
Giriş 2
Balkonda yere çökmüş elimdeki sigara ile izlemekteydim geceyi. Hilal gökyüzünü hafifçe aydınlatırken sokak lambaları titriyordu şehrin ışıklarıyla birlikte. Kulağımda çalan yüksek müzik zihnimi susturuyor sadece odaklanmamı sağlıyordu karşı kıyıya.
Sigaramdan son bir nefes alıp balkondan fırlattım. Herkesin uyuduğundan emin olmak için bekliyordum. Bir kere daha yakalanırsam ömür billah kaçamazdım buradan. Başıma asker koymadıklarına şükretmem gerekti. Balkon kapısını yavaşça kapatarak içeri adımladım. Her yere fırlatılmış kıyafetlerimin arasından bir hırka bulup geçirdim üzerime. Akşamdan hazırladığım çantamı da takıp geri döndüm balkona. Dışarıdan kapısını kilitleyip anahtarı yanıma aldım. Geçen arka kapıdan kaçmaya yeltendiğimde ensemde biten babam yüzünden balkondan kaçmakta karar kılmıştım. E daha zordu tabii ama ben de kendime macera arıyordum.
Yerden iki üç metre yukarıda olan balkondan hafif korkarak baktım aşağıya. Yer çimdi, düşsem de bir şey olmazdı farkındaydım. En önemlisi ses çıkartmamak ve kameraya yakalanmamaktı. Balkonun en uç köşesine ilerledim. Yola yakın kameranın kör noktası olan kısmına. "Yapabilirsin. Sen nerelerden atlamış insansın. Peh! Bunu mu yapamayacaksın?"
Kendime gaz vermeye çalışsam da şu an yüzüme yansımış olan endişeyle kısılmış gözlerimin de farkındaydım. Derin bir nefes alıp bir ayağımı pervazdan dış tarafa attım. Düşünmeme fırsat vermeden diğerini de attım. Düşününce kararlarımı sorgulayıp vaz geçme olasılığım çok yüksekti çünkü. Bu sefer eğilerek demirlerin en altına tutundum. Şimdi tek yapmam gereken kendimi yavaşça aşağıya sarkıtıp atlamaktı. Bir ayağımı pervazdan çektim, kollarımın o kadar güçlü olmadığının farkındaydım tabii ki de bunu ayağım boşluğa düştüğü an anlamıştım malesef. Gözüme yağmurluk borusu iliştiğinde küçük bir hareketle kendimi biraz daha uca kaydırdım oraya ulaşabilmek için. Boştaki ayağımı boruyu duvara bağlayan çıkıntıya yerleştirip sağlam mı diye kontrol etmek için dürttüm birkaç kere. Hafif sallanıyordu ama ondan daha iyi bir seçeneğim olduğunu sanmıyordum. Diğer elimi serbest bırakıp onunla da sıkıca sarıldım boruya. Çatırdama sesleri gelse de umursamayıp hızla diğer ayağımı da çektim pervazdan. Artık tamamen boruya bağlıydı hayatım. Ayağımı bir alttaki çıkıntıya attım ve merdiven gibi kullanarak inmeye çalıştım. Bir kaç daha çıtırdama geldiğinde acilen boruyu bırakmam gerektiğini anlamıştım. Hızla aşağıyı kontrol ettim. Bir metre gibi bir mesafe vardı yerle aramda. Atlasam ölmem diye düşünüp zıpladım. Yerle buluşan ayağım ve hemen ardından popomun acısıyla sessiz bir çığlık kaçtı ağzımdan. "Ananı-"
İndim. İndim lan! Hızla yerden kalkıp üzerimi düzelttim ve balkondan kaçmanın verdiği gururla hızla siteyi terk ettim.
...
Kalbim ezilmekteydi yine aklıma gelen anıların ağırlığı ile. Bunu yapmaya başlamamın en büyük sebebiydi bu. Unutmak istemek. Yenilenmek istemek. Zihnimi arındırabilmek anılardan, nereden geldiği bilinmeyen kurşunlar gibi işgal eden beynimi. Beynimin içinde patlamalara sebep olan, beni çukura düşmekten kurtaran müziğin sesini arttırdım elime alırken sprey boyayı. Hissizleşmek istiyordum. Soyutlanmak tüm dünyadan. Sadece ben ve zihnimin tuvali bu duvar.
Korkusuzca sıktım boyayı duvara. Bembeyaz duvar boyandı kan kırmızısına. Aktı duvardan damarlarımdaki kanı andırırcasına. Yüzüme ufak bir gülümseme yerleşti görünce ne kadar kolay olduğunu kirletmenin bembeyaz yeni bir sayfayı. Müziğin ritmine kaptırdım kendimi. Duvara attığım her bir boya darbesinde daha da hissizleşti zihnim. Kapandı tüm şalterlerim. Tüm çıplaklığıyla kusuyor içini beyaz sayfaya. Hiçbir filtre olmadan, korkusuzca, zihnimin ördüğü duvarlardan kurtulmuşçasına akıyor ellerimden; yeni bir çizgi olarak alıyor yerini duvarda.
Gözlerimden akmaya başlıyor yaşlar. Hissizleştim doğru ama duvarlarım, onca zaman arasında sakladığım duyguların ağırlığıyla yıkılınca dayanamıyor şelaleler. Ben de olmuyorum artık engel. Tek istediğim aksın gitsin, uzaklaşsın benden tüm duygular. Ellerimin içi alevleniyor bu sefer de, titremeyle birlikte. Attığım çizgiler titrekleşiyor bir anda, korku ensemden fısıldıyor, bulandırmakta sanatımı.
Ani bir sinirle fırlatıyorum boya kutusunu elimden. Tüm sinirimi çıkartıyorum sanki ondan. Çökmeme çok az kaldı farkındayım. Ama hatırlatmaya çalışıyorum zorla kendime. Hayır, diye inliyor kulaklarım. Kulağımdaki müzik artık duyulmuyor puslu zihnimde. Sislerin arasında bir fısıltı kadar sessiz. Titreyen ellerime kayıyor gözlerim korkuyla. Görüntüm bulanık, akan seller gizliyor görüşümü.
Sinirle bastırıyorum ellerimi henüz kurumamış duvara. Kırmızı boyada yaşama tutunmaya çalışan ellerimin izleri damgalanıyor. Bu bana daha da büyük bir zevk veriyor. Farklı bir renk alıyorum bu sefer hızla çantamdan. Mavi, ruhumu rahatlatması amaç. Duvar yerine elime sıkıyorum bu sefer spreyi. Basınçla sızlasa da elim umursamıyorum. Fırçam artık ellerim, bedenim. Ruhumu kırgın bedenimden daha iyi ne anlatabilir ki, diye düşünüyorum. Ellerim geziniyor tırtıklı duvarda. Renkler kaplıyor yine duvarı. Görüm düzeliyor yavaşça. Sis dağılmakta. Gülüşüm tekrar yerini alıveriyor dudaklarımda.
Tüp boyalarımdan birkaçını alıp palet olmuş ellerimde karıştırıyorum fırlatıyorum duvara son dokunuşlarımı atmak için. Renkler ani çarpmayla sıçrıyor resmin üzerine. Kirletirken güzelleştiriyor zihnimin yansımasını. Birkaç adım gerileyip büyük resmin zihnime bir tokat gibi çarpmasına izin verdim. Çoğu zaman ne çizdiğimin farkına varmaz geriye çekilip baktığımdaki gerçeklikle bir başıma kalakalırdım. Şimdi de öyle olmuştu. İçimdeki tüm karmaşayı yansıtmıştım farkına varmadan. Reddettiğim tüm hislerim, düşüncelerim, fikirlerim, duygularım kısacası ruhum karşımda bana kafa tutarcasına duruyordu. Ben ne kadar kaçmayı denesem de her seferinde tokadı yapıştırıyordu her şeyi kapatmaya çalışan beynime.
Derin bir nefes vererek ellerimi duvara sildim. Ne çizdiğimin farkındalığıyla ince detayları ekledim. Boşalmış ruhum sakindi. Almıştı istediğini. Beynime karşı bir kez daha kazanmış gururla oturuyordu tahtında. Kalbim gene ağır basmakta.
Gözlerimi kısarak son bir bakış attım resme. Bana kahkaha atan kalbimi es geçip imzamı atmak için eğildim. Tam o sırada koluma değen el ile bedenim anında savunma pozisyonuna geçip elimdeki boyayı kim olduğunu bilmediğim insanın yüzüne boca etmişti. Bu saatte temkinli olmak önemliydi. Sonuçta Türkiye'de hiç de tekin olmayan bir sokakta duvar boyuyordum.
Karşımdaki adam bağırarak geri çekildiğinde kim olduğunun farkına varmamla kulaklığımı hızla çıkardım. Polis memurunun gözüne sıkmıştım boyayı. Masmavi olmuş adam sıçtığımın kanıtıydı. Kaçsam mı yoksa kaderime razı mı olsam bilemezken hala imzamı atmadığım aklıma geldi. Gözünün yanmasıyla uğraşan adamı saniyelik boşverip imzamı attım.
Arkamı döndüğümde adam bana nefret dolu bakışlarını dikmiş tutaklamak için can atan bir ifadeyle bakıyordu. Kaçmamın manasız olduğunun farkındaydım en son bunu denediğimden hem gereksiz yere yorulmuş hem de dizimi yaralayarak karakola geri götürülmüştüm. Gene aynı abi ile karşı karşıyaydım şimdi de. Benden nefret etmesinin üzerine bir de üzerine boya sıkmıştım. Kaçışım kesinlikle imkandı. O yüzden yavaşça boyalarımı topladım. Adam sadece sinirli gözlerini üzerimden bir saniye bile ayırmadan sakince beni izledi. Çantamın fermuarını kapatıp ona döndüm.
"Tamamdır abi gidebiliriz." Ellerimi uzattığımda gözlerini devirerek koluma girip beni arabaya sürükledi. Arabaya giderken resmime son bir göz attım. Güzeldi. "Yürü. Güzel olmuş işte."
Abinin söylediğiyle sırıtarak beni zorla ittiği arabaya bindim. "Bir daha seni yakalarsam bu kadar kibar olmam haberin olsun." derken kapıyı suratıma çarptı ve şoförün yanına oturdu. "Sizin odaya da bir tane çizsem ödeşir miyiz?"
Söylediğime gülümsemesini gizlemeye çalışırken çektiği sabırla karşılık verdi. Ben de sırıtarak karakola giden arabada bile evimden daha rahat hissetmenin verdiği ağırlığı görmezden geldim.
Bạn đang đọc truyện trên: Truyen247.Pro