Yalnızca ben, yüzlerce sen.
Günler sonra ilk kez kendiliğimden uyandım. Alarm sesinin bölmediği bir sabah. Bugün güzel gececek. Aşağı kata inip mutfağa girdim. Dolabı, içecek bir şey bulmak umuduyla açtığımda taze sıkılmış portakal suyuyla karşılaştım. Vay be, sabahın köründe kim sıkmış bunu? Bir bardak doldurduktan sonra, mutfakla iç içe olan odaya geçip kendimi pofuduk koltuklara bıraktım. Bugün gerçekten güzel gececek. Ayaklarımı uzatıp, keyifli bir cumartesiye 'Merhaba' diyecektim ki arkadan gelen sesle yerimde zıpladım.
"Günaydın." Arkama doğru dönünce yeşil gözlerinde muzip bir parlama olan Kerem'le göz göze geldim.
Portakal suyunu göstererek, "Güzel olmuş mu?" dedi.
"Sen mi sıktın?" diye sordum şaşkınlıkla.
"Evet." Yüzünde kocaman sırıtış vardı. "Harika olmuş." dedim abartılı bir tonla. Gerçekten harika olmuş. İçine şeker atmış olabilir mi diye, düşünmeden duramadım. Kerem, tişörtünün boyun kısmı ve saçları ıslak bir şekilde karşımda dikilmeye devam ediyordu. Spor yapmak için sabahın köründe kalkmış olmalı. Yüzündeki sırıtışı bozmadan mutfağa doğru ilerledi. Sahi neye sırıtıyor bu kadar? Ayaklarımı öndeki sehpaya uzatıp, portakal suyumun keyfini çıkartmaya başladım. Nefis. Kocaman bir bardak portakal suyuyla yanıma oturdu.
"Kaçta uyandın sen?" diye sordum, merakıma yenik düşerek.
"6'da" Kaç? 6 mı? En son liseye giderken 6'da uyandım ben. Haa, tabii bir de buraya gelmek için yola çıktığımızda.
"Fazla erken değil mi?" Bana doğru kısa bir bakış atıp gülümsedi.
"Sadece aptallar 8 saat uyur." Sensin aptal. Ukala herif. Zaten oturup seninle konuşanda hata.
"Kitap ismi değil mi o?" Ukala olunacaksa ben de yeterince olabilirim.
Kerem sinir bozucu şekilde kahkaha atarken yanımdan kalktı.
"Seninle çok uğraşıcaz belli oldu, ufaklık." Ufaklık mı, bu adam kendini ne sanıyor. Ne demek ufaklık? Aramızda iki yaş var sadece. Ondan iki yaş küçüğüm diye mi ufaklık oluyorum? Gezegen üzerindeki en ukala adam neden sevgilimin en yakın arkadaşı olmak zorunda? Hep mi beni bulur bu tipler. Lisede de böyleydi. Nerde arkadaşlık etmek isteyeceğim biri vardı, onun en yakınında en uzak durmak isteyeceğim kişiler olurdu. Nasıl bir karma bu. Ben kaderime isyan ederken, Arda merdivenlerden aşağı indi. Yanağıma küçük bir öpücük kondurup, mutfağa yöneldi.
"Çok açım. Günaydın abi, spor mu yaptın sen? Azmine hayranım."
Kerem son yudumu içtikten sonra, bardağı tezgaha bırakıp "Sizin gibi uyuşuk uyuşuk uyusa mıydım, spor yaptım tabii. Şimdi de duşa gidiyorum." diyerek yukarı çıktı.
Yerimden kalkıp mutfağa geçtim. Kahvaltı hazırlasak iyi olacaktı. Ardayla birlikte bu görevi üstlendik. Begüm aşağı indiğinde saat 10'a geliyordu. Kerem de aramıza katılınca, masanın etrafına dizildik. Kahvaltıdan sonra herkes bir süre kendi halinde takıldı. Ben camın yanındaki tekli koltuğa gömülüp kitap okurken, Arda ve Kerem de ps oynamaya başladılar. Begüm bir süre telefonuyla uğraştıktan sonra isyan etti. Fazla bile dayandı sarışın. "Karaoke zamanı!" diye bağırdı yerinde zıplarken. Kerem kahkaha atıp, alt dudağını ısırarak güldü. Arda, Begüm'ü taklik ederek "Yaşasın." diye bağırdı. Begüm onları umursamadan istediğine ulaşmak için harekete geçti. Karaokeyi kurup, şarkıyı seçtiten sonra yılların popstarı edasıyla mikrofonu eline aldı.
"Bir süredir 90'lar pop seven bir ev arkadaşına sahibim. Bu şarkıyı da onun sayesinde öğrendim. Sezen Aksu'dan geliyor, 'Hadi bakalım'. " Bana göz kırpıp, şarkıyı açtı. Gülümsedim. Bu kız beni her an şaşırtıyordu. Sürekli neşeli, eğlenceli. Üstelik çevresindekilere de bulaştırıyor bu neşeyi. Ömrümün geri kalanını Begüm'le gecirirsem muhtemellen 60 yaşımda, hiç bir yerim sarkmamış halde, mini şortlarımla gezebilirim.
"Hadi bakalım kolay gelsin,
Bir acaip zor yarış.
Bana ne aman, ben anlamam,
Pek hesaplı ince iş."
Begüm yeni yetme bir popstar edasıyla şarkı söylerken bir yandan da dans ediyordu. Bir yandan onun bu haline gülerken, bir yandan da şarkıya eşlik ediyordum.
"Ah içimizde ne aç hevesler,
Arada hicaz, arada caz nefesler.
Bir yanımız her duruma müsait,
Ne kadar uyarsa o kadar ister."
Şarkının sonlarına doğru Begüm içinde yıllardır gizlediği popstarın zincirlerini koparttı. Sonra elimden tutup beni sahneye -salonun ortasına- çekti. Elimi kolumu çekiştip, onunla dans etmemi sağladı. Kerem koltuğa iyice kurulmuş, bizi gülerek izliyordu. Arda koltuğun biraz daha ön tarafına gelip, hem alkış tutup hem de gülümsüyordu. Her ne kadar utanıp, geri dönmeye çalışsam da başaramadım. Şarkı bittiğinde mikrofonu elime tutuşturup, "Sıra sende." dedi.
"Iıı Begüm, ben söyleyemem." dedim dudağımı ısırarak.
"Hiç de bile, gayet güzel söylersin. Odanda söylediğin gibi." diyerek göz kırptı. Ev arkadaşı kavramı hayatıma yeni girdiğinden, sınırları henüz tam olarak belirleyememiştim. Aklımdaki listeye not düştüm;
#Odanda bağırarak şarkı söyleme, dinleniyorsun.
"Karaoke için sesinin güzel olması gerekmiyor, söyle gitsin." diye çıkıştı Kerem. Olur olmadık anlara burnunu sokmasa olmaz. Çok istiyorsan gel kendin söyle, diye çıkışacaktım ki bana yavru köpek bakışlarıyla bakan Arda'yla göz göze geldim. Bu durumu daha fazla uzatmaya gerek yoktu. Söyleyeyim gitsin. En kötü ne olabilir ki, yani kulakları biraz tırmalanır o kadar. Ha, bir de şarkısını söylediğim sanatçıya baya bir ayıp olur ama neyse ki bundan haberi olmaz. Ortada duran büyük sehpanın üstüne yavaşça oturdum. Dudağımı ısırmaya devam ediyordum. Nefes aldıktan sonra, şarkıyı başlattım ve mikrofonu dudaklarıma yaklaştırdım.
"Aramayı boşver,
bu seferki benim elim olsun.
Elimi çevir, çevir, boynunda dönsün dursun.
Yalnızca ben,
ben sana dokunduğumda,
mis kokarsın
karşılığında.
Aramayı boşver,
bu seferki benim evim olsun.
Evimi çevir, çevir
heyecandan dönsün dursun.
Yalnızca ben,
yüzlerce sen.
Gez toz, in çık.
Bin yol, gir çık.
Batsan, çıksan,
bitsen, durulsan.
Yorulunca yorulunca,
ah azalsan
ve benim olsan.
Biraz konuşsak,
sonra bab bab şu bab bab"
Müzik susunca, gözlerimi açtım. Üçü de ağızları açık kalmış bir halde bana bakıyordu. Begüm hayranlıkla güldü.
"Muhteşem. Sana albüm falan mı yapsak?" diye sordu kıkırdarken. Kalkıp koltuğa, Arda'nın yanına oturdum.
"Derin, sesin gerçekten çok güzel." dedi. Sonra yanağıma küçük bir öpücük kondurdu. Fazlasıyla utanmıştım. Parmaklarımla oynarken, konunun değişmesini diledim. İmdadıma Kerem yetişti.
"Ne yiycez? Fena halde acıktım." Begüm ona ne kadar sinir bozucu olduğunu hatırlatan bir bakış attı. Bu fırsatı değerlendirmem gerektiğinden destek çıktım.
"Ben de acıktım, bir şeyler mi hazırlasak?" Begüm'e döndüm. Ayağa kalktı.
"Hadi o zaman mutfağa." Öne doğru bir adım attıktan sonra hızla arkasını dönüp, işaret parmağını Kerem'e doğru uzattı. "Yemekten sonra karaoke sırası sende." dedikten sonra saçını savurup arkamdan mutfağa girdi.
"Çok beklersin." diye bağıran sesi mutfağa ulaştı. Begüm muzipçe güldü, "Bekledim zaten." diye mırıldandı. Kerem'e dair en ufak bir umudu bile kalmamış olmasına rağmen bu durum onu hala üzüyordu. Üzülmemesi garip olurdu zaten. Birini on yıl sevmek garip olsa gerek. Daha önce hiç aşık olmadığımdan, tahmin edemiyorum. Arda, çok düşünceli, sevimli, komik. Onu gerçekten seviyorum ama bunun aşk olmadığını biliyorum. Ya da aşkı okuduğum kitaplardan, izlediğim filmlerden bildiğim için yanılıyorum. Eğer gerçek aşk diye bir şey varsa, midende kelebekler uçurtur mu, bilemem ama aklını başından almalı. Daha önce inandığın ne varsa, yerle bir etmeli. Aşık olduğunda, dinlediğin şarkıları yeniden dinlemelisin, izlediğin filmleri yeniden izlemeli ve okuduğun kitapları da yeniden okumalasın. Çünkü algın değişecek, yeni bir boyut kazanacak. Çünkü sen çok derinlerde sakladığın, senin bile bilmediğin bir sen keşfedeceksin.
"Sen domatesleri yıkayıp, salata yap. Ben tavukları kızartayım." Begüm'ün sesiyle yerimden sıçradım.
"Dalmış mıydın, pardon." dedi omzuna dokunarak.
"Kerem'e aşık olduğunda algın değişti mi?" Biraz önceki düşüncelerimin etkisiyle ağzımdan çıkmıştı bir anda. Daha cümlem bitmeden sorduğuma pişman olduysam da çok geçti. Begüm hüzünle gülümsedi.
"Algımı bilmem de, hayatım değişti." Minik bir kahkaha attıktan sonra tavaya tavukları dizmeye devam etti. Ben de domatesleri yıkamaya başladım. Salatayı yapıp, büyük kaseye boşalttım. Begüm sofrayı kurması için Arda'yı çağırdı. Kerem karaokeyi kurcalıyordu. Her şey hazır olunca yemeğimizi yedik. Arda, arka arkaya çalan telefonlar yüzünden bahçeye çıktı. Sofrayı topladıktan sonra tekrar koltuklara kurulduk.
"Hadi bakalım Kerem Sayer, görelim hünerlerinizi." dedi Begüm, başıyla karaokeyi işaret ederken.
Kerem kahkaha attı. Begüm meydan okurcasına kaşlarını kaldırdı, Kerem tekrar kahkaha attı. Büyük bir düellonun ortasındaydık. Bu halleriyle çok sevimliydiler. Kerem'i sevimli bulmam beni de şaşırtmıştı.
"Şarkı söylemeyeceğimi biliyorsun, koala." Begüm son kelimenin hatırlattıklarından dolayı gülümsedi. Sonra toparlanıp, "Hayır, söyleyeceksin kuzgun." dedi. Arda cam kapıyı sesli bir şekilde kapatınca herkes ona döndü.
"Oğlum söyle de kurtul, hem zaten ilk cümleden sonra pişman olacaklar." Yanıma oturup, kolunu omzuma attı. "O kadar mı kötü?" diye fısıldadım. Arda beni başıyla onayladı ve güldü.
Kerem ayağa kalktı, mikrofonu aldı. Bize bunu siz istediniz bakışı attı. Şarkıyı seçti ve müzik başladı. Çok tanıdık bir tınıydı. Fazlasıyla tanıdık. Oturuşumu düzelttim ve sırtımı dikleştirdim. Evet, doğru duydum. Open Your Eyes, çalıyor. "Snow Patrol." dedim hayranlıkla. Kerem bana kısa bir bakış attıktan sonra şarkıya girdi.
"All this feels strange and untrue
and i won't waste a minute without you
my bones ache, my skin feels cold
and i'm getting so tired and so old."
Gözlerimi kocaman açmış bir halde, hayretle Kerem'i izliyordum. En, en, en sevdiğim müzik gruplarından birinin şarkısını söylüyor olması, beni gerçekten şaşırtıyordu.
"Tell me that you'll open your eyes "
Sesi gerçekten kötü. Ama şarkıyı kusursuz bir ıngilizceyle ve gerçekten hissederek söylüyordu. Tanıştığımdan beri ilk kez, Kerem Sayer beni kendisine hayran bırakıyordu. Tabii bunda şarkı seçiminin etkisi büyük.
Saat 6'ya geliyordu ve artık yola çıkma vakti gelmişti. Her şeyi toparlayıp, evden çıktık. Geldiğimiz şekilde dağıldık arabalara. Yola çıktığımızda hala kafamda Open Your Eyes çalıyordu.
"Kerem'in şarkısını söylediği grubu çok mu seviyorsun?" diye sordu Arda, gözünü yoldan ayırmadan.
"Evet." dedim abartılı olmamasına çabaladığım bir sesle.
"Dinlemek isterim, merak ettim. Yani Kerem söylerken pek bir şey anlamadım, malum." Güldü. Cebimden telefonu çıkartıp arabanın müzik çalarına bağladım. New York adlı şarkılarını açtım. Koltuğa iyice gömülüp, müziğin ritmine kendimi bıraktım.
Bạn đang đọc truyện trên: Truyen247.Pro