Chào các bạn! Vì nhiều lý do từ nay Truyen2U chính thức đổi tên là Truyen247.Pro. Mong các bạn tiếp tục ủng hộ truy cập tên miền mới này nhé! Mãi yêu... ♥

Birinci Kısım | İkinci Bölüm

1963

        Geçmişin gölgesinde yaşayanlar, geleceğe dair umutlarını yitiren insanlardır. Sonrası için atacağı adımlarda geçmişlerinden ders alabilenler ise geleceği planlayanlardır. Gelecek, onu planlayanların kaderlerine en güzel şekliyle yazılır. Aynur Yılmaz, evden kaçtığında henüz on üç yaşındaydı. Kışların çok çetin geçtiği, yazların ise katlanılamaz sıcaklıkta olduğu Diyarbakır'ın köylerinden birinde, sade bir hayat yaşıyordu. Çocuk aklıyla geceleri yattığı kerpiç evin duvarlarına bakarak kurduğu hayallerin hiçbirinin gerçekleşmeyeceğini o zamanlar bilmiyordu. İlkokul öğretmeni onun içindeki cevherin farkına varmıştı ama hayatını cehenneme çevirecek günlerin yaklaştığından herkes bihaberdi.

        Şeytan, karlı bir aralık gecesi geldi evlerine. Yanında kimse yoktu. Şeytanın bıyıkları soğuktan buz kesmişti. Biçimsiz kaşlarının altındaki gözleri, yorgun ve kötülük dolu bakıyordu. Böyle bir adamın evimizde ne işi var, diye düşünürken salondaki annesi, babası ve erkek kardeşlerinin yanına geçip çok sevdiği babasının dizinin dibine oturdu. Konuşulan konular genelde gelen şeytanın mal varlıkları üzerineydi. Şeytan, tüm bunları gururla anlatıyordu. Katran karası gözleri ara ara Aynur'a kayıyor, çirkin bakışlarıyla onu baştan aşağı süzüp gülümsüyordu. Aynur on üç yaşındaydı. Hayatının bir daha asla eskisi gibi masum olmayacağını anladığında, henüz ergenliğe girmişti. "Aynur, hepimize sade birer Türk kahvesi yap bakayım." diyen babasının ses tonundaki servet açlığını fark edememişti. Denileni yapmış, kahveleri aile bireylerine ve şeytana servis ettikten sonra aynı yere, babasının dizinin dibine oturmuştu. Tam bu sırada şeytanın ağzından dökülen, "Maşallah!"  sözcüğünü duyduktan sonra titremişti. Henüz kötülüğü tanıyacak yaşta değildi. Henüz hiçbir şeye hazırlıklı değildi. Okuyacak kitapları, çalışacak dersleri, her gün akşamüzeri otlatacağı hayvanları vardı. Hayalleri vardı. Şeytanın yeri yoktu onun hayatında, olamazdı. Babası, karşısında oturan adamın elini sıkarken Aynur, tamamen sessizliğe bürünen annesinin gözlerinden sessizce akan gözyaşlarını gördüğünde, annesine koşup sarılmak istedi. Ama yapamadı. Ona, her zaman saygılı olması, büyüklerinin yanında konuşmaması ve fikir belirtmemesi gibi şeyler öğretilmişti. Oysa düşündüklerini söyleyebilse, koşup annesine sarıldıktan sonra küçücük parmaklarıyla gözlerinden akan yaşları silebilse her şey daha güzel olurdu dünyada.

"Aynur, geç bakayım, kocanın yanına otur."

Kocanın... Aynur bu kelimeyi ilk duyduğu anda neye uğradığını şaşırdı. Önce babasına, sonra oturduğu koltukta yana doğru kayıp ona oturması için yer açan şeytana baktı. Ses çıkarmadan söyleneni yapıp oturdu. O daha çocuk olmayı bile beceremezken, nasıl birinin karısı olacaktı?

O gece yarısı fırtına şiddetini arttırıp, kerpiç evin duvarlarını döverken dışarıda yağan kar neredeyse yetişkin bir insanın dizlerine ulaşacak kadar birikmişti. Annesi onu uyandırdığında saat sabaha karşı 05.50'yi gösteriyordu. Ahşap kapıyı dikkatlice açan kadın, kızının baş ucuna gidip dizlerinin üzerine çöktü. Sonra birkaç dakika boyunca evladının başını okşadı ağlayarak. Annesinin hıçkırıklarına uyanan Aynur, uykulu gözlerle ona baktı. Sebebini biliyordu. "Üzülme anne..." diye fısıldadı gözlerinden birkaç damla yaş akarken. Dakikalarca birbirlerine sarıldılar. Kadın, kızının kokusunu içine çekti sanki bir daha onu görmeyecekmiş gibi. Dakikalarca, karlı bir aralık gecesinde kapılarına dayanan musibet şeytanın hayatlarını kökten değiştirmesinin yasını tuttular.

"Git Aynur, kurtar kendini."

Annesi şalvarının cebinden çıkardığı birkaç altın bileziği ve biraz nakit parayı kızının eline tutuşturdu. Aynur, fırtınalı bir gecede içinde korku, nefret ve hüzün dolu duygularla sabah saat 06.05'te evinden ayrıldı. Neredeyse boyuna gelen karı aşmaya çalışarak evden ayrıldığında yalnızca on üç yaşındaydı. Öğleye doğru Diyarbakır Şehirlerarası Otogarı'ndaydı. Çok sevdiği babası artık bir canavardı onun için. En sevdiğiyken, en büyük korkusuna dönüşüvermişti birden. Oysa Aynur onu örnek alır, bütün zorluklara karşı nasıl göğüs gerdiğini izler ve onunla gurur duyardı. Babası bir kırılma noktası yaşamış olsa bile, fakirlik onun belini bükmüş olsa bile böyle bir şeyi nasıl yapabilirdi? Dünyalar tatlısı kızını, nasıl bir şeytana mal karşılığında verebilirdi? Hiç mi sevmemişti kızını? Başını okşamaları, canım kızım diye sevmeleri yalandan mıydı? Elinde annesinin hazırladığı fermuarı bozuk sırt çantasındaki eşyalarıyla, gelen ilk otobüse bindi. Nereye gittiğinin önemi yoktu. Otobüsün muavini dâhil kimse kızın neden tek başına olduğunu merak etmedi. O zamanlar ne kadar çok soru, o kadar çok bela demekti. Evden ayrılışının ilk saatlerinde kendine her ne kadar güçlü olacağını tembihlese de karla kaplı Diyarbakır il çıkışını gösteren mavi beyaz tabelanın, hızla giden otobüsün camından kayıp gittiğini gördüğünde gözyaşlarına hâkim olamadı. Onu en çok anne özlemi yoracaktı.

En çok annesini özleyecek, en çok onun için ağlayacaktı. On altı saatlik uzun yolculuğun büyük bir kısmını yorgunluktan ve ağlamaktan bitkin düştüğü için uyuyarak geçirmişti. Harem Otogarı'nda otobüsten indikten sonra elinde çantasıyla bir süre bekledi. Bir planı ya da gidecek bir yeri yoktu. Otogarda otobüslerden inen insanları takip ederek Üsküdar dolmuşlarından birine bindi. Denizi ilk kez o zaman gördü. Ona göre İstanbul Boğazı inanılmaz büyük bir dereydi. Suyun bu kadar farklı oluşu, küçücük dolmuşun ve içindeki insanların ne kadar küçük olduğunu fark etmesini sağladı. Küçücük yaşında büyümeye zorlanan Aynur, özgürlüğünün ilk gününde gördüğü Kız Kulesi'nden çokça etkilenmiş ve insanın istediğinde neler yapabileceğini anlamıştı. Hayatta kalacaktı, yaşayacaktı. İnsanlar denizin ortasına kule inşa edebiliyorken o tek başına neden hayatta kalamasındı ki? Dolmuştan indi, hızlıca koşarak kuleyi rahatça görebildiği bir banka oturdu. Elindeki simidi kemirerek saatlerce kuleyi ve denizi izledi. Hayatını kurtaran polisle de aynı gece tanıştı. Mesleğe yeni atanan adam, küçük Aynur'u gece yarısı Kız Kulesi'nin karşısındaki bankta uyurken gördüğünde, onun sıradan bir sokak çocuğu olmadığını anlamış ve onu korkutmamaya özen göstererek yanına oturmuştu. O gece hava İstanbul'da neredeyse eksi derecelere kadar inmişti. Üzerinden çıkardığı ceketiyle kızın omuzlarını örttü polis. Aynur, genç adamın polis olduğunu anladığında, ona güvenebileceğini düşündü başta. Ama onu babasına gönderebileceğini düşünebilecek kadar da zeki bir kızdı. Genç polise anne babasının ve gidecek bir yerinin olmadığını söyledi. Polis sayesinde hayatının sonraki birkaç yılını çok rahat geçirebileceği çocuk yuvasına yerleştirildi.

Küçük Aynur'un bu koca şehrin nasıl bir pislik yuvası olduğunu öğrenmeden önce geleceğe dair umutla yaşayabileceği yalnızca birkaç yılı vardı.

*

Güven Dağlı ve İpek Deniz'in malikânesine giden yol, başından sonuna kadar araçlarla doluydu. Soğuğa ve sağanak yağmura aldırmayan onlarca muhabir, gazeteci, kameraman ve fotoğrafçı devasa malikânenin bahçesine doluşmuştu. Park edecek yer bulamayanlar, giriş kapısının iki yanındaki aslan heykellerinin yanına çekmişti araçlarını. Polis telsizlerinden kaçırılma olayını duyan muhabirler ilk olarak adresi öğrenmişlerdi. Kaçırılma olayının merkezindeki isimlerin İpek Deniz ve Güven Dağlı olduğunu öğrendiklerinde ise bu haber, aynı sektörde çalışanlar arasında çok kısa bir sürede yayılmıştı. Kısa ağaçlarla çevrili bulvara park eden canlı yayın arabaları yolu neredeyse kapatmıştı. Karanlık yol birdenbire turuncu- beyaz ışıklarla kaplanmıştı. Az ilerideki çam ağaçlarının ardındaki malikânenin bahçesindeyse polis araçlarının ışıkları vardı. Oradaki gazetecilerin bu yağmuru ve soğuğu umursamadan beklemelerinin nedeni, olayın haberini ilk yapan kişi olmak istemeleriydi. Açıklama gelmemesi ihtimaline karşın tüm büyük gazeteler, sabah baskısının manşetini hazırlamıştı bile.

Haber kanalları için aynı şey geçerli değildi. Böyle sansasyonel bir haber için her zaman son dakika anonsu geçilirdi. Haber spikeri saat gecenin kaçı olursa olsun sıcacık yatağından kalkar, apar topar hazırlanarak kanala gider, uykulu gözlerine hızlıca bir makyaj yapılır ve kameraların karşısına geçerdi. Söz konusu İpek Deniz olunca akan sular duracağından kanallar jet hızıyla harekete geçti. Olaydan bihaber yüz binlerce insan, sıcacık evlerindeki televizyonlarının başında sakin bir gece geçirirken ekrandaki son dakika anonsuyla pürdikkat kesilmişti. Haber dramatik bir müzikle başladı. Boşlukta yankılanan davul sesleri gibiydi bu ses; dan dan dan dan dan... Beyaz gömleğinin üzerine kırmızı ceket giyen kadın spiker, donuk bir ifadeyle prompterdan kayan yazıları okuduktan sonra kameraya bakmaya devam etti.

"Şimdi olay yerindeki arkadaşımız Kerem'e bağlanıyoruz. Evet, Kerem sendeyiz."

Elinde şemsiyesiyle kameranın karşısında duran muhabirin ardında basın ordusu ve malikâne gözüküyordu.

"İyi akşamlar, Banu. Şoke edici bir gelişmeyle karşınızdayız, sevgili izleyiciler. Banu'nun da aktardığı üzere İpek Deniz'in uzun süredir beraber yaşadığı sevgilisi Güven Dağlı'nın kız kardeşi Yağmur Dağlı, bu akşam saat yirmi iki civarında bahçesinde bulunduğumuz malikâneden kaçırıldı. Olay yeri ekipleri çiftin evinde araştırmalara başladı. Kaçırma olayını kimin ya da kimlerin, neden yaptığına dair çiftten henüz bir açıklama gelmedi. Aldığımız duyuma göre ekipler, fidye istenmesi ihtimalini değerlendiriyor. Herhangi bir gelişme olduğu an sizlere aktarmak için burada olacağız."

Yayın bittikten sonra televizyonlardaki akış normale döndü. Ülkedeki tüm kanalların çalışanları, bir haber gelme ihtimaline karşı nöbette olacaklardı artık.

Yapılan ilk haberlerin ardından, gelişmeler için bekleyen basın çalışanlarına malikânenin bahçesindeki etrafı camla çevrili kış bahçesi ayrıldı. Olay ne olursa olsun, kimse bu kadar kötü bir havada dışarıda kalmamalıydı. Olay yeri inceleme ekibi ve polis memurlarından oluşan kalabalık, evin içerisine dağılarak kaçırılma olayına dair ipuçları arıyorlardı.

Olay yeri incelemenin alt kattaki mutfakta bulunan buzdolabının önünde bulduğu not ve gül trajikomikti.

"Benim zamanım geliyor. O geliyor.

Şehirler şarkılarını söylüyor tanrıçam için.

Yağmur onu bana getiriyor.

Tanrı onu bana bağışlıyor.

Bu bir rüya değil.

Yaşam ağacı onu yeniden doğurduğunda,

Prenses dünyanın üzerindeki karanlığı kaldıracak.

Prenses sizi de beni de bu dünyadan kurtarıp

Kayın ağaçlarından çevrilen cennetine götürecek.

O gelecek.

Fedakârlığınız onun için verdiğiniz canlarla ölçülecek."

Polislerden birinin özenle yerden alıp şeffaf bir delil poşetinin içine koyduğu kâğıt parçasını dikkatlice inceleyen Güven, yatak odasındaki çalışma masasının üzerine yayılan diğer delil poşetlerine göz gezdirdi. Ofisine postalanan ve Yaşam Ağacı Katili'nin işlediği son cinayetinin yazıldığı gazete parçası ve mdf kaplamasının üzerine oyulan ağaç sembolü de aynı şekilde poşetlenmiş, delil olarak kayıtlara geçmişti. Evin diğer odaları gibi yatak odası da polis kaynıyordu. Güven gözlerini masadaki poşetlerden ayırmazken, olayı duyup hemen arkadaşının yardımına koşan polis arkadaşı Tekin Devir, bir telefon trafiğinin içindeydi. İpek, yatak odasındaki devasa yatağın bir köşesine çekilmiş, ellerini dizlerinin etrafına dolamış, her an ağlayacakmış gibi korku dolu gözlerle etrafa bakıyordu. Zaten açık olan yatak odasının kapısından içeriye Yeliz Duman girdiğinde odadaki herkes sessizliğe gömüldü. Yeliz Duman, teşkilatın en saygı duyulan kadın komiserlerinden biriydi. Oluşturduğu ekibe herkes imrenerek bakardı. Kimsenin çözemediği olayları o ve ekibi kısa sürede sonuçlandırırdı. Güven, Yeliz Duman'ın başarılarını daha önce defalarca kendi çalıştığı gazetede yapılan haberlerden okumuş ama onunla tanışma fırsatını hiç yakalayamamıştı. Kadın odaya adımını attığı gibi Güven ve İpek çiftine selam verip odada çalışanlardan detayları aldı. Ardından etrafına emirler yağdırmaya başladı. Yeliz Duman'ın emriyle fidye istenmesi ihtimaline karşı kaçırılan genç kızın odasına iletişim istasyonu kuruldu. Sağanak yağmurdan etkilenen ve çalışmayan güvenlik kameraları incelendi, evin içindeki ve etrafındaki tüm basın mensupları mülk bahçesinin dışına alındı. Yeliz Duman, en başında basının içeriye alınmasının büyük bir hata olduğunu ve böyle amatörce bir şeye nasıl izin verildiğini sordu öfkeyle memurlara. Durumu tamamen kendi kontrolüne alıyordu. Otorite, ne kadar profesyonel birinin elinde olursa yapılacak iş de o kadar temiz bir şekilde sonuca ulaştırılırdı. Yeliz Komiser odadan ayrılıp hızlıca mülkü incelemek için dışarı çıktı. Malikânenin etrafında attığı turda, genç kızın odasının camının hemen yanındaki sarmaşıklığı ve sarmaşıklıktaki çamur izlerini fark etmesi uzun sürmedi. Kızı kaçıranın tek kişi olduğuna hemen karar verdi. En azından eve giren tek kişiydi ve buna neredeyse emindi. Sarmaşıklığa arkasını döndüğünde gözlerinin önünde Beykoz Ormanları'nın devasa ve sık ağaçları duruyordu. İçeriye girmek için oldukça kolay bir yol, diye düşündü. Arama kurtarma çalışmalarına yardımcı olan köpekli polis ekiplerini beklemeden, kendi ekibini ormana yönlendirip eve döndü. Yatak odasına yeniden geldiğinde İpek hâlâ yatağın köşesinde suçlu bir çocuk gibi bekliyordu. Güven ve Tekin çalışma masasının önünde dikilmiş, delilleri incelemeye devam ediyordu.

"Neden Yağmur? Biri neden onu kaçırsın ki?"

İpek sessizliğini bozduğunda gözler bir saniyeliğine ona döndü. Güven, dünyalar güzeli sevgilisinin ne kadar savunmasız göründüğünü fark ettiğinde diyecek bir şey bulamadı. İpek, oldukça güçlü bir karaktere sahipti ve Güven onun ne kadar güçlü olduğunu biliyordu.

"Çünkü siz, göz önündeki şahsiyetlersiniz. Böyle bir olayın sizin başınıza gelmesi çok normal. Sizi seven, size tapan insanların dışında sizden nefret eden insanların olması da çok normal anlayacağınız. Canlandırdığınız bir karakter yüzünden, yazdığınız bir haber yüzünden insanların sizden nefret etmesi çok kolay. Bugünlerde insanların ne kadar basit şeyler yüzünden katil olduğunu, kolayca çözülebilecek küçücük dertler yüzünden ne kadar kolayca canlarına kıyabildiklerini siz de biliyorsunuz."

Güven, kadının ses tonundaki otoriter havaya ve empatinden yoksun, donuk bir ifadeyle İpek'e cevap vermesine sinirlendi. Ama bu siniri kısa sürede geçti. Olaya profesyonelce yaklaşarak ailenin acısına ortak olmamak belki de en doğru tercihti. Çünkü işin içerisine duygu durumu değişimleri ve psikoloji girerse olayın şeffaflığı bozulabilirdi. Yeliz Duman konuşmaya devam etti:

"Fidye için kaçırma olaylarıyla artık neredeyse hiç karşılaşmıyoruz. Ama her ihtimale karşı banka hesaplarınızdan nakit çekmek için hazır olun. Suçlu en kolay, para değiş tokuşu esnasında yakalanır."

Güven çalışma masasının başından kalkarak, sevgilisinin yanına gidip onu kollarının arasına sardı. Kardeşi için, Yağmur için ikisinin de güçlü olması gerekiyordu. Duygusal bir yıkım ilişkilerinin sonuna, üzerine titrediği kız kardeşinin canına mal olabilirdi.

"Ben..." diye söze girdi. Sesi çatallaşmıştı. Öksürerek boğazını temizledikten sonra konuşmaya devam etti korkusuz gazeteci: "Bu olayın parayla ilgisi olmadığını düşünüyorum."

"Evet, size katılıyorum. Ama siz de takdir edersiniz ki her ihtimali göz önünde bulundurarak olabilecek her senaryoya hazır bulunmalıyız. Sizin mesleğinizde de durum böyle değil midir?"

İpek, bir şey söylemek için ağzını açtı ama bundan hemen vazgeçti. Yeliz Duman'ın sesindeki alaycı ton, Güven'in de hoşuna gitmemişti.

"İpek de ben de işinizi her detayı düşünerek yapmanızı takdir ediyoruz. Ama biz polis değiliz. Ben bir gazeteciyim, o ise oyuncu. Biz de yaptığımız her işi detayıyla yapmaya özen gösteriyoruz. Ama bunu yaparken iş birliği yaptığımız insanlarla alay eder gibi konuşmuyoruz."

Yeliz Duman gülümsedi.

"Yeliz Komiser'in tavrı herkesi korkutur. Ama kendisinin mizacı budur. Lütfen ona güvenin."

"Teşekkür ederim, Tekin Bey."

Tekin Devir, başını sallayarak Yeliz Komiser'e baktı.

Güven, çalışma masasına doğru yönelip delil poşetlerini büyük bir ilgiyle inceleyen kadın komiserin kırklı yaşlarının ortalarında olduğunu düşündü. Yaşına göre oldukça dinç görünüyordu. Otoriter ve tok bir ses tonu vardı. Her konuda mükemmeliyetçi bir yapıya sahip olduğunu düşünerek ona koşulsuz güvenme kararını o an aldı. Ama onu önce test etmesi gerekiyordu.

"Hangi akademiden mezunsunuz?"

Komiser, gözlerini incelediği delillerden ayırmadan cevapladı.

"Arnavutköy'deki akademiden mezun oldum."

"Aslen buralı mısınız?"

"Hayır, soyağacım Makedonya'ya kadar uzanıyor."

"Ailenizde kadın bir komiser olması herkesin sizinle gurur duymasını sağlıyor olmalı."

Yeliz Duman yüzünü onlara dönmeden çalışma masasına oturdu ve cevap verdi.

"Aslında değil, bizde polis olmak çok normal. Bunun yerine gazeteci ya da film yıldızı olsam alkışlanabilirdim bile." Arkasına bakıp omzunun üstünden gülümsedi yatağın ucunda oturan Deniz ve Dağlı çiftine. Güven Dağlı'nın ne yapmaya çalıştığını daha sorduğu ilk sorudan anlamıştı. Bunun farkına vardığını anlayan Güven Dağlı da aynı şekilde gülümsedi.

"Babam polisti. Babamın babası da. Onun babası, hatta büyük büyük dedemin babası da. Daha geçmişe gidersek ülkeye Makedonya'dan göç eden ailemin ilk üyeleri daha Türk Polis Teşkilatı kurulmadan önce Zaptiye Nezareti memuruydu. Eğer baskı altında çalışıp çalışamadığıma dair testiniz bittiyse birkaç sorum olacak."

Yeliz Komiser cevap vermesi için Güven Dağlı'ya fırsat tanıdı ama Dağlı artık emindi. Kız kardeşini kurtarabilecek biri varsa o kişi Yeliz Duman'ın ta kendisiydi.

"Bunlar ofisinize bugün mü geldi? Kim verdi?"

Komiser, Güven'in ofisine gönderilen gazete kupürünü ve mdf'nin olduğu şeffaf poşeti ona doğru uzattı.

"Evet, bugün teslim aldım. Ne zaman geldiğini bilmiyorum. Postalarım haftalık birikir, sonrasında asistanlarım bana teslim eder. Siz sormadan söyleyeyim, zarfları teslim aldığım asistanımla iki yıldır birlikte çalışıyoruz. Staj süresi dolmasına rağmen düşük bir ücretle gazetede çalışmak için diretmiş, meslek aşkıyla yanıp tutuşan bir delikanlı."

"Zarf ofisinizde mi?"

"Evet, masamın üzerinde duruyor. Ancak üzerinde bir gönderici adresi yok ve benim ofisimin adresi zarfın üzerine daktilo ile yazılmış."

"Karşımızda akıllı biri var gibi görünüyor. Her ihtimale karşı bir memuru ofisinize yönlendirip zarfı aldıralım. Parmak izi incelemesi ve gerekli her şey için laboratuvara gönderilsin, Tekin."

Tekin, Yeliz Komiser'in dediğini yapmak için harekete geçti.

"Anlamadığım konu şu... Altmışlı yılların son aylarında ortaya çıkan ve yakalanıp hapse gönderilen seri katil olayı yıllar sonra neden yeniden ortaya çıkıyor?" diye merakla sordu Güven.

"O yıllarda Yaşam Ağacı Katili diye anılan Mustafa Çağan, yakalandıktan sonra hapse gönderiliyor ve kısa bir süre sonra da intihar ediyor. Yakalanıp hapishaneye gönderilmesi arasında geçen tüm sorgu ve mahkeme süreçlerinde tek bir kelime dahi etmiyor. Direnci kırılsın diye her şey deneniyor. Bunu söylediğim üçün üzgünüm ama şiddet de buna dâhil. Hapishane tuvaletinde intihar ettikten sonra geride olayla ve cinayetlerle ilgili yüzlerce soru işareti kalıyor. Katil ve seri katil psikolojisi birbirlerinden tamamen farklıdır."

İpek, konuşmanın gidişatından rahatsız olarak, sevgilisinin kollarından ayrılıp ayağa kalktı.

"Ben... Sürekli katil ve cinayetlerden konuşuyorsunuz. Sanki Yağmur'un başına da böyle bir şey gelecek gibi."

Yeliz Komiser, kadının neler hissettiğini anlayabiliyordu ama onunla empati yapamazdı.

"Evet, sizin başınıza gelen olayda da böyle bir ihtimal üzerinde durmalıyız. Bir taklitçi vakasıyla karşı karşıya olabiliriz. Fidye de bir ihtimal ancak Güven Bey'e cinayet haberi ve Yaşam Ağacı Katili'nin kullandığı sembolün gönderilmesini tesadüf olarak nitelendirirsek büyük bir hata işlemiş oluruz. Karşımızda bir sosyopat, bir cani olabilir. Kardeşinizin öldürülme ihtimali gerçekleşirse bu olay sizden bağımsız ulusal bir hâl alır. En kötüsünü düşünmek ve ona göre hareket etmek en doğru strateji olacaktır. Ekipler hâlihazırda bu böl..."

Güven böyle bir ihtimali kabul etmek istemedi. Ailesinden ona kalan tek kişi olan kız kardeşinin ölebilme ihtimalini düşündüğünde damarlarında dolaşan tüm kan çekildi. Parmakları karıncalanmaya, ayakları titremeye başladı. Yeliz Komiser'in sözünü bölerek ölüm konuşması yüzünden iyice gerilen sevgilisini yeniden kollarının arasına aldı.

"Bu ihtimali lütfen düşünmeyelim. Elinizden geleni yaptığınızı biliyorum ama..."

Yeliz Duman, bölünmeyi sevmezdi. Akademide yıllarca cinsiyetçi meslektaşlarının sözlü tacizlerine uğradıktan sonra şimdiki baskın karakterini kazanmıştı. Cinsiyetçi değildi. Karşısındakinin cinsel kimliği ne olursa olsun, üzerine konuşulan ve tartışılan konu ne olursa olsun önce saygı olmalıydı. Saygı duvarı olmazsa, iletişim verimli olmazdı. Kısa bir süre sonra taraflar konuya nesnel değil, öznel bakmaya başlardı. Sözünün kesilmesini umursamadan konuşmaya devam etti. Bu tavrı, Dağlı'nın dikkatinden kaçmadı.

"Ekipler, bu bölgeye girip çıkılabilecek tüm yollardaki kameraları mercek altına alıp saniyesi saniyesine incelemeye başladı bile. Temennimiz yirmi dört saat içerisinde kardeşinizi bulup güvenle evine geri getirmektir. Bahsettiğim süre dolduktan sonra kız kardeşinizi kaçıran şahıs ya da şahıslardan size ulaşan olmaz ve biz Yağmur'u hâlâ bulamamış olursak onu canlı aramayacağız. Bu kez aradığımız yalnızca Yağmur değil, katil de olacak. Kardeşinizle olan duygusal bağınızın objektif düşünme yeteneğinizi gölgelediğini biliyorum. Ancak araştırmacı gazeteci kimliğinizi ön plana çıkarıp söylediklerim arasındaki mantığı kavrarsanız, elimizden gelen imkânları fazlasıyla kullanacağımızın farkına varırsınız. Sizi tanıyorum Güven Bey, korkusuzca yaptığınız birçok haber teşkilatımız için oldukça yararlıydı. Hatta ulusal çapta ihracat yapan F firması hakkında yaptığınız haber teşkilatı harekete geçirmiş, milletimiz sayenizde oldukça büyük bir maddi zarardan kurtarılmıştır. Bugün bile akademide konu üzerine sizin yazılarınız, haberleriniz ve olayın detayları yeni memur adaylarımız tarafından incelenir, kıvrak zekânız tarafından yazılan her kelime takdir edilir. Beni, yapabileceklerimi ve polis teşkilatımızın imkânlarını göz ardı etmeyin. Sizden sakinliğinizi korumanızı ve düşünmenizi istiyorum. Takdir edersiniz ki bunları konuşmak zorundayız. Bu olay için evde bulunan yetkili polislerin birçoğu sizinle konuşup size çeşitli sorular soracaktır. Görevli memurların hepsi farklı konularda uzmandır. Hepsinin sorularına yanıt verin. Hiçbir detayı atlamadan sabah uyandıktan sonra karşılaştığınız her insanı hatırlamaya, rutin günleriniz dışında olağan dışı gerçekleşmiş herhangi bir detayı bile anımsamaya çalışın."

Güven, karşısındaki kadına hak vererek başını salladı. İş birliği için zaten hazırdı. Yeliz Duman, duygusal bağın objektif bakış açısını gölgelediği konusunda da haklıydı. Nasıl gölgelemesin ki? Söz konusu kardeşiydi.

"Evinize kimler girip çıkıyor? Kimlerde evin anahtarı var?"

Soruyu İpek yanıtladı:

"Gülten Hanım'da, bende, Yağmur'da ve Güven'de. Ayda bir de bahçe temizliği için gelen bir ekip var. Ancak bu ekip evin içerisine girmiyor. Gülten Hanım onları kapıda karşılar ve misafirhanenin yanındaki depoya yönlendirir."

"Her ihtimal göz önüne alınacak. Tekin Bey bakım için bahçeye gelen firmaya ulaşın ve buraya gelen çalışanlarla bireysel olarak görüşün."

Tekin Devir, bunu elindeki küçük defterine not alırken Yeliz Komiser ona döndü.

"Şimdi Tekin Bey, bunu şimdi yapmanızı istiyorum."

Tekin, endişeyle yatağın üzerinde oturan arkadaşlarına dahi bakmadan koşarak odadan ayrıldığında Güven ilk kez tamamen ön yargılarından kurtulmuştu. Karşısındaki kadına koşulsuz bir şekilde güveniyordu. Kadın odaya ilk girdiğinde, sırf kadın olduğu için bir şeyleri atlayacağına dair olan düşüncelerinden o an utandı.

"Gülten Hanım nerede?"

Yaşlı kadın bu sırada elindeki tepsiyle odaya girdi. Ağlamaktan şişen yaşlı gözleri kızarmıştı. Konuşmak için dudaklarını araladığında sesi hırıltıyla çıktı.

"Suya ihtiyacınız olacağını düşündüm."

Komiser, kadının ona doğru uzattığı tepsiden aldığı büyük bardak suyu tek nefeste içerken onun elindeki tepsiyle odadaki insanlara su dağıtışını dikkatlice inceledi. Önünde durduğu çalışma masasının sandalyesini alıp kadına doğru uzattı.

"Gülten Hanım, buyurun, oturun. Oldukça yorgun görünüyorsunuz."

Yaşlı kadın önce kendisine uzatılan sandalyeye, sonra da Yeliz Komiser'in yüzüne baktı.

"Ben bir arkadaşı görevlendireceğim. Lütfen siz dinlenin."

Güven Dağlı, Yeliz Komiser'in ne yapacağını anladığında önce Gülten Hanım'a baktı. Yaşlı kadının rengi atmıştı. Zaten yorgun görünen bedeni her an yıkılacakmış gibi duruyordu.

"Yeliz Hanım, bizim Gülten Hanım'a güvenimiz tam. Kendisi yıllardır bizimle beraber. Bizim yalnızca çalışanımız değil. Aynı zamanda ailemizin bir üyesi."

"Anlıyorum. Niyetim kendisini sorgulamak değil, Güven Bey. Yalnızca birkaç soru."

"Olay olduğunda neredeydiniz?"

"Ne yapıyordunuz?"

"Gün içerisinde hangi saatler arasında malikânenin ana binasında bulunuyorsunuz?"

"Yağmur'u en son ne zaman gördünüz?"

Yaşlı kadın, ona sorulan her soruya özenle cevap verdi. Cevap verirken çok sevdiği ve kızım diye seslendiği Yağmur için aktı gözyaşları. Hiç evlenmemişti. O kimseyi sevememiş, onu da kimse sevmemişti. Kendi hâlinde biri olarak yaşlanmıştı. Kimseye bir zararı olmadan... Güven, Gülten Hanım ile tanıştığında anne ve babası yeni vefat etmişti. Kız kardeşini yanına aldıktan sonra boğaz manzaralı dairesine bir temizlikçi firması arayışına girmişti. Firmanın ona yönlendirdiği Gülten Hanım, İpek ile beraber yaşamaya başlayana kadar geçen sürede her gün onun yirmi yedinci kattaki dairesine gelmiş, evlerini temizlemiş ve onlar için yemekler yapmıştı. Zamanla bu gidip gelmeler ergen bir kız olan Yağmur'un, Gülten Hanım'ı annesinin yerine koymasıyla sonuçlanmıştı. Güven, bundan hiç şikâyetçi olmadı. Etraflarında ondan yaşça büyük ve temel ihtiyaçları için onlara yardımcı olan birinin olması güzel hissettiriyordu. Hem kardeşinin acısı hafifliyor hem de Yağmur'la ilgilenen biri olduğundan kendi yasını tutabiliyordu. İpek'in milyonluk dizisi onlara Beykoz'daki villaların kapılarını araladığında Dağlı, Gülten Hanım'ı unutmadı. Eski malikânenin bahçesindeki misafirhaneyi onun için yeniletti. Ailesinden geride kimse kalmayan ve Dağlı ile aynı kaderi paylaşan Gülten Hanım'ı Kartal'da bir apartmanın zemin katındaki yaşamından kurtarıp hem ona rahat bir hayat sürme fırsatı verdi hem de onu ailesine dâhil etti. Güven, ona bu teklifi sunduğunda mahcup hissetmişti yaşlı kadın. Kendi evlatlarıymış gibi sevdiği bu iki insan için çalışmaya devam etmek kendisi için de alabileceği en güzel kararlardan biriydi. Güven ona hiçbir zaman bir çalışan gibi davranmamıştı. Evlerine temizlik için gittiğinde diğer zenginlerin yaptığı gibi onu aşağıda görmemişti. Hatta daha apartman dairesinde yaşarken bile işten ayrılıp evine dönmeden önce Dağlı beraber yemek yemeleri için ona ısrar eder, her gün kadının evine güvenle ulaşabilmesi için ona verdiği ücret dışında bir de taksi ayarlardı.

Gülten Hanım, titrek ellerinde tuttuğu şemsiyesiyle yağmurun altında dikkatlice yürüyerek kaldığı misafirhaneye giderken aklında Yağmur vardı. Genç kızı her hatırlayışında, yorgun gözleri ağlamak için hazırlıyordu kendini. Misafirhanenin kapısını açıp içeriye girdi ve bir bardak su aldı mutfağından. Birkaç nefesle suyu içtikten sonra bardağı mutfak tezgâhına koyup yorgun adımlarla odasına yöneldi.

Fırtına, o saate kadar şiddetini hiç düşürmedi. Yağmur yağmaya devam etti. Dondurucu soğuk, sabah saatlerinde vuracaktı İstanbul'u. Herkes uykuya daldığında yağmur dinecek ve don gelecekti. Onu mevsimin ilk kar yağışı takip edecekti. Herkes, bembeyaz örtüyle kaplanmış İstanbul'da bir yerlerde elleri kolları bağlı, korkudan titreyen genç bir kız olduğunu bilmeden uyanacaktı yeni güne. Yaşlı kadın, başına kadar çektiği yorganın altında uykuya dalmadan önce Yağmur için son kez dua edip Tanrı'ya yalvardı. Yeliz Komiser'i ve ona sorduğu soruları düşündü. Tüm sorulara içtenlikle cevap vermişti. Ancak korkudan söyleyemediği başka bir şey vardı.

Bạn đang đọc truyện trên: Truyen247.Pro