bir
İstanbul'un kenara atılmış, ücra bir mahallesinde gerçekten kötü denilebilecek bir sabahtı. Güneşin doğuşundan sonra, pek de uyuyamadan kalkmıştı kızlarımız.
Yaren, bütün gece ders çalışmıştı. Masasında, sandalyede oturarak belki bir iki saat uyumuştu. Dolunay gece mesaisindeydi, sabaha karşı gelmişti ve birkaç saat uyuyabilmişti. Artemis ise çocuklara bakıp, sarhoş kocası Berat'ın aramalarını reddetmekten bir saniye bile uyuyamamıştı.
"Çok uykum var, ölüyorum.." diye mırıldanmıştı Artemis, gözleri olduğu yerde bile kapanıyordu. Ama köşe başındaki fırında zorlukla bir işe girmişti, buradan da kovulamazdı.
"Bugün çocuklar bende.." demişti Dolunay esnerken, bir tarafına Atlas'ı bir tarafına da Yazgı'yı almıştı.
"Ben bugün okula gideceğim ilk, sonra da kafeye.. Birkaç saat çalışırım en azından, gerçi bu uykusuzluk ve sakarlıkla her şeyi kırıyorum, elime onlar kesilince para kalmıyor." demişti Yaren oflarken, gerçekten kötü durumdalardı.
Ve dün gece, Atlas son kalan yumurtaları kırmıştı.
"Bugünkü kahvaltımız kuru ekmek sanırım.." demişti Dolunay gülerek, izahı olmayan şeylerin mizahı olurdu.
Çay doldurmaya çalışan Artemis gülmüştü.
"Beben hepsini kırdı, ne yapalım.. Rahat mı duruyor.." demişti Artemis, Atlas ise anlamış gibi yüzünü buruşturup ekmeğe elini uzatmıştı.. Dolunay ise minik minik kopartıp Atlas'ın ağzına uzatıyordu.
"Mamaları bitti bu çocukların, ne yapacağız.." demişti Dolunay, hem Atlas hem Yazgı.. İki farklı mama ve süt alınıyordu, ve ceplerinde ekmek alacak paraları yoktu.
"Bu akşama kadar idare etmez mi?" diye sormuştu Yaren. "Kafeden isterim, belki haftalığımı erken verirler, gelirken alırım ben.."
"Yapacağız bir şeyler mecburen.." demişti Artemis. "Fırın sahibi Mehmet amca, kalanları da eve götürürsün dedi dün, sürekli ekmek artıyormuş.."
"Şofbeni ne zaman yaptıracağız, çamaşır makinesi de dökülüyor.." demişti Yaren, haftalardır ne doğru düzgün duş alabiliyorlar, ne de bozulan makine yüzünden temiz kıyafetler giyebiliyorlardı.
"Maaşlarımızı bir alalım da, ona göre bir şeyler yapacağız.. İkinci el satan Mahmut abiye sorarız, en kötü ondan alırız bir tane.." demişti Dolunay da, çayından bir yudum içmişti.
"Pisi pisi.." demişti o anda Yazgı da, ayağa kalkmıştı.. Evde canı çok sıkılıyordu, bu yüzden sürekli gecekondunun bahçesindeki kedilerle oynuyordu..
"Yine kaçtı kedi peşine.." demişti Artemis gülerek, belki imkanları çok kısıtlıydı ama, yine de mutlu olmaya çalışıyorlardı..
"Hadi çıkalım artık Yaren.." demişti Artemis, o köşe başına kadar gidecekti ama Yaren üst sokaktaki otobüs durağında belki saatlerce otobüs bekleyecekti..
"Geldim geldim!" demişti çayını bitirirken, sonra hemen üzerine ince bir hırka almıştı, sırt çantasını da kaptığı gibi Artemis'in peşinden koşmuştu..
Kapı önünde ayakkabılarını giydikleri gibi, kendilerini evden atmışlardı.. Yavaş yavaş yürüyorlardı, mahallenin kahvesinin önüne geldiklerinde Artemis, Yaren'in de kolunu tuttuğu gibi hızlıca yürümeye başlamıştı.
Ama, kocası Berat onu çoktan görmüştü.
"Vay, vay! Artemis hanım, siz buralara gelir miydiniz?" diyerek alaycı bir giriş yapmıştı, üzerindeki parlak gri eşofmanları görünce Artemis yüzünü buruşturmuştu.
"Hangi pazardan aldın bu paçavrayı, söyle de yanlışlıkla yolumuz düşmesin.." demişti Artemis de inadına.
"Neyi var ama eşofmanlarımın, kalbimi kırıyorsun.." demişti Artemis'in yanağından makas alırken, Artemis ise onun eline vurmuştu,
Aslında, Berat ile severek evlenmişti. Ailesi izin vermese de dinlememiş, bu ipsiz sapsız, bütün gün kahvede oturan, işsiz adamla evlenmişti.
"Kız, üç beş kuruş ateşle de, bir kupon yapalım.. Seni de Yazgı'yı da yaşatırım tutarsa, yemin ediyorum!"
"Lan şerefsiz!" diye bağırmıştı Artemis o anda, "Sana verdiğim kaçıncı para bu artık! Ben çocuğa mama, bez alacak para bulamıyorum! Ayırdığım parayı çalıp at yarışı oynadın! Daha hangi yüzle istiyorsun!" demişti çantasını ona doğru savurarak.
Kahvede oturan bütün adamların gözleri onlara dönmüştü, Berat o anda geri çekilmişti.
"Ne değerli paran varmış! Geri vereceğiz dedik ya, yemedik!" demişti, ama çoktan o parayı da kuponda kaybetmiş, beş kuruşsuz kalmıştı.
"Siktir git! Bir daha benden para isteme, yemin ediyorum kendi ellerimle boğarım seni! Allah'ın belası pislik!" diye bağırmıştı Artemis, Yaren de onu kolundan tutup götürmeye çalışıyordu. Tam rezil olmuşlardı yine, Berat yüzünden.
Köşe başındaki fırının önüne gelene kadar söylenmişti Artemis, Yaren ise onu sakinleştirmek için elinden geleni yapmıştı, sonrasında ise otobüs durağına gitmek için yoluna devam etmişti. Sessiz sessiz yürüyordu, etrafına bakınıyordu.
"Yaren!" diye seslenmişti birisi arkasından, dönüp baktığında Arda'yı görmüştü. Yüzüne bir gülümseme yerleşmişti. Arda ona yetişmek için koşmaya başlamıştı, Yaren de durup onu beklemişti.
"Okula mı gidiyorsun?" diye sormuştu Arda, nefes nefeseyken.
"Evet, ve sanırım.. Sen de." diyerek gülümsemişti Yaren de, birlikte yavaş yavaş yürümeye başlamışlardı.
İkisi de, gerçekten iyi bir üniversitede burslu okuyorlardı. Tabii, Arda'ların durumu yine bir tık daha iyiydi.
"Sana yetiştiğime sevindim, tek başıma gitmek gerçekten sıkıcı oluyor." demişti Arda, Yaren de kafa sallayarak onaylamıştı onu.
Genelde tek başına gelip giderdi, bazen bu şekilde Arda ona yetişirdi, ya da durakta karşılaşırlardı.
"Proje ödevini nasıl yapacaksın, yani.. Başladın mı yapmaya?" diye sormuştu Arda tekrardan, cesaretini toparlayabilirse, belki de birlikte yapmayı teklif edecekti.
"Hayır, yani daha planlama aşamasındayım. Gerçekten zor ve uzun soluklu bir ödev, sınav yerine geçiyor. Peki ya sen?"
"Daha planlama bile yapamadım, anlamıyorum bu dersi. Kalırsam okulum bir sene daha uzayacak, hiç istemiyorum."
"İstersen, sana yardım edebilirim.. Yani, biliyorsun.. Sınavlarım gayet yüksek bu ders için." demişti Yaren, heyecanlanmıştı da.
"Aslında, gayet iyi olur. Sen yardımcı olursan, kesinlikle geçerim." demişti o anda, ikisi konuşarak yürümeye devam ederken, mahallenin camisinde yine bir hareketlilik vardı.
Mahallenin abisi Eren, yine ellerinde torbalarla camiye doğru ilerliyordu. Belli ki yine birine yardım etme derdine düşmüştü.
"Tarık, burada mısın?" diye seslenmişti içeriye, Tarık o sırada camiye gelen birkaç çocuğa gofret dağıtıyordu.
"Buradayım kardeşim, gel.. Yine yüklenmişsin torbaları. Kime yardım ediyoruz?" demişti çocukların başlarını teker teker sevip onları yolcularken.
Eren de torbaları yere bırakmıştı.
"Mahallenin aşağısındaki pembe duvarlı ev var ya, abi.. Kızlar var, çocuklar.. Belli ayın sonunu değil, haftanın sonunu bile getiremiyorlar.. İki çocuk var, ne yer ne içerler belli değil.. Diyorum, bunları kolilesek, camiye yardım amaçlı bırakıldı desen, götürsen.. Olmaz mı?" diye sormuştu Eren.
Tarık ise onun bu güzel kalbi karşısında tebessüm etmeden edememişti, kızların gururu, onuru kırılmasın diye Eren bir kılıf bulmuştu bile.
"Allah gizli yapılan yardımı sever, kardeşim benim.. Ben bunları akşam olmadan koliler, bırakırım evlerine. Senin için de gönlün de ferah olsun.." demişti, dediği gibi de yapmıştı.
Birkaç saat sonra, Eren'in getirdiği torbalardaki yiyecekleri, çocuk mamalarını, bezlerini, kolilere koymuştu. Yüklendiği gibi de mahallenin altındaki pembe duvarlı eve yürümeye başlamıştı.
Dolunay ise o sırada, çocuklarla uğraşıyordu. Atlas oyuncağının tekeri kırıldı diye içi çıkana kadar ağlıyor, Yazgı da hava kararmasına rağmen içeriye girmek istemiyordu kedileri bırakıp. Dolunay artık kafayı yiyecekti.
"Hadi Yazgım, geç oldu teyzem.. Bırak da kediler uyusun.." demişti Yazgı'yı da kucağına almaya çalışırken.
O sırada, Tarık elinde kolilerle bahçeye girmişti. Gözleri, kucağında iki çocuk olan Dolunay'ı bulmuştu. Birkaç saniye baksa da hemen bakışlarını geri çekmişti, kendini sıkmıştı.
"Selamın aleyküm kardeşim, hayırlı akşamlar.." diye seslenmişti Tarık, biraz yürüdükten sonra kolileri de kapının önüne bırakmıştı.
Dolunay onu görünce şaşırmıştı, elbette ki onu tanıyordu. Mahalledeki caminin imamıydı, onun okuduğu ezanları elbette ki duyuyor, biliyordu.
"İyi akşamlar, Tarık abi.. Bunlar ne?" demişti o anda, bakışları kolilere gitmişti..
"Birkaç hayırsever kardeşimiz uğradı, dağıtmamız için koliler bıraktılar.. Size de getireyim dedim.." demişti Tarık geri çekilirken, Dolunay'ın gözleri parıldamıştı. Gerçekten buna ihtiyaçları vardı ve hızır gibi yetişmişlerdi.
"Allah razı olsun bırakanlardan, teşekkür ederiz.. Vaktiniz varsa, çay yapmıştım.. Bir bardak dökeyim.." demişti Dolunay.
"Yok bacım, camiden beklerler.. Ben geri döneyim, hayırlı akşamlar.." demişti Tarık, mesafeyi koruması gerekiyordu. Kadın, onun helali değildi sonuçta, olmadan baş başa bir evde vakit geçiremezlerdi. Çay bile içilecek olsa, olmazdı..
Dolunay onun arkasından bakarken, o çoktan gözden kaybolmuştu..
•
Bạn đang đọc truyện trên: Truyen247.Pro