Chào các bạn! Vì nhiều lý do từ nay Truyen2U chính thức đổi tên là Truyen247.Pro. Mong các bạn tiếp tục ủng hộ truy cập tên miền mới này nhé! Mãi yêu... ♥

3.Bölüm

(Medya : Uraz)

***
Bazen yaptıklarınızdan pişman olmak ya da olmamak arasında kalırsınız ya, o ince çizgide. O çizgiden daha ağırdır yaptıklarınız. Taşımaz sizi, sonra ya pişman olursunuz ya da gurur duyarsınız. Ama beni o çizgi taşıyor sanki. Hala oradayım, bilmiyorum. Bazen ciğerlerime hava yerine Kanar'a annesinin Eliz olduğunu söyleme istediği doluyormuş gibi hissediyordum. Yapmam gerekeni biliyordum ailem yıllar önce bunu saklama kararı almıştı. Şimdi bunu bozamazdım. Peki neden bu kadar acıtıyordu?

Odamın kapısı sertçe açıldığında gözlerim kapıya çevrildi, Kanar gelmişti ve her zamanki alaycı tavrını takınmamıştı. Gergin gözüküyordu. "Siz burada boş boş otururken ben kendi kendime beyin fırtınası yapıyorum. Nasıl çıkacağız buradan?" dedi biraz önce gergin olduğunu söylediğim büyücü. "Boşver, nasıl olsa bizim krallıktayız." deyince, bana kendisine evlenme teklifi etmişim gibi baktı. Öylesine şaşkın, öylesine düşünceli. Hayır cidden ne düşünüyordu bu? 'Bu teklife acaba evet mi desem yoksa hayır mı desem?' şeklinde düşüncelere kapıldıysa hayır demesi herkes için en iyisi olurdu. Ama dur bir saniye, ben evlenme teklifi etmedim ki. Yoksa ettim mi? Niye ettim ki? Ah,kafam karıştı. "Saçmalama kızım. Ömür boyu bu gıcık soylularla mı yaşayacağız? Gerçi Danla hep yanımda kalacaksa ben razıyım." dedi. Danla'nında burada olduğu aklına yeni gelmiş gibi gülümseyerek. "Heh, aynen işte. Kalalım böyle,miss." diyip ayağa kalktım ve Kanar'ın omuzunu sıvazlamaya başladım. Omzundaki elimi alıp tuttu ve yüzüne yaklaştırarak gülümsedi. "Biz hep böyle,hep birlikte yaşayalım. Ben Danla'mla sen İrem'inle..." dediğinde duygulandım ve gözyaşlarımı saldım. "Bencede."
Enseme sert bir şaplak yiyince ellerimi Kanar'ın ellerinden alıp gözyaşlarımı sildim. "Ne yapıyorsun ya bitterim?" İrem büyük bir 'off' çekti. İtiraf ediyorum bir an karşıki dağların yıkılmasından korktum. Aslında hepsinin Manas'ın üstüne yıkılması güzel olurdu ama... "Kendinize gelin,buradan çıkmamız lazım." Kanar'da kendine gelip gözyaşlarını silince İrem'e hak vermeyi tercih etti. Peki ya onca yaşananlar? Her şey buraya kadar mıydı Kanar? Sana inanmış, sana güvenmiştim. Ama hata bende... Düşüncelerimi karpuz böler gibi bölen sesin çıktığı kişiye döndüm. "Buradan çıkabilmek için yapabileceğimiz tek şey gizli arşivdeki büyü kitaplarından birinde yazıyor. Bu arşivi ise tüm kraliyetlerin ortak kararıyla seçilmiş ve tarafsız olan kraliyet bekçileri koruyor. Buraya girmemizin tek yolu bütün kraliyetleri ikna etmek. Ama bu kitaplarda o kadar önemli büyüler yer alıyor ki... Buraya girmemize asla izin vermezler. Üç krallık izin verse bile Toprak Krallığı karşı çıkar." Gözlerimi açmış onu dinlerken diğer sesin geldiği tarafa döndüm. "Neden karşı çıksınlar ki?" Kanar sütlü çikolatamın sorusuna alayla cevap verdi. "Sence? Bu arşivin içinde çok önemli büyüler olduğunu söylemiştim değil mi? Bir kraliyeti bir kaç saniyede yok edebilecek büyüler. Toprak Kraliyeti bizden nefret eder, bizde onlardan. Sence bize güvenirler mi?"
"Hayır!" dedi kesin bir tavırla çikolatam. "Peki ya Toprak Krallığından birini ikna edersek? O diğerlerini de ikna edebilir bence." diyerek 'aranızdaki en zeki insan benim dağılın bitchezlar' tiriplerine girdim. "Tek zeki sen değilsin Arya'cığım." diyerek tüm havamı söndürdü Kanar. "Bunu bende düşündüm ama Toprak Kraliyeti'nden bir dostumuz yok ki." Yeniden 'aranızdaki en zeki insan benim dağılın bitchezlar' triplerine girerek cevap verdim. "Dostumuz olmasına gerek yok. Özgürlüğe aşık bir insan olsun yeter." İkiside ayağa kalkıp alkış tuttuğunda mütevazi olarak ben de ayağa kalktım ve alkış seslerinin alkış seslerime karışmasını sağladım. Bende alkışladım yani. Çok süslü cümlelere ihtiyaç yok.

Yerine oturup "Peki bu kişi kim?" diye soran İrem'e en güzel cevabı verdim. Evet ikisininde kolundan tutup dışarıya çekerek "Bana bırakın!" dedim ve bahçeye çıkan uzun merdivenlere doğru koşmaya başladım. Bahçeye indiğimde bizi çevreleyen duvarlara bıçakla ismini kazıyan Manas'ı gördüm. İrem bana baktı. "Bir insanla konuşacağımızı düşünüyordum." Cidden bu çocuk psikopattı. Bıçakla duvara ismini kazımak nedir arkadaş? İrem'i duymazdan gelerek yanına ilerledim. "Bende yazabilir miyim?" diyerek Manas'ın elindeki bıçağı çekiştirmeye başladım. Gözlerini devirerek bıçağı bana verdi ve duvarı izlemeye başladı. Onunla yakın arkadaşmış gibi davranarak onu ikna edecektim. Çünkü ben zekiydim. Aranızdaki en zeki insan benim dağılın bitchezlar.

Şu an bu bıçakla dünün intikamını alma isteğim çok daha ağır bassa da Manas'a arkadaşca yaklaşmam gerekiyordu. "Ablanı izle bebeğim." dedikten sonra yanımdaki selvi boyluya baktım. Kendisinin boy bakımından babam gibi durması cümledeki tüm karizmayı bozuyordu. Ayrıca bebeğim falan...

Duvarda şimdiye kadar yazılmış olan 'Mana' yazısını tamamlamak için elime aldığım bıçağı biraz daha kavradım ve kazımaya başladım. Sesi kesinlikle kulaklarımı tırmalıyordu ama dayanmam lazımdı. Cidden korkunçtu. 's' harfim 's'den çok 'r' ye benzeyince bozmadan devam ettim. "İşte bitti!" dedim yapmacık bir neşeyle. Ve işaret parmağımla duvardaki 'Manarya' yazısını gösterdim duvara bakmayı çoktan bırakmış olan kahverengi gözlüye. Manas duvara dönüp "Bu ne lan?!" diye bağırınca yerimde sıçradım. "İsimlerimizi birleştirdim." dedim sahte bir gülümsemeyle. Elimden bıçağı aldı ve bana döndü. "Manarya öyle mi? Ulan isimdeki tüm asalet gitti. Manarya ne ulan Manarya?" Derin bir nefes alıp "İsimlerimizin birle..."

"Orasını anladım zaten!" diye çıkışarak sesimi kesmemi sağladı bay beddua. Wooaaaww,iyi lakap oldu. Beddua!
"Siz ne yapıyorsunuz burada?!" Abimin gürleyen sesiyle yüzümü buruşturarak ona döndüm. Bu sarayda en azından bir kişi bağırmadan iletişim kuramaz mıydı? "Ben de biraz önce kardeşini öldürüyordum. Yüce tarihimizde duvara hangi kraliyetin prensesi 'Manarya' yazarsa diğer kraliyetin prensi tarafından idam ediliyormuş. Tarih tekerrür etti galiba.." Manas bunları söylediğinde ayakta alkış tutma isteğimi içime bastırarak abime döndüm. Yanımda Kanar ve İrem olmasına rağmen buraya gelmişti. Ama abimi nasıl geri gönderebileceğimi biliyordum. "Abi hadi itiraf et. İrem'i kıskandığın için buraya geldin değil mi?" Abim bu soruma 'Hayır.' diye cevap verecekti. Bende biraz daha ısrar edip onun kendini kanıtlaması için gitmesine izin verecektim.

'İrem'i falan kıskanmadım Arya!' + Göz devirme + İrem'i kıskanmadığını kanıtlamak için oradan gitme + benim güzel fıstıklı helvam. İşte tüm plan buydu. "Kusura bakma Arya'cığım ama çok sevgili okurlarına bunu daha önce kaç defa yaptığını da sayayım istersen de zeka seviyeni öğrensinler. Olur mu? On yaşımdan beri bu numaraya kanmıyorum. Ayrıca burada kalmam için İrem'i kıskanmam gerekiyorsa tamam. Kalıyorum çünkü İrem'i kıskanıyorum. Bu olayın seninle hiçbir alakası yok. Bu olayın saatlerdir konseyde aralıksız burdan nasıl çıkacağımızla ilgili konuştuktan sonra kafa dağıtmak için bahçeye çıktığımda kardeşimi elinde bıçakla onu rehin alan ve beni vuran kişiyle görmemle de alakası yok. Hep İrem'le ilgili." diyip kaldığını kesin bir şekilde belirtince tüm umudum söndü bitti. Abimi Manas'ın elindeki bıçakla kazısam da yanımızdan ayıramazdım artık. "Bizde bunun için burdayız." Derken sütlü çikolatam yine kızarıp çilekli süte dönüşmüştü. Bu kız da ne çok kızarıyordu böyle.

Manas,abim,ben,abimin müstakbel karısı ve Kanar bir banka oturduk. İkinci itirafım hepimiz sığamadığı için ben ayaktaydım. Abim "Hadi anlatın ne anlatıyorsanız. Konseye dönmem lazım." deyince gözlerimi devirdim ve "Seninle alakası yok. Gidebilirsin abiciğim." dedim whatsappdaki en samimi olmayan gülme emojisine benzer gülümsememle. Kanar "Çok alakası var diyip." abim ve Manas'a tüm olayı anlattığında bedduacığmızın cevabı "Ben varım. Yeter ki buradan çıkabileyim." olmuştu. "Ama diğer krallıkların kraliçe, kral, prens ve prenseslerini de ikna edersek işimizi sağlama almış oluruz." Abim "O işi ben hallederim sen kendi Krallığınla başa çık yeter." deyip kalktığında Kanar ve Manas'ında ayağa kalktığını görünce kaşlarımı çattım. "Kanar sen nereye?" derken sesim huysuz küçük çocuklar gibi çıkıyordu. "Kitaptaki büyülerin gücü hakkında sorular gelecektir." derken yer yüzündeki en saçma soruyu sormuşum gibi bakmayı tercih etti. İrem "Elin deymişken Danla'ya da anlat." diyip sırıttığında Kanar gözlerini devirip alayla "Prensesim isterse tabii ki yaparım dediğinde." Manas "Saçma konuşmalarınız bittiyse artık burdan çıkmak için gerekli olan şeyleri yapmaya başlayabilir miyiz?" diyerek tek kaşını kaldırdı. İrem gözlerini kısıp "Cehenneme gitmek için yol kazmaya bile başlayabilirsiniz. Ama Arya ve bensiz olmaz." diyerek kalktığında abim "Nedenmiş küçük hanım?" dedi. Ben ise İrem'in yerine atılıp "Çünkü plan benim. Zeki olan benim. Tatlı olan benim. Güzel olan benim. Ve İrem'de şey olan işte." deyince İrem "Şalgam suyu ve şarabı birbirine karıştırmayan." diyip bana lafı koyarak ana kapıya doğru ilerlediğinde somurttum. "Biri bu kızın laf sokma fonksiyonunu kapatmalı." derken İrem'in arkasından giden abimlere katılıyordum. Bunu ömrüm boyunca unutturmayacaktı.

Konseyin kapısını açıp odaya daldığımızda kral,kraliçelerin ve büyücülerin bakışları bize döndü. Oluşan sessizliği İrem'in babası hava kraliyeti kralı Akad bozdu. "Uraz, umarım iyi haberlerin vardır çünkü bizde onlardan hiç kalmadı."

***

Toprak kraliyeti prensi Manas, prensesi Melodi. Su kraliyeti prensesi Meyra, prensi Savaş. Hava kraliyeti prensesi İrem, büyücüsü Danla. Ateş kraliyeti prensi abim, prensesi ben,büyücüsü Kanar... Hepimiz belkide son bir kaç saattir arşive girmek için dil döküyor ve izin almaya çalışıyorduk. Ateş Kraliyetinin kralı abim zaten dünden razıydı arşive girmemize. Hava Kraliyetinin kraliçesi de oldukça yumuşamıştı bu konuda. Su kraliyeti izin vermeye fazlasıyla uzaktı. Büyücüleri Lina dünden beri bulunamuyordu. İris gibi kaçırılmış olabileceği için korkuyorlardı ama bizim de onu rehin alabileceğimizi bir türlü akıllarından çıkaramamışlardı. Anlamıyordum. Biz de,Eliz de amacımız olmadan birini tutsak alamazdık ki. Neredeydi bu büyücü? Ayrıca baloda İrem'i uzaklaştırması da unutulmuş değildi. Toprak Kraliyeti ise Hava Kraliyeti gibi yumuşamıştı. Manas ve Melodi'nin ısrarları bayağı bir işe yaramıştı anlaşılan.

"Büyücümüz kayıp. Size nasıl güvenebiliriz?" diyerek aynı cümleyi 125. defa tekrar etti Su kraliyeti kralı Altuğ. "Eğer ona bir şey olursa hepinizi yakarım!" Abim daha fazla dayanamayarak bir iki adım öne çıktı ve elini sağ tarafından göstererek parmak uçlarından bir kaç kıvılcım çıkmasına izin verdi. Sırıtıyordu. "Yakmak bizim işimiz değerli kral Altuğ. İstemesenizde kabul etmek zorundasınız. Aristo'nun da dediği gibi. Yere bakan,Uraz yakar." Ben gülmemek için yanaklarımı ısırırken Kanar kendini tutamayıp o efsane kahkahalarından birini attı. Bu kahkahalar muhtemelen Eliz'e bile ulaşmıştı.

***

Üç krallığı da zar zor ikna edip geriye kalan bir krallığı tehditlerle izin vermek zorunda bıraktırdıktan sonra buradaydık işte. "Bu kadar önemli bir arşiv neden Ateş Krallığında saklanıyor?" dedi Su Kraliyeti prensesi Meyra. "Çünkü bunlar Eliz'in kitaplarıydı." diye cevap verdi bay kahkaha. Yani Kanar. "Artık şu kapıyı açacak mısın?" diyerek biraz daha sinirlerimi bozdu Melodi. Manas ise kardeşine katıldığını belirtircesine homurtular çıkardı. Kapıyı açtığımda gördüğüm manzarayla adeta büyülenmiştim. Burada gaz lambaları,meşaleler ya da avizeler yoktu. Karanlık sayılırdı. Ama kitaplar öylesine parlıyor,öylesine ışık saçıyordu ki gözlerim kamaşmıştı. Ortalıkta martı misali uçuşan kitaplar ise bu güzel manzaranın cabasıydı. "Burası fazla harika!" dedi ağzı açık kalmış olan Meyra. Biraz sonra ortada uçuşan şu kitapların biri Meyra'nın ağzına girebilirdi. "Görüntü umrumda değil. Kitabı alıp gidelim." dedi tüm aceleciğiyle Melodi. "Kitabı bulsak bile işimizi burada halletmek zorundayız. Kitabı dışarı çıkarmanıza izin veremem." dedi krallık işine kendini fazla kaptırmış olan abim. "Ben bu sevgilini öldürürüm İrem." diyerek abime ters bir bakış attı Manas. İrem "O benim sevgilim değil." diyerek gözlerini devirdiğinde "Pardon 'sevdiğin' diyecektim." dedi alayla Manas. Ben bu Manas'a yavaş yavaş ısınmaya başlıyordum galiba. İrem ve Uraz aşkını destekleyen herkese karşı ayrı bir sempati duyuyordum çünkü. İrem dişlerinin arasından "Bana şuracıkta seni öldürmemem için tek bir sebep ver." diye tısladığında "Buldum!" diye bir ses geldi Danla'dan. Hepimiz hızlı adımlarla onun yanına gittik. "Bu o kitap değil." dedi Melodiciğim. "Ruhumu en çok yansıtan kitabı buldum işte." diyerek amacının çok farklı olduğunu belirtti Danla. Hepimiz ona dövecekmiş gibi bakarken Kanar "İstersen senin olabilir. Kitaplığına koyabilirsin." dedi. Danla "Ay gerçekten mi?" diye cırlayarak kitabı daha sıkı sarınca Melodi onun elinden alıp "Hayır Danla'cığım. Bu kitap burada kalacak!" dedi ve elindeki kitabı raflardan birine sıkıştırmaya çalıştı. Abim Melodi'ye katıldığını belirtti. Tam da o sırada aynı raftan diğerlerinden çok da farkı olmayan ama içerisinde bir kaç sembolün kitabı ayırt etmemize yardımcı olduğu kitap yere düştü. "İşte,buradasın!" dedi içten bir gülümsemeyle Melodi. Kitabı bulmuştu.

***

Ortadaki büyük masaya kitabı koymuş ve inceliyorduk. Burada cidden o kadar çok şey yazıyordu ki... Ölmüş annemi bu büyüler sayesinde geri getirebilirdim. Bu konuyla alakalı olarak kesinlikle abimle konuşacaktım. "İşte burada." diyerek pek de anlamadığım cümlelerin üzerinde parmağını gezdirdi Kanar. "Çıkabiliriz."

Kanar bu büyünün yapılabilmesi için bir dahaki dolunayın çıkması gerektiğini söylüyordu. Dolunay ise iki gün sonra oluşacaktı. Yani bu iki gün biraz kalabalık, biraz eğlenceli, biraz da sarhoş geçecekti. İrem "Hey!" Diye çığırdığında kapıya ilerleyen herkes ona döndü. İrem elinde tuttuğu bir kitapla hızla bize doğru ilerlerken kaşları çatıktı. Kitabı sallamaya başladığında bende dahil herkes ona anlamsız bakışlar atarken içinden düşen kağıtla kaşlarım çatıldı. Abim "İrem nedir bu?" Derken notu almak için eğiliyordu. İrem "Göreceğiz." Derken abimle birlikte kağıdı inceleyen Kanar'ın yüzündeki değişim hiç hoşuma gitmemişti.

Bạn đang đọc truyện trên: Truyen247.Pro