini göremezdi herhalde. Odanın içindeki saate baktım. On ikiyi biraz geçmişti, eh o kızın yanında kalmamış, gelmişti. Bu da bir şeydi.
Memnun olduğum için kendime kızdım, sonra da Feray'ın yan tarafına kıvrılarak yatağa yattım. Başımı yastığın ucuna koydum ve yatağı büyük ölçüde kaplayan Feray'a baktım, dudaklarımda bir tebessüm oluştu. Ağzı açık uyuyordu. Çok yorgun olduğunda böyle uyurdu. Birkaç saat önce babamla da telefonda konuşmuştum, şimdilik her şey yolundaydı. Ama Feray'ın söyledikleri zihnimde dolaşıp durdu. Tüm bu karmaşanın kısa bir süre sonra buradan gitmemle bitecek olması güzeldi.
Kendimi rahatlattıktan sonra uyuyakalmışım. Sabah kapının çalmasıyla yerimden adeta sıçradım, zaten yatağın kıyısında olduğumdan bir gürültü eşliğinde yere kapaklanmam bir oldu. Kafamı ellerimle tuttuğumdan herhangi bir yara almadan yerde doğruldum. Yatağın tepesinden "Arya!" diye bağırdı Feray. Kapı da ardına kadar açılıp Beyza şaşkınlıkla bana bakakaldı.
Neyse ki kazasız belasız bir şey olmadan üst kata Doruklar'a kahvaltı etmeye çıktık. Feray'ın herkesle ilgili görüşü olumluydu anladığım kadarıyla.
"Bugünü kardeşinle geçirebilirsin, akşamüstü Pikap'a gelmene gerek yok." Diyerek kulağıma fısıldadı Ilgaz. Niye insan içinde kulağıma fısıldıyorsun ki be adam?
"Hayret, bana emirler veremeyecek misin? Ya da beni korumak adına peşime takılmayacak mısın?"
Ilgaz peçeteyle ağzını silerken bana ruhsuz bir bakış attı ve sandalyeyi geriye ittikten sonra ayağa kalktı. "Bundan sonra bu görevi sevgiline devrediyorum. Şüphesiz senin için benden daha çok bayılacağın bir koruma olur. Hem siz âşıklar daha fazla zaman geçirmiş de olursunuz." Diyerek göz kırptı. Fakat ruh halinden hiç de eğlendiği söylenemezdi. Garip bir şekilde soğuktu. "Ilgaz, ne oldu?" diye sordum.
Cevap vermedi. "Nereye gidiyorsun oğlum?" diye sordu Doruk.
"İşlerim var," dedikten sonra salondan dışarı çıktı. "Yine tersinden kalkmış," diyerek pufladı Doruk. Ben de sandalyemi çektim ve ayağa kalktım. Feray ve Orhan Amca'nın gözleri üstümüzdeydi. Peşinden salondan çıktığımda kapının önünde ayakkabılarını giydiğini gördüm.
"Neyin var?" diye sordum ısrarcı bir şekilde. Ayakkabısını giydikten sonra doğruldu ve kafasını yan yatırıp bana baktı. Gözlerindeki soğukluk ürpermeme neden oldu. Ellerini ceplerine soktu. Her zamanki umursamaz, serseri, bela tipi andırıyordu. Fakat farklıydı işte, biliyordum.
"Ne gibi?"
"Sen... Bana... Sanki kızgınmışsın gibi..."
"Sana koca gün izin verdim, korumalığımı sevgiline devrettim, seni özgür bıraktım. Daha ne istiyorsun Arya? Ayaklarına da mı kapansaydım?"
"Evet ama tüm bunu kızgın olduğun için yapmış gibisin. Sorun ne? Bana tuhaf davranıyorsun."
"Çalışanıma ve arkadaşımın kız arkadaşına davranmam gerektiği gibi davranıyorum. Sen nasıl davranmamı bekliyorsun?" Soğuk ses tonundaki imayı fark etmiştim. Arkadaşımın kız arkadaşı...
Niye öfkelendiğimi ya da hayal kırıklığına uğradığımı bilmiyordum. Fakat kelimeler ağzımdan kontrol edemeden çıktı. "Beni öpmediğin için pişman olduğunu söyleyen mesajda neden davranman gerektiği gibi davranmadın?"
"Evet, sen de o mesajıma rağmen ertesi gün Mete'yle el ele geldin. O eli tuttuysan ona göre davran güzelim, benden bir şey bekleme." Bana doğru yaklaştı ve kulağıma doğru hafifçe eğildi. "Ben senin parmağında oynatabileceğin erkeklerden değilim. Patronunum ve sevgilinin arkadaşıyım. Buna göre davran. Benimle ilgili küçücük bir şeye bile kapıldıysan unut. Seninle ilgilenmiyorum ve ilgilendiklerimin üzerlerine de atlamaktan vazgeç."
Söylediklerini sindirmek için yutkundum ve başımı salladım. Saçımı kulağımın arkasına ittim. Ellerimi nereye koyacağımı bilemediğimden göğsümde kavuşturdum. "O zaman önce altına aldığın fahişeleri benimle ilgilenmediğine ikna et. Seninle ilgili bir ihtimale kapıldığımı düşünmene gelince, sarhoşken yaptığım şeye aptallık dediğim için benden intikam almaya kafa yoracak kadar önemseyen sensin. Sonra da pişman olduğunu söyleyen mesajı atan da sen..."
Kolumu tuttu ve kendine doğru çevirdi. "Seni her öpmeyi isteyen erkeklerin sözlerine bu kadar kapılma, istediklerini aldıktan sonra bunu söylediklerini bile hatırlamazlar. Bunu bu kadar kolay kandırılan her kıza söylerler."
Yüzümü ifadesiz tutmaya çalışırken epey zorlandım. O kadar zorlandım ki. Tokadı suratına basmamak için tırnaklarımı avuç içlerime sapladım. Benden basit, her erkekle yatıp kalkan, kolay kandırılan, iki erkeği de idare edebilen hafif bir kız olarak bahsetmişti. Getirmek istediği nokta oydu. Esra da dün aşağı yukarı, daha açık bir şekilde bunu söylemişti. Onu parçalamak, yok etmek istemiştim. Fakat Ilgaz'a hissettiğim bunların hiçbiri değildi. Bu sözleri içimde bir yere dokunmuş, acıtmıştı. "O yüzden basit bir sürtüğe davranman gerektiği gibi davrandın," diye mırıldandım.
"Ne?"
"Bir çalışanın ve arkadaşının sevgilisi için güzel sözler sarf ediyorsun," diyerek onu ittirdim ve kapıyı da suratına doğru çarptım. Ayağını araya koyarak kapının kapanmasını engelledi. "Arya, bekle."
Kapıyı tüm gücümle ittirdim. Sırtımı kapıya yasladım ve tekrar var gücümle ittim. "Onu demedim Arya, yemin ederim ki onu kast etmedim." Ve sonunda kapıyı kapatabildim. Birkaç kez kapıyı yumrukladı. Sonra vazgeçti. Sırtımı yaslarken hayal kırıklığıyla dolu bir iç çektim. Ne kast ettiğini de, neden bana böyle davrandığını da bilmiyordum. Bildiğim tek şey, o serserinin söylediklerinin kalbimi kırmış olduğuydu. Ve birine sizi kırabilme imkânını verdiğinizde günü geldiğinde size saplayacağı bıçağı eline vermiş oluyordunuz. Ben, o bıçağı Ilgaz'ın eline vermiştim. Tek yapabileceğim bana saplayacağı günü beklemekti.
Selamlar, asilerim. Her birinizi o kadar çok özledim ki. Uzun zaman oldu, umarım keyifle okumuşsunuzdur. Arya, sonunda Esra'ya haddini bildirdi dediğinizi duyar gibiyim. Koca gündür yazıyorum desem abartmış olmam. O yüzden şöyle uzun, bol bol, çok çok yorumlar görsem ne de mutlu olurum. Hepinizi seviyorum, yakın zamanda görüşmek üzere benim tatlı okurlarım.
Bạn đang đọc truyện trên: Truyen247.Pro