Chào các bạn! Vì nhiều lý do từ nay Truyen2U chính thức đổi tên là Truyen247.Pro. Mong các bạn tiếp tục ủng hộ truy cập tên miền mới này nhé! Mãi yêu... ♥

13. BÖLÜM: "TAM ON İKİDEN VURMAK"

13. BÖLÜM: "TAM ON İKİDEN VURMAK"

Bir külkedisi masalındaydım sanki. Saat on ikiyi vurmuş, tüm gerçekler ortaya çıkmış ve ben kuytu bir sokağın ortasında nereye kaçsam da Ilgaz'a görünmeden markete gidebilsem diye tedirgin adımlarla yürümekteyim. Hava oldukça soğuk, Şubat kesinlikle sorumluluğunu yerine getiriyor. Beni oldukça sıcak tutan büyük kabanımı giymeme rağmen yürürken içimi kaplayan soğuk ürperti rahatsız edici. Defalarca kontrol ettim, diye tekrarladım kendi kendime. Odasının ışığı yanmıyordu, odasını içini gözetlediğimden değil. Kabul, gözetlemiştim! Spor odasında olabilirdi, ya da mutfakta. Salon da odamın hizasından görüldüğüne göre oranın da ışıkları yanmıyordu. En iyi ihtimalle bugün izinim olduğumdan Pikap'a gitmesem bile o hala orada olabilirdi. Sadece markete girip bana lazım olan şeyi alacak ve eve geri dönecektim. Bu kısacık sürede karşılaşma ihtimalimiz bir hayli düşüktü.

Rahatlamış bir ifadeyle köşeyi döndüm ve görüş açıma giren markete baktım. Kabanımın geniş ve tüylü kapüşonunu birazcık geriye ittirip yan tarafıma baktığımda mahallenin başından giriş yapmakta olan motosikleti gördüm. Ilgaz'ın motosikleti. En son dün gece binmek zorunda olduğum. Dün geceyi düşününce aklıma Ilgaz'ın bahsettiği öpücük de geldi tabi. Başımın döndüğünü ve uyumak istediğimi defalarca tekrarlayıp durmuş ve ona cevap vermekten kurtulmuştum. Şimdiyse onunla karşılaşmak pek iyi bir fikirmiş gibi gelmiyordu. İtiraf ediyorum, markete çıkmadan yarım saat boyunca onunla karşılaşmamak adına sokağı, evini gözetleyip durmuştum. Sonuç ise hüsrandı.

Beni görmemesi için adımlarımı hızlandırdım. Hem kafamdaki montumun başlığı sarı saçlarımı gizliyordu, üstelik hava kararmış sayılırdı. Akşam olmak üzereydi.

Markete girmeden arkama tekrar bir bakış attığımda motosiklet gitmişti. Beni fark etmemişti ve eve girecekti. İşte bu iyi haberdi.

Markete girdiğimde ellerimi birbirine sürterek ısıtmaya çalıştım. İstediğim şeyin olduğu reyona gitmek için dümdüz ilerleyip sağa dönmem gerekti. Malum günüm yaklaşmıştı. Belki yarın, belki daha yakın, bilemiyorum. Fakat sabahtan beri beni yoklayan karın ağrılarına bakılırsa tedbirimi almakta fayda vardı. Devamlı kullandığım pedi alarak çikolata dolu raflara ilerledim. Bir bitter, bir tane fıstıklı, bir tane sütlü... Sanırım yeterdi. Kimi kandırıyorum ki? Bu dönemde kesinlikle yetmezdi. İştahımın son derece açıldığını ve çikolata krizine girdiğimi inkâr etmenin pek faydası yoktu. Elimdeki çikolataların sayısını ikiye katladıktan sonra arkamda durduğunu fark ettiğim müşteriye yol vermek için kenara çekildim.

O an yüzümün renginin birkaç ton daha açılıp hayalete döndüğüme emindim. Karşımda dikilen, ellerini siyah montunun ceplerine yerleştiren ve bana muzip bir şekilde sırıtan Ilgaz'dan başkası değildi. "Beni gördüğüne çok şaşırdın."

"Beni korkuttun," diyerek arkamı döndüm ve ellerimdekileri düşürmemek için sımsıkı tuttum. Raflarda hala bir şey arıyormuşum gibi bakındım. "Burada ne arıyorsun?" diye sordum.

"Seni," diye cevaplamasını tabi ki beklemiyordum. Beni izlediğini bilmek rahatsız ediciydi. "Kaçıp Serkan'a gideceğimi falanı düşündün?" dedim onu alaya alarak. Sonra da başka bir şey daha almadan bu bölmeden çıkıp kasaya doğru ilerledim. Peşimden geldiğini anlamak zor değildi. "Bugün neden benden kaçtığını merak ediyordum aslında."

Önümdeki teyze aldıklarını poşetlere yerleştirirken kasiyer benimkileri kasadan geçirmeye başladı. Malum şeyi Ilgaz'ın da gördüğünü fark edince rahatsızca ona döndüm. "Kaçtığım falan yok, her zamanki halim."

"17 lira 25 kuruş,"

Elimi cebimdeki yirmiliğe uzattığımda çoktan Ilgaz'ın bir yirmilik uzattığını gördüm. Ona bu ne şimdi bakışları attığımda beni taktığı pek söylenemezdi. Oflayarak çikolatalarımı ve pedi poşetin içine doldurdum. Üstelik Ilgaz'ın periyodumu bilmesine de gerek yoktu fakat anlamış olmalıydı. Neden beni rahat bırakmadığını anlamıyordum.

Marketten çıktığımızda montumun inen kapüşonunu tekrar kafama geçirdim. "Pikap'tan gelir gelmez peşime takılman inan ki beni çok duygulandırdı, hatta şunları senin ödemen de..." Boğazımı temizleme gereği duydum. "İzin günümde bu kadar düşünceli olman şaşırtıcı,"

"Bu sabah balkonda beni gördüğünde neden kaçarcasına içeri girdin, peki? Dün gece sana söylediğim şeyden sonra benden köşe bucak kaçmaya başladın."

"Ne alakası var? Balkon soğuktu, üşümüştüm ve içeri girdim. Her şeyi kendine bağlamana gerek yok."

Kafamı kaldırıp yürüdüğümüz sokağa baktım ve bizim mahalleye girmek için sağa döndüm. O da arkamdan geliyordu. "O gece hakkında söyleyeceğin bir şey yok yani," Duraksadım. İyi ki yüz ifademi gizleyen bir adet kapüşon takıyordum. Duygularımı pek fazla belli eden, kızaran, bozaran bir tip değildim. Lakin bazı durumlarda takındığım maskeler yeterli olmuyordu. Az biraz sıcak bastığını söyleyebilirdim. Sahte bir kahkaha koyuverdim. "Seni öpmemden mi bahsediyorsun?" O ve öpmek kelimelerini aynı cümle içinde geçirmek bile karnıma kramp girmesine neden oldu fakat dışımdan kesinlikle renk vermiyordum. "Sarhoş olduğumda yapıyorum bu tarz aptallıklar, sen bakma bana," Tepkisini ölçmek için başımı kaldırıp yüzüne baktım. Birkaç saniye kıpırdamadan bana baktı. Sonra bakışlarını kaçıran taraf o oldu ve yürümeye devam etti. Yoksa kızmış mıydı?

"O halde sorun yok," diyerek ellerini cebine attı. Adımlarımı hızlandırarak ona yetiştim. Apartmanlarımızın önüne geldiğimizde apartmanının giriş kapısına doğru ilerledi. Sonra da bana baktı. "Haydi, eve gir," dedi. O an anladım, beni kontrol ettiğinden yanıma gelmemişti beni güvende tutmak istiyordu. Serkan'dan hala ses seda çıkmamışken her türlü kuruntu normaldi. Garip bir şekilde kendimi vicdanımla hesaplaşırken buldum. Kabul etmeliyim bir tarafım Ilgaz'ı cezbedici buluyordu. Onu birkaç kez öpmeyi aklımdan geçirmiş olabilirim. Fakat Ilgaz, kendini beğenmiş, serseri ve alaycı biriydi. Bunu yapıp onu daha çok şımartmış olacaktım. Ona bu zevki tattıramazdım. Hem onu öptüğümü de hiç hatırlamıyordum. Sarhoşluğun verdiği bir anlık bir şey olmalıydı. Ya daha fazlasıysa? Hayır, hayır...

"Kedicik, orada dikilip daha ne kadar bana bakacaksın? Gözlerinle beni yedin bitirdin. Bu da ayıkken yaptığın aptallıklardan biri olsa gerek," diye lafı yapıştırdığında silkelenerek kendime geldim.

Yüzüme peydah olan alaycı gülümsemem genişledi. "Bunu beni Mete'den kıskanıp peşime takılan biri mi söylüyor?"

"Ne? Ne kıskanması?"

Ağzıma fermuar işareti yapıp tabi, tabi dercesine başımı salladım ve onun ne dediğini umursamadan içeri girdim. Onu sinir etmek beni bir hayli mutlu ediyordu. Keyifli bir şekilde merdivenleri çıkmaya koyuldum.

***

"Hadi ama Arya, amma inat ettin."

Yaklaşık yarım saattir tepemde dikilen Beyza beni ikna etmek için türlü dil döküyordu. Bir haftadır uzak kaldığı kız kardeşim Feray'ı bana hatırlatmıştı. Pazar akşamları arada sırada yaptıkları gibi bu akşam da Ilgaz'ın geçen günkü gözlüklü arkadaşı Furkan'ın oyun mekânına gideceklerdi. Beni de evde bir başıma bırakmamak için epey de ısrarcıydı.

"Dediğim gibi karnım ağrıyor, regl oldum olacağım."

"Peki, o zaman ben de gitmem, senle kalırım."

"Buğra senin de gelmeni ister. Malum sevgilisini yanında istiyor." Diyerek güldüm. Buğra ile Beyza'nın aşkları öyle naif ve kıskanılasıydı ki. Birbirlerini bu kadar tamamlayan bir çift daha görmemiştim. Onlara baktığımda zaman zaman boğazıma bir yumru oturuyordu. Birbirlerinin gözlerine baktıklarında sevildiklerini en derinine kadar hissediyor olmalıydılar.

Odanın kapısı bir kez vurulduğunda, "Gel," diye seslendim. Girenin Buğra olduğunu sanıyordum fakat içeriye giren büyük cüsseli kişi Doruk'tan başkası değildi. Uzandığım yatakta doğrulma pozisyonunu aldım. O kadar şaşkındım ki ilk olarak onun bir şey söylemesini bekledim.

"Ben salondayım," diyerek omzuma dokundu Beyza ve ayağa kalkarak odadan çıktı. Kapının önünde dikilen Doruk da ayakucuma tereddütlü bir ifadeyle oturdu. Elinin içinde fotoğrafa benzer bir şey tutuyordu. Fotoğrafı bana uzattı.

"Annem bunu albümde bulmuş,"

Bu sokakta, bisikletlerimizin önünde durup Doruk ile sırt sırta verdiğimiz fotoğraf. Bu fotoğrafta yedi yaşındayım, Doruk ise dokuz yaşında. İkimizin de üstünde kot ceketleri var. Benden daha uzun boylu ve kilolu. Öyle ki yanakları yumuk yumuk duruyor. Saçlarım atkuyruğu ve sarı kâküllerim alnımı örtüyor. Kollarımı birbirine dolamışım, Doruk ise iki elini de silah işareti yapmış.

"Yarış yapmadan önce Nesrin Teyze çekmişti." dedim parmaklarımı fotoğrafta gezdirirken.

"Beni o gün yenmiştin, diğer günlerde de olduğu gibi,"

Tepelerde bisikletlerimizle yaptığımız yarışları dün gibi hatırlıyordum. Doruk her seferinde arkamda soluk soluğa kalıyor ve söyleniyordu. Benim hile yaptığımı söyleyerek mızıkçılık ediyordu.

"Baban seni almaya geldiğinde öyle üzülmüştüm ki Serkan ile planlar yapıyorduk, Arya'yı asla vermeyiz diye. Baban o gün de askeri bir cip ile gelmişti ve seni götürdü. Geri döneceğini söyledin ama ben içten içe seni bir daha görmeyeceğimi biliyordum."

Bazen bazı şeyler elimizde olmuyordu. İstesek de gerçekleştiremiyorduk. Çok kez bu kasabaya geri dönüp Özge'yi, Doruk'u, Serkan'ı, Beyza'yı görmek istemiştim. Öyle çok hayal etmiştim ki Özge ile yeniden buluştuğumuzu... Ona babamı, Feray'ı, üvey annemi anlatmayı öyle çok istedim ki... Her şeyinizi paylaşmak, anlatmak istediğiniz biriyle gün geliyor birbirinize bakmaya bile tahammül edemeyen iki yabancı oluveriyordunuz. Kaderin en çarpıcı oyunuydu bu.

"Ama döndün. Nasıl olduysa oldu fakat iyi ki Ilgaz'ın arabasını çarpmışsın, çünkü yine evindesin."

Doruk'un beni affettiğini anladığımda ağlamamak için kendimi bir hayli zor tuttum. Uzanıp saçlarımı karıştırdı. "Bir daha ne olursa olsun Serkan'a uymadan önce bana söyle, tamam mı? Ilgaz'ı, Beyza'yı geç ama bana sakın yalan söyleme olur mu?"

Başımı olumlu anlamda salladım ve gülümsedim. Ayağa kalktı ve bana doğru eğilip saçlarımın arasına bir öpücük kondurdu. "O halde barıştık?"

"Evet, ve sen şimdi hazırlanıp bizimle Furkan'ın oyun salonuna geliyorsun. Bir boyunun ölçüsünü alalım bakalım, Sarışın."

***

Yanıp sönen tabelada "GÖLGE OYUN SALONU" yazıyordu. İçeri girdiğimizde bizi bir giriş yeri karşıladı. Genellikle karanlık ağırlıklıydı, loş aydınlatmalarla aydınlanıyordu. Aynı zamanda yoğun bir sigara kokusu vardı. Yanıp sönen, renkli ok işaretlerini takip ederek merdivenlerden aşağı indik. Aşağısı gayet büyüktü. Bilardo masaları, langırt, hava hokeyi masaları vardı.

Siyah kemik gözlüklerini düzelten Furkan aşağıda bizi Mete ile beraber bekliyordu. Mete'nin elinde bir ıstaka vardı. Biraz daha ilerleyince köşede dikilen Esra'yı da gördüm. Kaşlarım istemsizce çatıldı. Onun burada ne işi vardı?

Kısa bir hoş geldiniz faslından sonra erkekler langırt masasına geçtiler. Beyza da sevgilisinin yanında oyunu izlediğinden ben biraz daha geride kaldım. Sırtımı bilardo masalarından birine dayadım ve elimdeki elmalı sodayı yudumlarken etrafa bir göz attım. Esra tanımadığım bir kızla araba yarışı oynuyordu. Birkaç dakika sonra oyun bitince ağır adımlarla yürüyerek geldi ve sırtını yan tarafımdaki masanın ucuna yasladı. "Mete'nin biraz şansa ihtiyacı var, neden yanına gitmiyorsun?" diye bir laf attı. Daha önce hiçbir muhabbetimiz yoktu. Benimle konuşabileceğini ona düşündüren neydi?

"Böyle iyiyim," dedim ilgisiz bir sesle ve başımı başka tarafa çevirdim. Karnım hafif bir biçimde ağrıyordu. Bu dönemlerde daha sinirli ve gergin oluyordum, o yüzden şu kız ağzını kapasa kesinlikle iyi olacaktı.

Yan taraftan çığlıklar yükseldi. Oyunu kazananın Doruk olduğunu anladığımda soda şişesini ona doğru kaldırdım ve "Tebrikler, şampiyon!" diye bağırdım.

"Daha yeni ısınıyorum," diyerek ellerini ovuşturdu Ilgaz.

Esra sarı saçlarını parmağına doladı ve gülümsedi. "Sadece biraz şansa ihtiyacın var." Adeta 'bana ihtiyacın var gibi' söylemişti. Onu ima ettiğine emindim. Gri kazağımın yakasını çekiştirdim. Bu uyuzun burada olduğunu bilsem gelmezdim. Tipi, tavırları bile ona sinir olmama yetiyordu. Üstüne birde o sürtük ses tonunu kullanarak konuşması beni zıvanadan çıkaracaktı.

Daha sonra bilardo oyununa geçtiler. Mete ile Ilgaz ayrı bir takım oluşturdu. Bilardo pek anladığım bir oyun değildi. Zaten Ilgaz'ın dediğine göre de çeşitleri vardı. Ilgaz'ın oyundan gayet iyi anladığı belliydi. Istakayı büyük bir rahatlıkla tutup kırmızı topa vurdu. Top diğer toplara çarpınca iki tane topu daha deliğe soktu. İzlemesi eğlenceliydi. Oyun hararetli geçti fakat Ilgazların takım kazandı. Bunun nedeni Esra'nın şans vermek adına Ilgaz'ın dibinden ayrılmaması olabilirdi(!)

Herkes kendi istediği oyunlara yöneldiğinde elime bir ıstaka aldım, onu doğru tutmaya çalışarak tek gözümü kapattım ve bir topu hedef aldım.

"Biraz daha eğilmelisin," Arka tarafımdan Mete'nin sesini duyduğumda beni yönlendirmek için elini hafifçe belime yerleştirdi. Kollarını, kollarımın iki yanından ıstakanın üzerine koydu. "Hedefine odaklan,"

Vuruş beklediğim gibi başarısız oldu. "Sorun sende değil, ben kötü bir öğrenciyim," diyerek doğruldum ve ona doğru döndüm. "Bu arada dün gece için özür dilerim. Seni de rezil ettim."

Mete gülümsedi ve bana doğru eğildi. "Gerçeği söylemek gerekirse ben de eğlendim. Murat'ın yüzünün aldığı şekil kesinlikle buna değerdi."

Bulunduğumuz konumun yakın olduğunu fark ettiğimde başımı biraz daha geriye çektim. Ellerimi de arkama alarak bilardo masasına dayadım. "Öyleyse sorun yok,"

"Bunu saymıyorum, bu çılgın kızla gerçek bir randevuya ihtiyacım var. Belki bana bir şans daha verirsin?" Eliyle saçlarını işaret etti. "İstersen saçlarımı kazıtabilirim bak,"

"Hayır, hayır böyle gayet iyi." Bir elimi karnımın üstüne yerleştirip çaktırmadan hafifçe ovalamaya başladım. Şu durumda onunla randevu tartışacak değildim. "Olabilir, kafama eserse," diye geçiştirdim. "Ne kadar ısrarcı olduğumu daha anlamadın mı?" diyerek abartılı bir şekilde yüzünü astı. Onu tekrar dibimde buldum. Etrafıma bakma gereği duydum. Doruk ile Beyza hava hokeyi onuyorlardı. Beyza sayı attıkça hoplayıp zıplıyordu. Buğra ile Furkan da araba yarışı yapıyorlardı. Gözlerim Ilgaz'ı aradı. Başımı biraz daha çevirdiğimde onun Mete'nin hizasında arka taraftaki duvara yaslanmış bize bakmakta olduğunu gördüm. Mete önümde durduğu için uzun boyundan dolayı arka tarafı görememiştim. Ilgaz'ın açısından bakıldığında Mete dibimdeymiş gibi görünüyor olmalıydı.

Ilgaz dudaklarındaki sigaradan bir nefes çekip dumanı üflerken gözüm yine dikkat çekici dudaklarına kaydı. Bakışlarımız buluştuğunda başı hafifçe eğikti ve anlamsız gözlerle bana bakıyordu. "İtiraf etmeliyim seni gördüğüm an çarpıldım, Arya. O andan itibaren senden başka bir şey düşünemiyorum. Sen hayır desen bile peşinden milyon yıl boyunca usanmadan koşabilirim."

Mete'nin sözlerini işitince bakışlarım yine ona kaydı. Bu beklemediğim itirafı karşısında ağzımı bir şeyler söylemek için açtım sonra geri kapadım. Ne söyleyeceğimi bilmiyordum. Yaşadığım gerginlikten olsa gerek karnımdaki ağrı biraz daha artmıştı. "Bu ani oldu," diyebildim ve başımı tekrar yan çevirdim. Ona bakmaya devam edersem beni öpeceğinden korkuyordum. Mete maceracı biri olduğu için sanırım hızlı gitmekte bir sorun görmüyordu.

"Başka biri mi var?" diye sorduğunda gözlerim istemsizce Ilgaz'ın olduğu tarafa kaydı. Fakat bu kez yalnız değildi. Esra, Ilgaz'ın sigarasından bir nefes çekip dumanı kasıtlı olarak Ilgaz'a doğru üfleyip kıkırdadı. Vücudumda adını koyamadığım bir şeyin kuvvetle pompalandığına emindim. Güldüğünde başını Ilgaz'ın göğsüne yasladı ve sigarayı tekrar Ilgaz'ın dudaklarına yerleştirdi. Karnımdaki ağrı şiddetlenmişti ve içimde sancıya benzer garip bir his uyanmıştı. Yüzüm istemsizce buruştu ve iki elimi de karnımın üstüne bastırdım. "İyi misin?"

"Lavaboya gitmeliyim," dediğimde önümden çekildi ve Ilgaz tamamiyle görüş açıma girdi. Ellerim karnımın üzerinde olduğundan sanırım bunu fark etti ve Esra'yı hafifçe iterek duvardan doğruldu. Ona bakmayı kesip Mete'ye tuvaletlerin yerini sordum. Sol tarafa dönüp koridor boyunca ilerledim. Mete'ye iyi olduğumu söyledim ve tuvalete girdim. Tahmin ettiğim gibi periyodum başlamıştı. Yanıma gerekli şeyi aldığım için sorun olmadı ve hallettim. Fakat karnımın ağrısı için ne yapacağımı bilmiyordum. Ellerimi yıkayıp alnıma bastırdım ve derin bir iç çektim. Karnımı biraz daha ovdum.

"Arya?"

Kapının arkasında Ilgaz'ın sesinin duyduğumda başım kapıya doğru çevrildi. Saçlarımı sırtıma doğru attım ve şaşkınlık içerisinde kapıyı açtım. "Neyin var, iyi misin?" diye sorduğunda duvara yaslanmış beni bekliyordu.

"İyiyim," dedim ve onu beklemeden yürümeye başladım. Esra ile yapacak yığınla sigara fantezisi olduğuna emindim, neden benimle zamanını yitiriyordu ki?

"Hastaneye gidelim mi?" dediğinde durdum ve ona döndüm. "Hastanelik bir şeyim yok." Bakışlarını karnıma odakladı sonra tekrar yüzüme çevirdi. "Anladım." Dediğinde gerçekten de anladığını fark ettim. Zaten bugün ne aldığımı gayet iyi görmüş olmalıydı. Bu beni utandırmadı fakat az buçuk da olsa rahatsız etti. Erkeklerin bu konuda ne bildiklerini cidden merak ediyordum.

Oyun salonuna girdiğimizde Ilgaz'ın yanımdan ayrılmasını bekledim fakat aramızda gözle görülür bir mesafe bırakıp yanımda dikiliyordu. Sanki benden sorumlu velimmiş gibi davranıyordu. Ona bir bakış attığımda uzun kirpiklerinin arasından bana baktı. "Solgun görünüyorsun," dedi. Ben zaten sarışın biriydim, ten rengim açık olduğundan yüzümün rengi bir ton bile attığında solgun görünüyordum. Ona bir cevap vermedim. Tekrar etrafta bir göz gezdirdim. "Sıkıldım," diyerek bir nefes verdim ve karşıdaki hedef tahtasına doğru ilerledim. Hemen önünde bir ok ve yay bulunuyordu. "Nasıl kullanacağını biliyor musun?" diye sordu Ilgaz.

"Neden Esra'nın yanına gitmiyorsun? Sabırsızca seni beklediğine eminim."

Yayı sol elime oku da sağ elime alıp yerleştirdim, filmlerde az buçuk nasıl olduğunu görmüştüm. Sağ kolumu dirseğime doğru büküp oku omzumun hizasına doğru çektim. "Kolunu biraz daha dik tutmalı ve çenenin hizasına getirmelisin."

Onun tavsiyesini dinlemek istemesem de dediğini yaptım. Ok elimden her an fırlayıp gidecekmiş gibiydi, tahmin ettiğimden daha zordu. Elimin titrediğini fark ettim, yayı kontrol etmek beceri istiyordu.

Ilgaz arkama geçti ve bir kolunu hafifçe dirseğimin üstüne yerleştirdi. Diğer eli de beni kontrol etmek için belimdeydi. Bu kafamda biraz daha kaos yarattı. Bana temas ettiğinde güçlü bir elektrik akımına kapılmışım gibi hissediyordum. Oysa az önce aşağı yukarı Mete de bana böyle temas etmişti fakat vücudumda hiçbir değişiklik olmadığına emindim. Şimdiyse yayı tutan elimin karıncalandığını hissettim. Belimdeki elini biraz daha sertleştirdi. Başını bana doğru hafifçe eğdi. Düzenli nefes alışverişlerini duyuyordum. "Ne zaman bırakacağımı nereden bileceğim?" diye sordum. Ilgaz dirseğimdeki elini elimin üzerine yerleştirdiğinde başımı yana doğru çevirdim. Uzun kirpiklerine, içinde kızıllıklar barındıran koyu kahve gözlerine, elmacık kemiklerine ve kalın dudaklarına baktım. Onu öpmüştüm. Nasıl olduğunu hatırlamasam da bir şekilde onun dudakları benim dudaklarımın üstündeydi. Bu düşünce tenimin karıncalanmasına neden oldu.

"Kalp atışlarını dinle," diye fısıldadı. Bunun iyi bir fikir olduğuna emin değildim. Zira kalp atışlarımın pek düzenli olduğu söylenemezdi. Yayı kontrol edemediğim için de ellerim terliyor olmalıydı. "Kontrol sende, ne zaman atacağını biliyor olacaksın. Kalbinin sesine odaklan ve hedefi on ikiden vur,"

Bunu bir ninni söylermiş gibi usul ve yavaşça söyledi. Bakışlarımı yüzünden çekerek tekrar önüme döndüm. Kalbimin sesi bir saatin vuruşlarını andırıyordu. Keskin ve hızlıydı. Onun da bu sesi duyuyor olduğunu bilmek rahatsız ediciydi. Gözlerimle hedef tahtasının tam ortasına odaklandım ve bir gözümü hafifçe kıstım. Elimi biraz daha çektiğimde Ilgaz'ın eli de benimle uyumlu olarak hareket etti. Nefesimi tuttum ve birkaç saniye salondaki gürültülere odaklandım. Kalbimin sesini dinledim ve içimden şimdi diye geçirdim. Oku bıraktım ve soluğumu tuttum. O kadar hızlı oldu ki, gözlerimi kapatıp açmamla okun tahtanın tam ortasına saplandığını görmem bir oldu. Şaşkınlıkla gözlerimi kırpıştırdım ve elimdeki yayı bıraktım. "Başardım!" diye coşkuyla bağırarak Ilgaz'a doğru döndüm ve bir anlık heyecanla boynuna atıldım.

"Evet, kedicik başardın." Dedi. Ona sarıldığımı fark ettiğimde içimi garip bir heyecan dalgası kapladı istemeye istemeye kendimi geri çektim ve yüzüne baktım. Öyle yakınımdaydı ki. "Hedefi tam on ikiden vurdun," diye fısıldadı. Gözlerine baktım ve bir gondoldan aşağı iniyormuş gibi hissettim. Onu öpmek istiyordum. Hem de şu an.

Onun da bakışları dudaklarıma kaydığında hissettiğim olağanüstü çekim aklımı başımdan aldı. Belki bu sadece bir tutkuydu, bilemiyorum. İnsan kendisine yasak gelen şeyi arzulardı. Elini belime yerleştirdi ve beni biraz daha kendine doğru çekti. Boğazımın kuruduğunu hissediyordum. Etraftaki her şey ağırlaştı. Nefeslerimiz birbirine karışıyordu.Dudaklarımızın arasında milimler kaldığında bu an için türlü şeyler söyleyebilirdim. Fakat kilitlenmiş gibiydim. Bir öpücüğü kusursuz kılan belki de öpüşmekten hemen önceki andı.

"Aptallık ediyorsun kedicik, dikkat et," dediğinde trans anından çıkmış gibiydim. Ilgaz beni öpmek için herhangi bir hamle yapmadı, yüzünde alaycı ve küstah bir ifadeyle bekledi. Bana oyun oynamıştı! Kendince benim lafımla beni vurmuştu! Kahretsin! Ellerimi göğsüne yerleştirip onu sertçe ittirdim. "Pislik!" diye adeta tısladım. Kendimi fena derecede aşağılanmış hissediyordum.

Onu orada bırakarak diğerlerinin olduğu kısıma doğru hızlı adımlarla ilerledim. Adeta burnumdan soluyordum. Sinirden olsa gerek karnımın ağrısı yine baş göstermişti. Yine langırt masasının başında toplanmışlardı. "Mete!" diye seslendim.

Başını kaldırıp bana doğru yürüdü ve "Siz devam edin," diyerek yanıma geldi. Ellerimi göğsümde kavuşturdum ve arkama kısa bir bakış attım. Ilgaz da içeri girmişti. Başını yana doğru eğmiş hafifçe çenesini sıvazlıyordu. "Biliyor musun, saçlarını kestirip o kapıdan girdiğin an sanırım ben de aynı şeyleri hissettim. Benim için bu kadar çabalamışken tabi ki teklifini kabul edeceğim."

Yüzündeki gülümsemesi genişledi ve dünya üzerindeki en mutlu adam oymuş gibi gözlerimin içine baktı. Ellerini cebine yerleştirdi, tekrar çıkardı ve bu kez kollarını göğsünde kavuşturdu. Ne yapacağını bilemiyor gibiydi. "Bugün yirmi dört yıllık hayatımın miladı sanırım,"

Mete'nin çıkma teklifini bir anlık sinirle ve hayal kırıklığıyla kabul ettiğimi biliyordum. Belki de gerçekten benimle ilgilenen birine ihtiyacım vardı. Aynı duyguları benim taşımamam pek sorun değildi. Zamanında çok sevmiş biri olarak şu an ihtiyacım olan sadece sevilmekti. Bunun Mete'ye karşı yaptığım bir bencillik olduğunu bilsem de zaten eve dönünce onu bir daha görmeyeceğime emindim. Mete'nin, Ilgaz'ın yakın arkadaşı olması da sanırım az biraz Ilgaz'ı huzursuz etmek içindi. Ondan etkileniyordum ve bunu yok etmek için araya arkadaşını sokmak bir bakıma mantıklıydı.

"Atışın mükemmeldi." Yan tarafımızdan gelen Esra'nın sesini işittiğimde ilk baş üstüme alınmadım lakin ona baktığımda bunu bana dediğini anladım. "Neden bahsediyorsun?" diye soğuk bir sesle sordum. Mete de meraklı bir ifadeyle ona baktı.

"İçerideki ok atışın efsaneydi," diye göz kırptı imalı bir ifadeyle. "Hedefi tam on ikiden vurdun." Sesindeki kinayeden Ilgaz ile beni gördüğünü anladım. Başımdan aşağı kaynar sular döküldü adeta. Yakınlaştığımızı biliyor olmalıydı ve burada Mete'ye söylediklerimi de sanırım duymuştu. Benim tam bir ikiyüzlü gibi davrandığımı sanıyordu ve bu sinsiliğine bakılırsa her an her şeyi söyleyebilirdi.

"Ve vurmaya da devam ediyorsun," diye sahte bir şekilde gülümsedi. "Sürprizlerle dolusun Arya, sanırım Mete tam da bu yanına vuruldu. Onu şaşırtmaya devam edeceğine eminim." Yaptığı ima öyle barizdi ki ellerimi yumruk yapıp sıkmıştım.

Daha sonra da başka bir şey söylemeden çekip gitti. İçimdeki onu parçalama dürtüm az biraz geçtiğinde evlere dağılmaya başladık. Gecenin ondan sonraki saatlerinde zihnim meşguldü ki. Ilgaz'la yakınlaşma anımı, Mete'nin teklifini kabul ettiğimi düşünüp durdum. Karnımın ağrısı da gece olunca daha fazla şiddetlenmişti. Beyza odasında uyuyor olmalıydı. Saat bilmem kaçtı fakat yatakta dönüp durmuştum. Bir ağrı kesici almak için yataktan kalktım ve çekmeceyi açtım. Bardağa su doldurup hapı içtikten sonra pencereye doğru ilerledim. Perdeyi aralayıp gökyüzündeki aya baktığımda tam karşımdaki Ilgaz'ın büyük camındaki perdenin açık olduğunu gördüm. Üzerinde bu akşamki gömlek vardı fakat önü sonuna kadar açıktı ve çarpıcı göğsü meydandaydı. Elindeki büyük bardakla bir şey yudumluyordu. Bakışları aşağıya odaklanmıştı. Onu izlememi bırakıp perdeyi çekeceğim sırada bakışları benim pencereme odaklandı ve tam o anda göz göze geldik. Beni gördüğüne şaşırdı, dudakları aralandı.

Bir yanım ona karşı öyle yoğun bir öfke duyuyordu ki diğer yanım ise tuhaf bir biçimde ona karşı konulmaz bir çekim duyuyordu. Bunun olmayacağını biliyordum. Olmaması gerekiyordu. Oku tuttuğum o anı tekrar hatırladım. Beni öpmeyip bana laf sokması tekrar sinirlenmeme neden oldu ve perdeyi bir çırpıda çektim. Muhtemelen bu onu şaşırtmıştı. Yatağımın içine girdim ve başımı ellerimin üzerinde birleştirdim. Telefonum mesaj sesiyle titrediğinde uzanıp komodinden aldım. Mesaj o serseridendi. Mesajı okurken büyük bir iç çektim ve Ilgaz'ın bu itirafı karşısında yastığı yüzüme bastırdım. Kalbim tepetaklak olmuştu. Yatığı çektim ve tekrar telefona baktım, evet kesinlikle doğru görüyordum.

"Belki sen beni öpmeyi aptallık olarak nitelendirebilirsin fakat bana göre aptallık seni öpmemekti, kedicik."

Arya ve Ilgaz'ın arasındaki ateşi fitilledik, Mete bakalım buna engel olabilecek mi? Tatlı yorumlarınızı ve oylarınızı bekliyorum. Bunu demesem olmazdı :) Son haftada elimden geldiğince bir bölüm yazdım. Pek içime sinmedi o yüzden. Diğer bölümde oy bakımından biraz üzdü açıkçası, umarım bu durum değişir. Yarın yola çıkacağım, yorumlarınızı okurken keyif alacağıma eminim. Görüşene dek, kendinize iyi bakın. Ve unutmayın seviliyorsunuz.  

Bạn đang đọc truyện trên: Truyen247.Pro