Chào các bạn! Vì nhiều lý do từ nay Truyen2U chính thức đổi tên là Truyen247.Pro. Mong các bạn tiếp tục ủng hộ truy cập tên miền mới này nhé! Mãi yêu... ♥

Prolog: Mehmet Oğuz Demiralp

Kumandan Bassam Al Salami, güçlü ve önemli bir adamdı. Belki açıkça kabul etmek istemezdi ama şüphesiz ki biraz da talihliydi. On yıllardır süren siyasi karışıklıklar içindeki Yemen'de son yıllarda iyice alevlenen iç savaş, tabiri caizse ona yaramıştı çünkü.

Ticari bir yanlış anlama nedeniyle Yemen'in güneyindeki Aden vilayetinde on beş yıllık bir hapis cezasına mahkûm edilmişti ki -Allah'ın hikmetinden sual olunmaz- darbeciler, başkent Sana'yı işgal etmeye karar verdi. O zamanki hükûmetin başı da önce Aden'e kaçtı, ardından da Suudi Arabistan'a sığınmak üzere ülkeyi tümden terk etti. Çıkan kargaşada oluşan otorite boşluğundan yararlanan aşırı dinci militanlar, Bassam'ın da içinde ikamet ettiği cezaevini basıp kendi militan arkadaşlarını kurtarırken, Bassam'ı da hapisten böylece kurtarmış bulundular.

Bassam, yeni edindiği cihatçı çevre ve Suudi Arabistan destekli geçici hükûmetle birlikte darbecilere karşı savaştı. Kurbanlarını bu dünyadan ötekine dualarla uğurladığı için namı "Hafız Kumandan" olarak aldı yürüdü. Dua ederken ganimet toplamayı da ihmal etmiyordu. Aden'den darbecileri attıklarında, işleri büyütüp Aden Limanı'ndaki sevkiyatları haraca bağladı. Geçici hükûmet, onun hakkında çok sayıda tutuklama kararı çıkardıysa da Bassam, hepsinden bir şekilde sıyrılmayı başardı.

Ticari kaygıları, onu zaman içinde radikallerden de uzaklaştırdı. Bu, ona muhtelif suikast girişimlerinde kaybedilen bir kulak kepçesine, biraz işitme kaybına ve iki parmağa mal olduysa da, o arada Dubai ve Abu Dabi'deki askerî zümreyle dost oldu. Onlarla çok sayıda kazançlı, ticari kontrat bağladı. Şimdilerde Birleşik Arap Emirlikleri destekli, Yemen'in bölünmesini isteyen ayrılıkçı tarafa daha yakın durmakla birlikte, geçici hükûmetle de tümden düşman sayılmazdı zira kendini tek bir davaya adayamayacak kadar fırsatçıydı. Bu fırsatçı yaradılışı sayesinde, etkili yerel milis güçlerinden birinin başına geçebilmiş, bölgede söz sahibi olabilmişti; iç savaşı para ve prestije çevirebilmiş birkaç adamdan biriydi.

Saadiyat Adası'nda, o bunaltıcı akşamüstü, kiraladığı lüks arabanın arka koltuğunda otururken tam da bu yüzden sinirden küplere binmiş, telefon rehberinde hatırı sayılır ne kadar adam varsa hepsini aramıştı. Birleşik Arap Emirlikleri'nde yüksek rütbeli subaylarla, üst düzey devlet yöneticileriyle her zaman teklifsiz görüşebiliyorken, kendini bilmez bir tüccar parçasının kapısından nasıl geri çevrilebilirdi, aklı almıyordu.

Kapıya da ulaşamamıştı ya gerçi.

Palmiyeler arasındaki devasa villanın girişine varan köşeyi daha dönemeden arabasının önünü korumalar kesmişti. Bassam, camı indirip kendini tanıttıktan sonra, Mehmet Oğuz Demiralp'i görmek istediğini söylemişti. Korumalardan en kıdemli görünen, beyaz saçlı olanı, Bassam'ın gelişine dair bilgileri olmadığını, tüccarın o an çok meşgul olduğunu ve kesinlikle rahatsız edilemeyeceğini, o onaylamadan da kimseyi içeri alamayacaklarını söylemişti. Bassam, bir dahaki sefere randevu alsa iyi olurdu.

Ne var ki Bassam'ın randevularla kaybedecek zamanı yoktu. İçeri girmesi ve o adamla görüşmesi şarttı. Ama korumalar Nuh dedi peygamber demedi. Onlar yol vermedi, Bassam da pes edip geri dönmedi. Arabada oturduğu her dakika Bassam'ın öfkesi katlanarak büyüyordu. Bel bağladığı hatırlı adamlardan da bir numara çıkmamıştı. Yarım saatin sonuna gelindiğinde, "Artık ne olacaksa olsun!" deyip korumaları bizzat tepelemesine ramak kala, Allah'tan Emir'in büyük amcasının torunu aradı ve tüccarın güvenlik şefine ulaştığını, az sonra adamla görüşebileceğini haber verdi de Bassam biraz olsun yatışabildi. Birkaç dakika içinde tüccar da büyük lütufta bulunarak korumalarına haber yollayıp, Bassam'ı içeri almalarını söyledi. Böylece araba o son köşeyi de dönebildi. Villanın, kale kapılarını andıran ağır demir kapısı aralanabildi.

Araba, zemine yerleştirilmiş kameralarla girişte güvenlik taramasından geçti. Arabadan inen Bassam ve yanındakilerin üzerleri de arzu edilenden biraz daha detaylı arandı. Bu aşamadan sonra da bekleyiş sonlanmadı. Adamları avluda bekletilen Bassam, tek başına bir odaya alındı. Buyur edildiği odada da tüccar tarafından karşılanmadı; sadece orada beklemesi söylenmişti.

Bassam, etrafına sıkıntı içinde bir göz attı. Maun mobilyalar, hızla azalmakta olan gün ışığında kızıl kızıl parlıyordu. Binanın arka tarafındaki yeşil alana bakan geniş pencerenin hemen önündeki cilalı çalışma masasının üzerinde duran kapalı bir dizüstü bilgisayar dışında bir şey yoktu. Masanın başında deri kaplama döner bir sandalye, hemen önünde iki deri koltuk, bitişiğinde ise üzerinde sıra sıra içki şişeleri olan iki katlı bir servis arabası bulunuyordu. Kütüphanedeki, yetmişlerden kalma ansiklopediler; duvarlardaki klasik natürmort tablolar; ortadaki sehpanın üzerine yayılmış, tarihi geçmiş dergiler... Hepsi, ortalık boş kalmasın diye emlakçı tarafından rastgele yerleştirilmiş izlenimi veriyordu. Tüccar, burada kalıcı değildi herhalde; sık sık yer değiştirmek, kariyer seçimi de düşünüldüğünde onun menfaatine olurdu.

Bassam'ın volta atmaktan artık başının dönmeye başladığı sırada, bir yarım saat daha geçmişti, meşhur silah tüccarı ağır adımlarla odaya girdi, kapıyı arkasından kapattı. Bassam, bunun bir güç gösterisi olduğundan şüphe duymadı. Mehmet Oğuz Demiralp de kendisinin çok önemli bir adam olduğunu düşünüyor olmalıydı.

"Sonunda," dedi Bassam, dişlerinin arasından. "Ulaşılması çok zor bir adamsın."

Türk'ün yüzünde, gözlerine ulaşmayan bir gülümseme belirdi. "Geleceğinden haberim yoktu." Yetkin bir Körfez lehçesi* konuşuyordu silah tüccarı. "Kusura bakma," dedi samimiyetten uzak. "Beni, yarım bırakamayacağım bir toplantıda yakaladın." (*Fasih Arapça (Fusha), Arap ülkelerinde ortak dil olup edebî metinlerde, resmî yazışmalarda, gazete ve televizyonlarda kullanılır. Günlük konuşmalarda ise Avamca gibi farklı yerel lehçeler kullanılır.)

Bassam, yıllar içinde birkaç defa çeşitli merasimlerde gördüğü tüccarla daha önce yüzeysel selamlaşmalar haricinde hiç konuşmamış, bir odada baş başa da kalmamıştı. Adam şimdi zebella gibi ona tepesinden bakarken, çıkışma isteği biraz törpülenmiş olan Bassam, tüccarın karşısında gayriihtiyari sanki biraz daha az yer kaplamaya başlamıştı. "Saraya girerken bu kadar aranmadım ben."

Adamın, attığı her adımda ışığa göre farklı bir renge bürünen gözleri vardı. Bir an kahverengi, bir an yeşil, bazen gri. Kırkında yoktu. Ama o uğursuz gözlerdeki bakışta, çok görmüş geçirmişlik vardı. Umursamaz bir biçimde, "Bizim işler nasıldır, bilirsin," diye cevap verdi, Bassam'a elini uzatırken. "Dikkatli olmak şart."

Bassam, yüzük parmağından yoksun sağ elini uzattı. Tokalaştılar.

Tüccar, çalışma masasının önündeki deri koltuklardan birini gösterdi. "Oturmaz mısın?" Servis arabasına yöneldi. "Bir şey içer misin? Ben, içeceğim. Uzun bir gün oldu."

Bassam, sinirden kendinden geçmek üzereydi ve iyi bir viskiye hayır demezdi. Tüccarda kötü viski içecek göz de yoktu. "Zahmet olmazsa bir viski alabilirim."

Tüccar, servis arabasının alt katındaki boş viski bardaklarından birini, seçtiği şişeden iki parmak kadar doldurup Bassam'a uzattı, kendisine de bir bardak aldıktan sonra çalışma masasına geçip oturdu. "Ziyaretini neye borçluyum, Kumandan Al Salami?"

Bassam, bardaktan hızlıca bir yudum alıp, "Alışveriş," diye kısaca yanıtladı. Viski enfesti. Bassam'ın en son Cibuti'den bir sürü para bayılıp güç bela kaçak getirttiği viskiden bile daha pürüzsüz ve yumuşak bir tat bırakıyordu ağızda.

"Neye ihtiyacın var?" diye kayıtsızca sordu tüccar. "AK-47?*" (*AK-47, Kalaşnikov saldırı tüfeği.)

Aklı olan, AK-47 için bu kadar zahmete girmezdi. "Yemen'de daha fazla AK-47'ye ihtiyaç olduğunu sanmıyorum." Başta AK-47 olmak üzere, el altından ülkeye sokulan hafif silahlar, bölgeye yığılmıştı âdeta. Yemen, kendi üretmediği silahları çevre ülkelere ihraç eder olmuştu son zamanlarda. "Suudi Arabistan'ın kara, hava ve deniz ablukasına rağmen, İran, darbecilere yüksek infilaklı harp başlıklı insansız hava araçları, tanksavarlar, uçaksavarlar, uzun menzilli balistik füzeler sağlıyor. Onlara kafa tutabilmek için daha ağır silahlara ihtiyaç var. Ancak mevcut ambargolarla bu ihtiyacı karşılamak biraz zor." Bugün bu çileyi çektiyse ambargoları delebildiği söylenen bu adamı görmek içindi. Rivayetlere göre, tüccarın Rusya'dan Arap Yarımadası'na, oradan da Afrika'ya kadar uzanan sağlam bir lojistik ağı vardı, silahtan, insani yardıma kadar uzanan geniş bir de yelpazesi.

Usulca kafasını sallarken, "Öyle," diye onayladı tüccar. Bassam, sabrının son demlerindeydi. "Senin temin edebileceğini iddia ediyorlar."

"Senin de söylediğin gibi bu istediğin çok kolay değil, özellikle bu aralar."

"Olmaz mı diyorsun?"

"Olmaz diye bir şey yok," dedi tüccar, kendinden emin. "Ama her şeyin bir bedeli var."

Açgözlü tüccar, çok para isteyecekti belli ki. Ama denize düşen yılana sarılacaktı çaresiz. "Ne kadara patlar bana?"

Tüccar bir müddet sessiz kaldı. Kendince bir şeyler ölçüp biçti. Sonunda, "Sana istediğin ağır silahları temin ederim," dedi yavaşça. "Ve daha fazlasını." Artık iyiden iyiye zayıflamış güneş ışığının vurduğu, yeşil görünen gözlerinin içinde hiç de hayra alamet olmayan pırıltılar geziniyordu. "Bedelsiz." Bassam nefesini tuttu, adam içkisinden aheste bir yudum aldı. "Karşılığında ufak bir iyilik isteyeceğim ama. Aslına bakarsan gelecekte ikimiz için de oldukça kazançlı olabilecek bir istek bu."

Memnuniyet duymak şöyle dursun, Bassam'ın içine bir fenalık çöktü. İçinden bir his, ödeme yapmayı tercih edeceğini söylüyordu. "Neymiş o?"

"Abyan'ın kontrolünü ele geçirmeni istiyorum," dedi tüccar, oldukça önemsiz bir şey istiyormuş gibi.

Bassam nüfuzlu bir adamdı. Ama o kadar da uzun boylu değil. Abyan koca bir valilikti. Tüccar, ya fazla naifti ya da bir aptal. "Sen aklını mı kaçırdın? Neden böyle bir şey istiyorsun benden?"

"Abyan'ı operasyonlarım için kullanabilirim," dedi tüccar, sakince. "Umman üzerinden kara sevkiyatı yapmak her geçen gün zorlaşıyor. Hava ulaşımı bu aralar neredeyse imkânsız. Abyan'ın uzun bir kıyı şeridi var. Bölgede istikrar sağlanırsa Zinjibar, Aden'e alternatif olabilir. Deniz yolunun kendine göre tehlikeleri olsa da seçenekleri çeşitlendirmek lazım, öyle değil mi? Bütün yumurtaları aynı sepete koymak olmaz."

Olmazdı tabii ama ufak bir mesele vardı. "Abyan, kökten dincilerin kalesi!"

"Abyan'ı teröristlerin elinden kurtaran büyük komutan olursun fena mı?"

"Bahsettiğin teröristler her yerde beni arıyor. Başıma ödül koydular! Sense tutmuş, burunlarının dibine girmemi istiyorsun!"

Tüccarın bakışları, Bassam'ın olmayan kulak kepçesine kaydı. "Hakkında iyi şeyler duydum, Kumandan. Hayatta kalma becerine güvenim tam."

"Canımı ortaya koyacağıma, ihtiyacım olan silahları parasıyla alabilirim," diye fikir yürüttü Bassam.

"Alabilirsin tabii. Fakat ihtiyacın olanın birkaç katını, hiçbir bedel ödemeden almak kadar kârlı olmaz, sanıyorum," diye gözlemde bulundu tüccar. "Hem geleceğin ne göstereceği belli olmaz. Teröristler bir yanda, darbeciler diğer yanda. Topraklarının ilelebet güvencede olduğunu iddia edebilir misin?"

Edemezdi. Tüccar, onu zayıf yerinden vuruyordu: İstediği nitelikte bedava silah ve peşi sıra gelecek güç. Bassam, temkinli temkinli, "Ne kadar silahtan bahsediyoruz?" diye sordu.

"Abyan'ı almana yetecek kadar silahtan. Top, obüs, havan, mayın, omuzdan ateşlemeli roketatar, uzun menzilli tanksavar ve uçaksavar füze sistemleri, zırhlı araçlar, hatta tank ve helikopter. İlgili mühimmat. Özetle, gerekli gördüğün her şey."

Bassam'ın midesinde kelebekler uçuşmaya başladı. "Nasıl getireceksin ki o kadar ağır silahı?"

"Niyetin beni işsiz bırakmak mı?" diye gülerek sordu tüccar. "Bırak da onun için ben endişeleneyim."

"Peki ya istediğini aldıktan sonra? Ne olacak o silahlar?"

"Sen ne istiyorsan o olacak."

"Gerçekten bedava mı vereceksin?"

"Sonrasında alacaklarım için bunu bir avans olarak düşün."

Adamın kıyıda köşede boş boş oturan milyon dolarları vardı zahir. "Peki, nereden getireceksin silahları?"

"Rusya." Tüccar, Bassam'ın yüzünde beliren tereddüdü fark edince hemen ekleme gereği hissetti: "Gerekli eğitimleri almanızı sağlarım ihtiyaç durumunda."

80'lerde, Sovyetlere ait silahlar Güney Yemen'de kullanılmıştı ancak o silahların büyük bir kısmı, Suudi Arabistan öncülüğündeki koalisyon tarafından yok edilmişti. Son yıllarda Bassam'ın bölgesinde kullanılan silahlar, çoğunlukla Batı menşeli silahlardı, hafif silahlar dışında Rus silahlarıyla pek haşır neşirliği yoktu. "Peki ya Amerikan ya da Alman silahları istersem?"

"Benim için fark etmez," dedi tüccar, yine umursamazca. "Ama senin için fark edeceğini düşünüyorum. Özellikle Avrupa'da, silah üreticilerinin üzerindeki baskılar yoğunlaştı, denetimler de sıklaştı. Kime gidersen git, silahları Batı'dan temin etmek çok daha uzun zaman alacaktır ve büyük miktarlarda da olmayacaktır. Helikopteri ve tankları unut. Sana, içinde bulunduğun durumu çözmek için fazla bir yardımı dokunmayacağı gibi Abyan'ı da alamazsın. Ben de kıyı şeridimi alamam. Maliyet de artacağından, yaptığım teklif geçerliliğini yitirir."

İlk etapta bir uyum sorunu yaşanacağı kesindi fakat Bassam'ın biraz biraz aklı yatıyordu sanki tüccarın teklifine. "Tam bir kaos var orada," diye söylendi, daha çok kendi kendine. Abyan'daki köyler, kasabalar neredeyse saat başı el değiştiriyordu. "İstediğim çapta silahları bize ulaştırsan dahi en azından on bin adam lazım bana." Hâlihazırda, Bassam'ın elinde en iyi ihtimalle üç-dört bin kadar adam vardı.

"O konuda benim yapabileceğim bir şey yok. Artık tarafını seçmek zorundasın sanırım." Tüccar, kafasını yana yatırıp uğursuz gözleriyle içini okurmuş gibi bir müddet Bassam'ı izledi. "Bir fikir sadece..."

Bassam rahatsızlıkla yerinde kıpırdandı. Radikaller, seçenekler arasında dahi yer almıyordu. Kökten dinciler yüzünden daha büyük bir uzuv kaybetmek niyetinde değildi. Ayrılıkçılarla hükûmet taraftarları -darbecilere karşı savaşmış olsalar da- son zamanlarda ciddi görüş ayrılıkları yaşıyordu. Hükûmetin arkasında Suudi Arabistan, ayrılıkçıların arkasında Birleşik Arap Emirlikleri vardı. Geçici hükûmetin radikal Islah Partisi tarafından ele geçirilmiş olması, Bassam'ın canını çok sıkıyordu. Üstelik kulaktan kulağa aktarılanlara göre Suudi Arabistan bu süreçte fazlasıyla yıpranmıştı. Ama acele karar vermek de istemiyordu. Bir taraf seçecekse kazanacağı garanti olan tarafı seçmeliydi. "Teklifini düşünmem lazım, Demiralp."

Tüccarın sahte gülümsemesi o an yüzünü terk etti, bakışları karardı, odada kalan tüm ışığı yuttu âdeta. "Bu teklif bir kerelik bir teklif, Kumandan. Sen, Abyan'ı ele geçirmek için lobi faaliyetlerinde bulunup kabile savaşçıları toplayacaksın, ben de istediğin silahları vereceğim sana. Mevcut şartlar altında, herhangi bir devletin himayesinde dahi hayal edemeyeceğin bir şey bu. Şimdi kabul et ya da reddet. Sen bilirsin."

Bassam yutkunmamak için kendini zor tuttu. Rahat görünmeye çalışarak arkasına yaslandı. "Ya silahları alıp kafama eseni yaparsam?"

"Silahlar mucizevi bir biçimde yığınaklarında belirmeyecek. Takdir edersin ki taksit taksit gelecek. O arada, anlaşmamıza sadık kalıp kalmayacağından benim haberim olur, endişen olmasın."

Bassam ahir ömründe insan havsalasının alamayacağı boyutta vahşete tanıklık etmişti, hem kendi elinden hem de başkalarının. Ancak karşısında oturan Türk, cilalanmış medenî görüntüsünün altında, Bassam'ın o güne kadar muhatap olduğu katillerden de işkencecilerden de daha tehlikeli görünüyordu. Güldü içten içe. Şeytanla yaptığı anlaşmadan kazançlı çıkan olmuş muydu acaba? Bassam, gücün çekiciliğine kolayca kapılan bir adamdı. Yine karşı koyamayacak, deneyip öğrenecekti bu sorunun cevabını. "Merak ettiğim, kıyı şeridini neden bizzat ele geçirmediğin. Bana çok da ihtiyacın varmış gibi görünmüyor."

"Kimin nereyi ele geçirdiği, sadece ticari çıkarlarımı etkilediğinde beni ilgilendirir," derken buz gibi gülümsedi tüccar. "Ben, yalnızca bir kuryeyim. Ama işimi iyi yaparım, Kumandan Al Salami."


Baştan aşağı yenilenen bölümümüzü okudunuz <3

Oğuz, hikayenin ilk versiyonundaki halinden biraz farklılaştı. Büyüdü ve de gelişti diyebiliriz (pek çok anlamda!) Gereksiz ofansif çok şey vardı. Artık yok shjfhsjh

Bir de olayın aksiyon kısmı daha bir gerçek dünyadan.

Umarım siz de sevmişsinizdir bu değişiklikleri!

Instagram: sezen.aksin

Bạn đang đọc truyện trên: Truyen247.Pro